Bir sahtekârlık ve ikiyüzlülük vesikası: “Daha Adil Bir Dünya Mümkün”

09.10.2021
A+
A-

ABD Emperyalistleri, İngiltere ve Siyonist İsrail tarafından iktidar koltuğuna oturtulan ve 19 yıldır efendilerine hizmette kusur etmeyen Kaçak Saraylı Reis’in en belirgin özelliklerinin vurgunculuk, soygunculuk, kamu malı hırsızlığı, insan-hayvan-doğa düşmanlığı vb. olduğu hepimizin malumuydu. Bu özelliklerinin birer ürünü olan halk düşmanı politikaların acı sonuçlarını halkımız 19 yıldır zaten pratikte görüyor. Ancak son süreçte Kaçak Saraylı’nın bir özelliğini daha öğrenmiş olduk: Meğer hazret aynı zamanda bir “yazar” hatta “teorisyen”miş…

Kaçak Saraylı’nın yazdığı iddia edilen “Daha Adil Bir Dünya Mümkün” başlıklı kitabın afişleri, alışılageldiği gibi yine “devlet imkânlarıyla” yani halkımızın alınterinden gasp edilen paralarla billboardlarda boy gösterdi geçtiğimiz haftalarda. Kitabın piyasaya sürülmesiyle birlikte yazarının gerçekten de Tayyip Erdoğan olup olmadığı konusunda bir tartışma baş gösterdi. “Cahillerin ferasetine güveniyoruz” diyebilen profesörlerin üniversitelere doldurulduğu, deve sidiğinin şifalarını anlata anlata bitiremeyen Ortaçağcıların, Havuz Medyasının vazgeçilmezleri arasında yer aldığı bir düzenin “Reisi”nin kitap yazabilme olasılığı aklı başında insanlarımıza haliyle pek inandırıcı gelmedi tabiî. Hatırlanacağı gibi Tayyip, 15 Kasım 2013 tarihinde kendisine “Kitap okuyor musunuz?” sorusunu yönelten gazeteci Cüneyt Özdemir’e; “Kitap okumaya vakit bulamıyorum. Bana arkadaşlarım sağ olsun kitap özeti getiriyor”, şeklinde yanıt vermişti.

Kitap okumayan birinin kitap yazabilmesi hatta yukarıda belirttiğimiz gibi teorisyenliğe soyunması mümkün müdür?

Bizce değildir. Örneğin gerçek bir teorisyen olan Lenin Usta (Tabiî ki Tayyip’le kıyaslanamaz) sadece bir kitabını, “Rusya’da Kapitalizmin Gelişmesi” adlı eserini yazabilmek için 600’e yakın kitabı okuma-inceleme ihtiyacı duymuştur.

Fakat söz konusu Kaçak Saraylı olunca her şey mümkündür. Hiçbir şey şaşırtmaz insanı…

Kitabı kendisi mi yazmıştır, Propaganda Bakanı Goebbels Fahrettin mi yazmıştır, yoksa yemleyerek emrine amade kıldığı onlarca danışmanından biri mi yazmıştır; onu bilemiyoruz. Günahları kendi boyunlarına…

Ama bildiğimiz kesin bir gerçeklik var: “Asrın Lideri”nin dünyaya “ayar vermesi” amacıyla yazılan ve Recep Tayyip Erdoğan imzasını taşıyan bu kitap, başta Kaçak Saraylı Reis olmak üzere tüm AKP’giller avanesinin ikiyüzlülüğünü bir kez daha çarpıcı biçimde ortaya koymaktadır.

Türkiye Halkı İşsizlik ve Pahalılık Cehenneminde yanıp kavrulurken, insanlarımız açlıktan, yoksulluktan intihar ederken, işçimiz ay sonunu getiremezken, köylümüz ölümlerden ölüm beğenirken, gençlerimiz işsiz, üniversite öğrencilerimiz yurtsuz, evsiz barksız kalmışken; tüm bunların doğrudan sorumlusu olan şahıs, dünyaya adalet, eşitlik, hakkaniyet dersi vermeye kalkıyor.

