Ertele babam ertele…

04.11.2015
A+
A-

 

AKP hükümeti işçi düşmanı, AKP hükümeti halk düşmanı. AKP hükümeti işveren dostu. İşveren yandaşı.

AKP hükümeti her uygulaması, her kararıyla bunu her gün gösteriyor. Neredeyse her gün bir kez daha kanıtlanıyor halk düşmanı olduğu, işveren yandaşı olduğu.

Çok örnek vermek istemiyoruz bu konuda. Sadece üç önemli konuda aldığı kararları göze batırmak istiyoruz. Kamuoyuna mal olmuş, tüm ülkeyi ilgilendiren konulardan vermek istiyoruz örneklerimizi.

Bildiğimiz gibi, Türkiye’de bir madenler faciası var. Neredeyse dünyanın en geri üretim teknolojileri kullanılarak, işçi sağlığı ve güvenliği hiçe sayılarak, tamamen daha fazla, daha fazla kâr için, Somalı işçilerin deyimiyle “Hadi Hadi” düzeni uygulanıyor madenlerimizde. Durum böyle olunca da maden kazaları diyemeyeceğimiz, maden cinayetleri, maden katliamları kaçınılmaz oluyor.

Hatırlayacağımız gibi geçtiğimiz yıl iki büyük maden katliamı gerçekleşti. Önce Soma’da 301 işçi kardeşimizi kaybettik patronun ve devletin işbirliği sonucu.

Daha küçük cinayetler de işlendi madenlerde, bunları saymayacağız bile. Hemen her gün Şırnak’ta, Zonguldak’ta, Soma’da, Ermenek’te yani ülkenin nerede maden çıkartılan bir bölgesi varsa orada cinayetler işlenip duruyor.

Yukarıda da dediğimiz gibi, daha fazla kâr uğruna 301 işçi kardeşimiz acılar içinde can verdi. Geride ana-babalar, eşler, çocuklar, kardeşler, akrabalar bırakarak göçüp gittiler genç yaşlarında bir parça iş, bir lokma ekmek uğruna…

Ardından Ermenek’te kaybettik 17 işçi kardeşimizi yine aynı nedenlerden, yine aynı acı sonuçlarıyla birlikte…

Katliamların büyüklüğü sonucu toplumda oluşan tepki nedeniyle AKP hükümeti madenlerdeki çalışma şartlarına yönelik; işçi sağlığı ve iş güvenliğine, ücretlere ve sosyal haklara yönelik birtakım kısmi iyileştirmeler yapmak zorunda kaldı. Daha doğrusu, işin açığı yapar görünmek zorunda kaldı. Ama yaptıklarının bir kısmını ya fiiliyatta uygulamadı ya da yeni yasalarla uygulanmasını engelledi.

Nedir bu?

“Bakanlar Kurulu, yanıcı gazlar ve tozlar nedeniyle olası patlayıcı ortama sahip kömür ocakları ile bu ocakların yerüstündeki tesislerinde kullanılan malzeme ve koruyucu sistemlerle ilgili yeni bir karar aldı. Resmi Gazetede yayımlanarak, yürürlüğe giren karara göre, patlama olasılığı yüksek ocaklardaki teçhizat ve koruyucu sistemler 31 Aralık 2019’a kadar ‘Muhtemel Patlayıcı Ortamda Kullanılan Teçhizat ve Koruyucu Sistemler ile İlgili Yönetmelik’e uygun hale getirilecek” hükmü getirildi.”

Bu ne demek?

“Bir gecede ertelenen yönetmelik nedeniyle kapatılan madenler hiçbir önlem alınmadan yeniden açılacak. Bu şu anlama geliyor; ülkemizde 13.500 olduğu tahmin edilen maden ocaklarında çalışan yaklaşık 200.000 kişinin hayatı hiçe sayılıyor.” olması demek tabiî ki…

Bunun sonucu ne oluyor?

