Et fiyatları ve Bahri Dağdaş Uluslararası Tarımsal Araştırma Enstitü arazisinin ranta açılması

19.05.2022
A+
A-

Et fiyatları düşmüyor, artmaya devam ediyor. Et ve Süt Kurumu satış mağazalarında yağlı kıymanın kg fiyatı 110 TL. Kuzu pirzola 180 TL.

Halkımız bir nebze daha ucuz olduğu için Et ve Süt Kurumu önlerinde kuyruklar oluşturmuştu da; AKP’giller’in Et ve Süt Kurumu Genel Müdürü Osman Uzun; çok uzun kuyruklar oluşuyordu, bu yüzden zam yaptık, diyerek halk düşmanı yüzünü gösterivermişti.

İşte şimdi oralarda bile en ucuz kıymanın kilosu 110 TL. Halkımız et yiyemiyor, çocuklarına et yediremiyor. Evine et girmiyor.

Namuslu Bilim İnsanı Osman Nuri Koçtürk, 1969 yılında kaleme aldığı “Açlık Korkusu” adlı kitabında, et tüketiminin önemi hakkında şöyle der:

“(…) Örneğin Birleşik Amerika’da bir insan ortalama olarak yılda 67 kilo tahıl ve 90 kiloyu aşkın miktarda et tüketerek karın doyurur. Buna karşılık bizler Türkiye’de yılda 268 kilo tahıl ve 12-13 kilo et tüketerek besleniriz. Bu miktar eti bulamayan ve ayda bir defa bile et yiyemeyen köylü ve işçi vatandaşlar çoğunluktadır. Durum böyle olunca her iki toplumun da beslenme koşulları bakımından aynı durumda olduklarını iddia edemeyiz. Kısaca söylemek gerekirse Amerikan vatandaşları çok miktarda et, süt, yumurta ve balık ile az miktarda ekmek yiyerek beslenmekte, Türkiye’de ise bunun tam tersi bir tutum uygulanmaktadır.

“Türkler, Amerikalılara nazaran dört kat fazla tahıl yemekte, buna karşılık tükettikleri et miktarı, Amerikalının tükettiğinin sekizde biri kadar olmaktadır. Bundan dolayı Türk halkı açtır.

“(…) Türk halkını doyurmak ve Türkiye’de açlıkla mücadele etmek gerekiyorsa, yapılacak iş bellidir. Hayvansal yiyeceklerle, bitkisel yiyecekler arasında insanın fizyolojik ihtiyaçlarının gerektirdiği bir denge kurmak, tahıl tüketimini kısıtlayarak, et, süt, yumurta ve balık gibi hayvansal yiyeceklerin üretimini artırmak, fiyatlarını ucuzlatmak lazımdır.”

Bu kitabın yazılışından yaklaşık 40 yıl sonra dahi bir arpa boyu yol alamadığımız gibi, AKP’giller İktidarının yarattığı fahiş hayat pahalığı yüzünden durum daha da vahimleşti. İşçilerimiz ve yoksul emekçi halkımız bırakalım ayda bir evine et girmesini, etin tadını dahi unutur hale getirildiler.

Osman Nuri Hoca, bizim gibi, çok tahıl az et ile beslenen ülkelerde, hastalıkların yaygın, çocuk ölümlerinin yüksek, çalışma gücünün düşük, eğitimin yetersiz yani eğitimde alınan verimin düşük olduğunu, çocuklarımızın okuduğunu anlamada, derslerde anlatılanları idrak etmekte zorlandığını belirtiyor.

Osman Nuri Hoca, ABD Emperyalistlerinin, Türkiye üzerindeki emperyalist çıkarları için tarım ve hayvancılığımızı bitirme projelerini daha o yıllarda hayata geçirmeye başladığını anlatıyor:

“(…) Türk toplumuna “Hayvancılığı Geliştirme Projesi” adı altında yutturulmaya çalışılan ve aslında ABD’nin Türkiye’deki çıkarlarını geliştirme amacı güden yıkıcı proje hakkında Veteriner Fakültesi Profesörler Kurulu’nun neler düşündüğünü, bu fakülte tarafından basına açıklanan bildiriyi buraya aynen aktararak öğrenmeye çalışalım:

(**) Hazırlanan rapora göre, on yıl içinde 200.000 baş saf kan inek mevcudunu gerçekleştirmek için, damızlık ithali öngörülmektedir. Bu hedefin gerçekleştirilmesi için, on yıl içinde en az 100.000 ineğin ithal edilmesi lazımdır. Bu ithalat için lüzumlu döviz kaybı bir yana getirilecek ineklerin yetersiz beslenme şartlarında verimli bir fayda sağlamayacağı bugüne kadarki tecrübelerle bilinmektedir. Bu sebepten inek ithali sınırlı bir seviyede tutulmalıdır.

(**) Buna karşılık, yerli ineklerimizin halen Türkiye’de mevcut saf kan kültür ırkı boğalarla suni tohumlama metodu ile melezlenmesi sonunda elde edilen ileri kuşak melez inekler, hem arzu edilen yüksek verimi sağlayacaklar ve hem de yurt şartlarında yaşama güçlerini muhafaza edeceklerdir. Bu husus fakültemizce sahada yürütülen araştırmalarla belirlenmiş bulunmaktadır.”

Gördüğümüz gibi dönemin namuslu bilim insanları da yurt dışından hayvan ithalinin hiçbir fayda getirmeyeceğini, yerli ırk ineklerimizin geliştirilmesi gerektiğini savunuyor.

Bugün artık köylerimizde yerli ırk inek görmek mümkün olmuyor.

Bırakalım yerli ırklarımızın geliştirilmesini AKP İktidarı tarım ve hayvancılıkta bilimsel çalışmalar yapan kurumları bir bir kapatıyor. Tarım yazarı Ali Ekber Yıldırım’ın verdiği bilgiye göre, Konya’da 1914 yılından bu yana faaliyet gösteren Bahri Dağdaş Uluslararası Tarımsal Araştırma Enstitüsüne ait araziler “kamu yararı” denilerek konut yapımı için yani tarımsal araştırmaların yapıldığı araziler betonlaştırılmak üzere TOKİ’ye devredilmek isteniyor.

Bahri Dağdaş Uluslararası Tarımsal Araştırma Enstitüsü, bitkisel üretimde ve hayvancılıkta ıslah çalışmaları yapıyordu. 40’a yakın farklı bitki çeşidinin ıslahını gerçekleştiren Enstitü, hayvancılık alanında yapılan hayvan ıslahı çalışmaları neticesinde Hasmer ve Hasak koyun ırklarını geliştirmiştir. Bu yeni koyun ırkları normaline göre 10 kiloya varan canlı ağırlık farkı oluşturmaktadır. Bunun yanında 2005 yılından itibaren ‘Halk Elinde Küçükbaş Hayvan Islahı Projeleri’ çerçevesinde Merinos, Akkaraman, Pırlak ve Dağlıç koyun ırkları yanında kıl keçisi, Honamlı keçisi gibi ırkların yer aldığı 18 ayrı çalışma yürütmektedir.

Enstitü arazisi, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanununun 3’ncü maddesi J bendinde belirtildiği gibi, birinci sınıf sulu mutlak tarım arazisidir.

Gördüğümüz gibi, ABD-AB Emperyalistleri ve onların yerli işbirlikçisi AKP’giller tarafından tarım ve hayvancılıkta yüzde 90’lara varan oranda dışa bağımlı hale getirildiğimiz yetmiyormuş gibi, bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıdaki tarımsal araştırma enstitüleri de bir bir kapatılıyor. Arazileri yapılaşmaya, ranta açılıyor. Tarım ve hayvancılık alanında yapılan az sayıdaki bilimsel çalışmaya da ket vuruluyor, yine aynı güruh tarafından.

Halkın Kurtuluş Partisi Programı’nda, “Üçüncü Sonuç Köylü Meselesi” bölümünde, “Ekinciliğe Teknik” başlığı altında, Demokratik Halk İktidarında tarım ve hayvancılığımızın geliştirilmesi için tekniğe ne kadar önem verildiği görülecektir. Bilim ve Tekniğin tarımsal üretimin hizmetine nasıl sunulacağı aşağıda alıntıladığımız bölümlerde anlatılmaktadır:

“EKİNCİLİĞE TEKNİK

23- GEREKÇE: Büyük çiftliklere nazaran her ayrı küçük ekinci için modern tarım tekniğini ve malzemesini elde etmek ve benimsemek çok pahalı olacağından, şimdiye kadar yurdumuzda denenmiş zirai donatım yöntemlerimizin olumlu ve yetkinleştirilmiş uygulanışı bütün yurda yaygınlaştırılacak.

“24- DEVLET ÜRETME ÇİFTLİKLERİ: İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı kıtlığımıza çare olan ve kısa zamanda mevcut orta ve büyük arazi sahiplerimizin toplamı kadar ürün yetiştirerek, savaş sonu yurdumuzu buğday ihracatçısı yapan DEVLET ÜRETME ÇİFTLİKLERİ, özel bir kanunla özerk Kamu İktisadi Teşekkülleri halinde geliştirilecekler. Bu örgütlerin geliştirilmesi sayesinde, önemli bir bölümü boş duran, işlenebilir topraklarımızın bütünü kullanılır hale gelecektir. İdealist bilim adamları ile, tarım işçi sendikaları yönetiminde ve devletin yalnız yasal kontrolü altında, tarımsal kalkınmamızın modern kaleleri ve örnek çiftlikleri haline getirilecekler.

“25- DEVLET TEKNİĞİNDEN FAYDALANMA: Zirai Donatım Kurumlarıyla Devlet Üretme Çiftlikleri, komşu köylerin en fakir ekincilerinden başlayarak, orta köylüsüne kadarki aile topraklarına sürme, ekme, gübreleme, tohum ıslâhı (iyileştirmesi) ve bilimsel yöntem yardımlarında bulunacaklar. 1941 yılı 1060 traktörle yalnız Ziraat Kombinaları (Devlet Üretme Çiftlikleri): tüm Büyük ve Orta  arazi sahipleri kadar buğday üretti ve Tarım alanının onda birine yardım etti. Bugün memlekette traktör sayısı 1 milyona ulaştıktan sonra makineler yarı boş duracaklarına, köy üretimimizin tamamen yeni araçlarla verimlendirilmesi için örgütlendirilecek.

“26- ZİRAİ DONATIM KURUMU: Modern tarım tekniğinin kolayca ve ucuzca küçük ekincilerimize kadar ulaşabilmesi için, Zirai Donatım Kurumları yeniden örgütlenecek. Bilfiil üretmen ekincilerle topraksız köylü örgütlerinin emrine verilecek. Önce nüfusları 500’den yukarı olan köyler arasından en uygunları etrafında yüzer traktörlü modern teknik istasyonları ile işe başlanacak. Orada kazanılan güçle, ikinci ve üçüncü aşamalara geçilecek. İstasyonlara yakın daha küçük köyler, dilerlerse, Kurum ağları içine katılacaklar.

“27- TEKNİK ve BİLİM ÖRGÜTÜ: Tarım Bakanlığı, tarım işletmelerinde faal tarım uzmanlarının geniş ağı haline sokulacak. Hayvan, sebze, orman, endüstriyel tarım, meyveli bitkiler ve süs bitkileri ve her çeşit tahıl için ayrı ayrı Teknik ve Bilim İSTASYON’ları gerek devletçe, gerek diğer örgütlerce kurulacak. ÜNİVERSİTE ve ENSTİTÜ’ler özellikle bitki ve hayvan ve toprak ıslâhları için araştırmalar, uygulamalı bilimsel çalışmalar yapacaklar. Ulusal gelirimizde her yıl ortalama 5 milyar TL’lik kayba yol açan tarım zararlılarına, tarım hastalıklarına karşı ziraatçı ve veteriner müfettişler, BİNDİRİLMİŞ TARIM EKİPLERİ halinde çalıştırılacak.”

İşte Halkın Kurtuluş Partisi, iktidara geldiği günden itibaren tarımsal üretimde bilim ve tekniğin en azami şekilde kullanımını sağlayacaktır.