Teorisyenimizin kaleme aldığı iddia edilen kitabın giriş bölümü aynen şu şekilde başlıyor:

“Bugün dünya genelinde en fazla ihtiyaç duyulan konuların başında adalet geliyor. Küresel adaleti tesis etmekle yükümlü kurumlar ne yazık ki büyük bir atalet içinde bulunuyorlar. Merhametini yitirmiş bir çağda bizlere adaletin temsilcisi, vicdanların sesi olma sorumluluğu düşüyor.

“Müstakil olarak kaleme aldığımız bu eserde (Kitabın “müstakil” yani bağımsız olarak kaleme alındığını vurgulama ihtiyacı, yazarının Tayyip olduğunu kanıtlama kaygısından olsa gerek – K. Y), Türkiye’nin tüm insanlık için ortaya koyduğu adalet arayışını ayrıntılı bir şekilde anlatıyoruz.” (agy, s. 5)

Evet, yanlış okumadınız; Türkiye’deki sosyal adaletsizliği arşa dek yükselten, ABD Emperyalistlerinin emirleri doğrultusunda ülkemizdeki bütün yargı kurumlarını iğdiş eden, memlekette adalet namına bir şey bırakmayan Kaçak Saraylı; adaletten, üstelik küresel adaletten söz ediyor. Yargıyı AKP’giller’in hukuk bürolarına dönüştüren; FETÖ’yle birlikte yargı sopasını kullanarak Türk Ordusu’na kumpas kuran; Antiemperyalist, Laik, Mustafa Kemalci, Yurtsever Generalleri, Bilim İnsanlarını “Ergenekon”, “Balyoz”, “Poyrazköy” vb. adlar altındaki CIA operasyonlarıyla yıllarca hapislerde çürüten, bir kısmının hayatını kaybetmesine neden olan kişi “küresel adalet”ten dem vuruyor.

Teorisyenimizi adalet havariliği de kesmiyor tabiî. Aynı zamanda kendisini Batılı devletlerin politikalarına karşı, antiemperyalist biriymiş gibi sunmaktan da hicap duymuyor:

“Batılı ülkeler bu düzenin kurucusu olmalarına rağmen maalesef bu sorunlarla gerçekçi bir şekilde yüzleşmek yerine, sorunları dünyanın diğer bölgelerine hapsedip kendilerini ayrıcalıklı bir konuma getirmenin peşindeler. Kendi konforlarını sürdürmek adına dünyanın diğer bölgelerinde, yine uluslararası düzenin çarpıklıklarının neden olduğu sorunlardan kaçmaya çalışıyorlar. Demokrasi söyleminin havariliğini yaparken kendi dışındaki ülkelerdeki demokrasiyle ilişkisini harita üzerinden kuran bir Batı dünyasıyla karşı karşıyayız.” (agy, s. 25)

“Soğuk Savaş sonrasında ABD’nin önderliğinde ortaya çıkan düzen istikrar sağlayamamıştır. Tam tersine dünyanın birçok bölgesinde kriz üretmiştir.” (agy, s. 43-44)

“(…) Ne yazık ki Milletler Cemiyeti’ni inşa eden ve ona destek veren Batılı ülkeler sözlerinde durmadılar; emperyalist amaçlarını devam ettirdiler.” (agy, s. 64)

Evet, bunları da yanlış okumadınız; başta ABD Emperyalistleri olmak üzere “Batılı ülkeler” ve Siyonist İsrail tarafından devşirilen, iktidar koltuğuna oturtulan ve; “Biz Büyük Ortadoğu Projesi’nin Eşbaşkanlarından bir tanesiyiz, bu görevi yapıyoruz biz”, diye bas bas bağıran bir şahıs söylüyor bunları.