Yukarıda saydığımız katliamlar…

Rakamlar aşağıda:

“Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) verilerine göre, Türkiye ölümlü maden kazaları listesinde Çin’i bile geride bırakarak ilk sıraya oturdu. ILO’nun 2014 Yılını kapsayan verilerine göre; aktif çalışan 100 bin maden işçisi üzerinden Türkiye’deki iş kazalarında 133 işçi hayatını kaybederken, bu rakam Çin’de 106. Maden kazaları ölüm yoğunluğunda dünyada ilk üç sıra; Türkiye, Kore ve Çin.” (http://www.gazetevatan.com/dua-edelim-de-4-5-yil-maden-kazasi-olmasin-856764-ekonomi/)

Ama AKP hükümetinin cumhurbaşkanları da, başbakanları da, bakanları da, bürokratları da işverenlere aynı ağzı konuşmaktan çekinmiyorlar. Onların isteğini yerine getirdiklerini yaptıkları açıklamalarda açıkça söylüyorlar, “madenler kapansın daha mı iyi?” diyerek:

“Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürü Kasım Özer, düzenlemenin madenlerde güvenlikte bir sıkıntı yaratmayacağı görüşünü ileri sürdü. ATEX’in Avrupa Birliği’nin belirlediği standartlara uygunluğu içerdiğini belirten Özer şunları söyledi:

“GEÇİŞ SÜRECİ VERDİK

“Ama mesela Kanadalı ve ABD’li olup ATEX şartlarından daha ileri koşulları taşıyan makineler var. Yani ATEX sertifikası olmayanın kötü olması gibi bir durum yok. Çin menşeli ürünlere kolaylık sağlandığı iddia ediliyor. Oysa Çinliler çok rahatlıkla ATEX sertifikası alabiliyor. Biz bir madene gittiğimizde öncelikle cihazların antigrizu ve ateş sızdırmaz özelliklerinin olup olmadığına bakıyoruz. Buna bakmaya da devam edeceğiz. Ama ATEX’le ilgili değişiklik yapılmasaydı, ATEX sertifikası olmayan madenlerin kapatılması zorunluluğu devam edecekti. Biz hem geçiş süreci verdik, hem de bir an önce belgenizi alın yönlendirmesi yapmış olduk.”

Bu “geçiş süreci”ni kim istemiş?

“Kömür üreticileri  açıklamıştı

“(…) Kömür Üreticileri Derneği Başkanı Muzaffer Polat (…) haziran ayında yaptığı açıklamada, ATEX sertifikası alma zorunluluğunun çok kısa sürede uygulamaya geçtiğini, ancak sektörün buna hazır olmadığını belirtmişti. Kendilerinin Çin malı getirdiğini belirten Polat, “En basit örnek olarak; kullandığımız kabloların ve motorların bu standarda uygun olması gerekiyor. Bunun için de neredeyse tüm sistem değişmeli. Biz Çin malı antigrizu damgalı ürünleri getirdik ama kabul edilmiyor. Doğu Avrupa’dan 4-5 misli ücretle ithal etmemiz gerekiyor. İngiltere, ATEX’in uygulanması için 9 senelik süre zarfını kabul ettirmişken bizim direkt uygulamaya geçmemiz bekleniyor. Bu durum nedeniyle Soma maden faciasından bugüne kadar 192 yeraltı kömür işletmesinden yaklaşık 126 tanesi kapalı durumda ve 40 tanesi de rölantide çalışıyor” diye konuşmuştu. Polat’ın istediği değişiklikler böylece 2 ay içinde yapılmış oldu.” (http://www.borsamatik.com.tr/haber-detay/maden-mevzuati-2020ye-ertelendi/48183/)

İşte gördük. 2 ay içerisinde, emrin olur, diyerek işverenlerin isteği kabul edilmiş. Ya bu ertelemenin sonucunda gerçekleşecek cinayetlerde ölenlere, ardlarında kalanlarına, topluma ne olacak?..

Canları daha çok çıksın. Bu işin fıtratında var bu. İstemiyorlarsa çalışmasınlar. Bu kadar basit…

 

***

Bu birinci örneğimizdi. Şimdi gelelim ikinci örneğimize:

Bildiğimiz gibi ülkemizde, özellikle 12 Eylül Faşizmiyle başlayan ve T. Özal döneminde yoğunlaşan, sonraki her iktidarın da dört elle sarıldığı ve İşçi Sınıfımızı canından bezdiren, işsiz, aç bırakan, işverenlerin insafına terk eden iki uygulama var. Özelleştirme ve Taşeronlaştırma.

