Bir zamanlar Yemen… (II)

 

Geçen sayımızda, Osmanlıların çekilmesinden sonra Yemen topraklarının;

1- Güney: Aden merkez olmak üzere İngiliz himaye bölgesi (Aden merkezi dışında kuzeye doğru 22’den fazla sultanlık vardı),

2- Kuzey: 1- Başkent San’a ve çevresindeki Zeydi Emirliği, 2- Asir ve Tihame bölgelerinde Muhammed b. Ali el-İdrisi yönetimi ve 3- Diğer kabile şeyhleri arasında bölündüğünü yazmıştık.

Bu sayımızda da Kuzey ve Güney Yemen’in tarihsel süreçlerini izlemeye devam edelim.

 

Kuzey Yemen’deki tarihsel süreç

Yemen Zeydileri’nin 87. imamı Yahya, 1918’de Yemen’de Osmanlı idaresinin fiilen sona ermesinin ardından bağımsız Kuzey Yemen Zeydi Emirliği’ni kurarak ilk hükümdarlığını üstlendi. Yemen Zeydi Emirliği daha sonra Mütevekkili Krallığı adını aldı ve İmam Yahya ilk Kralı oldu.

Asir ve Tihame bölgelerinde egemen olan Muhammed b. Ali el-İdrisi’nin ölümünden (1923) sonra ortaya çıkan taht mücadelesinden faydalanan İmam Yahya, 1925’te Hudeyde’yi ele geçirdi. 1934’de Suudi Arabistan Krallığı ile yapılan savaş sonrasında Tâif Antlaşması imzalandı. İmam Yahya, Hudeyde’nin kendi idaresinde kalması karşılığında Asir ve Necran’ın içinde yer aldığı Kuzey Yemen’in bir kısmını Suudi Arabistan’a bıraktı. Böylece Yemen ile Suudi Krallığı arasında bugünkü sınır oluşturuldu. Bu durum aynı zamanda Kuzey Yemen’in esas olarak (kabileler varlıklarını sürdürüyorlardı) birliğinin sağlanması oldu.

Ancak İmam Yahya yönetimine tepkiler vardı. Nihayetinde de 17 Şubat 1948’de İmam Yahya bir suikast sonucu öldürüldü. İmam Yahya’nın ardından iktidara oğlu Ahmed bin Yahya geldi. Ahmed bin Yahya San’a yerine Taiz’i başşehir yaptı. 1955’te bu kez de İmam Ahmed’e karşı isyan başlatıldıysa da başarısızlıkla sonuçlandı.

İmam Ahmed, Yemen Halkı açısından kimi olumlu adımlar attı. 1956 yılında Mısır ile savunma antlaşması imzaladı. Ve sonrasında 1 Şubat 1958’de Mısır ve Suriye’nin birleşmesiyle kurulan Birleşik Arap Cumhuriyeti’ne katıldı. Bu cumhuriyetin Başkanı, Mısır Devlet Başkanı Cemal Abdül Nasır’dı. Ancak 1961’de Suriye’nin kimi siyasi nedenlerle birlikten çekilmesinden sonra İmam Ahmed de birlikten ayrıldı. Böylece Birleşik Arap Cumhuriyeti dağılmış oldu.

 

***

Burada bir konuyu açıklamamız gerekiyor: Mısır ile ilişkiler. İmam Ahmed aslında olumlu bir iş yapıyordu Birleşik Arap Cumhuriyeti’ne katılmakla. Bildiğimiz gibi Mısır’da o yıllarda iktidarda Cemal Abdül Nasır vardır. Ve Nasır, yukarıda da söylediğimiz gibi bir Politik Devrim gerçekleştirerek iktidara gelmiştir. Kurucusu olduğu “Hür Subaylar Örgütü”, 1952 yılında gerçekleştirdiği bir Politik Devrimle iktidarı ele geçirmiş ve Mısır’da krallığı devirerek, Cumhuriyet kurulmasına yol açan süreci başlatmıştır.

Nasır, olayların da zorlamasıyla İngilizlerin yönetimindeki Süveyş Kanalı’nı millileştirmiştir. Bunun üzerine İngiltere, Fransa ve İsrail ortak bir harekât düzenleyerek Mısır’a savaş açmışlardır. Ve İsrail, Sina Yarımadası’nı Şarmü’ş-Şeyh‘e kadar işgal etmiştir. Ancak savaş, bu emperyalistlerin istediği gibi sonuçlanmamış ve Nasır geri adım atmamıştır uluslararası ortamın da uygun olmasından ötürü. Sovyetler Birliği ve Sosyalist Kamp, diğer ilerici dünya ülkeleri ve kendi uzun vadeli çıkarları açısından ABD bu müdahaleyi doğru bulmamış ve ateşkes sağlanmıştır.

