Genel Başkan’ımız Nurullah (Ankut) Efe, kendisini yargılamaya cüret edenleri bir kez daha yargılayarak Tarih nezdinde mahkûm etti: “Biz ki ustasıyız vatan sevmenin. Bizi kimse korkutamaz, sindiremez, yıldıramaz!”

25.02.2022
A+
A-

Türkiye Halklarının başına AB-D Emperyalist Haydutları tarafından çökertilen AKP’giller; Gerçek Devrimci, Gerçek İnsan, Genel Başkan’ımız Nurullah (Ankut) Efe’yi korkutabileceklerini, yıldırabileceklerini, sindirebileceklerini zannediyorlar.

AKP’giller’in Reisi, Genel Başkan’ımızı Mecliste kayıkçı dövüşü yaptıkları kılkuyruk muhalefet liderleri gibi zannediyor. Ama fena halde yanılıyorlar…

Bilmiyorlar ki Genel Başkan’ımız en koyu faşizm günlerinde dahi tepesinde sallanan yağlı urganlara bile gülüp geçmiştir!

Bilmiyorlar ki hayatı boyunca işkence tezgâhlarından başı dik çıkmayı en büyük erdem saymıştır!

Bilmiyorlar ki tıpkı Usta’mız Hikmet Kıvılcımlı gibi kaydı hayat şartıyla hayatını Türkiye Devrimi’ne vakfetmiştir.

İşte bunları bilmedikleri için peş peşe başlattıkları soruşturmalarla, açtıkları davalarla Genel Başkan’ımızı yıldırmaya çalışıyorlar.

Kamuoyunun bildiği gibi Genel Başkan’ımız Nurullah (Ankut) Efe hakkında, kendisinin kaleme aldığı “Kanunsuzlar 2” ve “Kanunsuzlar 3” isimli kitaplarında “Cumhurbaşkanına hakaret” edildiği iddiasıyla dava açılmıştı. Bu düzmece davada AKP’giller Yargısı Genel Başkan’ımıza 4 yıl 8 ay hapis cezası vermişti. Verilen bu ceza sonrası bir hukuk garabetine imza atılarak söz konusu cezayla sonuçlanan davada Genel Başkan’ımızın yaptığı savunmadan dolayı bir dava daha açılmıştı. Bununla da yetinmeyen AKP’giller, aynı davada Genel Başkan’ımızın Adliye önünde yaptığı açıklamadan dolayı bir dava daha açmıştı. Bu iki davanın birleştirilmesiyle açılan yeni davanın ikinci duruşması, bugün Çağlayan Adliyesi 48’inci Asliye Ceza Mahkemesinde yapıldı.

AKP’giller, Genel Başkan’ımız ve Partimize yönelik korkularını fiili bir şekilde göstererek duruşma salonunun önüne barikat kurdu ve çevik kuvvet getirdi. Duruşma Hâkimi, bir hukuksuzluğa daha imza atarak salona izleyici aldırmadı. Duruşmaya, Genel Başkan’ımızla birlikte Parti Avukatlarımız Azime Ayça Okur, Pınar Akbina, Fettah Ayhan Erkan, Ali Serdar Çıngı, Tacettin Çolak, Sait Kıran, Doğan Erkan ve Doğan Zafer Çıngı katıldı. Çıkar amaçlı suç örgütü AKP’giller’in savunmanlığını üstlenen kişiler ise duruşmaya katılmadılar.

Duruşmanın başlangıcında Hâkimin, Genel Başkan’ımıza “Sen” diye hitap etmesi üzerine Genel Başkan’ımız; “Madem ki sen Keşanlı dili ile konuşuyorsun ben de sana sen diye hitap edeceğim” diye karşılık verdi. Duruşmanın devamında Savcı, savunmasını, daha doğrusu AKP’giller yargılamasını yapan Genel Başkan’ımızın sözünü kesmeye yeltendi. Bunun üzerine Genel Başkan’ımız Savcıya; “Siz burada Tiyatro oynatıyorsunuz, yargılama yapmıyorsunuz!” diye yanıt verdi. Hâkimin; Genel Başkan’ımızın sorgusunu yarıda keserek Ceza Muhakemesi Kanuna aykırı şekilde Esas Hakkında Savunmasını istemesi üzerine Genel Başkan’ımız ve Parti Avukatlarımız, yargılama kisvesi altındaki tiyatro oyununa ortak olmayacaklarını belirterek Duruşma Salonunu terk ettiler.

AKP’giller’in hukuk bürolarına dönüşmüş olan mahkeme, Genel Başkan’ımıza 2 yıl 2 ay 7 gün hapis cezası verdi. Hâkim ayrıca, Genel Başkan’ımızın savunmasında “suç unsuru taşıyan beyanlarda bulunduğu” iddiasıyla suç duyurusunda bulunulmasına karar verdi. Kararı Genel Başkan’ımızın ve avukatlarımızın yüzüne okuyamayan Hâkim, duruşma zaptını saatler sonra UYAP sistemine yükledi.

Duruşmanın ardından HKP Genel Sekreter Yardımcısı Av. Tacettin Çolak, 48’inci Adliye Ceza Mahkemesi salonu önünde kısa bir açıklama yaptı. Çolak şu ifadelere yer verdi:

“Ekim ayındaki duruşmada Yargıcın tavrı, ihsas-ı rey kapsamındaki tavrı belliydi.

“Duruşmaya ara verip bize de kumpas kurarak duruşmadan çekti gitti. Şu anda da müvekkilimiz Nurullah (Ankut) Efe’nin kendisine yöneltilen suçlamalar karşısında somut, belgeli savunmalarına sürekli Savcı ve Yargıç itiraz etti. Sürekli savunmayı kesmek istediler.

“Zaten buraya girerken de bu polis memurlarının, bu bariyerlerin burada olması da yargılamadaki aleniliği ortadan kaldırdığı gibi şimdi bile dayanamayıp, bakın, açıklama yapmamıza izin vermeyerek bu hukuksuzlukları süreklileştirmek istiyorlar.

“Biz yargıca şunu dedik; ‘Savunma hakkı dokunulmazdır, kutsaldır. Müvekkilimizin savunmasını tamamlaması gerekir. Bunun dışında nasıl bir savunma istiyorsanız, hukuki usül değişmiş ise buyurun onu çizin, ona göre yapalım’

“Dolayısıyla burada açıkça mahkemenin vereceği karar belli olmuştur. Müvekkilin savunma yapmasının da hiçbir anlamı kalmamıştır. Bu nedenle duruşmayı terk ediyoruz. Burada bağımsız adalet, tarafsız yargı söz konusu değildir. Kaldı ki daha önceki celselerde mahkemeye de sunduk. Adalet Bakanı sürekli bu dosyayı takip ediyor. Mahkeme de bu dosyayla ilgili sürekli Adalet Bakanına bilgi veriyor. Adalet Bakanının takibi altındaki bir dosya hakkında, bir hâkimin bağımsız karar vermesi de mümkün değildir. Bugünkü duruşmada maalesef bunları yaşadık. Tarih, Genel Başkan’ımızı beraat ettirmiştir. Buradaki verilecek cezanın hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur.”

Duruşmanın ardından Genel Başkan’ımız ve Parti Avukatlarımız, Yoldaşlarımızın da katılımıyla Çağlayan Adliyesi önünde bir basın açıklaması yaptılar.

Genel Başkan’ımızın yaptığı açıklamayı aynen yayımlıyoruz:

***

Sevgi ve saygıdeğer Yoldaşlarım;

Türkiye’de artık, tıpkı Nazi Almanyası’nda olduğu gibi, “İkili Devlet” var.

Biri; çökertilmiş, enkaz haline getirilmiş; Kuvayimilliyeciliğin, Birinci Antiemperyalist Kurtuluş Savaşı’mızın zaferi üzerine inşa edilmiş Laik Cumhuriyet. Bugün enkaza döndürülmüş durumdadır. Enkaz yığını haline getirilmiş durumdadır.

Öbürü de Kaçak Saraylı Reis’in Din Devletidir, adım adım oluşturduğu Din Devleti…

Artık bu adliyeler, Türkiye Cumhuriyeti Devleti adına yargılamalar yapmıyor. Kaçak Saray’ın bir uzantısı olarak, hepsi de onun askerleri olarak, yüzlerine de söylediğimiz gibi, onun cübbe giyinmiş askerleri olarak, bir Kaçak Saray’ın emrine girmiş operasyon silahı olarak görev yapıyorlar, arkadaşlar.

Zaten dikkat ederseniz, Kaçak Saraylı Hafız son kararnamelerinde şu imzayı kullanıyor: “Türkiye Cumhurbaşkanı”… “Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı”, demiyor, “Türkiye Cumhurbaşkanı”, diyor. Yarın, bir süre daha yuvalandıktan sonra, “Türkiye İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı”, diyecek. Onun zeminini hazırlıyor ve adım adım, yıktığı Laik Cumhuriyet’in tuğlalarından aşırarak kendi Ortaçağcı Kaçak Din Devletini inşa ediyor.

İşta buradaki, yüzlerine karşı da söylemiş olduğumuz gibi, Kaçak Saray’ın operasyon silahına dönüştürülmüş, esir alınmış, onun askerleri haline getirilmiş Savcı ve Yargıçlardan oluşan mahkeme, bizim savunmamıza tahammül edemedi. Bizim savunmamızı kestirmek istedi; biz devam edince, sonunda tahammül edemeyerek “bitirdim”, dedi. Yani kanun manun umurlarında değil bunların.

Zaten kanunla ne ilgileri var?

Atatürk Orman Çiftliği’nin bağrına getirip Kaçak Saray’ını oturttu. Ankara Mimarlar Odasının namuslu Başkanı Tezcan Karakuş Candan hanımefendi ve avukatlar ekibi, onlarca dava kazandı, Kaçak Saray’ın kaçak olduğuna dair. En son bu ay içinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, 5’e 6 bir oy çoğunluğuyla Kaçak Saray’ın kaçak olduğunu yeniden hüküm altına aldı. Ama dikkat ederseniz; eskiden oybirliğiyle çıkıyordu karar, şimdi 6’ya 5’le çıkıyor. Yani orayı da adım adım ele geçiriyor, arkadaşlar… Gerçek, vicdanından emir alan Savcıları, Yargıçları harcıyor; kendi cübbe giydirilmiş AKP ve MHP’li hukuk mezunlarını oraya dolduruyor, arkadaşlar.

Kanun tanımıyor…

Bu karar ne diyor?

“Derhal oranın boşaltılıp eski haline getirilmesi gerekir. SİT alanıdır, orada yapılaşmaya izin verilemez.” Adam dinlemiyor.

İşte o yüzden biz, 2015 sonrası yazdığımız üç kitabın adını “Kanunsuzlar I-II-III” olarak koyduk. Ve “Kanunsuzlar II ve III” kitaplarından dolayı yargılandık. Onun savunmalarından dolayı yeni davalar açıldı. Onlardan dolayı bu davalar devam ediyor, arkadaşlar.

Yine işte hepimizin belleğinde. Büyükada İskelesi’ni ne yapmış?

Bilal’in TÜGVA’sına aylık 2 bin liraya kiraya vermiş. Bin metrekare kapalı alanı var ya… İskelede, aylık 2 bin lira ya… Biz Güzeltepe’de oturuyoruz, bodrum katlarının bile kirası aylık 2 bin liradan aşağı değil ya…

Mahkeme karar verdi, Belediye Zabıtaları geldi; Tayyip karşısına polisi çıkardı. Ve bina boşaltılıp Adalar Belediyesine teslim edilemedi, hâlâ Bilal’in TÜGVA’sının işgali altında.

Yani bunun hukuksuzlukları, kanunsuzlukları saymakla bitmez ya…

Yüzlerine de söyledik; ya bir tane olsun derde derman, kanuna, hukuka uygun bir işlemlerini gösterin, dedik.

Yok…

Yaptıkları hiçbir işte ne kanun var, ne ahlak var, ne vicdan var ne merhamet var, ne din var, ne iman var…

Türkiye ne yazık ki 1915 Mütareke Döneminden çok daha ağır şartları yaşıyor, arkadaşlar. Ama yolun sonuna geldiler. Sevgili Ozanımız Musa Eroğlu’nun dediği gibi, bunlar için de “Yolun sonu görünüyor”.

Kaçışları yok!

Çelik Bilezikle tanışacaklar. Ve eninde sonunda buralara gelecekler, emri sadece kanunlardan ve vicdanından alan, gerçek Savcı ve Yargıçlardan oluşan mahkemelerin önüne çıkacaklar. Tıpkı FETÖ’nün Yargıçları, Savcıları gibi ağırlaştırılmış hatta onlarca kez ağırlaştırılmış müebbet cezalarıyla müeyyidelendirilecekler. Bunu sadece bugünkü Türk Ceza Kanunu kapsamında yargılayacağız, arkadaşlar. Siz genç arkadaşlarım yüzde yüz buna tanık olacaksınız.

Nereye kaçarlarsa kaçsınlar, nereye çıkarlarsa çıksınlar, sonunda mutlaka Çelik Bilezikle tanışacaklar!

Bize durmadan davalar açtırıyorlar. İşte dün yine karakoldan aradılar: Evrakınız var gelin. “Nedir yeğen?”, dedim evrak. “Cumhurbaşkanına Hakaret. Gidip Savcıya ifade vereceksiniz.” Nerede? “Anadolu Adliyesinde.” Yani gidip onu da alacağız, Anadolu Adliyesinde de davalar başlayacak.

Ama bizi korkutabilirler mi, yıldırabilirler mi?

Hayır, asla…

Biz, 12 Eylül Faşist Diktatörleri tepemizde yağlı urganları sallandırırken ve biz idam cezalarıyla kovalanırken o günlerde bile yüreğimiz titremedi bizim! Ve davamızdan bir milim, mücadelemizden bir milim sapmadık ve geri durmadık. Kimse bizi korkutamaz, sindiremez, yıldıramaz.

Ne diyor, Yiğit Ozanımız Ahmed Arif?

“Biz ki ustasıyız vatan sevmenin.”

Bizi kimse korkutamaz, sindiremez, yıldıramaz. Eninde sonunda hesap verecek bunlar.

Halkız, haklıyız, yeneceğiz!

***

Genel Başkan’ımızın ardından söz alan Genel Sekreter Yardımcımız Av. Tacettin Çolak ise açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

***

Arkadaşlar,

Bu yargı sistemi içinde artık beraat vermek de mümkün değil. Yargının içinden gelen Hakimler de, vicdanının sesini dinleyen Yargıçlar da bunu açıkça söyledi.

Aydın Başar isimli Yargıç, Balıkesir Asliye Ceza Hakimiyken, dosya durumuna göre Cumhurbaşkanına Hakaret davasından verdiği beraattan sonra Zonguldak’a, olmadı Erzurum’a sürgün edilen bir Yargıçtır.

Onun basına düşen ifadeleri aynen şudur:

“Yargıyı FETÖ Cemaatinden teslim aldınız ama korku cemaatine teslim ettiniz.”

“Artık vicdanımızın sesini dinleyip kararlar veremiyoruz”, diyen bir Yargıçtır…

Bunun gibi başka Yargıçlar da oldu. Balıkesir’de yine karşılaştığımız bir davada, Çanakkale’de beraat kararı verdiği için hakkında soruşturma açılan bir Yargıç kadın arkadaşımızla da biz karşılaşmış olduk.

Dolayısıyla, