Eğitim veren kurumlardan sertifika dağıtan okullara… Siz sertifikalandıramadıklarımızdan mısınız?

14.06.2019
A+
A-
Eğitim veren kurumlardan sertifika dağıtan okullara…  Siz sertifikalandıramadıklarımızdan mısınız?

Yapboz tahtasına çevrilen eğitim sistemine, geçtiğimiz günlerde bir darbe daha vuruldu. Kamuoyuna eğitimin kurtarıcı meleği olarak sunulan AKP’li Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, hayalindeki özelleştirilmiş ve değersizleştirilmiş “Yeni Ortaöğretim Modelini” açıkladı. Artık liselerde “Kariyer Ofisleri” açılarak sertifikalandırılmayan öğrenci kalmayacakmış!

Hukuktan sağlığa, doğal çevrenin korunmasından milli güvenliğe kadar hiçbir kamusal alan yok ki AKP’nin yok etmediği. Talana uğrayan tüm sistemlerin en başında ise eğitim geliyor. Bugün anasınıfından üniversiteye kadar eğitimin tüm basamakları “parayla diploma satan” kurumlara dönüştürülmüşken, yoksul halk çocukları da dini vakıfların, cemaatlerin ve tarikatların cirit attığı, bilimden ve laiklikten uzak, hurafelerle örülü, gerici, hapishanelere dönüştürülmüş okullarda tutsak. Eşitsizliğin ve ayrımcılığın her türlüsünü, müfredat aracılığıyla öğrencilerin beyinlerine nakşeden AKP’giller, bir yandan çocuklarımızı köleleştirirken öte yandan özel okullara dağıttığı teşvik kredileriyle de devlet okullarının içini boşalttı.

Geçtiğimiz günlerde orta öğretimin sorunlarını çözmeye yönelik olarak büyük bir gürültüyle kamuoyuna sunulan “Liselerde Yeni Model” tam anlamıyla bir fiyaskodan ibaret. Bugüne kadar attıkları her adım aslında, değişimden ziyade köklü gerici dönüşümlerin altyapısını oluşturdu. Eğitim konusunda sicili çok kabarık olan AKP’giller’in son Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk da bu konuda üzerine düşeni fazlasıyla yerine getiriyor. 2003-2004 yıllarından beri müfredat değişikliğinden programlara kadar AKP’giller’e akıl hocalığı yapan Selçuk, şimdi de lise eğitiminde gerici hayallerine bir adım daha atıyor.

Sözde ders yükünü azaltmak için öngörülen değişiklikte, matematik zorunlu olmaktan çıkarılırken, din kültürü ve ahlâk bilgisi dersi ise 4 yıllık lise eğitiminde ortak zorunlu ders olarak öngörülmüş. “Dindar ve kindar nesil” yetiştirmek istediğini açıkça söyleyen Kaçak Saraylı’nın bekası için bir öğrencinin; neden, nasıl, niçinle başlayan merak duygusunu yok edip, her söylenilene inanmasını sağlamak asıl amaçları. Matematik temeli olmayan, bu zihinsel kodlamayla büyüyen bir çocuğa fen bilgisini nasıl öğretirsiniz diye sormak gerekir AKP’giller’in Milli Eğitim Bakanına. Mantık, felsefe gibi sistematik düşünmeyi öğreten dersler çoktan programdan çıkarılmışken, bugünkü değişiklikle matematik dersi de rafa kaldırılmış durumda.

Peki, matematik sadece işlem yapmak mıdır?

Temelinde yatan sistematik düşünceyi; olaylara neden-sonuç ilişkisi bağlamında bakmayı öğreten bir bilimsel disiplinden bahsediyoruz. Mantıksal düşünmeyi öğrenmeden büyüyen bir nesil, kime ve neye hizmet eder?

Programın asıl amacı burada gizli. Gençleri, geleceği olmayan ve sistemin kölesi yapmayı hedefleyen bir projeyle karşı karşıyayız. Süslü reklamlarla örtbas edilmek istenen gerçeklik burada. Eşit, parasız, nitelikli bir eğitim her çocuğun hakkı iken, yeni sistemde, piyasa ekonomisine hizmet eden “Kariyer Ofisleri” kurulacakmış. Her öğrencinin türlü türlü sertifikasının olacağının müjdesini veren AKP’giller’in Bakanına, eğitim bütünsel olmaktan ne zaman çıktı diye sormazlar mı?