AKP hükümeti, bu iki can yakan uygulamaya da dört elle sarıldı ve Tayyipgilller’in 12 yıllık iktidarı döneminde satılmadık bir Kamu Malı (bir ikisi hariç) kalmadı. Özelleştirmeyi hep Taşeronlaştırma uygulaması takip etti. Ve şu anda 2 milyondan fazla işçimiz, Taşeron sisteminde çalışıyor.

Taşeronluğun toplumda yarattığı sıkıntılar ve tepkiler nedeniyle AKP hükümeti, özellikle Soma Katliamı sonrası yoğunlaşan öfke nedeniyle Taşeron çalıştırmaya yönelik kimi adımlar atmak zorunda kaldı. Özellikle kamuda taşeron işçi çalıştırmayı önlemeye yönelik ve halen çalışanları da kadroyu geçirmeye yönelik bir yasa çıkartmak zorunda kalmıştı 11 Eylül 2014 tarihinde.

Bizim Maliye Bakanı İngiliz  Mehmet Şimşek, “kamuda taşeron personel kullanımını sınırlayan kanuni düzenleme yaptıklarını ve bu konuda kararlı olduklarını açıkl”ıyor ama Hürriyet Gazetesi’nin 13 Ekim tarihli, Hacer Boyacıoğlu imzalı haberinden öğreniyoruz ki, çıkartılan yasanın maddelerinin önemli bir kısmının uygulanması zorunluluğu 2016 yılına ertelenmiş. Ve bu da kamuoyuyla hiç paylaşılmadan yapılmış:

“11 Eylül 2014’te Resmi Gazete’de yayınlanan 6552 sayılı torba kanunla yapıldı. Torba kanunun 10. maddesiyle, kamu kurumlarında hangi alanlarda taşeron çalıştırılabileceğine ilişkin olarak Maliye Bakanlığı’nın bir liste hazırlaması öngörüldü. Bu listeye göre de, Bakanlar Kurulu tüm kamu kurum ve kuruluşlarının hangi alanlarda personel hizmet alımı yapabileceğini ilan edecek ve kamu kurumlarının her alanda taşeron işçi alımı yapması engellenecekti. Bu madde, dün itibariyle tam 13 aydır yürürlükte bulunuyor. Ancak bugüne kadar Bakanlar Kurulu taşeron alımlarını sınırlayacak listeyi yayınlamadı.”

Yasanın uygulanmasını sağlayacak liste niye yayımlanmamış?

Maliye Bakanlığı bu konuya ilişkin soru üzerine “İcracı bakanlıklar ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının Taşeron tanımında uzlaşamamasını göstermiş. İster inan ister inanma…

Yasanın en önemli maddelerinden biri de yine inanırsanız, bürokratlar yüzünden ertelenmiş(!)

“BÜROKRATLAR ISRAR EDİNCE

“Eylül ayında yasalaşan aynı torba kanunun 11. maddesinde de kamuda taşeron çalıştırılmasına ilişkin kısıtlayıcı hükümler de yer aldı. Buna göre, kamuda taşeron olarak çalıştırılan personel sözleşme konusu iş dışında başka bir işte çalıştırılamayacak, buna uymayan bürokratlara da ceza verilecekti. Taşeron sınırlamasına aykırı davranan bürokratlar hem kamunun uğradığı zararı karşılayacak; hem de aylıklarının 5 katı tutarında para cezasıyla cezalandırılacaktı. Ancak 23 Nisan 2015’te meclis kapanmadan hemen önce çıkarılan son torba yasaya, bürokratların ısrarı üzerine tek cümlelik bir madde eklendi. Dikkat çekmeden meclisten geçen ve yasalaşan bu maddeyle, “taşeronların kendi alanları dışında çalıştırılmasını yasaklayan ve kısıtlamalara uymayan bürokratlara ceza verilmesini içeren düzenlemelerin” 1 Ocak 2016’ya kadar uygulanmayacağı hüküm altına alındı. Böylece kamuda taşeron personel kullanımını sınırlayan en önemli yasa maddesi; herhangi bir gerekçe olmaksızın ötelenmiş oldu.” (http://www.hurriyet.com.tr/cikardigi-kanun-1-yil-ertelenmis-40001897)

İşte bu!

