Ey AB-D Emperyalistleri ve Yerli İşbirlikçileri! Yaktığınız canlar gün gelir ateş olur, kahrolası düzeninizi yıkar!

09.11.2022
A+
A-

Prof. Dr. Özler Çakır

Adı Şila’ydı. 2.5 yaşında Pitbull cinsi dişi köpekti. Sahibi ona, evine 10 metre mesafedeki yeşil alanda, etrafı demir kafes ile çevrili ahşap kulübe yapmıştı. Buna yaşamak denirse orada yaşıyordu Şila. 11 Ekim 2022 günü saat 17.00 sularında kafesin içine alkol dökülerek diri diri yakıldı. Cayır cayır tutuşurken çıkardığı feryatlara karşın müdahale edilemedi, edilmedi.

Neden mi demir bir kafesin içinde yaşıyordu Şila? Neden mi yakılmıştı?

Onun bundan hiç haberi yoktu ama o bir Pitbull idi ve ülkede iktidar koltuğunda Tefeci-Bezirgân Sermayenin siyasi temsilcisi AKP’giller oturmaktaydı. Bunlar, temsil ettiği sınıfın karakteri gereği içlerinde en ufak merhamet, acıma duygusu taşımaz, her olayı kendi çıkarları için fırsata çevirmek isterler. Nitekim, AKP’giller’in Reisi, 2021 Aralığında, Antepli işverenin evinde baktığı iki Pitbull’un, işçisinin 4 yaşındaki kızı Asiye’ye saldırması olayını kendi saray saltanatı için kullanmaktan geri durmamıştı. Bu olayın ardından, “Asiye yavrumuzun başına gelen hadiseyi gördünüz. Beyaz Türkler, sahip çıkın hayvanlarınıza. Hayvanlarınıza sahip çıkın.” diyerek, bir yandan zavallı sokak hayvanlarına karşı yeni bir savaş başlatmış, öte yandan da o masumlara kol kanat germeye çalışan merhametli insanları kendi müritlerine hedef göstermişti.

Reislerinden aldığı talimat doğrultusunda, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, 81 ilin valilik ve belediyelerine “sahipsiz ve tehlike arz eden hayvanlarla” ilgili genelge göndermişti. Reislerinin emirlerini yerine getirmekle kendilerini mükellef kılan valiler, kaymakamlar, belediyeler, sokak hayvanı cadı avı başlatarak zavallıcıkların kanına girmişlerdi, hiç tereddüt etmeden. Bu süreçte Pitbull köpekler de tehlikeli ve yaptırım uygulanacak türler içinde yer almıştı. Böylece binlerce köpek sokaklara, barınaklara, demir kafesler ardında yaşamaya terk edilmişti.

İşte, Seferihisar’daki Pitbull Şila’nın yürek yakan sonu böyle hazırlanmıştı. 2022 Türkiye’sinde, AKP’giller’in iktidar koltuğunda oturduğu bu rezil sınıflı toplum düzeni, Şila’ya da hiç acımadı;   katlettiği nice evcil, yabani hayvana zerrece acımadığı gibi.

Bu olayın üstünden 3 gün geçmişti ki, 14 Ekim akşam saatlerinde Amasra’daki Türkiye Taş Kömürü Kurumuna ait maden ocağından yükseldi alevler. Grizu patlaması sonucu can verdi 41 madencimiz. Onlar da yerin 300-350 metre derinliğinde yandılar, yakıldılar. Hem de ne yanma! Patlama sırasında ortamın genişliğine göre sıcaklığın 1850–2650 ºC’ye ulaştığı bir yer altı cehenneminde!

Oysa bilim çözmüştü bu sorunu. Bilimin ışığında alınan önlemlerle günümüzde artık grizu patlamaları sonucu madenlerde işçiler iş cinayetlerine kurban gitmiyordu modern kapitalizmin hâkim olduğu ülkelerde.

Ama Ortaçağcı gericiliğin hayatın her alanını teslim aldığı, bilimin, bilimsel düşünmenin esamisinin bırakılmadığı, Parababalarının kârına kâr katmak için işçi emekçi halkımızı Allah ile kandırmanın binbir yolunun denendiği bu rezil düzende mümkün müdür bu?

Elbette hayır!

Kim yaktı, katletti işçi kardeşlerimizi?

Hep söylediğimiz gibi AKP’giller’in bekçiliğini yaptığı Parababaları düzeni.

Nitekim, patlamanın ardından ortaya çıkan Sayıştay’ın 2019 raporunda, Amasra Maden Müessesesi için üretim derinliğinin 300 metre olduğu ve bu derinlikte ani gaz degajı ve grizu patlaması gibi ciddi risklerin bulunduğu belirtilmiş ve “Kurum Degaj Yönergesi”nin titizlikle uygulanması istenmişti.

Ama umurunda olmadı raporun dikkat çektiği riskler; bu gözü doymaz, vurguncu talancı, asalak, düzenbaz Tefeci-Bezirgân Sermayenin iktidardaki siyasi temsilcisi olan AKP’giller’in. Kaç can kül oldu gitti, kaç ocak söndü, kaç bebe babasız kaldı, vicdanları sızlar mı?

Sızlamaz, sızlamadı da!

Üç kuruş için canlarından olacaklarını bilerek o cehenneme giren madencilerin geride kalan aileleri feryat ederken, onların gözlerinin içine baka baka, utanmadan sıkılmadan, “Biz kader planına inanmış insanlarız. Kader planına da inandığımız için bunun ne dünü ne bugünü ne yarını hiçbir zaman olmayacaktır. Bunlar her zaman olacaktır.”, dedi AKP’giller’in Reisi.

Oysa acılı aileler isyan ediyordu:

İş kıyafetleri ter kokuyor, emek kokuyor, cebinden sadece 183 lira para çıktı. Şu kadarcık para için tüm canlar yandı. Cumhurbaşkanımız kader demiş, bence kader değil, bizim canlarımız yandı.”, diyordu Şaban Yıldırım’ın bir yıllık evli olduğu hamile eşi.

Kayınvalidesi ise:

Belki bizi dışarıya çıkartacaklar, tüm işçileri dışarıya çıkartıp orayı dedi temizleyecekler dedi. Toptan temizlik yaptılar. Ama evlatlarımızı temizlediler. Şunu anlıyoruz ki bizim çocuklarımız pisi pisine gittiler.”, diye suçluları teşhir ediyordu. (https://www.youtube.com/watch?v=ScWIbeQTdXg)

Halkımıza yaptığı bunca zulme karşın dile kolay, yirmi yılı aşkın süredir iktidarda bu dördüncü tür yaratıklardan oluşan AKP’giller Kriminal Suç Örgütü. Evet, şunu biliyoruz: onlar bir proje partisi, efendileri ABD, AB Emperyalistleri tarafından iktidara getirilen ve hizmetleri, uşaklıkları sayesinde iktidarda tutulan. Temel görevleri, Birinci Antiemperyalist Kurtuluş Savaşı’mızın tün kazanımlarını yok etmek. Bir yandan ülkeyi Ortaçağ karanlığına gömülmüş, özlemini çektikleri Din Devleti haline getirirken, öte yandan da BOP çerçevesinde Yeni Sevr bataklığına sürüklemek. Bu hizmetleri karşılığında iktidarda tutuyor onları başta kanlı zalim ABD Emperyalizmi gelmek üzere AB Emperyalistleri.

Ama halka bu kadar zulmeden bir iktidarın, iktidarda kalabilmesi için payanda da lazım onlara. İşte bu nedenle emperyalizm yalnızca iktidarı değil, muhalefeti de belirliyor. Kılıçdaroğlu’nun, nam-ı diğer Sorosdaroğlu’nun Yeni CHP’si umut zokası olarak sunuluyor halkımıza, “CHP’ye Gönül Vermiş İçtenlikli İnsanlarımıza”.

İçtenlikli insanlarımız bu zokayı gerçekten yutuyor mu, yoksa bile isteye yutmak mı istiyor?

Çünkü onların da ABD tarafından muhalefeti oynamak üzere devşirildiklerini ortaya koyan kanıtlar o kadar çok ve o kadar açık ki. Bazılarına değinmekle yetinelim:

Kılıçdaroğlu;

Açık açık Mustafa Kemal’in CHP’si olmadığını, “Biz 1930’ların, 1940’ların CHP’si değiliz. Biz, demokrasi ve özgürlüğü savunuyoruz.” diyerek defalarca dile getirdi.

Kadının özgürlüğünün değil, esaretinin simgesi olan ve Siyasal İslam’ı temsil eden türban için 2010 yılı Ağustosunda, “Biz bu sorunu çözeceğiz. Özgürlük temelinde çözeceğiz. Şu anda bir grup arkadaşımız bu konu üzerinde çalışıyor.” “Şu ya da bu şekilde o insanların okumalarının önündeki engelleri kaldıracağız.”,dedi. (https://www.cnnturk.com/turkiye/kilicdaroglu-cnn-turkte-turbana-cozumu-anlatti)

Türbanın üniversitelerden başlayarak okulöncesine kadar meşrulaşmasının önünü açtı.

2010 Eylül ayında, Alman Sosyal Demokrat Partisi’nin davetlisi olarak Berlin’de bulunduğu süreçte Türk ve Alman gazetecilerin sorularına yönelik olarak, “Anayasa Mahkemesi’nin AKP konusunda verdiği bir karar var, laiklikle ilgili. Ben bugün için laikliğin tehlikede olduğunu düşünmüyorum. Eğer tehlikede dersek bunun altını doldurmak lazım, askıda kalır, gerekçelendiremem. Din alanında özgürlükleri daha da genişletmek gerektiği de görülüyor. Ancak burada sorun dinin siyasal amaçlar için kullanılması, siyasallaştırılması.” (https://www.hurriyet.com.tr/gundem/bugun-icin-laiklik-tehlikede-diyemem-15837090)

“Tarikatlara laf etmeyin. İnanca laf edilmez. Ama tarikat da siyasete girmeyecek…”, dedi.
(https://www.haberturk.com/gundem/haber/594519-kilicdaroglundan-tarikat-acilimi)

Sanki siyasetin içinde olmayan bir tarikat ve cemaat olabilirmiş gibi… Bu tarikat ve cemaatler sanki ülkenin tüm kurumlarını örümcek ağı gibi sarıp sarmalamamış, yargıda, orduda, üniversitelerde cirit atmıyormuş gibi… Sanki Ergenekon, Balyoz Kumpasları hiç olmamış, 15 Temmuz Ganimet Paylaşım Savaşı hiç yaşanmamış gibi…

2014 yılında yapılan Cumhurbaşkanlığı oylamasında, Ortaçağcı gericiliği tescilli Ekmeleddin İhsanoğlu’nu “Ekmek için Ekmeleddin” teranesiyle Saray’ın Arka Bahçeli’sinin Kontrgerilla Partisi olan MHP ile el ele çatı adayı gösterip, “Tıpış tıpış gideceksiniz, Ekmeleddin Bey’e oyunuzu vereceksiniz.”, dedi CHP seçmenine.

Daha sonra “helalleşeceğiz” dedi.

Kimlerle helalleşecekti? Mağdurlar kimlerdi?

Tüm bunlar yetmedi Y-CHP’nin Sorosdaroğlu’na. Ülkede mutfaklar yangın yeriyken, insanlarımız, çocuklarımız açlıkla boğuşurken, kadınlarımız Ortaçağcı gericiliğin kıskacında debelenip, sokaklarda birer ikişer katledilirken, tüm eğitim kurumlarımız Peşaver Medreselerine çevrilmişken, 2022 Ekim’inde türbanı yeniden gündem yaparak, başta kadınlarımız olmak üzere halkımıza bir kez daha ihanet etti.

Ekim ayının ilk haftasında, Gerekçe’sinde,

“Kadının kıyafeti başta; bireylerin yaşam tarzı, inancı ve etnik aidiyeti siyasetin konusu olmamalıdır. Geçmişte yaşanmış bazı baskıcı uygulamalar toplumsal hafızamızda olumsuz izler bırakmış, ayrıca siyaseten istismar aracı olagelmiştir.

“Yakın geçmişimizde üniversite öğrencilerinin başörtüsüyle eğitim hakkı engellenmiş, kamuda kadınların başörtülü çalışmasına izin verilmemiştir. Benzer engellemelerin ve yasaklamaların bir daha yaşanmaması için her türlü önlemi almak Parlamentonun ve kamu idaresinin görevidir.”, ifadelerini taşıyan kanun teklifini “kadının kıyafet seçme özgürlüğü” demagojisiyle TBMM’ye sundu.

Yaşamın yarısı olan biz kadınların başlarını, bedenlerini örtüler altına hapsederek akılca, bedence, ruhça köleleştirmek ne zamandan beri kadının kıyafet seçme özgürlüğü oldu?

Mollaların, IŞİD’in, Taliban’ın, El Kaide’nin kadınlara yaptıkları gün gibi ortadayken, ne zamandan beri türbana, çarşafa, “özgürlük” tanınması; kadın üzerindeki egemenlik biçimlerinin ortadan kalkması, kadınların özgürleşmesi demek oldu?

Ne zamandan beri Laiklik demek, kadını her türlü katleden Ortaçağcı gericiliğe özgürlük demek oldu?

E daha ne olsun? Daha ne yapsın, ne söylesin bu Sorosdaroğlu Y-CHP’den medet uman siz içtenlikli insanlarımıza, Mustafa Kemal’e, onun kurduğu Laik Cumhuriyet’e olan ihanetini kanıtlamak için?

Görmeniz için bunlar yetmiyorsa, Madımak’ta kendilerini saran alevlerin arasından, katillerinin yer aldığı Altılı Masa’ya bakan Hasret Gültekin’in, Nesimi Çimen’in, Metin Altıok’un, Behçet Aysan’ın, Menekşe-Koray Kaya kardeşlerin ve yakılan diğer canların gözlerini de mi göremiyorsunuz?

Yazımızın sonunu bedence aramızdan ayrılışının 51. yıl dönümünde de aramızda, mücadelemizde olan Usta’mız Hikmet Kıvılcımlı’nın Parababaları düzeninin yangınlarına nasıl son verileceğini anlatan dizeleriyle bağlayalım:

 

Yol ver ölüm

çök yıkıl ey mezar

Bak devrim dev gibi dimdik!

İnsan ateştir yanarken yakar

Bomba patlarsa açılır gedik