Site rengi

Tasarım

Ali Koç’un derdi ne?

04.01.2016
705
A+
A-

Finans-Kapitalimizin gözbebeği Koç Holding’in üçüncü kuşak temsilcisi Ali Koç, geçen ay G20 zirvesi öncesinde, işverenlerin bir araya geldiği B20 toplantısında yaptığı açıklamayla herkesi şaşırttı. Konuşma metninin tamamına ulaşamadık ama özetle şöyle diyordu Ali Koç:

Paris’ten gelen terör haberleri gündemin ilk sırasına yerleşirken, İş dünyası ve Sivil Toplumla Diyalog toplantısında konuşan B20 İstihdam Görev Gücü Koordinatör Başkanı ve Koç Holding Yönetim Kurulu Üyesi Ali Koç, sorunların kaynağına vurgu yaparak, “Eşitsizliğin ortadan kalkması için kapitalizmin ortadan kalkması gerekir. Ben en azından eşitsizliğin minimum seviyeye indirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Gerçek sorun kapitalizmdir” dedi.

“Koç, “Bill Gates diyor ki, 100 bin dolarla siz sıtma ile mücadele edebilirsiniz. Bir insanın saçlarının dökülmesine karşı kellik ilacı için büyük paralar dökülürken insanları öldüren sıtmaya karşı mücadele saç dökülmesine karşı mücadeleden daha zayıf kalıyor. Eğer bu problemlere eğilmezsek sonuçta günlük hayatta karşılaştığımız bu olumsuz şeyler kaçınılmaz olacak” diye konuştu.

“Küreselleşmenin insan tarafı yok” diyen Koç sözlerini şöyle sürdürdü: “İkinci Dünya Savaşı’ndan beri en büyük göç dalgasıyla karşı karşıyayız. 60 milyon insan evini terk etti ve kötü insan hakları altında düşük ücretlerle çalışmaya hazırlar. Burada özgür olarak serbest olarak dolaşamayan tek unsur insan.”

“İkinci Dünya Savaşı’na göre gelirin 50 kat arttığını, ancak gelir dağılımına bakıldığında büyük bir ayrım olduğunu söyleyen Koç, “Buradaki eşitsizliği anlamak için Einstein olmaya gerek yok” diyerek şöyle devam etti: “Eşitsizliği asgari düzeye indirmek için yapılacak çok fazla senaryo var. Paradigmalar değişmeli” dedi.

‘Kuzey-Güney farkı büyüyor’

“Koç Holding Yönetim Kurulu üyesi Ali Koç, Kuzey yarım küre zenginleşirken güneyin çok farklı durumda olduğunu ve bu durumun devam edeceğini de vurguladı.” (Cumhuriyet, 14 Kasım 2015)

Güzel sözler! Sanırsınız sosyalist olmuş Ali Koç. Eşitsizliğin nedenini kapitalizme bağlıyor ve eşitsizliğin ortadan kalması için kapitalizmin ortadan kalkması gereğinden dem vuruyor.

Aynı zamanda küreselleşmeyi de neredeyse bizler gibi yorumluyor. Kuzey zenginleşirken güney yoksullaşıyor, demek istiyor. Yani, Küreselleşme = Kuzeyin (emperyalizmin) güneyi (dünya halklarını) sömürmesi ve yoksullaştırması!

Dil sürçmesi desek, değil. Uzun uzun anlatıyor. Müflis işveren desek değil, Vahşi (Yaban) Kapitalist desek değil, Finans-Kapitalistin hası. Ali Koç’u böyle söyletenler ne, başına taş mı düştü acaba, diye sorası geliyor insanın.

 

Söyleyene değil, söyletene bak!

Ali Koç’u böyle söyleten, ekonomik ve politik nedenlerdir kuşkusuz. Bu ikisi birbirinden ayrılmasa da, maddi temeli oluşturduğundan ekonomi ile başlayalım.

Kapitalist üretim kâra dayanır. İşveren daha fazla kâr için daha fazla üretim yapma peşindedir. Bu süreçte işverenin sermayesi gittikçe artar ve kaçınılaz olarak sermayenin yapısı değişir. Sermaye iki kısımdan oluşur: Makine, arsa, bina, hammadde vb. üretim araçlarından oluşan sabit sermaye ve işçilere ücret olarak ödemek zorunda olduğu değişken sermaye. İşte üretim sürecinde, sabit ve değişken sermayenin birbirine oranı değişir. İşveren hem daha iyi teknik kullanarak, hem de daha az işçi sömürerek üretimi artırmak ister. Bu durumda sermayenin organik bileşimi, yani sabit sermayenin değişken sermayeye oranı artar. Ve tabiî ki işverenin yatırımına oranla elde ettiği kâr, mutlak değer olarak artsa bile nispi olarak düşer.

Buna ek olarak, işveren sadece kâr güdüsüyle hareket ettiğinden planlı ekonomiden uzaklaşılır. Gerçek ihtiyaç göz önüne alınmaksızın üretim yapıldığından süreç aşırı üretim ile sonlanır, başka deyişle pazar kapitaliste dar gelir. İşte bunlar işverenleri mutsuz, yarından kaygılı kılan en yaman çelişkileridir günümüz kapitalizminin, yani emperyalizmin.

Şimdi öğreniyoruz ki, Koç B20 İstihdam Görev Gücü Koordinatör Başkanı”dır. Yani, istihdam ile veya bunun tersi işsizlik ile doğrudan ilişkilidir. Sadece Türkiye verileri değil, dünya verileri elindedir. B20 ise, 2009 yılında Londra’da yapılan G20 toplantısıyla birlikte oluşturulmuş ve G20 politik liderleri toplantılarına paralel olarak G20 üyesi ülkelerden iş dünyası kuruluşları temsilcilerinin katılımıyla gerçekleşen toplantılardır. Bunun amacı, küresel ölçekte, iş dünyası perspektifinin siyasi perspektifle birlikte değerlendirilmesine imkân sağlamaktır. B20 toplantılarında AB’yi Business Europe, ABD’yi US Chamber of Commerce, Brezilya’yı CNI, Hindistan’ı CII ve FICCI, Türkiye’yi ise TÜSİAD temsil etmektedir.” (TÜSİAD yayını, Küreselleşme Sürecinde İş Dünyası Kuruluşlarının Değişen Rol ve İşlevleri, Yayın No: TÜSİAD-T/2014-04/546, Nisan 2014, s. 38-39)

Kapitalist üretim süreci kaçınılmaz olarak istihdamı da azaltır. İlk bakışta bir paradoks gibi görülse de üretim geliştiği ölçüde istihdam nispi olarak daralır. Dolayısıyla sermaye büyüdükçe kapitalist üretimde emeğe olan talep nispi olarak azalır. Çünkü büyüyen sermayenin çok büyük bir kısmı sabit sermayeye gider, bu durumda emeğe ayrılan değişken sermaye nispeten azalır. Böylece emeğe olan talep nispi olarak düşer; kapitalist üretim ne kadar büyürse, o kadar fazla bir “nüfus fazlalığı” oluşur, işsizlik artar, istihdam azalır. Bu da kapitalist üretimin yaman çelişkilerinden biridir.

Kapitalist üretim artışı yapacak ki kârını artırabilsin. Ama aynı zamanda ürettiğini satabilecek ki gelir elde edebilsin.

Ürettiklerini kim tüketecek?

Halk, yani ezici çoğunluğuyla çalışanlar.  Halkın alım gücü yerinde olsun ki üretilenleri tüketebilsin. Ama öte yandan işveren işçi ücretlerini düşük tutacak ki, kârı artsın. İşte böyle bir çelişkiler yumağı söz konusudur işveren için. İşte Koç’u sosyalist ağızla söyleten ekonomik anlamda kapitalizmin bu çelişkileri, bu açmazlarıdır.

Diğer önemli bir nokta Türkiye kapitalizminin emperyalist metropoller kadar güçlü olamayışıdır. Emperyalist metropoller, dünya pazarından sömürdüklerinin bir parçasını, yüzyıllardır süregelmiş işçi mücadelelerinin de etkisiyle, istemeye istemeye kendi çalışanlarına sus payı olarak verebilir. Türkiye işverenleri aynı tavrı sürdürebilir mi?