Okulların işlevsizleştirilip sertifika dağıtan çöplüklere dönüşmesi, AKP’giller’in iktidara geldiği günden bu yana izledikleri eğitim politikalarının son halkasını oluşturuyor. Topluma dayatılan “özelleşmiş ve gericileşmiş bir eğitim sistemi” ile eğitimde fırsat eşitliğinin tamamen ortadan kalktığı bugün, çocuklarımız hiç olmadığı kadar büyük bir saldırıyla karşı karşıya. Eğitimin yapısal sorunlarına çözüm bulmak gibi bir derdi olmayan AKP’giller’in yarattığı erozyonda; bilimsel, laik ve kamusal eğitimden söz etmek aklımızla alay etmek olur.

Bugün okullar eğitim kurumu olmaktan çok uzağa düşmüş durumda. Toplumsal yozlaşma ve çürüme elle tutulur düzeyde artmış durumda. Gençler eşit olmayan koşullarda geleceksizliğe mahkûm edildi. Çaresizlik ve umutsuzluk içerisinde gelecek hayali kuramayan, birçoğu uyuşturucu batağına saplanmış, kendini ırkçı-dinci çetelerin içinde var etmeye çalışan bu gençlere AKP iktidarının sunduğu tek şey, adaletsiz bir ülke.

19 yılda eğitim yoluyla değersizleştirilen gençlik

Varlık nedenleri emperyalizme hizmet ve onun yerli işbirlikçiliğini yapmak olan Kaçak Saraylı ve avanesi, bu görevlerini yerine getirirken, içinden doğdukları Tefeci-Bezirgân Sınıfın tüm karakteristik özelliklerini taşıyor. Bu, Antika çağdan yadigâr sınıfın günümüzdeki temsilcisi olan AKP’giller’in yaptıkları tüm icraatlarının arkasında, halkın yararına olmayan vatana ihanet politikalarına tanık oluyoruz. Eğitim ki, toplumun omurgasını oluşturan yapıdır. Bu alanda atılan bilinçli adımlar sonucunda toplumun telafi edilemez ölçüde kimyasını bozan AKP’giller, gençlerimizin geleceğini de çaldı.

Bugünlerde “çalma” üzerine bitmez tükenmez mağdur rollerine soyunan AKP’giller için “yavuz hırsız ev sahibini bastırırır” desek yalan olmaz. “Başkanlık Anayasası” ile kavuştuğu hak-hukuk-yasa tanımazlık zırhına sıkı sıkıya sarılan Kaçak Saraylı, 31 Mart seçimlerinde umduğu sonucu alamayınca, YSK’ye İstanbul’da seçimleri yenileme kararı aldırdı.

Gençlerimizin geleceğini çalan bir kişi nasıl olur da halkın karşısına çıkıp “çaldılar” şeklinde demagoji yapabilir?

İşte ihanetin büyüğü burada başlıyor. Asla kaybetmeyi göze alamayan bir Suç Örgütünün Reisinden söz ediyorsak, onun için amaca giden her yol mübah!

Siyaseten bu kadar emperyalizmin oyuncağı olmuş, varlığını AB-D Emperyalistlerine borçlu, onların Ortadoğu’yu parçalama projelerine eşbaşkan olmasıyla övünen birinin eğitimde yaptıkları da sıradan olamaz tabiî. Görevi gereği 17 yılda 16 kez eğitim sisteminin yapısını bozan müdahalelerde bulunan Kaçak Saraylı’nın, 2017 yılında Ensar Vakfı’nın 38. Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmayı hatırlayalım. “Siyasi iktidar olduk ama sosyal ve kültürel anlamda iktidar değiliz” derken eğitimde kimleri referans aldığını açıkça söylüyor.

Karaman’da Ensar Vakfı’na ait bir yurtta 45 öğrenciye tecavüzün yaşanması bu zihniyettekilerin eğitime bakış açılarını da ortaya koyan unutulmayacak acı bir örnek.