Teorisyenimizin ABD’ye karşı salvoları devam ediyor. Şimdiki bölümün daha bir dikkatle okunmasını rica ediyoruz:

“Soğuk Savaş’ın hemen sonrasında yeni dünya düzeni iddiasında bulunan bir ABD yok artık. Yeni bir dünya ortaya çıkıyor. O dönem, ABD uluslararası sistemin demokratik bir biçimde dönüşeceği yönünde bir beklentinin doğmasına neden olmuştu. Bu anlayışa göre, demokratik ülkelerin sayısında yaşanacak artış küresel barışın ve istikrarın yerleşmesini sağlayacaktı. Fakat bugünden baktığımızda tam tersi oldu. Çünkü demokrasiyi bir sopa gibi kullandılar. Doğal yollarla değil gayrimeşru yollarla demokrasiyi getireceklerini sandılar. Irak’ı işgal ederken de aynı düşünceye sahiptiler. Afganistan’a müdahale ederken de rejim değişikliğinin terörü bitireceğini düşündüler. Ancak ne oldu? Ne Irak’ta ne de Afganistan’da tam bir istikrar sağlanabildi. Tam aksine, daha fazla acıyla yüzleşmek zorunda kalındı.” (agy, s. 55-56)

“(…) Kitle imha silahları bahanesiyle koca bir ülke [Irak – K. Y.] işgal edildi. Demokrasi kurulacağı söylendi. Ancak aynı Irak, terör örgütlerinin cirit attığı bir ülkeye dönüştü.” (agy, s. 57)

“(…) Kitle imha silahlarının varlığını gerekçe göstererek, yalanlar eşliğinde bir ülkeyi yerle bir ettiler. Ambargolar nedeniyle ihtiyacı olan [ihtiyaç duydukları demeliydi teorisyenimiz – K. Y.] ilaçlara ulaşamayan binlerce çocuğun hayatını kaybetmesine ya da sakat kalmasına neden oldular. Ürettikleri sistem adaleti getirmek yerine kapatılması çok zor büyük bir adalet açığı ortaya çıkardı.” (agy, s. 65)

Bu kadar ikiyüzlülük karşısında gerçekten de o meşhur deyimle kelimeler artık kifayetsiz kalıyor…

Hatırlanacağı gibi, ABD Emperyalistlerinin Irak’ı işgal ettiği 2003 yılında Tayyip, Amerikan Wall Srteet Journal Gazetesi’ne gönderdiği bir yazıda aynen şu ifadeleri kullanmıştı:

“We further hope and pray that the brave young men and women return home with the lowest possible casualties…” (https://www.wsj.com/articles/SB104907941058746300)

Türkçesi:

[Amerikalı] kahraman kadın ve erkeklerin mümkün olan en az kayıpla evlerine dönmelerini canı gönülden umut ediyor ve bunun için dua ediyoruz.”

İşte ABD Haydudunun Irak işgali sırasında Conilerin selameti için Allah’a dua edecek denli uşaklaşan, Irak’ta, Libya’da, Suriye’de milyonlarca masum Müslümanın canına mal olan emperyalist müdahalelere koşulsuz biçimde suç ortaklığı eden zat, bunları söylerken de hiçbir rahatsızlık duymuyor.

Hızını alamayan teorisyenimizin “ayarlarından” AB ülkeleri de nasibini alıyor:

“Bugün İngiltere, Fransa ve Almanya gibi Avrupa’nın başat güçlerine bakın. Nasıl bir gelecek tahayyülü ortaya koyuyorlar. (Cümlenin soru işareti yerine noktayla bitmesi bizim değil, teorisyenimizin hatasıdır – K.Y.) Üzülerek görüyoruz ki Almanya’da aşırı sağ yeniden yükseliyor.” (agy, s. 52)

“(…) Birçok Avrupa demokrasisinde artık açık bir tehlike haline gelen popülist, aşırı sağcı partiler hepimiz için kaygı verici bir unsurdur.” (agy, s. 95)

“Böylesine iç içe geçmiş küreselleşme çağında ayrımcılık, yabancı düşmanlığı, ırkçılık ve din-karşıtlığından beslenmek Orta Çağ’a geri dönmek anlamına gelir. (agy, s. 67)

Yine ABD Emperyalistlerinden aldığı emirler uyarınca ülkemizi Ortaçağcı Faşist bir Din Devleti haline getiren zat, Almanya’daki ve “Avrupa demokrasilerindeki” aşırı sağın yükselişe geçmesinden, Ortaçağ’a geri dönmekten kaygılanıyor. Güler misiniz, ağlar mısınız…

CIA emrindeki antikomünist yılan yuvalarından yetişip gelen teorisyenimiz, Birleşmiş Milletler’in bugünkü durumunu güya eleştirirken neredeyse sosyalist bir dil kullanmakta da herhangi bir beis görmüyor:

“(…) Suriye’de insanlık tarihinin en büyük trajedilerinden biri yaşanırken, hiçbir şey yapmadan bekleyen bir kurum, insanlığa karşı görevlerini yerine getirmiyor demektir. 138 BM üyesi Küba’ya uygulanan ambargoya “hayır” diyorken, ambargo hâlâ uygulanıyorsa, burada adalet yok demektir.” (agy, s. 120)

Teorisyenimiz için atış serbest ne de olsa. Bugün bile günde onlarca, belki de yüzlerce insanımızın canını almaya devam eden Kovid-19 süreciyle ilgili bakın neler söylüyor:

“Bu süreçte kendi vatandaşlarımızın ihtiyaçlarını giderirken; din, dil, ırk, kıta ayrımı gözetmeden dünyanın 146 ülkesine tıbbi malzeme ve teçhizat gönderdik. Aşırı kazanç hırsı, güç temerküzü ve sömürgeciliğin yeni metotlarla devam ettirilmek istenmesi, küresel sistemin adalet dağıtmasının önündeki en büyük engellerdir.” (agy, s. 204)

Teorisyenimizin “eşsiz dehası” sayesinde yaptığı muazzam çözümlemelere daha pek çok örnek verilebilir. Ancak burada keselim; zira bu kadar yalan, bu kadar ikiyüzlülük gerçekten de artık midemizi bulandırıyor.

Yukarıdaki aktarımlardan da anlaşılacağı gibi kendi ülkesini cehenneme çeviren zat, yaptıklarıyla yüz seksen derece tezat olan şeyleri dile getiriyor, Halkı kandırma çabalarına devam ediyor.

Şaşırdık mı?

Tabiî ki hayır. Tayyip geçmişte buydu, bugün budur, yarın da böyle olacaktır.

O halde teorisyenimize bir iki kelam da biz edelim isterseniz:

Evet Tayyip!

“Daha Adil Bir Dünya” elbette ki “Mümkün”dür. Ancak bunu dile getirmek emperyalist uşaklarına düşmez.

Dünyadaki adaletsizliğin baş müsebbipleri tarafından iktidara getirileceksin, onlar sayesinde 19 yıldır Halkımıza kan kusturacaksın, efendilerinin bir dediklerini iki etmeyeceksin; ondan sonra da kalkıp küresel adaletten, demokrasiden, haktan hukuktan dem vuracaksın…

Biz de bunu yiyeceğiz, öyle mi?

Daha adil bir dünya öncelikle uşaklığını yaptığın AB-D Emperyalistlerinin, Ortadoğu’yu kana bulayan Siyonist İsrail’in önce geriletilmesi sonra da kesinkes yenilmesiyle mümkün olur.

Daha adil bir dünya, insanlığın kardeşçe bir arada yaşadığı Sosyalizmle mümkün olur.

Ve nihai adalet ancak ve ancak Sınıfsız Toplumun yeryüzüne bütünüyle hâkim olmasıyla mümkün olur.

O adaleti getirecek olanlar da ABD uşakları değil, İşçi Sınıfının Gerçek Bilimi ışığında cesaretle savaşan Gerçek Devrimcilerdir.

Halkın adaleti eninde sonunda tecelli edecektir.