Ayının oyuna armuda Parababalarının oyunu Kıdem Tazminatına

 

12 Eylülcüler bile başaramamıştı

Tayyipgiller iktidarı, yerli yabancı Parababalarının istekleri-emirleri üzerine yıllardır İşçi Sınıfımızın kanı canı pahasına elde ettiği bir hakkını, geleceğinin güvencesini gasp etmek istiyor. Dönüyor dolaşıyor aynı konuya geliyor. Öyle olmadı böyle olsun, böyle olmadı şöyle olsun diyerek sürekli yeni biçimler üretiyor ama ürettiği biçimlerin hepsinin amacı aynı: İşçi Sınıfımızın Kıdem Tazminatı Hakkını gasp etmek!

Kıdem Tazminatı bildiğimiz gibi, işçilerimizin işten ayrıldığında ya da emekli olduğunda çalıştığı yılla orantılı olarak aldığı toplu bir paradır. Bir anlamda Kamu Çalışanlarımızın emekli olduklarında aldıkları emekli ikramiyesinin eşdeğeridir.

12 Eylül 1980 yılında ABD’nin “Bizim Oğlanlar”ının gerçekleştirdiği 12 Eylül Faşist Darbesinin ilk icraatlarından birisi de grevleri yasaklamak olmuştu. MGK, 16 Eylül günü yayımladığı bir bildiriyle, ikinci bir emre kadar bütün grev ve lokavtları yasakladı. İşçi ve işveren sendikaları adına toplusözleşmeler Yüksek Hakem Kurulu aracılığıyla imzalandı. Ve işçi ücretleri düşürüldü. O yetmedi, işçilerin o zamana kadar toplusözleşmeler aracılığıyla kazandıkları sosyal haklar kademe kademe ortadan kaldırıldı. İkramiye sayısı düşürüldü. Kıdem tazminatına tavan getirildi ve kıdem tazminatı yılda bir maaş olarak belirlendi. Oysa bundan önce işçilerin kan ve canla başardıkları toplusözleşmelerle kıdem tazminatları yıllık 40-45 hatta 60 güne yani bir buçuk, iki maaş düzeyine yükseltilmişti.

İşte 12 Eylül Darbecilerinin bu işçi düşmanı tutumları ve işçilerin ücretlerinin ve sosyal haklarının tırpanlanması üzerine, o zamanın Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) Başkanı olan Halit Narin, “şimdiye kadar işçiler güldü, biraz da biz gülelim” diyerek açıkça memnuniyetini dile getirmişti. Ki bildiğimiz gibi 12 Eylül Faşist Darbesinde Türk Ordusu kasap satırı olarak kullanılmış ve yerli yabancı Parababalarının, ABD’nin, AB’nin ve onların finans örgütleri olan IMF’nin, Dünya Bankası’nın dayattığı programlar, başta 24 Ocak Kararları olmak üzere, hayata silah zoruyla geçirilmişti.

Ama 12 Eylül Faşist yönetimi bile kıdem tazminatına sadece sınır getirmekle yetinmek zorunda kalmıştı. Ondan daha fazlasına cesaret edememişti.

12 Eylülcülerin bile kaldırmaya, en azından daha fazla azaltmaya cesaret edemediği kıdem tazminatı konusu AKP iktidarıyla birlikte yeniden gündemde. İşverenler; TİSK’çiler, TÜSİAD’cılar, MÜSİAD’cılar, TOBB’cular ellerinden gelseler kıdem tazminatını tümüyle ortadan kaldırmak, işçileri gelecek güvencesinden yoksun bırakmak istiyorlar. Bunu da sürekli yeni senaryolar üreterek, İşçi Sınıfımızın bu konudaki kararlılığını test ederek yapıyorlar. Bir gedik buldukları anda kıdem tazminatını ortadan kaldırmak, hatta deve etmek için ellerinden geleni yapıyorlar.

