1 Mayıs Alanı (Taksim) İşçi Sınıfının Anavatanıdır! Mutlaka fethedilecektir!

 

DİSK 1 Mayıs kutlamalarında tarihsel bir hakka sahiptir. İlk kitlesel 1 Mayıs (1976 1 Mayısı) DİSK’in önderliğinde kutlanmıştır. Kontrgerilla’nın saldırısıyla 34 şehit verdiğimiz 1977 1 Mayısı yine en başta DİSK’in eseridir. Yani Türkiye’de 1 Mayıs denince akla DİSK; DİSK denince akla 1 Mayıs gelir. DİSK böylesine önemli bir tarihsel onura ve geleneğe sahiptir. Gelgelelim 2015 1 Mayısı’nda DİSK yöneticileri bu onurlu, şanlı tarihsel geleneği reddetmek için ellerinden geleni yapmışlardır.

Hatta bir toplantıda DİSK Genel Sekreteri Arzu Çerkezoğlu, bu yıl 1 Mayıs’ın Ankara’da kutlanmasını teklif ettiğini itiraf etmiştir. Yani DİSK Genel Yönetimi de tıpkı Tayyipgiller gibi 1 Mayıs’lardan korkar olmuşlardır.

DİSK Merkez yöneticilerinin 1 Mayıs’ta Taksim’e DİSK Genel Merkezi’nden yürümeye yürekleri yetmemiş; DİSK Genel Merkezi’nin kapısına 1 Mayıs günü kilit vurmaya kalkışmışlardır. Bu yüreksizliklerini gözlerden kaçırmak için de DİSK binasının çürük olduğunu, yıkılabileceğini, güçlendirme yapılması gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Sanki bütün bunlar 1 Mayıs günü akıllarına gelmiş gibi… Hani hatırlanacaktır Tayyipgiller de 2013 1 Mayısı öncesi Taksim Meydanı’ndaki inşaat nedeniyle güvenli olmadığını öne sürmüşlerdi. Bildiğimiz gibi Tayyipgiller tarafından Taksim Gezi Parkı’na AVM yapma amacıyla yürütülen sözüm ona alt geçit inşaatıydı bu. Ne kadar benzer gerekçeler değil mi?..

Neyse ki DİSK Cephesinde Nakliyat-İş var. Devrimci Sendikacılığın bayrağını hep yükseklerde tutmuş; yılmaz bir kararlılıkla İşgal, Grev, Direnişler örgütlemiş, şartlara şurtlara bakmadan İşçi Sınıfımıza sonsuz güvençle destanlar yazmıştır. Aynı anlayışla 1 Mayıs 2015’te DİSK’in geleneğine sahip çıkmış, onurunu kurtarmıştır. Sarılar Beşiktaş’a kaçarken Nakliyat-İş; “Ya anahtarı bize verirsiniz ya da kapıyı kırarak girer yerleşiriz. Biz her şartta DİSK Genel Merkezi’nden yürüyeceğiz.” kararlığını göstermiş ve bu kararlı tutum karşısında DİSK yönetimi DİSK Genel Merkezi’nin anahtarını Nakliyat-İş yöneticilerine vermek zorunda kalmıştır. Böylece, zayıflamış olsa da DİSK’in ve 1 Mayıs’ın Geleneği-Devrimci niteliği Nakliyat-İş tarafından yaşatılmış, DİSK Genel Merkezi’nden yani Şişli’den de İşçi Sınıfı geleneksel yürüyüşünü bu yıl da gerçekleştirmiştir. Nakliyat-İş’in yanında HKP de yerini almış, bayrağı yükseklerde tutmuştur. Yani DİSK’in geleneğini Gerçek Devrimciler, Proletarya Devrimcileri yaşatmıştır.

Sarıların hali bu iken sapsarılar ne yaptı?

