Anayasa Mahkemesi Başkanı Ağlarsa…
Av. Tacettin Çolak
Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Kadir Özkaya, İnönü Üniversitesinin akademik açılış töreninde yaptığı konuşmada; “öyle bir yaşayalım ki vakti geldiğinde hazreti Allah bizi…” dedikten sonra gözleri dolar, kelimeler düğümlenir boğazında. Biraz bekler ve devam eder; “tabii hâkimlik bir tarafı nur bir tarafı nar olan bir meslek, bir tarafı cennet bir tarafı cehennem. Ben bu lafa geldiğimde korkuyorum” der, yine sesi titrer ve ağlamaya başlar. Devamında da; “cenaballah bizi kimsenin hakkıyla huzuruna seslemesin”, diye niyaz ederek bitirir konuşmasını.
Sanırsınız ki konuşan AYM Başkanı değil de kadı makamı temsilcisi.
Boyalı basın da bu konuşmayı; “AYM Başkanı Kadir Özkaya, İnönü Üniversitesinin akademik açılış töreninde konuşmasında duygu dolu anlar yaşayarak gözyaşlarına hâkim olamadı.” diye dramatize ederek servis etti.
Öncelikle belirtelim ki; bu çağda ülkenin en yüksek mahkemesinin başındaki kişinin kendisini uhrevi dünya ile imtihan eder görmesi, mesleğini “nur”la, “nar”la kıyaslaması, onun pozitif hukuktan ayrılıp, şer’i hukukla meşgul olduğunu göstermektedir. Kaldı ki, inandığı şer’i hukuka göre bile onlarca, yüzlerce, binlerce haksızlık ve adaletsizlik karşısında ne yapmıştır bu kişi?
Hiç!
Örneğin; 30.03.2011 tarih ve 6216 sayılı yasa ile Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Kanununun 71/1’inci maddesinde yapılan düzenleme ile Anayasa Mahkemesi Üyeleri milletvekilleri ile aynı sağlık haklarına kavuşturuldular. Anılan yasa ile getirilen “Başkan ve üyeler ile bunların emeklileri ve bakmakla yükümlü oldukları aile fertlerinin sağlık giderleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin tabi olduğu hükümler ve esaslar çerçevesinde Mahkeme bütçesinden ödenir” hükmüne hiç itirazı oldu mu bu kişinin?
Biz tanık olmadık..
Peki, milyonlarca işçi, memur, esnaf vb. çalışan zorunlu sigortalılık kapsamında sigorta primi öderken Anayasa Mahkemesi Üyelerinin Genel Sağlık Sigortası kapsamından çıkartılarak, hiçbir katkı payı ödemeden SGK’dan sağlık hizmeti almaları kul hakkı yemek değil midir?
Öyleyse bırakın bu timsah gözyaşlarını.
Kul hakkı yiyerek mesleğin “narı”na attınız kendinizi işte..
Geçelim.
Bir zamanlar; “Türkiye’de İslam devleti ve hilafet rejimi kurmak, Türk milletini dinî esaslara dayanan bir hukuk düzenine sokmak isteyen ve bunun için gizli ve açık çalışan bir avuç mistik meczup ruh hastası ve dini kazanç metaı haline getirmiş kimseler, saf ve cahil yurttaşın varlığını, imanını geçim vasıtası yapmış olan bezirgânlar (…) halkı uyuşturan kökü dışarıda yurt düşmanları daima hüsrana uğrayacaklardır.” diyen Yargıtay Başkanı İmran Öktem gibi cesur olmasından vazgeçtik, Hukukun uygulanmasını ve Adaletin tesisini sağlasınlar yeter.
Elbette ağlamak insani bir duygu.
İnsan, etkilendiği durumlar karşısında gözyaşlarına hâkim olamaz bazen. Ancak ağlayanla, ağlamaklı olduğu konu arasındaki bağ düşünüldüğünde, bu duygusallığın samimi olup olmadığını tartmak durumundayız.
Dolayısıyla olayımızda, Kadir Özkaya’nın, ülkenin en yüksek yargı organı olan AYM Başkanı olarak ağlaması samimi gelmedi bize. Daha doğrusu bu tür yüksek mevkilerde bulunan ve büyük sorumluluklar alan insanlar ağlamakla değil, öncelikle görevlerinin gereğini yapmakla yükümlüdürler.
Ülkede Anayasa askıya alınmışken, iktidar kendisini hiçbir kuralla bağlı görmüyorken ve Meclisteki çoğunluğuna güvenerek hazırladığı “torba yasa”larla her gün yeni bir antidemokratik yasayı uygulamaya koyarken, yargıda büyük bir kesim iktidarın talimatlarıyla açılan soruşturmalar ve davalarla önüne gelene haksız hukuksuz kararlar veriyorken ve hatta bizzat AYM’nin kararlarına uymayan ve bu kararları verenleri eleştirip haklarında suç duyurusunda bulunulurken, AYM Başkanı etkili bir çıkış yapmak yerine, ağlamakla işi geçiştirmekte.
Bu konumdaki etkili bir yargıcın en önemli görevi ağlamak değil, başta Anayasa olmak üzere yasaların, uluslararası sözleşmelerin uygulatılmasını sağlamak olmalıdır.