Yaşanan bu süreç, Nasır’ın devrimcileşmesine, Sovyetler Birliği’ne ve Sosyalist Kamp’a yakınlaşmasına neden olmuştur. Küba’yla, Çin’le yakın ilişkiler kurmuştur.

Cemal Abdül Nasır 1955 yılındaki Bandung Konferansı’na katılarak Yugoslavya devlet başkanı Josip Tito ve Hindistan başbakanı Jawaharlal Nehru ile birlikte Bağlantısızlar Hareketi”nin önderleri arasında yer almıştır.

1958 yılında Nasır önderliğindeki Mısır, Suriye’yle birlikte Birleşik Arap Cumhuriyetini kurmuştur. İşte Kuzey Yemen’de iktidarda olan İmam Ahmed, bu Cumhuriyet’e katılmıştır.

Ancak Suriye’deki gerici yönetim bu Cumhuriyet’ten çekilmiştir kısa bir süre sonra. Zaten bu olayın da etkisiyle BAAS Partisi’nin Suriye’deki kolu 1963 yılında gerçekleştirilen bir darbeyle (bir Politik Devrim gerçekleştirerek) Krallığı devirmiş ve Hafız Esad’ın da önderliğinde olduğu bir Cumhuriyet kurulmuştur.

Ortadoğu ülkelerinde (Mısır, Suriye, Irak, Libya, Yemen vb. ülkelerde) örgütlenen BAAS Partisinin amacı ise şuydu:

“Arap BAAS Sosyalist Partisi Tüzüğü Ana Prensipleri

“Birinci Prensip: Birlik ve Arap Milletinin hürriyeti. Araplar, tek bir millet teşkil ederler. Bu milletin tek bir devlet içinde yaşamak tabii hakkıdır. Kendi kaderini istediği gibi tayin eder.

“Bu itibarla Arap BAAS Partisi aşağıdaki hususlara inanır:

“1) Arapların ana vatanı, bölünmez siyasi ve iktisadi bir birliktir. Hiçbir Arap memleketi, diğerlerinden ayrı yaşayamaz.

“2) Arap milleti, kültürel bir birlik teşkil eder. Evlatları arasında doğacak ihtilaflar geçici ve önemsizdir. Arap bilincinin uyanmasıyla hepsi ortadan kalkacaktır.

“3) Arapların anavatanı Araplara aittir. Devlet işlerini idare, zenginliklerinden müstefit olma [yararlanma – Kurtuluş Yolu] ve kaderini tayin, sadece onların hakkıdır.” (Dr. Mehmet Atay, http://www.21yyte.org/assets/uploads/files/131-154%20mehmet.PDF)

Gördüğümüz gibi, bu hedefler, bu amaçlar ilerici, devrimcidir. Emperyalistlerin böldüğü Arap Ulusu’nun birliğini savunmaktadır. Che’nin, Fidel’in, Chavez’in Latin Amerika’nın birliğini savunduğu gibi. Bizim Türk Ulusu’nun, Kürt Ulusu’nun birliğini savunduğumuz gibi.

 

***

 

Kuzey Yemen’de Politik Devrim ve sonuçları

İmam Ahmed’in 1962’de ölmesinden sonra yerine oğlu Muhammed Bedr imam seçildi. Ancak iktidara gelmesinden bir hafta sonra, 26 Eylül 1962’de ilerici, yurtsever genç subayların oluşturduğu “Özgür Ulusçu Subaylar Örgütü”nün gerçekleştirdiği bir Politik Devrimle iktidardan uzaklaştırıldı. Ve Krallık rejimi ortadan kaldırılarak yerine Cumhuriyet yönetimi kuruldu. Böylece Kuzey Yemen, Ortadoğu’da Mısır’ın yolunu izleyerek Antiemperyalist cepheye katıldı.

İktidarı bir Politik Devrimle ele alan Kuzey Yemen Ordu Gençliği, 31 Ekim’de Geçici Anayasayı ilan etti. Anayasa uyarınca tüm yetkiler bir Ulusal Konsey’e verildi.

26 Eylül Devrimi’yle birlikte Mütevekkili Krallığı’nın (Kuzey Yemen’in) resmi adı: Yemen Arap Cumhuriyeti olarak değiştirildi.

Suudi Arabistan’a sığınan İmam Muhammed el-Bedr ise Ekim 1962’de bir sürgün hükümeti kurdu ve Suudi Arabistan’ın desteğiyle ülkenin kuzeyinde gerici bir örgütlenme içine girdi. Ardından Yemen Arap Cumhuriyeti’ne savaş açtı. Bu savaşta Yemen Arap Cumhuriyeti’ne en büyük desteği Nasır yönetimindeki Mısır Halkı ve Mısır Ordusu verdi.

Bu yeni Cumhuriyet, bir yandan Kuzeydeki halka yeni olanaklar sunarken diğer yandan da İngiliz sömürge zulmü altında olan Güneydeki (Aden ve çevresindeki) mücadelenin önünü açtı.

Bir politik devrimle iktidarı ele geçirmek, bir Cumhuriyet kurmak her şeyi bir anda düzeltmemiştir elbette. Yemen Arap Cumhuriyeti için tehlike henüz geçmemiştir. Çünkü:

Birinci olarak: Sanaa’daki [Kuzeydeki  – Kurtuluş Yolu] cumhuriyetçi düzen, bir yandan Suudi Arabistan’dan gelen kralcı paralı askerlerin saldırıları ve askeri abluka ile karşı karşıya kalırken, bir yandan da paralı askerlerin bölgenin güneyindeki uydurma sınır üzerinden yönelttiği benzer askeri saldırılar ve abluka ile karşılaşıyordu. İngiltere ülkede paralı asker toplama merkezleri kurdu ve bunları sabotaj grupları olarak cumhuriyetçi düzenin denetimi altındaki alanlara gönderdi. Bütün sınırlar ve özellikle Suudi Arabistan topraklarıyla birbirine karışan doğudaki ve çöldeki sınırlar, Sanaa’daki cumhuriyetçi düzene karşı yönelmiş İngiliz faaliyetlerinin merkezi oldu.

İkinci olarak: Yemen’in İngilizler tarafından sömürgeleştirilen güney kesiminde silahlı bir mücadelenin yürütülmesi için güçlü bir destek meydana gelmekteydi. Bu, Sanaa’daki cumhuriyetçi düzenin, Yemen topraklarının güney kesimini kurtarmak amacıyla İngiliz sömürgeciliğine karşı yürütülen silahlı mücadeleyi destekleyerek, Yemen ulusçuluğunun savunuculuğu rolünü üstlenmesi anlamına geliyordu.

“Sorunun diğer bir yanı da Yemen Halkının Eylül Devrimi’ni savunmak için verdiği ulusal mücadele, Güney Yemen’deki ulusal hareketten daha önce gerçekleşti; cumhuriyeti savunmak, Yemen Halkının bilinçlenmesinin simgesi oldu. Burada genel olarak Yemen’deki ulusal kurtuluş sürecinde işçiler, köylüler, öğrenciler vb.den oluşan Yemen halk yığınları arasında etkinliği olan siyasal örgütleri ele alacağız. Bu halk yığınları Yemen’in her iki kesiminde de Eylül Devrimi’ni korumak için kentlerden ve kırsal alanlardan gelerek Ulusal Muhafız saflarına katıldılar.

“Güney Yemen’deki ulusal hareket iki görevle karşı karşıyaydı: Eylül Devrimi’ni Güneyden gelen İngiliz ve kralcı sabotajlara karşı savunma görevi ve Eylül Devrimi’nin yarattığı İngiliz sömürgecilerine karşı verilen ulusal kurtuluş mücadelesinin ilerlemesini kolaylaştıran tarihsel koşullardan yararlanma görevi. Böylece ülkenin güney kesimi kurtarılabilir, Suudi Arabistan tarafından 1934’te işgal edilen Asir ve Najran bölgesi yeniden alınarak tüm bölgenin ve Yemen Halkının kurtuluşu tamamlanabilirdi.

“(…)

“Bu dönemde, Eylül Devrimi’nin, Suudi Arabistan krallığının saldırısına ve güneyden gelen İngiliz istilasına karşı savunulmasına katılmak amacıyla Kuzey Yemen’e gelen Arap güçleri Sanaa’ya ulaştı.

“Hareket ile Abdulnasır arasındaki iyi ilişkiden ve 26 Eylül Cumhuriyetini tehdit eden tehlikelerden dolayı ve bunun yanı sıra silahlı bir mücadelenin başlatılması açısından iç koşullar olgunlaştığı için, bölgedeki kurtuluş mücadelesi gelişebildi. “Kuzeydeki” Yemen Cumhuriyeti ile sömürge Yemen arasındaki “sınırlar”da Mısır kuvvetleriyle İngiliz kuvvetleri arasında meydana gelen çatışma, güneydeki silahlı eylemi silah sağlayarak destekleyen Abdulnasır, silahlı mücadele kararı alan Arap Ulusçular Hareketi’ni destekledi.” (Güney Yemen Kurtuluş Mücadelesi, Yöntem Yayınları, 1976, s. 23-24-25)

Bu arada 1967 yılında Arap dünyası bir kez daha İsrail saldırganlığıyla karşılaştı. Ve Arap-İsrail savaşı başladı. İşte bu aşamada Mısır ve Suudi Arabistan, Yemen’deki askerlerini karşılıklı olarak çekme konusunda anlaştılar. Ancak bu bir tam barış değildi. Yemen Arap Cumhuriyeti ile devrilen El-Bedr yanlıları arasındaki çatışmalar sürüp gitti.

Ve ne yazık ki, Yemen Arap Cumhuriyeti’ndeki gelişmeler olumlu bir noktaya sıçrayamadı. Mısır Devlet Başkanı Nasır’ın 1970’teki kalp krizi geçirerek ani ölümü de bu olumsuz gidişi hızlandırdı. Yönetim içinde ayrılıklar, çelişkiler baş gösterdi. Yönetime yeni gelen ekipler Suudi Arabistan gericiliğiyle anlaşmaya başladılar. Politik Devrimin gerçekleştirildiği 1962’den 12 yıl sonra, Haziran 1974’te gerici, karşıdevrimci bir darbeyle yönetime el koyan Suudi Arabistan yanlısı Albay İbrahim Hamdi, ilerici anayasayı askıya almanın yanı sıra Güney Yemen’e karşı Suudi Arabistan’dan daha geniş çapta yardım alma yoluna gitti.

(Dikkat edersek Kuzey Yemen’deki gelişmeler bizim ülkemizdeki gelişmelere de ne kadar benziyor. Aşağı yukarı aynı süreçler yaşanıyor. Yemen’de Krallık yıkılıyor Cumhuriyet kuruluyor, ülkemizde Saltanat, Padişahlık yıkılıyor Cumhuriyet kuruluyor. Yine bizde 27 Mayıs Politik Devrimi gerçekleştiriliyor Ordu Gençliği’nce gerici, Amerikancı DP iktidarına karşı ve ilerici bir anayasa 27 Mayıs Anayasası yapılıyor. Sonrasında da gerici iktidarlar, Amerikancı iktidarlar yönetime geliyor. Vb.)

Bu arada dünya çapında olumsuz bir süreç akıyordu. Sovyetler Birliği ve Sosyalist Kamp hızla geriliyor, kendi derdine düşüyor ve bu durum, mazlum uluslara yönelik Enternasyonalist görevlerini yerine getirmesine engel oluyordu. Dolayısıyla Kuzey Yemen için (ve tabiî Güney Yemen için de) olumsuz süreç çok daha hızlandı. Gerici darbeler birbirini izledi. Yönetimle kabileler arasında içsavaşlar baş gösterdi. Artık Kuzey Yemen Arap Cumhuriyeti Suudiler aracılığıyla ABD’nin isteklerini yerine getiriyor, onun çıkarlarını savunuyordu.

Kısacası Kuzey Yemen Halkı, 1962 yılındaki Politik Devrimin getirdiği, sağladığı bütün kazanımlarını yitiriyor, bir kez daha gerici liderlerin ve politikaların kurbanı haline geliyordu. Savaşlar, içsavaşlar kıskacına, sarmalına giriyordu.

 

Güney Yemen’deki tarihsel süreç

Yukarıda anlattığımız gibi 1839 yılında Aden’i kesin olarak işgal eden İngiliz Emperyalizmi, bu bölgede esas olarak Aden’i kontrol altında tutmuş, Aden’in etrafındaki bölgelerde ise İngiliz himayesini kabul etmiş Sultanlıklar, Kabileler yönetimi yer almıştır. İngiltere bölgeyi; Doğu, Batı ve Aden olarak üçe ayırmıştır. Ve 1937 yılında Aden’e “krallık kolonisi” statüsünü dayatmıştır.

İngiliz Emperyalizmi, Aden dışındaki bölgeleri fiili olarak işgal etmek için aktif bir çaba göstermemiştir. Bunun bir nedeni Sultanlıklar, Aşiretlerin varlıkları ve onların kendi aralarındaki savaşların işine gelmesi ve bir diğer nedeni de Suudi Arabistan’daki yönetimin bu bölgedeki hâkimiyeti ve onların da İngiliz Emperyalistlerine bağımlı oluşlarıdır. Ayrıca da coğrafik olarak Aden’e göre önemsiz olmasıdır.

Güneydeki ulusal tepkiler, isyanlar üzerine İngilizler bu Sultanlıkları, bir diğer adıyla Protektoralarını 11 Şubat 1959’da “Güney Arap Emirlikleri Federasyonu” adı altında birleştirmiştir.

Bu şekilde de kuzeydeki Zeydilerle güneydeki Sünnileri dengelemeyi amaçlamıştır. İngiltere 1962 yılında bu Federasyona Aden’i de katarak “Güney Arap Federasyonu”nu kurmuştur.

“Protektora modeli, 19’uncu Yüzyılda sömürgeci yayılmanın biçimlerinden biri olarak ortaya çıktı. Koruyucu devletin, korunan devlet üzerindeki genellikle güce dayalı müdahalesinden doğan protektora, ilke olarak yetkilerin yeniden paylaşılmasına dayanıyordu; sömürgeci devlet uluslararası yetkileri kendisine ayırıyor, korunan devleti de içişlerinde özgür bırakıyordu. Gerçekte ise protektora, çoğunlukla klasik bir sömürgeleştirmenin bütün unsurlarını kendinde topladı, kimi zaman da doğrudan ona yol açtı.” (http://tr.wikipedia.org/wiki/Himaye)

Güney Yemen’deki süreç, açık işgal altında, sömürge statüsünde olmalarından dolayı daha farklı bir seyir izledi. Buradaki mücadele, bir yandan İngiliz işgalcilere karşı, bir yandan İngiliz ve Suudilerle işbirliği içindeki Sultanlıklara (ki toplam 22 sultanlık vardı), bir yandan da Suudilere karşı yürütülüyordu.

Bu mücadele sırasında çeşitli örgütler kuruldu. Bunlardan birisi “İşgal Altındaki Güney Yemen Kurtuluş Cephesi”siydi. Ancak bu örgüt, gerçek bir halk hareketi değildi. Gerici bir örgütlenmeydi. Bunun dışında ilerici, halktan yana mücadele yürüten Arap Ulusçular Hareketi, BAAS’çı ideolojiyi savunan bir örgüt, küçük (etkili bir gücü olmayan) bir Komünist Parti, Sosyalist Halk Partisi vb. vardı.

Bunların yanında bir de 1963 yılında kurulan “Ulusal Cephe” ya da “Ulusal Cephe Siyasal Örgütü” diye adlandırılan bir örgüt vardı. Ve Güney Yemen’deki özgürlük hareketinin başarıya ulaşmasını bu örgüt sağladı.

“Ulusal Cephe” ya da “Ulusal Cephe Siyasal Örgütü”, Kuzeydeki Politik Devrimin getirdiği olanaklardan ve Mısır lideri Nasır’ın sağladığı olanaklardan da yararlanarak 1963 yılında silahlı mücadeleyi başlattı. Ve bu mücadele çeşitli aşamalardan geçerek 1967 yılında başarıya ulaştı. Bu mücadele sırasında Ulusal Cephe birçok zorluğu yenmek zorunda kaldı. Bir yandan İngiliz işgalcilerine, Sultanlıklara, Suudilere karşı mücadele verirken diğer yandan da gerici “İşgal Altındaki Güney Yemen Kurtuluş Cephesi”ne karşı mücadele vermek zorunda kaldı. Özellikle bu gerici örgüt, Halk Cephesi liderlerine karşı suikastlar düzenledi, mücadeleyi baltalamaya çalıştı. Ancak savaş, Marksist-Leninist ideolojiyi benimseyen bu örgütün zaferiyle sonuçlandı.

Halk Cephesi yekpare bir örgüt değildi. İçinde farklı akımlar bulunuyordu. Başlangıçta Marksist-Leninist ideolojiyi benimseyen kadrolar azınlıktaydı. Ancak mücadele süreci içinde bu kadrolar uyguladıkları politikalarla hem örgüt içinde çoğunluğu sağladılar hem de Güney Yemen Halkını kazandılar. Ve 30 Kasım 1967’de son İngiliz işgalci askerlerini de ülkelerinden kovarak, “Güney Yemen Halk Cumhuriyeti”nin kurulduğunu ilan ettiler.

“1967 Ekim ayı sonlarında, işgal altındaki Güney Yemen’de Ulusal Kurtuluş Cephesi, 22 sultanlığa ve Şeyhliğe son vererek ülkeyi tek bir merkezi hükümetin yönetimi altında birleştirdi.” (Güney Yemen Kurtuluş Mücadelesi, s. 9)

Ulusal Kurtuluş Cephesi iktidara gelir gelmez devrimci önlemler alarak, Güney Yemen Halkının ekonomik, politik, kültürel, dinsel kurtuluşunu sağlayacak politikaları hayata geçirmeye çalıştı. İşçi Sınıfı, Köylüler ve Balıkçılar da bu iktidarı benimsediler ve ona sahip çıktılar.

 

Devrimden iki yıl sonra (1969 yılında) Ulusal Kurtuluş Cephesi içindeki liberal akım tasfiye edildi ve yönetime tümden Marksist-Leninist ideolojiyi benimseyen kadrolar geldi. Böylece devrimci hamle hız kazanmış oldu. Bu devrimci iktidar 30 Kasım 1970’de devletin adını “Güney Yemen Demokratik Halk Cumhuriyeti” olarak değiştirdi.

 

Devam edecek

 

Yemen Halkının birleşme çabaları

Bu süreci sizlere yukarıda da aktarmalar yaptığımız Yöntem Yayınları’ndan Kasım 1976’da yayımlanmış bir kitaptan aktaracağız. Kitabın adı: “Güney Yemen Kurtuluş Mücadelesi”. Kitap derleme. İki metinden oluşuyor. Birinci metin, Yemen Demokratik Halk Cumhuriyeti’nin Birleşmiş Milletler Daimi Heyeti Başkanı Abdullah El Eştel’in bir çalışması. İkincisi Güney Yemen’in Kurtuluşunu sağlayan “Ulusal Cephe Siyasal Örgütü Genel Sekreteri Yoldaş Abdul Fattah İsmail ile 22 Haziran Tasfiye Hareketinin 5. Yıldönümü dolayısıyla 1974 yılında yapılan ve Lübnan’da yayımlanan EL HÜRRİYE adlı dergide yer alan görüşme metni”.

Görüşmede A. F. İsmail’e sorulan 12’nci soruya verdiği cevabı aktarıyoruz:

Soru 12: Birleşik Demokratik bir Yemen’in yaratılması için, demokratik görevlerin bölge düzeyinde tamamlanması olasılığı üzerindeki görüşleriniz nedir?

“Cevap 12: Yemen Halkının iki ulusal devrimin, 26 Eylül 1962 ve 14 Ekim 1963 devrimlerinin zaferiyle ulusal kurtuluşlarını gerçekleştirmelerinden sonra, yeni bir yaşam kurma sürecinde, ileri doğru gelişme yolları açılmış oldu. Ama hala, Sanaa’daki dinsel imamlık rejimi ve Aden’deki yarıfeodal sömürgeci rejim Yemen kitlelerinin devrimci yükselişi önünde büyük bir engel olarak duruyordu.

“Tarihsel, öznel ve nesnel koşullardan dolayı siyasal örgütlerin faaliyeti ülkenin bütününde yürütüldüğü halde, Yemen ulusal mücadelesi ülkenin iki ayrı siyasal varlık oluşturmaya yöneldi.

“Osmanlıların ve İngiliz sömürgecilerinin vatanımız Yemen’de yarattıkları bölünme, iki ayrı düzenin kurulmasına yol açtı: Sanaa’daki dinsel ve feodal düzenle, Aden’deki sömürgeci yarıfeodal düzen. Bununla birlikte emekçilerle yoksullar arasındaki ortak Yemen ulusal ruhunu parçalayamadılar. Tek bir vatan umudu tüm Yemenli mücadelecilerin ve ilericilerin ereği olmaya devam etti.

“Zincirin zayıf halkası Sanaa’daki Hamidüddin ailesinin imamlık rejimiydi. Ve biz, bu rejimin devrilmesinin, güneydeki kitlelere İngiliz sömürgecilerine karşı mücadeleye girme fırsatı verdiğine inanmaktayız. Yemen Siyasal Örgütlerinden hiçbiri, aynı anda hem imamlık hem de sömürge rejimine karşı kurtuluş mücadelesine girişemezdi; çünkü 1950’lerin sonuna kadar Yemen toprakları yakınında ulusal mücadeleye destek olabilecek devrimci tek bir müttefik yoktu.

“Hâsılı, 26 Eylül 1962’de Sanaa’da gerçekleştirilen devrim Yemen Halkının mücadelesinin sürekliliği ve İngiliz sömürgecilerini kovarak tam kurtuluşlarını sağlamaları için bir temel yaratmış oldu. Böylece 14 Ekim 1963 devrimi (Güney’de – Kurtuluş Yolu), İngiliz sömürgeciliğine karşı uzun bir silahlı mücadele başlattı; dört yıldan fazla süren bir mücadele sonunda, 1967 Kasımı’nda sömürgeciler ülkeden kesin olarak kovuldu.

“Yemen Halkının ulusal kurtuluş mücadelesi iki biçimde gelişti: İlki Ordunun Sanaa’da giriştiği askeri hareket biçimiydi. Eylül Devrimi’ni korumak ve cumhuriyetçi rejimi savunmak amacı güden bu hareketi, bir halk devrimi niteliği kazanan kitle mücadelesinin yükselişi izledi. Ulusal kurtuluşun başarılması ve sömürgecilerin kesin olarak kovulmasıyla sonuçlanan, Aden’deki örgütlü ve uzun silahlı mücadele ise diğer biçimi oluşturuyordu.

“26 Eylül ve 14 Ekim devrimlerinin tek bir Yemen Siyasal Örgütü tarafından yönetilmediğine dikkat etmeliyiz. Kuzeydeki devrim, emekçi kitlelere hükmeden dinsel imamlık rejiminin boyunduruğunu yıkmayı amaçlayan Özgür Ulusçu Subaylar Örgütü tarafından gerçekleştirildi ve sonunda Yemen Arap Cumhuriyeti kuruldu.

“Güneydeki silahlı mücadeleler ise Ulusal Cephe Siyasal Örgütünce yönetildi ve 1967 Kasımı’nda İngilizler ülkeyi terk etmek, halkın ulusal bağımsızlığını ve Yemen Demokratik Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşunu kabul etmek zorunda kaldılar.

“26 Eylül ve 14 Ekim devrimlerini yürüten ulusal kurtuluş güçleri, birleşik bir siyasal örgüt altında toplanmadığı halde, halkın ulusal kurtuluş mücadelesi tek bir rota izlemiştir: Yemen ulusal davasının birliği ve birleşik demokratik bir Yemen’in kurulması.

“Devrimin ve Eylül Cumhuriyeti’nin savunulduğu yıllar boyunca, güney ve kuzey Yemen’in her kesiminden gelen işçiler, yoksul köylüler, askerler ve devrimci aydınlar, kralcı güçlerden ve Suudi gericiliğinden oluşan ortak düşmana karşı ortak barikat kurdular. Güneydeki silahlı mücadele yıllarında, tüm Yemenliler İngiliz sömürgeciliğine ve onun uşağı sultanlara karşı elde silah yan yana direndiler.

“Bununla birlikte, tek bir devrimci aracın bulunmayışından dolayı, Yemen’in iki kesiminde iki ayrı siyasal varlığın oluşması doğaldır.

“Sonuç olarak, her iki kesimde ulusal kurtuluştan sonraki hedefler de farklı olmuştur. Güneyde milli demokratik devrim aşamasının görevleri öne çıkarken, kuzeydeki Eylül Devrimi’nin önüne, ulusal kurtuluşun tamamlanmasına ilişkin görevler çıkmakta; devrimin ve cumhuriyetçi sistemin emperyalist güçlerin ve Suudi gericiliğinin istilasından ve diğer tehlikelerden korunması konusu önem kazanmaktadır.

“Beşinci Genel kongre sırasında, Ulusal Cephe Siyasal Örgütü, Yemen milli demokratik devrim mücadelesi deneyi üzerinde durdu ve birleşik demokratik Yemen’in kurulması ve Yemen devrim stratejisinin saptanması amacıyla bir birlik perspektifi çizmeye çalıştı.

“Yemen’in güney kesiminde şimdi geçmekte olduğumuz milli demokratik devrim aşamasına, kuzeyde de er geç girileceğine inanıyoruz.