Hak-İş Konya’da, Türk-İş Zonguldak’ta sözde 1 Mayıs’ı kutladılar. Onların her zamanki görevleri zaten en devrimci sınıf olan İşçi Sınıfımızın gözüne kül serpmek; ondaki devrimci potansiyelin üzerini örtmek, devrimci bir eyleme dönüşmesinin önüne geçmektir. Yani yine görevlerini yaptılar. Türk-İş CIA’nın kurduğu bir örgüt olarak Parababalarına ve AB-D Emperyalizmine hizmetini sürdürdü. Hak-İş ise “Yeşil Kuşak Projesi”nin bir eseri olarak yine CIA’ca kurulmuştur. O da efendilerine hizmetini yerine getirmiştir. Fakat bu kadar gericiliğin bile bir ilerici ucu vardır diyalektik olarak. O da şudur: En su geçirmez biçimde tahkim ettikleri gericiliklerinde bir gedik açmak zorunda kalmışlardır. Uyutmak için kanteri döktükleri işçi tabanlarının 1 Mayıs’tan haberdar olmalarına ve bu konu üzerinde ister istemez düşünmelerine neden oldular. Geçelim.

Tırnak içindeki “Kürt Solu” ve onun kuyruğuna kayıtsız şartsız takılmış olan yine tırnak içindeki “Türk Solu”nun önemlice bir kesimi ise somut olarak HDP biçimine bürünmüştür. Bu güruhun da AKP’yle çözüm masaları kurmak ve böylece Kürt Sorunu’na emperyalist çözüm oluşturmaktan başka bir ufukları kalmamıştır. Onlar için İşçi Sınıfı Davası, 1 Mayıs mücadelesi gereksiz bir enerji harcama, anlamsız bir mücadeledir. O yüzden de çok cılız, yok denecek nicelikte bir katılım gösterdiler. Zaten Tertip Komitesi’nin dört bileşeni olan konfederasyonların bu denli geri pozisyona gelmelerinde de bu örgütler içindeki HDP etkinliğinin büyük rolü olmuştur.

Bir de hükümetin tayin ettiği ve icazet verdiği Bakırköy Cumhuriyet Meydanı’nda ise Yeni Sahte VP’nin-PDA’nın-İP’in CIA Sosyalizmi kimliğine uygun “kutlama”sı vardı. İşçi Sınıfı davasında CIA Sosyalizminin nerelere kadar ihanete gömüleceğini bir kez daha ispatlamış oldular. AKP’nin kuyruğundaki serüvenlerinde bir etabı daha geçtiler. Onlardan bunun ötesinde söz etmek gerekmiyor.

Birleşik Kamu-İş’in icazetli bir biçimde sembolik olarak Taksim Anıtı’na çelenk koyması da bir ayrı teslimiyetti, sınıf körlüğüydü.

Yeni Sahte TKP ya da onun yeni bölüneni KP’nin ne zikzaklar çizdiğini aşağıda “Yorumsuz” başlığıyla verdik. Fakat az sayıda KP üyesinin yaratıcı bir eylemle Taksim Anıtı’na çıkmasını da takdirle karşılamak gerekir. Elbette başarılı bir eylemdir. Fakat geçmiş yıllarda 1 Mayıs’ın Taksim’de-1 Mayıs Alanı’nda kutlanması konusunda mücadele kaçkını tutumlarını unutturmak amacıyla yapılmış bir eylemdir. Bir saman alevidir. Görüntüyü ya da günü kurtarmayı sağlayabilir. İşte o kadar…

 

Halkın Kurtuluş Partisi her iki mücadele alanında yerini aldı

1 Mayıs Mücadelesinin iki cephesinde de yine sayılarının azlığına, düşmanın çokluğuna bakmadan yer alan ve yılmadan mücadele eden Hikmet Kıvılcımlı Usta’nın öğrencileri, Proletarya Devrimcileri, hem Şişli’de DİSK Genel Merkezi’nin önünde hem de Beşiktaş Meydanı’nda en ön saftaydılar.

İlk dakikadan son dakikaya kadar en kararlı biçimde en ön safta mücadele ettiler. Suya, gaza aldırış etmeden, bayraklarını hep en yüksekte tutarak direndiler, savaştılar. Plastik mermilere, biber gazı kapsüllerine hedef olup yaralandılar Bir yoldaşımız tam 7 plastik mermiyle, bir yoldaşımız da biber gazı bombası kapsülüyle yaralandı. Üç yoldaşımız gözaltına alındı.

