AKP’giller’in İklim Kanun Teklifinde İklim Değişikliği’ne Çare Dışında Her Şey Var
Sema Kıvılcım
Türkiye, 2021 yılı Ekim ayında İklim Değişikliği konusundaki Paris Anlaşması’nı onayladı ve anlaşmaya göre, 2053 yılı için net sıfır emisyon hedefi belirledi. 20 Şubat 2025’te de İklim Kanunu Teklifi, AKP’giller tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisine (TBMM) sunuldu.
Kanun Teklifine yönelik kamuoyundan ciddi tepki gelmesi üzerine Nisan ayında Kanun Teklifinin görüşmeleri ileri bir tarihe ertelendi.
ABD ve AB Emperyalistlerinin azgın kâr hırsları, uzaydan mavi bir mücevhere benzeyen dünyamızı acımasızca kirletiyor. Örneğin dünyadaki sera gazı salınımının azaltılması ile ilgili uluslararası bir protokol olan Kyoto Protokolü’nü imzalamayan tek ülke ABD. Hâlbuki, ABD’nin sahip olduğu elektrik santrallerinden atmosfere her yıl 2,5 milyar ton karbon salınmakta. ABD bu konuda dünya birinciliğini elinde tutuyor.
İkinci sırada ise 2.4 milyar tonla Çin yer almakta. Karbon gazı salınımında başı çeken ülkeler listesinde ilk 10 ülke sırasıyla; ABD, Çin, Rusya, Hindistan, Japonya, Almanya, Avustralya, Güney Afrika, İngiltere ve Güney Kore.
Hoş, Emperyalistler hem doğayı acımasızca katlederler, yakıp yıkıp yok ederler hem de Kyoto Protokolü gibi protokol ve sözleşmelerle günah çıkartmaya çalışırlar. Kirlettiklerini kırıntı kabilinden de olsa temizleme taahhüdü verirler.
Buna bir örnek de Paris Anlaşması’dır. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) kapsamında, iklim değişikliğinin azaltılması, adaptasyonu ve finansmanı hakkında 2015 yılında imzalanan, 2016 yılında yürürlüğe giren bir anlaşmadır bu.
Türkiye, anlaşmayı 2021 yılında onayladı. Mart 2021 itibarıyla bu anlaşmayı onaylayan 194 ülke bulunuyor. İşte bu anlaşma kapsamında, iklim değişikliğinin azaltılmasına yönelik çalışmalar yapmak için İklim Kanunu Teklifi hazırlanıyor, AKP’giller tarafından. Tabiî her zaman olduğu gibi kapalı kapılar ardında, gizli. Konunun uzmanı olan bilim insanlarının, Meslek Örgütlerinin görüşleri ve önerileri alınmadan…
Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) 6.000’in üzerinde bilimsel çalışmayı inceleyerek hazırladığı 1,5 ºC Küresel Isınma Özel Raporu’na göre, sanayi öncesi (Kapitalizmöncesi) döneme göre dünya yaklaşık 1,0 ºC ısındı. Küresel ısınma şimdiden kuraklık ve seller gibi aşırı hava olayları, deniz seviyesinde yükselme ve Arktik Denizi’nin erimesi olarak etkilerini göstermeye başladı.
2017 yılında, Türkiye’de ortalama sıcaklık 1970 yılına göre 1,5 °C artarak 14,2 °C olarak gerçekleşti. 1981-2010 ortalamasının 13,5 °C olduğunu göz önüne alırsak, ortalama artış 0,7 °C oluyor. Meteoroloji Genel Müdürlüğü; “Türkiye ortalama sıcaklıklarında 1998 yılından bu yana (2011 yılı hariç) süreklilik arz eden bir artış”, olduğunu ifade ediyor.
Bilim insanlarına göre, dünya genelinde emisyonların hızla azaltılmaması halinde, sıcaklıklar 2040’ta 1,5 °C yükselebilir. Bu devam ederse artış da devam edecek ne yazık ki. 1,5 °C daha sıcak olacak bir dünyada, aşırı sıcakların görülme sıklığı en az iki katına çıkabilir. 1,5 °C’lik sıcaklık artışı, tatlı su kaynakları üzerindeki baskıyı ve Türkiye gibi hassas coğrafyalarda su kıtlığı riskini artıracak.
