Biri değil, hepsi NATO’cu!

04.03.2022
A+
A-

Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik askeri müdahalesi, şu günlerde kamuoyunda en çok tartışılan konuların başında geliyor. Bu askeri müdahaleyi İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı sonrası dünya ölçeğinde meydana gelen gelişmelerden bağımsız olarak ele almak mümkün değildir. ABD Emperyalistlerinin kanlı katliam örgütü NATO’nun 4 Nisan 1949 tarihinde kuruluşu, Soğuk Savaş, Sosyalist Kamp’ın 1991’deki çöküşü, sonrasında ABD ve AB Emperyalistlerinin dünya halklarına yönelik daha da azgınlaşan saldırıları, bu 77 yıllık tarihsel süreç içerisindeki kilometre taşlarıdır.

Fakat bu yazının konusu Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik olarak giriştiği askeri harekâtın değerlendirmesini yapmak değildir. Biz olayın farklı bir yönünü ele alacağız.

Rusya’nın Ukrayna’ya müdahalesi; HKP Genel Başkanı Nurullah Ankut’un çok doğru biçimde “Meclisteki Amerikancı Beşli Çete” olarak tanımladığı, insanlarımızın içinde bulunduğu İşsizlik ve Pahalılık Cehenneminde halkımıza AKP’giller’in alternatifiymiş gibi sunulan, cilalanan, parlatılan Amerikancı burjuva partilerinin AB-D Emperyalistlerine ve NATO’ya sadakatlerini bir kez daha gösterme imkânı sunmuştur.

Gerek Meclis içi gerek Meclis dışı sermaye partileri Rusya’nın müdahalesini fırsat bilerek, “savaş karşıtlığı”, “insan hakları”, “Rusya’nın yayılmacılığı” kisvesi altında NATO’yu, dolayısıyla kanlı zalim ABD Emperyalizmini yüceltme yarışına girmişlerdir.

ABD uşaklarının bu canhıraş çabalarının nedeni bellidir:

1946 yılından bu yana Türkiye’de iktidara getirilen partilerin, iktidar koltuğuna oturtulan siyasilerin neredeyse tamamı (27 Mayıs Politik Devrimi süreci ve Ecevit hükümetleri bunun dışında tutulabilir) ABD Emperyalist Haydudu tarafından projelendirilmiş, yapılandırılmış ve Türkiye Halkının başına bela edilmiştir. Gerek AKP’giller gerekse “muhalif” olarak yutturulan Amerikancı partiler günümüz Türkiye’sinde bu gerçekliği çok iyi bildikleri için, ABD Emperyalistlerinin kendilerine iktidar koltuğu bahşetmesinin yolunu açacak hiçbir fırsatı değerlendirmekten geri durmamaktadırlar. Rusya’nın Ukrayna’ya müdahalesi ise bu anlamda kaçırılmayacak bir fırsattır. Bu Amerikan uşaklarının hepsi bu altın fırsattan yararlanmak adına doğrudan ya da dolaylı şekilde NATO’yu haklı gösteren, aklayan açıklamalar yapmışlardır. İşte bu yüzden ABD Emperyalistleri ve NATO karşısında takındıkları tutum kesinlikle verili koşulların değerlendirilmesiyle ya da dış politikadaki güncel gelişmeler çerçevesinde belirlenmiş bir tutum değildir; bu hainler için NATO’yu savunmak, Amerikan uşaklığı yapmak, bir tercih meselesi değil, bir mecburiyettir.

Bugün Meclisteki Amerikancı Beşli Çete’nin ve Meclis dışında olan, muhalif rolü oynayan partilerin ABD-AB Emperyalistlerine ve onların kanlı katliam örgütü NATO’ya karşı tutumlarının özünde zerre kadar farklılık yoktur. Hepsi Amerikancı, hepsi AB’ci, hepsi NATO’cudur. O kadar ki, bu emperyalist uşaklıklarını açık seçik biçimde parti programlarına dahi koymayı bir zorunluluk olarak görmüşlerdir.

20 yıldır Türkiye Halkına kan kusturan AKP’nin bir Amerikan-İngiliz-İsrail yapımı olduğu artık herkesin malûmudur.

Bu çıkar amaçlı suç örgütü, parti programında NATO’culuk yapmasa olur mu?

Elbette olmaz. Şöyle denir AKP Programı’nda:

“Türkiye’nin NATO bünyesinde bugüne kadar ortaya koyduğu katkıya paralel olarak, yeni Avrupa savunma stratejisi çerçevesinde oluşturulan Avrupa Güvenlik ve Savunma Kavramı (AGSK) içinde hak ettiği yeri alması yolundaki çabaları sürdürecektir. Türkiye ile dost ve müttefik ülkeler arasında uzun zamandan beri devam eden siyasi ve ekonomik işbirliği sürdürülecek (…)

“Amerika Birleşik Devletleri ile uzun yıllardan beri savunma ağırlıklı olan işbirliğini devam ettirecek ve bu işbirliğini ekonomi, yatırım, bilim ve teknoloji alanlarında yaygınlaştıracaktır.” (https://www.akparti.org.tr/parti/parti-programi/)

MHP ise Kontrgerilla’nın yani Gladyo’nun yani Süper NATO’nun özel örgütüdür, bildiğimiz gibi. Dolayısıyla NATO’ya zaten göbekten bağlıdır. Bu yüzden olsa gerek, parti programında NATO geçmez. Geçmesine de gerek yoktur zaten, zira NATO, MHP’nin bizzat kendisidir bir anlamda. Fakat buna rağmen parti programında ABD Emperyalist Hayduduna olan sadakatini belirtmekten geri durmaz. Başhaydut ABD ile ilişkilerde sanki “karşılıklı çıkar” söz konusu olabilirmiş gibi, MHP Parti Programı’nda şöyle yazılır:

“ABD ile ilişkilerimizin ekonomik, siyasi ve güvenlik boyutlarıyla her iki tarafın karşılıklı çıkarlarına hizmet edecek şekilde, eşitlik ve karşılıklılık temelinde yürütülmesi esas olacaktır.” (MHP Parti Programı, s. 128)

Gelelim Mecliste muhalif rolü oynayan diğer Amerikancı partilere…

Bildiğimiz gibi şu anki CHP, Antiemperyalist Birinci Ulusal Kurtuluş Savaşı’mızın Önderi Mustafa Kemal’in kurduğu CHP’den ideolojik anlamda tamamen farklılaşmıştır. Yeni CHP de Amerikancıdır, NATO’cudur. Ve bu gerçeklik elbette parti programında da kendisini gösterir:

“CHP, (…) NATO’nun da, yeni üyelerin katılımıyla uluslararası alanda güvenlik ve istikrarın sağlanmasına daha büyük katkıda bulunması gerektiğini düşünmektedir. Bu amaçla NATO üyeleri arasında tam bir uyum, dayanışma ve işbirliğinin sağlanmasının İttifakın görevini en etkili biçimde yapmasına katkı sağlayacağı görüşündedir.” (CHP Parti Programı, s. 120)

Eşyanın tabiatı gereği Kontrgerillacı Meral Hanım’ın “İYİP”i de NATO’culuğu, Amerikancılığı parti programına sokmaktan geri durmaz:

“Türkiye, İkinci Dünya savaşından sonra kurulan dünya düzeni içinde Batı kurumları içinde yer almıştır. Ülkemizin savunma politikası da Batı güvenlik sistemine entegre olmuştur. Savunma politikasında en üst şemsiye olarak NATO bulunmaktadır. Türkiye’nin NATO şemsiyesinde olması milli politikalar ve stratejiler uygulamasına engel değildir. NATO bir siyasi yapılanma olup aynı zamanda üyelerinin savunma ihtiyaçlarını da karşılamaktadır. Türkiye’nin bu ittifaka üyeliğinin diğer ittifak ve mekanizmalardaki ülkelerle kendi milli çıkarları ve ulusal güvenliğinin gereği yapılan iş birlikleri içinde yürütülecektir.” (İyi Parti Programı, s. 37)

AKP’nin işlediği binbir suça bizzat iştirak edip bir süre sonra AKP’giller’den ayrılarak elini yıkamaya çalışan Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu’nun kurdukları partiler de doğal olarak ABD’ci, NATO’cudur.

A. Babacan’ın Deva Partisi’nin Programı’nda yer alan “Dış Politika” bölümünde şöyle yazar:

“NATO’nun sağlamış olduğu caydırıcılığın Türkiye’nin ulusal güvenliği açısından kritik önemde olduğunu düşünüyoruz. Dolayısıyla bu transatlantik ittifakın, önümüzdeki dönemde de güçlenerek yoluna devam etmesini hedefleyeceğiz. Diğer yandan, NATO’nun da değişen tehdit koşul ve coğrafyasına ayak uydurmasını teşvik edeceğiz. Bu bağlamda NATO’nun ülkemiz açısından da en önde gelen tehditler arasında yer alan, terör ile mücadele, kitle imha silahlarının yayılmasının önlenmesi, siber güvenlik ile hibrid ve enformasyon savaşları ile mücadele alanındaki yeteneklerini artırmasını savunacağız.” (https://devapartisi.org/temel-metinler/parti-programi)

“Stratejik Derinlik”çi A. Davutoğlu NATO’culukta geri kalır mı?

Elbette kalmaz, kalamaz. Davidson’un Gelecek Partisi’nin Programı’nda ise şunlar yazar:

“Özellikle Kuzey Atlantik İttifakı (NATO) içerisindeki pozisyonumuzun daha da etkin bir şekilde gelişmesi ve kuruluş gerekçesi olan kolektif savunma anlayışının tam anlamıyla yerleşmesi için çaba sarf edeceğiz.” (Gelecek Partisi Programı, s. 138)

Amerikancı Burjuva Kürt Hareketi’nin legal plandaki temsilcisi HDP ise o kadar açıktan NATO’cudur ki bunu ne inkâr eder ne de bu gerçekliği parti programına yansıtmaya gerek görür. Hem Kürt Halkına hem Türk Halkına hem de tüm mazlum dünya halklarına ihanet içerisindeki bu yapının Türkiye’deki ve yurtdışındaki bütün türevlerinin savunduğu politikaların belirlenmesinde Amerikancılık ve NATO’culuk en önemli motivasyonlardan biridir. İşte bu sebeple HDP örneğin, 2017 yılında Diyarbakır milletvekili olan Ziya Pir’i NATO Parlamenterler Asamblesi Güvenlik ve Teknoloji Eğilimleri Üst Komite Başkan Yardımcılığına gönderir.

Amerikancı Burjuva Kürt Hareketi’nin yörüngesinde öyle ya da böyle, doğrudan ittifaklarla ya da dolaylı “eylem birlikleri”yle çaresizce gezinip duran, sözde NATO karşıtı, Sevrci Soytarı Sahte Sol’un hiçbir bileşeni de gerçek anlamda NATO karşıtı değildir. Kendisini antiemperyalist, sol ya da sosyalist olarak tanımlayan bir hareketin gerçekten bu nitelikleri taşıyabilmesi için AB-D Emperyalistlerinin-NATO’nun Türkiye’deki ve Ortadoğu’daki acenteliğine soyunan Amerikancı Kürt Hareketi’yle hiçbir şekilde siyasi bağ kurmaması gerekir. Mademki Kahraman Gerilla Che Guevara’nın ölümsüz deyişiyle; “Bütün eylemlerimiz, emperyalizme karşı bir savaş çığlığı”dır; o halde emperyalizmin uşaklarıyla yapılacak en küçük bir eylem birlikteliği dahi devrimci mücadeleye ihanet etmek anlamına gelir.

Türkiye’deki tek ve gerçek devrimci muhalefet partisi olan Halkın Kurtuluş Partisi’nin AB-D Emperyalistlerine ve NATO’ya karşı tutumu ise nettir. HKP, bu tutumunu Parti Programında şöyle ifade eder:

“Öyleyse yapılması gereken, Birinci Kuvayimilliye’de bayraklaştırılan Tam Bağımsızlık prensibini acilen hayata geçirmektir. Emperyalistlerin NATO’larını da, IMF’lerini de, Dünya Bankalarını da kovmaktır. ABD üslerini, “İkili Anlaşmalar”ı ortadan kaldırmaktır.  Onlar, dost değil, tam tersine her yönden varlığımıza kasteden düşmanlardır. Türkiye’nin güçlenmesi değil, Sevr’de yapmak istedikleri şekilde parçalanması ve İç Anadolu’ya hapsedilmesi onların işine gelir. Çıkarlarına uygun olur.

“Kurtuluş Partisi, Halkımızla beraber ABD ve AB Emperyalistlerinin ‘Bu Hayâsızca Akın’ını durduracak, kuşatmayı yaracak, ülkemizi bağımsızlığa, halkımızı mutluluğa ulaştıracaktır.” (Halkın Kurtuluş Partisi Programı, s. 67)

HKP, AB-D Emperyalistlerinin 1949’dan bu yana dünyanın dört bir tarafında milyonlarca masum insanın kanını döken NATO’suna karşı sözle, yazıyla değil aynı zamanda eylemleriyle de mücadelesini sürdürmektedir. Ne zaman bir NATO temsilcisi kanlı ve uğursuz ayaklarını ülkemiz topraklarına bassa, karşısında “Katil NATO, Ülkemizden, Bölgemizden Defol!” diyen Kurtuluş Partilileri bulur. HKP sadece AB-D Emperyalistlerine değil, yeni yetme Rus Emperyalizmi de dahil olmak üzere emperyalist karakter taşıyan istisnasız bütün devletlerin insanlık düşmanı politikalarına karşıdır. Emperyalist güçlerle ve bu güçlerin uzantılarıyla kurulacak en ufak bir teması dahi dünya halklarına ihanet sayar. İşte bu yüzden HKP, hem teoride hem de pratikte antiemperyalizm ilkesinin Türkiye’deki tek tutarlı savunucusudur.

Türkiye Halkı da, dünya halkları da eninde sonunda Gerçek Devrimciler önderliğinde verecekleri mücadelelerle emperyalist haydutları başlarından defedecek, insanın insanı ezmediği, sömürmediği; halkların kardeşçe, özgürce bir arada yaşadığı adil bir dünya düzeni mutlaka kurulacaktır.