Taşeron işçilik, kölelik demek. Asgari ücretle, sosyal haklarsız, sendikasız, işgüvencesiz çalışma, çalıştırma demek. Ama bu hükümet, hep söylediğimiz gibi işçilere, halkımıza hizmet etmiyor. Kendisini iktidara getiren ve iktidarda tutan işverenlere, Parababalarına hizmet ediyor…

 

***

Gelelim son örneğimize:

“Müteahhitlere müjde!

“ÇEVRE ve Şehircilik Bakanı İdris Güllüce, 1 Ocak 2016’da yürürlüğe girecek ‘yeni tip imar yönetmeliği’ uygulamasının 2016 yılı sonuna kadar ertelendiğini açıkladı.

“Bursa’da katıldığı bir programda açıklamalarda bulunan Güllüce; “İmar yönetmeliğindeki değişiklikler için çalışmalar yapmıştık. Bu konuda odalarla, üniversitelerle ve özel sektörle görüşmelerimiz olmuştu. Ancak gelinen son noktada inşaat sektörü bu yönetmelik değişimi için bir erteleme talebinde bulundu. Nihayetinde tip imar yönetmeliği değişikliğinin 1 yıl daha ertelenmesine karar verdik. İnşaatçıların gözü aydın, belediye başkanımızın gözü aydın” dedi.

“EMSAL AVANTAJI

“Ertelemenin müteahhitler için önemli emsal avantajı sağlayacağını belirten Gayrimenkul Hukuku Derneği Başkanı Avukat Ali Güvenç Kiraz, “İnşaatçılar 1 Ocak 2016’ya kadar ruhsat olmak için acele ediyordu, şimdi koca bir yıl daha kazandılar. Ancak daha fazla emsal sağlayan 1 yıllık ek süreden faydalanmak için  Mayıs 2014 öncesi şirketlerin sözleşmelere başlamış olması gerek” dedi. Bakan açıklamasını ‘müjdeli haber’ olarak değerlendiren İstanbul İnşaatçılar Derneği (İNDER) Başkanı Nazmi Durbakayım, “1 yıl daha uzayan yönetmelik inşaatçılara daha fazla emsal kullanım hakkı veriyor. Yeni yönetmelikle 0.25 emsal 0.20 ye çekildi ama aradaki fark 0.05’den fazla. Teknik detaylara bakarsak uygulamanın ertelenmesinin yüzde 7’lik bir avantajı var. 1 yıl avantajı tüm sektörü değil, müracatını yapmış belgesini almış müteahhitleri etkileyecek. Özellikle Anadolu yakasındaki kentsel dönüşüm projelerinde müteahhitler 1 Ocak’a yetişemiyor, bu nedenle panik oluyordu” diye konuştu.” (http://www.hurriyet.com.tr/yeni-tip-imar-yonetmeligi-2016-sonuna-ertelendi-40005657)

Başlık ne kadar doğru görüyor musunuz: “Müteahhitlere müjde”!

Yani zaten yıllardır yeterince, hatta kat kat fazlasıyla vurgun vuran müteahhitler bir yıl daha vurgun vurmaya devam edeceklermiş.

 

***

Yani ye kürküm ye, dünyası bu dünya. İktidara sizin çıkarlarınızı savunacak, her emrinizi ikiletmeden yerine getirecek bir ekibi getirin, sonra da her istediğiniz yasayı çıkartsın. Ola ki, kamuoyu tepkisiyle kârınızdan azıcık azalma getirecek işçilerin, emekçilerin bir parça nefes almasını sağlayacak bir yasa hasbelkader geçmişse Meclisten de, yukarıdaki üç son örnekte gördüğümüz gibi ertelenmesini sağla. Yağma Hasan’ın böreği de bu olsa gerek.

Ama biz bu düzeni değiştireceğiz. Bu kapitalist işveren düzenini ortadan kaldıracağız. Kökünü kazıyacağız onu var eden sınıf ve zümreleriyle birlikte. Ve Halk iktidarını kuracağız. Adı üstünde Halk iktidarı olacak ve İşçilere, Emekçilere hizmeti birinci görev bilecek. Toplumumuzda bir avuç olan işverenlerin ve onların bir avuç bürokratının, yandaşının hâkimiyetine son verecek ve milyonların, on milyonların taleplerini, çıkarlarını savunacak. Kuracağız bu iktidarı. Kimse engelleyemeyecek bunu. Yazın bir kenara.