Tersine, istihdamın pahalı oluşundan (işçi ücretlerinin yüksek oluşundan) yakınırlar.  Örneğin, daha yeni yayımlanan bir TÜSİAD raporunda, istihdamın ucuzluğunun 2008 ekonomik krizini atlatmada yararlı olduğu belirtilerek şöyle denir:

“(…) Türkiye’de elde edilen toplam gelirin önemli bir bölümünü işgücü gelirlerinin oluşturduğu anlaşılmaktadır. 2002’de % 45 mertebesinde olan emek gelirlerinin, tüm dönem zarfında istikrarlı bir şekilde arttığı ve 2011’de % 58 gibi yüksek bir düzeye ulaştığı görülmektedir. Bu dönemde emek gelirlerinde çok az da olsa bir azalmanın görüldüğü tek dönem, tahmin edilebileceği gibi 2008 yılı olmuştur.  Bu kriz yılında emek gelirlerinin toplamdan aldığı paydaki azalma, bir ölçüde diğer grupların gelirlerinde bir artış veya istikrarın kaynağı olduğu görülmektedir. Bu sayede ekonominin % 5 mertebesinde daraldığı böyle bir dönemde krizin ekonomideki diğer kesimler üzerine yaptığı olumsuz etkinin sınırlı olması sağlanmıştır.” (TÜSİAD Yayını, Türkiye’de Bireysel Gelir Dağılımı Eşitsizlikleri: Fonksiyonel Gelir Kaynakları ve Bölgesel Eşitsizlikler, Yayın No: TÜSİAD-T/2014-06/554, Haziran 2014, s. 98)

TÜSİAD’cılar, işgücü gelirlerini artırmak bir yana, neredeyse iyi ki kriz var da ücretler düştü diye sevinecekler.

Ne var ki, Türkiye’de düşük ücrete rağmen ekonomi batağa doğru gidiyor. İşte en son 2015 ihracat verilerinin geçen yıla göre % 8.56 azalarak 143 milyar 921 milyon dolara gerilediği bildiriliyor (Hürriyet, 1 Ocak 2016).

 

Ya politik nedenler?

Ali Koç’un konuşması, IŞİD’in Paris Katliamları’ndan hemen sonraydı. IŞİD’in arkasında günümüz kapitalizmi emperyalizmin olduğu besbelli değil mi?

Bölgede yaşananlar, Suriye savaşının Türkiye’de ve bölgede neden olduğu istikrarsızlık apaçık ortada. Bunun da arkasında emperyalizm yok mu? Koç bölgede oynanan emperyalist oyunları göremez mi?

Bizce görüyor ve yarınından endişe duyuyor. Finans-Kapital için ulusal sınırların hiçbir önemi olmasa da… Çünkü biliyorlar ki, emperyalist metropoller Türkiye’ye zırnık koklatmayacaklar. Tersine Türkiye’yi sağmal inek gibi sağıyorlar ve kullanıyorlar Tayyipgil sayesinde. Yaşanan istikrarsızlık ortada. Daha kötüsü de geliyor. Önümüzdeki yılın (2016), 2015’den daha kötü olacağı kesin.

Öte yandan, 14 yıldır Türkiye’nin başına çöreklenen AKP Despotluğu TÜSİAD’cıları da rahatsız ediyor. Özellikle de Gezi İsyanı’mızdan beri… Devlet mekanizması tümüyle AKP Diktatörlüğü’nün elinde. Gerektiğinde Finans-Kapital bile Tayyip’in müfettişlerinden, vergi cezalarından nasibini alıyor.

Tayyipgil, işveren örgütleriyle de Finans-Kapitalin keyfini kaçırıyor. Tayyipgil’in desteğiyle, Ortaçağ’dan hâlâ kendini kurtaramamış cukkacı yeni yetme işverenler de Finans-Kapital saflarına katılma çabasında. Örgütleniyorlar da… TÜSİAD bu durumdan rahatsız.  Küreselleşme raporunda şöyle deniyor:

“(…) Küresel ekonomiyle entegre olmanın getirdiği yeni alanların yanı sıra farklı etkilenmeler veya hedefler nedeniyle örgütlenmede bir artış olması çok beklenmedik bir gelişme olarak görülmese bile, bu çeşitlenmede Türkiye’ye özgü bir başka boyut daha bulunmaktadır. Bu, ülkenin aynı dönemde yaşadığı politik gelişmeler ve kırılmaların iş dünyasına yeni iş dünyası örgütlerinin ortaya çıkışı olarak yansımasıdır. Bir başka anlatımla, bu dönemde sektörel, coğrafi veya odaklanma farklılıklarına bir alternatif getirmek amacıyla değil, siyasi ve ideolojik farklılıklar veya kültürel aidiyetler üzerine inşa edilmiş işadamları örgütleri ve federasyonları da kurulmaya başlanmıştır.” (TÜSİAD yayını, Küreselleşme Sürecinde İş Dünyası Kuruluşlarının Değişen Rol ve İşlevleri, Yayın No: TÜSİAD-T/2014-04/546, Nisan 2014, s. 99)

Koç, G20 sonrası Aralık ayında Koç Holding’in yayın organı Bizden Haberler’de yer alan açıklamada B20 toplantısında yaptığı “eşitlikçi” açıklamanın bir dil sürçmesi olmadığını bir bakıma kanıtladı ve yeni politik arayışlara kapı açtı. Şöyle diyordu Ali Koç:

2008 küresel ekonomik krizi sonrasında bir takım iyileşmeler gözlenmiş olsa da, ekonomik canlanma henüz istenilen seviyelere ulaşamadı. Merkez bankalarının ve hükümetlerin gösterdiği yoğun gayretlere rağmen, finans piyasaları hâlâ hassas ve ekonomik büyüme cansız. 2015 yılı başından bu yana gerçekleşen küresel ekonomik gelişmeler G20 liderlerinin geçen yıl verdikleri hedefe ulaşmanın düşünüldüğünden çok daha zor olacağını gösteriyor. Ancak bu durum ekonomik reformların hayata geçmesini yavaşlatmamalı. Hükümetler yine de büyüme stratejilerini kararlılıkla uygulamaya devam etmeli ve gerekli reformları hayata geçirmeliler. Tabiî büyüme stratejilerini geliştirmede ve uygulamada dikkat edilmesi gereken en önemli husus sağlanan büyümenin kapsayıcı ve istihdam odaklı olmasıdır. Ekonomik büyümenin tek başına fayda getirmediği artık tüm çevrelerce kabul görmüş bir olgudur. Büyümeden elde edilen kazanımlar toplumun tüm kesimlerine fayda sağlayacak şekilde yaygınlaştırılmalı ve sosyal kalkınmaya hizmet etmelidir. Bu da ancak ekonomik ve sosyal politikaların bir arada gözetilerek tasarlanması ile gerçekleşebilir. Örneğin ekonomi politikaları, istihdam ve eğitim politikaları ile birlikte değerlendirilmelidir. Bu da ancak ve ancak politika geliştirmede aktif bir sosyal diyalog ve ilgili tüm tarafların katılımı ile mümkündür. İş dünyası, işçi kuruluşları, sivil toplum ve üniversiteler bu süreçlerde etkin olmalıdır.” (Bizden Haberler, Koç Topluluğu Yayını, Ekim 2015, Sayı: 430, http://www.koc.com.tr/tr-tr.)

Özetle, ekonomik açmazı vurgulayarak daha adil paylaşım politikalarının gerekli olduğunu belirtiyor Koç.

Yukarıda emperyalist kapitalizmin çelişkilerine değindik. Bu çelişkiler içinde bizim işverenler, emperyalist metropollerdeki refah düzenine öykünerek, gerçekten “iyi niyetle”, insani düşüncelerle böyle paylaşımcı sözler etseler dahi, sistemin dışına çıkamazlar. Nitekim Koç’un Ford Otosan Direnişi’ndeki tavrı ortada. İşçileri kapının önüne koydu.

Kapitalizmin çelişkileri ise onmaz hastalıktır. Eninde sonunda çatlamaya varacaktır. İşverenlerin kapitalizmi eleştiren sözleri bu çelişkilerden kaynaklanmaktadır. İşveren arayışları aynı zamanda işveren sınıfının “edemiyoruz” demesi anlamına gelir. Bu durum devrim şartlarının habercisidir. Geriye kalıyor halkımızın İşçi Sınıfı Partisi öncülüğünde örgütlenip “istemiyoruz” demesi.

Aslında kendiliğinden de gelişse Gezi İsyanı’mız bunun bir habercisiydi.

Devrim kaçınılmaz. Tayyipgil’in ve işverenlerin korkuları bundan!