Yukarıda da söz ettiğimiz gibi, Devrimci Sendikacılığın yüz akı Nakliyat-İş, DİSK’in aldığı karara itiraz ederek Şişli’de yer alacağını beyan etmiş, bu kararlı tutumuyla DİSK Genel Merkezi’nin anahtarlarını bir gün önceden eline almış ve 1 Mayıs günü DİSK Genel Merkezi’nin önünden Taksim’e doğru yürüyüşe geçmiş, ancak polis barikatıyla durdurulmuştur. Nakliyat-İş yöneticileri ve üyeleri saatler boyunca Taksim’e yürüme ısrarını sürdürmüş, ancak Beşiktaş’taki eylem sona erdikten sonra bir Basın Açıklamasıyla 1 Mayıs’ı kutlamıştır. Basın açıklamasında iktidarın antidemokratik, yasakçı, vurguncu, İşçi düşmanı olduğu teşhir edilmiş ve Taksim yönüne karanfiller bırakılarak, şehitlerimiz anılmıştır. Ve sloganlar eşliğinde eylem sonuçlandırılmıştır.

Nakliyat-İş bu kararlı, militan tutumuyla hem DİSK’in kapısına kilit vurulmasını hem DİSK’in tarihine-geleneğine kara çalınmasını engellemiş, önüne geçmiştir. Hem de dosta da düşmana da İşçi Sınıfının devrimci önderlikle buluştuğunda nasıl yılmaz bir savaşçı, mücadeleci güç olduğunu göstermiştir.

Halkın Kurtuluş Partisi de bayraklarıyla Şişli’de yerini almış, İşçi Sınıfımızla omuz omuza sonuna kadar mücadelesini sürdürmüştür.

Sözün özü: Proletarya Devrimcileri Anavatanımız olan Taksim’e, 1 Mayıs Alanı’na çıkmak için sonuna kadar mücadele etmişler, bu haklı mücadelemizi, bugün değilse yarın zafere ulaştıracaklarını dosta da düşmana da göstermişlerdir. Zafer eninde sonunda İşçi Sınıfının olacaktır.

Halkız, Haklıyız, Kazanacağız…  

 

Yorumsuz

 

Türkiye Komünist Partisi

Siyasi Büro

10.10.2009 (Kendi sitelerinde tarih 10.10.2010’dur. Fakat 2009 1 Mayıs’ı değerlendirilip 2010 1 Mayısı’na çağrı yapıldığı için tarih 10.10.2009 olmalıdır. – Kurtuluş Yolu)

  1. TKP, kitlesellikten ve merkezi karakterden uzaklaşmış bir Taksim kutlamasının işçi sınıfının kazanç hanesine fazla bir şey yazmayacağı düşüncesindedir. Nitekim geçmişte 1 Mayıs’larda küçük ölçekli kutlamalar devletin müdahalesine karşın yapılmış, Taksim’e çıkılmıştır. Hemen her 1 Mayıs’ta Taksim alanında gösteri yapan devrimciler olmuştur. 1996’da TKP 2 bin kişiyle Taksim’de kutlama yapmıştı. 2007’de birkaç bin kişi Taksim’de toplanmayı başarmıştı. Dolayısıyla 2009’da bunun çok ötesine geçen ve işçi sınıfını gerçekten temsil eden bir güçle Taksim’e yönelmek gerekirdi ve bunun için koşullar uygundu. TKP kitlesel bir gösteri yerine, protokoler bir kutlamanın olumsuzluklarına işaret etmiş, bütün dost güçlere yeniden bir çağrı yapmıştır. Kitlesel bir kutlamanın zorlanması için kendi adına bazı önlemler de alan TKP, Şişli’de toplanmak ve sendikal rekabetin ürünü olarak Avrupa yakasında ayrı bir miting başvurusunun önünü kesmek için Çağlayan’da miting için İstanbul Valiliği’ne dilekçe vermiştir. (http://www.tkp.org.tr/basin-aciklamalari/yasasin-1-mayis-205)