İşte ülkemizde geçtiğimiz aylarda gündem olan ve kamuoyunun yoğun tepkisi üzerine AKP’giller tarafından şimdilik askıya alınan Kanun teklifi de Paris Anlaşması’ndaki taahhüt üzerine güya emisyonların “hızla azaltılması” amacıyla hazırlanıyor.
Ne diyor Paris Anlaşması?
Küresel ısınmayı bir buçuk veya en fazla iki derece ile sınırlandır.
Kanun teklifini inceleyelim. Bakalım, AKP’giller gerçekten böyle bir hedef koymuş mu? Bu hedefe ulaşmak için gerekli aksiyonlar ve yaptırımlar adı geçen Teklif’te tanımlanmış mı? Yoksa bu da AKP’giller’in diğer tüm icraatları gibi, özünde bekçisi oldukları Parababalarının kâr düzenini korumak ve daha da büyütmek için mi hazırlanmış?
2040 yılına az zaman kaldı.
Bilim insanları ne diyor?
Bu düzen böyle giderse 2040 yılında dünyada sıcaklık 1,5 °C artacak. Yıllar geçtikçe de bu artış devam edecek. Bu yüzden yine bilim insanları, sıcaklık artışını sınırlamak için emisyonların bugünden itibaren hızla azaltılması gerektiğini söylüyor. Ancak kanun teklifinde, sera gazı emisyonlarını bugünden itibaren azaltmayı taahhüt eden net bir azaltım hedefi bulunmuyor. Türkiye’nin sera gazı emisyonlarını hangi seviyeye kadar ve hangi hızla azaltacağı net bir şekilde ortaya konmuyor.
Sera gazı emisyonlarına sebep olan en önemli faktör; fosil yakıtlar. Dolayısıyla iklim değişikliğinin önüne geçmek için fosil yakıtların terk edilmesi ya da minimum düzeyde kullanılarak güneş ve rüzgâr enerjisi vb. sürdürülebilir enerji kaynaklarına ağırlık verilmesi gerekiyor. Ancak kanun teklifi; kömür, petrol ve gaz kullanımının sonlandırılmasına dair bir hedef de içermiyor. Bunun yerine, azaltım yöntemleri olarak henüz uygulanabilirliği kanıtlanmamış karbon yakalama ve depolama gibi teknolojiler vurgulanıyor. Bu teknolojilerin gelişmesini bahane ederek iklim değişikliğiyle mücadele erteleniyor.
Ayrıca Teklif’te Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) diye bir kavram tanımlanıyor. Tanıma göre, “Emisyon Ticaret Sistemi (ETS), sera gazı emisyonlarına bir üst sınır belirlenmesi ilkesine dayalı olarak çalışan ve tahsisatların alınıp satılması suretiyle sera gazı emisyonunu maliyet etkin bir şekilde sınırlandıran veya sınırlandırmayı teşvik eden ulusal ve uluslararası piyasa temelli mekanizmayı” ifade ediyor. Burada Kanun Teklifi’nin bel kemiği sayılabilecek Emisyon Ticaret Sistemi’nin daha iyi anlaşılması bakımından kısa bir açıklama ekleyelim:
Teklif, Türkiye’de faaliyet gösteren ve sera gazı emisyonuna neden olan işletmelerin sera gazı izni almasını zorunlu tutuyor. Buna göre, özellikle ağır sanayi tesisleri, enerji santralleri, rafineriler gibi sera gazı salımı yapan işletmeler ETS kapsamına girecek ve faaliyetlerine devam etmek için İklim Değişikliği Başkanlığı’ndan, esasları yönetmelikle belirlenecek olan bir emisyon izni almak zorunda kalacak.