“Suudi gericiliği ve savaş kışkırtıcısı uşaklarının yarattığı Eylül 1972 savaşından sonra, Kahire’de kuzeyli kardeşlerimizle imzalanan Birlik Anlaşması bu konuda atılmış olumlu bir adımdır; emperyalistler ve gericiler Yemen Halkını iç savaş kazanına itmek, onların mücadelelerini saptırmak istiyorlardı.

Anlaşmanın imzalanmasından ve çeşitli ortak komisyonların oluşturulmasından sonra, birçok ekonomik, anayasal ve toplumsal konularda görüşleri yaklaştırma açısından önemli ilerlemeler sağlanmıştır.

“Siyasal örgüt, birleşik demokratik bir Yemen’in kurulması için yurtseverlerin, ilericilerin ve kitle örgütlerinin çabalarını kesin olarak birleştirmeleri açısından, bu demokratik diyalogun sürmesini içtenlikle istemektedir.

“Yemen Halkının birlik ve gelişmesini engelleyen zincirleri kırmayı amaçlayan her türlü çaba ve eylemin -ister resmi düzeyde, ister ulusal hareket düzeyinde olsun- yanında yer aldık. Ulusal mücadele çabasının başarıya ulaşması için, halkın demokratik haklarını kullanıp, mücadele için seferber olmasını, kitle örgütlerinin güçlendirilmesini, ulusal hareketlerin birleştirilmesini ve birleşik demokratik Yemen’in gerçekleştirilmesini amaçlayan doğru bir hareketin oluşturulmasına gittikçe daha fazla ihtiyaç duyulmaktadır.” (agy, s. 75-78)

Yaptığımız aktarmada “Ulusal Cephe Siyasal Örgütü Genel Sekreteri Abdul Fattah İsmail”in de açıkça belirttiği gibi, Güneyde İngiliz sömürgecileri yenip işgali sona erdiren ve Yemen’i birleştirmeyi amaçlayan devrimci-halkçı bir iktidar kurulunca, Kuzeyde de cumhuriyetçi bir rejim olduğundan Yemen Halkı birleşmenin gerçekleşeceğini umuyordu. Ancak, Kuzeyde yaşanan iç savaşta Cumhuriyetçilerin yenilmesi ve Suudi gericiliğinin ve ABD’nin desteklediği bir yönetimin iktidara gelmesi birleşmeyi engelledi.

Libya’da 1969 yılında bir Politik Devrim gerçekleştirerek iktidara gelen (Mısır, Kuzey Yemen, Suriye, Irak gibi) ve Arap Ulusu’nun birliğini savunan antiemperyalist, yurtsever, halksever Muammer Kaddafi’nin aracılığı ile 28 Kasım 1972’de Trablus’ta, başkenti Sana olan Yemen devletinin birleşmesi için bir anlaşma imzalandı. Ancak bu anlaşmayı da uygulamak mümkün olmadı.

1979 yılında iki Yemen arasında bir savaş yaşandı. Bunun nedeni Kuzeydeki yönetimin ABD ve Suudi yanlısı politikaları ve Yemen Halkının birliğini engellemesiydi. Yaşanan savaşta ABD ve Suudi Arabistan Kuzeydeki yönetimi her türlü silahla, araç gereçle destekledi. Güneydeki Yemen Demokratik Halk Cumhuriyeti’ni ise Küba ve Sovyetler Birliği destekledi. Savaşta iki taraf da üstünlük sağlayamadı ve sonuçta Arap Birliği’nin aracılığıyla ateşkes imzalandı.

Ateşkesten 14 gün sonra iki Yemen devlet başkanı bir birleşme anlaşması imzaladı fakat bu anlaşmayı da uygulamak fiilen ve resmen mümkün olmadı.

İki Yemen arasındaki ayrılıklar, çatışmalar 1980’lerin sonuna kadar devam etti. 1989 yılında Kuzey ve Güney Yemen arasında yer alan Maribü’l Cevf bölgesinde petrolün bulunması ve bunun ortak olarak işletilmesi, ilerleyen süreçlerde bir taslak anayasanın hazırlanmasına kadar evrildi. Nihayet 22 Mayıs 1990’da Kuzeydeki Yemen Arap Cumhuriyeti ve Güneydeki Yemen Demokratik Halk Cumhuriyeti, başkenti Sanaa olan yeni devlette birleştiler. Yeni devletin adı: Yemen Cumhuriyeti oldu.

 

Devam edecek