 

Aydemir Güler

07.04.2010

Taksim’e “1 Mayıs Alanı” adını veren, 1977 ve 1989’da canının koskoca bir parçasını orada bırakan sol geleneğin bugünkü temsilcileri açısından, Taksim anlamı sendikalara anlatılamayan bir değerdir. Bu nedenle bu satırların yazarı birkaç hafta önce ve dün Özgür Müftüoğlu arkadaşım soL portal’da alan saplantısını eleştirdik. Hiçbir şey işçi sınıfının gücünü dosta düşmana göstereceği bir kitlesel buluşmadan daha anlamlı ve daha değerli olamaz. Bizim değerlendirmelerimizin anahtarı budur. İşçi sınıfının gücünü sergileyeceği kitlesel buluşma ile çakışması mümkün olmayacaksa Taksim politikası bir ilke haline getirilemez. Kendinde amaç takıntıya indirgenir.

Bu noktada tek kutlama politikası bir mihenk taşıdır. “Çok şehirde kutlama” kendini bir zorunluluk olarak dayatmadan önce, işçi sınıfının buluşmasını güçlendirmek amacıyla bir kenara itilmelidir. İtilmiyor ise Taksim’e çıkış kategorik olarak 1988’de aralarında eski DİSK Genel Başkanı Baştürk’ün de bulunduğu bir grup sosyal-demokrat milletvekili ve sendikacının tutumuna geri dönmek olur. Bugün o eylemin hangi yıl yapıldığı konusunda yanılmadığınızı teyit etmek için bile internette biraz dolaşmanız gerekiyor… Yani 88’den pek bir şey devrolmamıştır. Altı başkanın kararı diğer şehirlerde yapılacak kutlamaları da kapsamakta ve bunları düşündürmektedir. (http://haber.sol.org.tr/yazarlar/aydemir-guler/1-mayis-tartismalari-26471)

 

 

 

TKP’den 1 Mayıs’a Çağrı

19.04.2013

Türkiye Komünist Partisi, biçimin özün önüne geçmesine, alan tartışmalarının siyasi talepler ve doğrultudan daha fazla önemsenmesine her zaman itiraz etmiştir. Bununla birlikte, yıllar öncesinden itibaren Taksim’in 1 Mayıs alanı olarak kutlamalara açılması için her düzlemde sürdürülen mücadelenin aktif unsurlarından olan TKP, AKP iktidarının konuyu bir meydan okumaya dönüştürdüğü yıllarda, işçi sınıfının bu resti görmesi gerek-tiğini ve bütün güçleriyle bu meydan okumaya yanıt vermesi gerektiğini söylemiştir.

Ancak, Taksim’deki kutlamalar, devrimci güçlerin bütün çabalarına karşın içeriğin kamuoyuna anlatılamadığı ortalamacı gösterilere dönüşmekten kurtulamamıştır. Mitinglerin kitleselliği ile elde edilen ka-zanımın bedeli panayır görüntüsü altında ortaya çıkan “uzlaşma kültürü”dür.

TKP’nin temel konularda ortaklık sağlandığı sürece farklılıklardan bir rahatsızlık duymayacağı açıktır. An-cak 1 Mayıs’a gelenler, yıllardır, 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlamak dışında hangi ortak iradenin parçası olduklarını anlayamadan geri dönmektedirler.

Ülkemizde başka birçok ülkeden daha fazla önemsenen ve etkisi olan 1 Mayıslarda büyük bir toplumsal enerjinin belirsizliğe ve alan fetişizmine terk edilmesi üzücüdür.

Her yıl 1 Mayıs yaklaşırken, 1 Mayıs’ın anlamından, vereceği toplumsal mesajın kendisinden çok, nerede kutlanacağı ön plana çıkmakta, konfederasyon yetkilileri de derhal “Taksim’de kutlayacağız” diyerek meseleyi kapatmakta ve kamuoyunu kutlama mekanına odaklamaktadır.