CIA-Pentagon diniyle afyonlanan, doktrine edilen gerici yuvaların tek anladığı şey, kendilerine emanet edilen çocuklara insanlık dışı cinsel istismarlarda bulunmak ve devlet eliyle aktarılan ekonomik yardımlarla lüks içinde yaşamak. Her ne kadar MEB şemsiyesi altında yasallığa kavuşturulan bu tür cemaat, tarikat ve dinci yapılanmalar eğitim sisteminde söz sahibi olsalar da üretkenlik ve güzelliği yok etme adına Tarihin sayfalarında yok olmaya mahkûmdurlar.

Tıpkı Mustafa Kemal Atatürk’ün yeni kurduğu Cumhuriyet Türkiye’sinde bu gerici zihniyeti görmesi ve 1925 yılında Tekke ve Zaviyeleri kapatan Devrim yasasını çıkarması gibi. Bugün yeni diye pazarlanan eğitim programları da başlı başına AKP’giller eliyle Tekke ve Zaviyelerin hortlatılması anlamı taşıyor. Bu gelişmeleri gözardı ederek AKP’giller’in eğitime bakışını ve yapmak istediklerini anlamamız mümkün olamaz. Gençliği potansiyel tehlike olarak görmeleri nedeniyle eğitimde bu denli bozguncu düzenlemelerin ardı arkası kesilmiyor. Bu tehlikeyi bertaraf etmenin en kolay yolu da toplumun en dinamik kesimlerinden biri olan gençliği eğitim yoluyla pasifize etmekten geçiyor. Geleceksizliği kader olarak dayatarak, işsizlik cehenneminin kucağına atılan gençlerimiz için nitelikli bir eğitimden bahsetmemiz mümkün değil artık.

İşte “Yeni Orta Öğretim Sistemi” adıyla eğitimde reform diye sunulan son düzenleme de öncekileri aratacak düzeyde ve de yeni değil. Tamamen kendi ideolojik kaygıları ve piyasanın isteklerine göre hazırlanmış pakette, yoksul emekçi çocuklarının çağdaş, bilimsel ve laik eğitim almasının önü kesilmiştir. AKP’giller’in 17 yıllık iktidarında bilinçli olarak meslek liseleri ve imam hatip liselerinin orta öğretimdeki payı her geçen yıl arttırıldı. Bu okullarda eğitim gören gençler bir yandan dinci anlayışın egemen olduğu müfredatla yoğrulurken, bir yandan da piyasanın isteklerine cevap verecek ucuz işgörene dönüştürüldü.

Açıklanan son pakete göre eğitimin olmazsa olmazı matematik, fizik, kimya, biyoloji, felsefe, tarih gibi temel bilimsel disiplinler seçmeli ders olarak ele alınırken öğrencinin sosyal, kişisel gelişimine hizmet eden resim, müzik, beden eğitimi gibi dersler de programdan tamamen çıkarıldı. Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi dersinin ise ortak zorunlu ders statüsüne kavuşması AKP’giller’in yıllardır eğitim eliyle yürüttüğü dinci kuşatmanın gençlere dayatılmasından başka bir şey değil.

2020-2021 yılında 9. sınıflardan başlayarak kademeli olarak geçişi planlanan yeni modele göre, liselere “Kariyer Ofisleri” açılacakmış!

Eğitim kurumlarında böyle bir uygulamaya neden ihtiyaç duyuldu?

Yanıt çok basit: Piyasaya entegrasyonu sağlanarak okul olma niteliğini kaybetmiş bu ofisler aracılığıyla öğrenciler diploma değil de sertifikalandırılarak tüketim toplumunun bir nesnesi haline dönüşecek ve sisteme uygun tehlikesiz ve yönetilebilir olacaktır. AKP’giller’in okulları ticarethaneye dönüştürme hedefleri doğrultusunda şirket mantığıyla kurgulanmış bu programın eğitimin sorunlarına çözüm getirmesi beklenemez. Olsa olsa emekçilere ve çocuklarına sunulan acı reçeteden söz edebiliriz.

 

Ankara’dan
Eğitim Emekçisi Bir Yoldaş