Siyasal iktidarın keyfi uygulamaları karşısında bir yargıcın ne yaptırımı olabilir ki, denilebilir. İstenilirse alacakları basit bir tavır, yapacakları bir basın açıklaması bile etkili olabilir.
Yeter ki, mesleğinin gereği olan kararları ve çıkışları yapabilecek cesarette olsunlar.
Örneğin, mesleğinin “nur ve nar” yönünü düşünen birisinin hiçbir şey yapamıyorsa, yaptıramıyorsa, istifa yoluna başvurmasının bile kendisini ateşten kurtarmaya yardımcı olacağını bilmesi gerekir.
Maalesef dilleri ile tam tersi durumda olan yürekleri ve beyinleri bu dereceye gelmiş yüksek yargıçlar da neme lazımcı, bana dokunmayan bin yaşasın diyen, kendini ve ailesini düşünen kişiler haline gelmiştir.
Tıpkı kendinden öncekiler gibi bugünkü AYM Başkanı da bir iki mızıldanmanın dışında bir tavır alamaz. Çünkü kendilerini buralara getiren siyasal iktidara vefa borçları var.
AKP iktidarının ikinci yarısında, yani 2010 Referandumu ile birlikte yüksek yargının ele geçirilmesinden sonra, Yargıtay’da ve hatta bazen Kaçak Saray’da düzenlenen Adli Yıl açılış törenlerinde Tayyip Erdoğan karşısında hazır olda bekleyen ve düğmesiz olan cübbelerini iliklemeye çalışan yargıçlar türetildi.
AYM; Kanun Hükmünde Kararname (KHK)’ler, uzun tutukluluklar ve hak ihlalleri gibi konularda önceki içtihatlarından döndü ve OHAL KHK’lerini incelemeyeceğini söyledi. Tutukluluklara yönelik talepleri reddetti. Verdiği ihlal kararlarına direnen Yargıtay ve İlk Derece Mahkemeleri karşısında sessiz kaldı.
Daha birkaç gün önce, 10 Kasım 2025 günlü Resmi Gazetede yayımlanan kararı ile (Bkz, 22/07/2025 tarih, 2025/133 E., 2025/159 K. sayılı karar) TBMM’de yapılan Hakimler Savcılar Kurulu (HSK)’ye üye seçimlerinin iptaline ilişkin başvuruyu “Parlamento Kararı”dır diyerek reddetti. Böylece Meclis çoğunluğunu ele geçiren partinin bütün işlemlerini “parlamento kararı” adı altında geçirmesinin önü açılarak, Anayasa Hukuku’nda emsali görülmemiş bir keyfiliğe yol açıldı. Anayasa’nın kendilerine verdiği yetkilerden parlamento çoğunluğu yararına feragat ettiler.
Yine önceki AYM Başkanlarından Haşim Kılıç, AKP’nin elini rahatlatıcı onca karara imza atarak emekli oldu. Ancak emeklilikten sonra “ne hukuk bıraktılar ne ahlâk” diye AKP’ye eleştiriler yapmaya başladı.
Başka bir AYM Başkanı Zühtü Arslan; bir 30 Ağustos resepsiyonunda Tayyip Erdoğan karşısında eğilerek selamlaşma yüreksizliğini sergiledi.
AYM Başkanının, siyasilerin önünde eğilmesi nezaketen dahi uygun değildir. Yargıçlar her zaman siyasi iktidara karşı dahi bağımsız olmalılar ve hiç kimse önünde eğilmemelidirler.
Bir AYM Başkanının başlıca görevi Hukukun Üstünlüğünü ve Onurunu korumak olmalıdır. İktidar ve güç karşısında eğilen ya da ağlayan bir AYM Başkanı, kendisini; “hâkimlik mesleğinin narına” atmış olarak tarihe geçecektir.
Bugünkü AYM Başkanı eğer gözyaşlarında samimi ise, Allah’ın huzuruna kul hakkı ile gitmek istemiyorsa, öncelikle görevini yapmalı.
Madem adaletin “nuru”na mazhar olmak istiyorsun; yargıda öfkeyle, kinle, menfaatle davranıp karar verenlere, adalete zulmedenlere karşı tavır almalısın.
Adalet, adalete zulmedeni affetmez.
Ağlamak, sızlamak faydasızdır!
Adaletin “nuru”nu söndüren “narı”nda yanacaktır!
Son sözü şair Mehmet Akif Ersoy’a bırakalım;
Endülüs tâcı elinden alınan bahtı kara,
Savuşurken, o güzel mülkü verip ağyâra,
Tırmanır bir kayanın sırtına, etrâfa bakar.
Bırakıp çıktığı cennet gibi zümrüt ovalar,
Başlar ağlatmaya bîçâreyi hüngür hüngür!
Karşıdan Vâlide Sultan bunu pek haklı görür,
Der ki: “Çarpışmadın erkek gibi düşmanlarla;
Şimdi, hiç yoksa, kadınlar gibi olsun ağla!”
Bırakın mâtemi, yâhu!
Bırakın feryâdı; Ağlamak fâide verseydi, babam kalkardı!
Göz yaşından ne çıkarmış? Niye ter dökmediniz?
Bâri müstakbeli kurtarmaya bir azm ediniz.
Zulme hiç düşmeyecek zerrece îmânı olan;
Sâde siz derdi bulun, sonra kolaydır derman.