Kaldı ki bu yıl Taksim, iktidarın “kentsel dönüşüm” adı altında her yerde başlattığı kapsamlı saldırı nedeniyle kitlesel bir miting için çok da uygun bir alan olmaktan çıkmıştı. Hep birlikte bu saldırıyı püskürtememiş olmamız, üzerinde durulması gereken başka bir sıkıntıdır.

Türkiye Komünist Partisi ise bir kez daha içerikten yoksun bir “alan inatlaşması”nın parçası olmamaya ka-rarlıdır.

Taksim önemlidir ama Türkiye’nin meseleleri daha da önemlidir. (http://www.tkp.org.tr/tkpden-1-mayisa-cagri-2044)

 

Kemal Okuyan

TKP MK Üyesi

26 Nisan 2013

Alan tartışmasının öne çıkmasına her zaman karşı çıktık. Bir örnek vereyim. 2009’da 15 Nisan tarihinde DİSK ve KESK yönetimlerine bir mektup yollamıştık. İşte o mektuptan bölümler: “Türkiye işçi sınıfı açısından son derece zor ve kritik bir dönemden geçiyoruz. Sermayenin emeğe saldırılarına karşı, gericiliğe ve emperya-lizme karşı emekçilerin kitlesel tepkisini ortaya koymak için 1 Mayıs özel olanaklar sunmaktadır. Bu olanağı değerlendirmek yerine, konuyu medya üzerinden süren bir ‘alan tartışması’na indirgemek ‘Taksim kararlılığı’na gölge düşürmektedir. Geçtiğimiz yıl 1 Mayıs’ı geniş işçi kitlelerine maletmek konusunda hep beraber başarısız olduk. Bu yıl kalan az zamanın yine alan tartışmaları ile geçmesinden kaygı duyuyoruz.”

“(…)

“AKP hükümeti ve valilik, Taksim alanında sınırlı bir kutlamaya izin verilebileceğini ısrarla vurgulamakta-dır. Bu sınırın 5-6 bin, hatta 10 bine çekilebileceğini geçtiğimiz yıllarda polis yetkilileri çeşitli vesilelerle açık-lamışlardı. Onların bütün derdi, Taksim’de yüz binlerin toplandığı bir gösteridir, bunun altından kalkamayacak-larını, bunun sermaye açısından büyük yenilgi olduğunu bilirler. Onlar cephesinde durum budur. Bizim cephe-mizde durum nedir? Neden Taksim’de ısrar ederken, güçlü siyasal kampanyalarla işçi ve emekçileri 1 Mayıs’a çağırmıyoruz? Neden Türkiye’nin her bir noktasından Taksim’e doğru yola çıkıp, hükümetin oyununu bozmuyoruz? Bunu anlayamıyoruz. ‘Taksim’den başka yerde kutlama yapmayız’ diye ilan edenlerin hiç değilse ‘Taksim’de 1 Mayıs hakkını kazanıncaya kadar başka hiçbir kentte kutlama yapmıyoruz’ demesini bekleriz.

“(…)

“TKP 1 Mayıs-Taksim politikasını gerçekten güçlendirecek adımlar atılmadığı takdirde, 1 Mayıs günü DİSK ve KESK’le birlikte hareket etmeyecektir.”

1 Mayıs’ın bir alan tartışmasına kilitlenmesine her zaman itiraz ettik. Zaten böyle bir şey olabilir mi? 1 Ma-yıs’lar uzun süre Çağlayan ve Kadıköy’de kutlandı. Neredeyse herkes bu mitinglere katıldı. Yanlış mı yapıldı?

“(…)

Şöyle etkiledi. Biz 1 Mayıs’ın kitlesel olması, en azından bunun için çaba harcanması gerektiğini düşünüyo-ruz. Açık, net hedeflerle, insanları katarak… Bu yıl Taksim’in buna uygun olmadığını herkes biliyor. Herkes biliyor da kimse bunu söyleyemiyor. Kiminle konuşsak “haklısınız” diyor, sonra “Taksim”!

