Filistin Halkının Sübjektif Trajedisi

04.06.2021
A+
A-

ABD Emperyalistlerinin Ortadoğu’daki bekçi köpeği Siyonist İsrail, tüm dünyanın gözleri önünde Mayıs ayının sonlarına kadar başta Gazze olmak üzere Filistinli nüfusun yaşadığı çeşitli bölgelere yaptığı alçakça saldırılarda 250 civarında masum insanı katletti. Filistin Sağlık Bakanlığının verilerine göre hayatını kaybedenler arasında 100’den fazla kadın ve çocuk da bulunuyor.

Dünya kamuoyunun acıklı bir film seyreder gibi 20 günden fazla bir süre boyunca seyrettiği saldırılarda AB-D Emperyalistlerinin İsrail’e yaptığı silah sevkiyatları, adına “Birleşmiş Milletler” denilen örgütün ikiyüzlü tutumu, bizdeki Amerikancı AKP’giller iktidarının timsah gözyaşları ve elbette Filistinli anaların, çocukların yaşadığı tarifi imkânsız acılar basına yansımış, mazlum Filistin Halkının gözyaşlarını televizyonlardan izleyen vicdan sahibi insanlar dünyanın dört bir yanında isyan etmişlerdi.

Gazetemizin daha önceki sayılarında, Filistin Halkının üç kuruş para için satılmış Arap liderleri tarafından nasıl yalnız bırakıldığını, bu satılmışların hükmettiği devletlerin İsrail’le ilişkilerinin birer birer nasıl “normalleştiğini”, Türkiye’deki çakma “Ümmetin Lideri” Tayyip’in de bu normalleşme kervanına nasıl katıldığını belirtmiştik. O bakımdan burada bu ihanetleri konu etmeyelim.

Etmeyelim ama güncel bir iki veriyi paylaşmadan da geçmeyelim. Daha yeni, 2021 yılının Mayıs ayında açıklanan veriler, AKP’giller’in Filistin Meselesi konusundaki ikiyüzlülüğünü bir kez daha tüm çıplaklığıyla ortaya koymaktadır. Bu verilere göre Siyonist İsrail, 2020 yılında AKP’giller yönetimindeki Türkiye’nin en çok ihracat yaptığı 9’uncu ülke iken 2021 yılının ilk dört ayında 8’inci sıraya yükselmiştir. Aynı şekilde Türkiye, İsrail’in en fazla ithalat gerçekleştirdiği 4’üncü ülke konumuna yükselmiştir. Bu veriler Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Türkiye İhracatçılar Meclisi, Merkez Bankası (TCMB) ve İsrail’in resmi rakamlarınca da doğrulanmaktadır. (https://www.sozcu.com.tr/2021/ekonomi/israil-turkiyenin-ihracatinda-8-lige-yukseldi-6437287/)

Tüm Arap Dünyası’ndan nüfusça yaklaşık 49 kat, yözölçümü bakımından ise yaklaşık 640 kat daha küçük olan Siyonist İsrail, temelde AB-D Emperyalistlerinin siyasi, ekonomik ve askeri yardımlarının yanı sıra Tayyipgiller iktidarı da dahil olmak üzere bu hain iktidarların ihanetleri sayesinde sahilde top oynayan çocukların başlarına bombalar yağdırabiliyor, içinde masum sivillerin olduğunu bile bile binaları yerlebir edebiliyor, yaralıları taşıyan ambulanslara bile saldırma alçaklığını sergileyebiliyor, Cenevre Sözleşmesi ve Roma Statüsü’ne göre açıkça toplu katliam, soykırım ve savaş suçu kapsamına giren saldırılarda bulunabiliyor.

Fakat işin bu yönü, Filistin Halkının objektif olarak yaşadığı trajedidir. AB-D Emperyalistlerinin, İsrail Siyonizminin ve onlarla işbirliği halindeki satılmış iktidarların doğaları gereği Filistin Halkına yaşattıkları trajedidir.

Bir de ne yazık ki Filistin Halkının yaşadığı sübjektif trajedi vardır: Kendi içinde dağınıklık, örgütsüzlük…

Dünyadaki hiçbir devrimci hareketin, ilerici hareketin kayıtsız kalamadığı Filistin’in haklı mücadelesinin başarıya ulaşamamasının en önemli nedenlerinden biri de işte bu sübjektif gerçekliktir. Usta’mız Hikmet Kıvılcımlı bu gerçekliği bundan tam 50 yıl önce “Filistin Olayının Düşündürdükleri” başlıklı yazıdizisinde tespit etmiş, meselenin gerçek çözümünü net bir şekilde ortaya koymuştur. (Sosyalist Gazetesi, Sayı: 5-9, 1971)

Ne var ki süreç içerisinde durum daha da kötüye gitmiş, özellikle Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla ve ardından tüm yanlışlarına, zaaflarına rağmen Filistin Davası’nın tarihsel sembolü haline gelmiş olan Yaser Arafat’ın ölümüyle birlikte (ki Siyonist İsrail tarafından radyasyonla öldürüldüğüne ilişkin güçlü kanıtlar vardır) Filistin Halkının örgütlü mücadelesinin önüne set çeken bu dağınıklık daha da derinleşmiştir.

Bilindiği gibi Filistin’de şu anda ikili bir yönetim söz konusudur. Bölünmüşlüğün bir tarafında; Batı Şeria, Ramallah, Nablus, Eriha ve El Halil gibi önemli kentlerin yönetimini elinde bulunduran, Mahmud Abbas (Ebu Mazen) başkanlığındaki “Filistin Özerk Yönetimi” bulunuyor. Mahmud Abbas, aynı zamanda El Fetih’in de liderliğini yürütüyor. Ancak günümüzdeki El Fetih, Usta’mızın o yıllarda “Burjuva Realpolitikerliği” olarak eleştirdiği 1960’ların, 1970’lerin El Fetih’inin bile gerisine düşmüş durumdadır.

Arafat’ın 2004 yılındaki ölümünden sonra Filistin Özerk Yönetimi’nin Başkanlığını devralan Mahmud Abbas, kendi halkının cesaretine, yürekliliğine, fedakârlığına güvenmek yerine Amerikancı politikalara bel bağlamıştır. Filistin Halkının Ulusal Kurtuluş Mücadelesini başarıya ulaştırmak için halkına önderlik etmek yerine AB-D Emperyalistlerinden Filistinlilere devlet kurmasını beklemektedir. Örneğin ABD’deki Finans-Kapitalin Obama’yı ikinci kez başkanlığa getirdiği 2012 yılında aynen şunları söylemiştir:

“Obama’nın başkanlığı sırasında umuyoruz ki bir Filistin devleti kurulur.”  (https://www.birgun.net/haber/obama-nin-ortadogu-politikasi-18315)

Yani tıpkı bölgemizdeki Amerikancı Kürt Hareketi gibi Mahmud Abbas liderliğindeki El Fetih de ABD’nin kendileri için bir devletçik kuruvermesini istiyor. Bu, boş hayalden başka bir şey değildir. Abbas, Ortadoğu’da İkinci bir İsrail niteliğinde kurulacak Amerikancı Kürt Devleti’nin Amerika’nın stratejik hedeflerinden biri olduğunu, oysa bunun antitezi niteliğindeki bağımsız, birleşik bir Filistin Devleti’ne ABD Emperyalistlerinin hiçbir zaman yanaşmayacağını görmüyor. Ya da daha kötüsü: Görüyor ama iktidarını elde tutmak için taklalar atıyor.

Öte yandan Lübnan Hizbullahı Lideri Nasrallah’ın deyimiyle bir devletten ziyade “Siyonist bir oluşum” olan İsrail karşısında ise tam bir uzlaşma stratejisi sergiliyor Mahmud Abbas. 15 yıllık iktidarı boyunca yönetimini elinde bulundurduğu bölgelerdeki Filistinli nüfusun refahını arttıracak, istihdam sağlayacak, gençlere daha iyi iş ve eğitim imkânları sunacak politikalar üretmek yerine, adı akçeli yolsuzluklarla anılıyor. Filistin Halkının ucuz işgücü olarak her gün İsrail topraklarına gidip çalışmasına göz yumuyor, kapalı kapılar ardında İsrail’le anlaşmalar yapılıyor. Müslümanların ilk kıblesi olan Mescid-i Aksa’ya yakın bölgelerdeki binaların ve arazilerin dahi İsraillilere satılmasına göz yumuyor. Bu bina ve arazilere günden güne İsrail bayrakları çekiliyor. Durum bu olunca da sonuna kadar haklı ve meşru olan Filistin Davası’na ihanet etmiş oluyor Mahmud Abbas.

Bölünmüşlüğün bir diğer tarafı ise Gazze’nin kontrolünü elinde bulunduran Hamas, bildiğimiz gibi. Tıpkı bizdeki Tayyipgiller gibi tamamen Ortaçağcı, Müslüman Kardeşler ideolojisine dayalı Hamas, zaten Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ), Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC) gibi tüm zaaflarına rağmen bünyesinde sosyalist, antiemperyalist unsurlar barındıran, Filistin’in milli değerlerini savunan militan örgütlere karşı bizzat İsrail’in teşvikiyle kurulmuş ancak daha sonra kontrolden çıkmış, İsrail’le savaşa tutuşmuştur. Hamas zaman zaman Filistin Özerk Yönetimi’yle de çatışmalara girmektedir.

İsrail, 1990’ların başlarında FKÖ’nün ulusal bir nitelik taşıyan mücadelesini kırmak için Ortaçağcı Arap unsurları alabildiğine desteklemiş, bu yolla da ulusal değerlerden tamamıyla yoksun, Ümmetçi, aynı zamanda da uysal bir Arap Topluluğu yaratmak istemiştir. Bunu o dönemlerde İsrail istihbarat topluluğunda üst düzey yetkilere sahip olan kişiler açıkça dillendirmişlerdir.

Kısacası Filistin Halkı; AB-D Emperyalistleri, Siyonist İsrail, satılmış Arap Devletleriyle birlikte yozlaşmış, eski savaşkanlığını kaybetmiş bir El Fetih ve Ortaçağcı Hamas cenderesinde sıkışıp kalmıştır. Dikkat edilirse hemen hemen son 20 yıldaki bütün toplumsal patlamalar, İsrail’e karşı yürütülen kararlı direnişler; ne El Fetih’in ne de Hamas’ın başlattığı direnişlerdir. Direniş hareketleri çoğunlukla halkın, özellikle de genç nüfusun kendiliğinden harekete geçmesiyle başlamakta, Filistin Yönetimi ya da Hamas olayı kendine mal etmekte, Hamas’ın yaptığı son ateşkes örneğinde görüldüğü üzere Filistin Halkı adına anlaşmalar yapmaktadır. Birinci ve İkinci İntifada da böyle olmuştur, İsrail’in son saldırılarında da böyle olmuştur.

Sonuç olarak ölümler, acılar, gözyaşları gelip masum Filistin Halkını bulmaktadır. ABD Emperyalistlerinin ve İsrail Siyonizminin saldırılarına karşı durabilmenin, gerçekten bağımsız ve güçlü bir Filistin kurabilmenin önkoşullarından biri, Filistin Halkının öncelikle bu sübjektif trajedisinin ortadan kalkmasıdır. Bunun yolu ise Filistin Halkının Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı başarıya ulaştıracak; antiemperyalist, antifeodal, antisiyonist, devrimci bir Halk Kurtuluş Cephesi örecek; Filistin’in özgün koşullarıyla uyumlu bir strateji ve programa sahip öncü partinin yaratılmasıdır.

Bunu, ne bugünkü iyice yozlaşmış El Fetih yapabilir ne de Ortaçağcı Hamas yapabilir. Bunu yapabilecek tek güç Filistin Halkının sosyalist, devrimci, ilerici, bilimli, bilinçli, unsurlarıdır. Örgütsüzlük, dağınıklık engeli aşılmadığı sürece Filistin Davası’nın haklılığını, yüceliğini sürekli tekrarlayıp durmak, AB-D Emperyalistleri ve bekçi köpekleri Siyonist İsrail’in saldırılarını hiçbir zaman sonlandırmayacaktır. Usta’mızın konuya ilişkin yukarıda andığımız eşsiz çözümlemeleri kapsamında 50 yıl önce yazdığı gibi, “Slogan tekerlemek başka, Siyasi Örgütlü Devrimcilik başka şeydir.”