Yerli yabancı Parababaları, İşçi Sınıfımızın 15-16 Haziranlarda, Zonguldak Yürüyüşlerinde, şu an Tayyipgiller Hükümeti tarafından Milli Güvenlik gerekçesiyle yasaklanan Metal Grevlerinde, TİSK’e, MESS’e karşı yürütülen mücadelelerde gerçekten kanı ve canı pahasına elde ettiği haklarını, bu hakların en önemlilerinden birisi olan kıdem tazminatını yok etmek istiyorlar.

 

Senaryolardan senaryo beğenelim

AKP iktidarının son numarası, 4 senaryo üzerinden işçileri ve sendikaları ikna etmek. 4 senaryo öne sürerek birinden birini hayata geçirmek, bir başka deyişle işçiye ölümü gösterip sıtmaya razı etmek istiyorlar.  Milliyet Gazetesi’nin 1 Şubat tarihli haberine göre: “Kıdem tazminatında korkutan senaryolar” var.

“Bir yıllık çalışma karşılığında bir brüt ücret üzerinden hesaplanan kıdem tazminatı sistemi değiştirilerek, fon sistemiyle yarım maaşa dönülmesi planlanıyor. Aradaki farkın ise fonda toplanan paranın getirisiyle kapatılacağı söyleniyordu. Ancak Ankara’da masaya yatırılan fon sistemi senaryolarında çalışanların kıdem tazminatı yüzde 60 oranında eriyor.”

Tablodan da görüleceği üzere hangi senaryo uygulanırsa uygulansın sonuç şu: Alavere dalavere işçi Mehmet nöbete, kıdem tazminatı sizlere ömür oluyor!

Biz “Fon” denilen mekanizmayı biliyoruz. Hem de çok iyi biliyoruz. Fon adı altında alınterimizden kesilen paraların, yerli yabancı Parababalarına sermaye olarak nasıl peşkeş çekildiğini biliyoruz. Hem de çok iyi biliyoruz. O yüzden bu Fonu da biliyoruz. İzin vermeyeceğiz.

Hatırlayalım, İşçi Sınıfımızdan ve Kamu Çalışanlarımızdan 1997 yılında Turgut Özal hükümeti döneminde “Konut Edindirme Yardımı (KEY)” adı altında zorla kesilerek biriken milyonlarca, milyarlarca lira “Konut Edindirme Fonu” kurularak yıllarca işletilmiş, işverenlere sermaye yapılmıştır. 1987 yılından 1995 yılına kadar kesilen paralarımız nihayetinde “Tasarruf Teşvik Fonu”na devredilmiştir. 2008 yılında da birkaç yıl süren maceralardan sonra fonda biriken paralarımız ödenmiştir. Hâlâ parasını alamayan çalışanlarımız da mevcuttur.

Fon, sözde paramızı faize yatırarak nemalandıracaktı. Ama elimize geçen rakam bırakın bir ev almayı, bugünün parasıyla bin lira civarında olmuştur. Yani gerçek anlamda yok edilmiştir kesintilerimiz. Ülkemizdeki yüksek enflasyon paramızın pul olmasına yetmiş artmıştır.

Yine “İşsizlik Fonu” adı altında ücretlerimizden kesilen paralar, yasa hükmüne aykırı olarak, hükümetçe kullanılmaktadır.

Yani Fonlar, paralarımızın pul edilmesinin adı olmuştur. O bakımdan “Kıdem Tazminatı Fonu” da aynı sonucu doğuracaktır. Bundan en ufak bir şüphe duymuyoruz.

 

Başaramayacaklar!

Buna izin verecek miyiz?

Asla!

Başta İşçi Sınıfımız gelmek üzere, tüm halkımızla bu senaryoları bozmak için mücadele edeceğiz. Kazanılmış haklarımızın bir kez daha elimizden alınmasına izin vermeyeceğiz. Vermemek için elimizden gelen her şeyi yapacağız. Her mücadele aracını kullanacağız. Bu böyle biline!