ETS kapsamında olan işletmelerin her yıl emisyon miktarını İklim Değişikliği Başkanlığı’na beyan etmeleri gerekiyor. ETS kapsamındaki her işletmeye yıllık emisyon hakkı tanımlanıyor. Bu haklar, işletmenin yasal olarak salabileceği karbondioksit eşdeğeri miktarı oluyor.
İşletmelerin tahsisli hakkından daha fazla emisyon yapmaları durumunda ise ceza ödemeleri veya başka işletmelerden emisyon satın almaları söz konusu olacak. Bu durum, karbon ticareti piyasasını yaratır ve işletmeler arası karbon alışverişi söz konusu olur.
Ayrıca bununla ilgili olarak Teklif’te tanımlanan Denkleştirme, “emisyon azaltım sertifikalarının, Emisyon Ticaret Sisteminde veya diğer işlemlerde azaltım yükümlülüğüne karşılık kullanılmasını” ifade ediyor. Yani, sera gazı emisyonlarının azaltımını hedeflemeden, buna yönelik aksiyonlar belirlemeden, ETS adı altında bir emisyon piyasası oluşacak. Üstelik tesisler, emisyonlarını azaltmak yerine yukarıda belirttiğimiz denkleştirme adı altında fidan dikmek gibi uygulamalarla emisyon bedeli ödemekten kaçınabilecekler. Başka işletmelerden emisyon satın alabilecekler. Bu yüzden de daha maliyetli olması muhtemel olan emisyon azaltım çalışması yapmayacaklar, fidan dikerek paçayı kurtaracaklar.
Parababalarının emisyon azaltma gibi bir dertleri zaten yok. Onlara göre gereksiz maliyet. Kanun teklifi ile emisyon azaltımına yönelik bir yaptırım/çalışma ortaya konmuyor. Tam tersine Parababalarının kâr düzenleri korunmuş oluyor. Azaltım çalışmaları yerine emisyon satın alma, denkleştirme gibi kolaylıklar sunuluyor.
Paris Anlaşması’na göre, 2053 yılına kadar net 0 emisyon hedefi var. Ancak Kanun Teklifinde bu hedef bile yazılmamış. Ayrıca bu hedefe pat diye ulaşılamayacağına göre, 2030-2040-2050 yıllarındaki emisyon azaltım hedefleri ne olacak, onlar da yazılmamış. Bilim insanları etkili bir iklim değişikliğine karşı mücadelede nihai hedefin, bu hedefe ulaşmadaki aksiyonların ve ara hedeflerin de yazılmasının bir gereklilik olduğunu belirtiyor.
Emisyon azaltım hedeflerinin belirtilmemesi bir yana, bu emisyon azaltımı kim/kimler tarafından nasıl yapılacak, buna da Teklifte yer verilmemiş.
Kanun teklifine gelen en önemli tepkilerden biri de zaten bitme noktasına gelen ülkemizdeki tarım ve hayvancılığın da yok edileceği ile ilgiliydi. Kanun Teklifinin Azaltım Hedefleri Madde 4 ve Uyum Hedefleri Madde 5’ine bakalım:
“AZALTIM HEDEFLERİ
“MADDE 4
“d) Tarım ve Orman Bakanlığı;
“4) Tarım sektöründe iklim değişikliği konusundaki AR-GE faaliyetlerini artırarak sera gazı emisyonu azaltımını sağlayan tarımsal üretim yöntemleri ve teknolojilerini yaygınlaştırmakla,
“5) Tarım ve hayvancılık kaynaklı metan emisyonlarının yönetimi kapsamında gerekli çalışmaları yapmakla (…) yükümlüdür.
“UYUM HEDEFLERİ
“MADDE 5
“c) Tarım ve Orman Bakanlığı;
“1) Su yönetimi kapsamında, su kaynaklarının korunmasını öncelik alarak ve iklim değişikliğinin etkilerini göz önünde bulundurarak havza, kuraklık, taşkın ve su tahsis planlarını hazırlamakla, tüm sektörlerde suyun verimli ve tasarruflu biçimde kullanılmasını sağlamakla ve tüm faaliyetlerinde doğa temelli çözümlere öncelik vermekle,
“2) Tarım sektörünün iklim değişikliğine dirençli ve sürdürülebilir olması ve gıda güvenliğinin sağlanması hedefleri doğrultusunda ekosistem hizmetleri ve biyoçeşitliliğin korunması amacıyla havzaların ürün deseni ile su bütçesini dikkate alan iklim duyarlı tarım uygulamalarını geliştirmekle (…) yükümlüdür.”
Azaltım hedeflerindeki 4. ve 5. maddede görüldüğü gibi, ifadeler hep yuvarlak. Tarım sektöründe iklim değişikliği konusundaki AR-GE faaliyetlerini arttıracakmış da, sera gazı emisyon azaltımını sağlayan tarımsal üretim yöntemleri ve teknolojilerini geliştirecekmiş. AKP’giller’in geçmişte Tarım ve Hayvancılığımızın gelişmesine katkı sunan nice enstitüleri kapattığını biliyoruz. Tarım ve Hayvancılığı girdi maliyetlerindeki yüksek enflasyon ile bitirme noktasına getirdiğini biliyoruz. Şimdi ne AR-GE’si ne teknolojisi geliştirecek. Hele de her gün katletmeye doyamadıkları çevre için, doğa için.
Ayrıca 5. Madde ne diyor?
Tarım ve hayvancılık kaynaklı metan emisyonlarının yönetimi kapsamında gerekli çalışmaları yapmak.
Ne gibi çalışmalar?
O yok.
Yapılan araştırmalar ortaya koyuyor ki, iklim değişikliğinin en önemli nedenlerinin başında sanayi kaynaklı emisyonlar geliyor. Atmosfere en fazla karbon salınımı yapan ülkelerin başında dünyanın Başhaydudu ABD Emperyalizmi geliyor. Çünkü sanayice en gelişkin ülke…
Dolayısıyla Teklifteki bu ucu açık madde ile de “hayvancılık kaynaklı metan emisyonu” bahane edilerek AKP’giller tarafından köylümüzün hayvancılık yapması kısıtlanabilir mi?
Kısıtlanabilir.
Zaten Uyum Hedefleri başlıklı 5. Maddede de “su tasarrufu”, “iklim duyarlı tarım uygulamaları” adı altında köylünün tarlasını sulaması engellenebilir mi?
Engellenebilir.
Yazımızın sonunda şunu söyleyebiliriz ki, AKP’giller İklim Değişikliği Kanun Teklifi adı altında İklim Değişikliğini önlemeye ilişkin hiçbir şey söylememiş oluyorlar. İklim Değişikliğine asıl sebep olan Finans-Kapitalistlerin emisyon azaltımı konusunda yapması gerekenler, yıllar içindeki hedefler, aksiyonlar ve yaptırımlar net bir şekilde tanımlanmamış, her şey süslü laflarla yuvarlatılmış.
AKP’giller, 23 yıldır uyguladıkları ekonomik zulüm ile Köylümüzün can damarını kuruttu. Köylüyü maliyetlerini karşılayamaz, üretemez hale getirdi. Üretimden kopardı. Şimdi İklim Kanun Teklifindeki ucu açık maddelerle köylümüz için işleri daha da zorlaştırmanın önünü açıyorlar. “Su tasarrufu” adı altında suyunu kesebilir, “hayvancılıktan kaynaklı metan gazı” gerekçesiyle hayvancılık yapamaz hale getirebilirler.
Yapar mı?
Yapar.
Çünkü bunlar halkına düşman, vatanına düşman, akarsuya, meyve çağındaki ağaca, serpilip gelişen hayata düşman.
ABD Emperyalistlerinin ülkemizin başına bela ettiği ve 23 yıldır ülkemizi felaketten felakete sürükleyen gelmiş geçmiş en halk düşmanı, vatan düşmanı İktidar olan AKP’giller’den ülkemizin yararına bir şey beklemek ölü gözünden yaş ummaya benzer.
AKP’giller’in İklim Kanun Teklifinde İklim Değişikliği’ne çare yok; Finans-Kapitalistlere emisyon salınımında farklı alternatiflerle kolaylık var.