Soruyorum, Türk-İş, hatta diğer sendikalar Taksim’in “dönüşümü” konusunda ne yaptılar? Bunu yapmadılar, şimdi inatla Taksim diyorlar. Bu haliyle de Taksim’de miting yapılır, hükümetin yasağının arkasında bu “alan” tartışmasının işine gelmesi var. Böyle oyalayacaklar. İşin gerçeği miting yapılır ama iyi bir miting, büyük bir miting yapılmaz, yapılamaz.

Türk-İş karar alıyor, kimseye danışmadan başvuru yapıyor. Diğer konfederasyonlar kimseyle görüşmeden “Taksim’deyiz” diyor. TKP neden karar alamasın? Türkiye Komünist Partisi, 200 kişilik “öncü tim” ile 1 Mayıs kutlayan bir parti değil.

Bu yıl anlamsız bir curcunanın parçası olmak istemiyoruz. On binlerce insan toplanacak, yürüyecek, slogan atacak, her kafadan bir ses çıkacak, tam panayır yeri olacak, Türk-İş yönetimi kendini aklayacak! Veya insanlar gaza boğulacak, coplanacak, kavga edecek, sendika yönetimleri “bir yıl daha idare edecek”! Böyle bir şey olur mu! En tuhafı bize “gereksiz içerik tartışması yapmayın” diyenlerin olması. Ne demek acaba bu? (soL-Haber Merkezi) (http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/tkp-mk-uyesi-kemal-okuyan-1-mayis-ile-ilgili-sorularimizi-yanitladi-haberi-72053

 

İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu

1 Mayıs Bilançosu

01 Mayıs 2013

Öncelikle İstanbulluların ve emekçi kardeşlerimizin Taksim meydanına sağduyulu bir beklenti içerisinde ol-duğumuzu söylemiş, bu konudaki itimadımın tam olduğunu da yinelemiştim. Sağduylu ve emekçi kardeşlerimiz, bugün Taksim meydanında gelmediler. Çağrılarımıza kulak veren İstanbullulara emekçi kardeşlerimize teşekür ediyorum.

“(…)

“Suyu gazı kullanmazsanız bu marjinal grupları ne ile dağıtacaksınız? Bunu bilen varsa bize öğretsin. Fevkalade orantılı ve dengeli bir müdahale gerçekleştirdik. Keşke bizim önerilerimiz doğrultusunda, TKP’nin Kadıköy’de yaptığı gibi bir miting yapabilselerdi”

http://www.aksam.com.tr/guncel/vali-huseyin-avni-mutludan-1-mayis-bilancosu/haber-201546

 

Aydemir Güler

Partiyle 1 Mayıs’a ya da birinci ünite

“(…)

“1 Mayıs’ın Taksim’de kutlanması AKP medyasının iddia ettiği gibi darbe girişimi değil tabii ki. Merkez medyanın resmettiği gibi manasız bir “inat” da söz konusu değil. Toplumun gözü kentlere, en çok emekçi barın-dıran kentin en merkezi noktasına bakar. Eylem yapmak için tersi istikamete gidilmez. Meerkeze yürünür. Bu birinci ünite dersidir.

Egemen güçler bu nedenle kaç yıl kaç kilometre kareyi insansızlaştırıp gaza boğar bilemeyiz, ama bu çaba tarihin akışına, toplumun doğasına, insanın aklına terstir. 1950’lerde işçi sınıfı taleplerini haykırmak için nereye çıkacağını düşündüğünde akla ilk Taksim’in gelmesi ve düzenin sahiplerinin delirmesi rastlantı değildi. 61’de yüz binlik Saraçhane mitingi için İstanbul İşçi Sendikaları Birliği’nin son ana kadar Taksim diye diretmesi boş bir inat değildi. Egemen güçler tarihe, akla direndiler ama nedenleri güçlüydü. Bugün de AKP’nin kendisi saçma; ama 1 Mayıs kavgası nedensiz değil.

 

  1. Güler

03.05.2015

 

“(…) Taksim belirli bir siyasal odaklanmanın ideal somut karşılığı olarak son derece büyük bir değere sahip-tir. Ama siyasetin bıraktığı boşluğu doldurmak için Taksim hiç de büyük bir alan değildir. Daha doğrusu öyle bir büyüklük icat edilmedi!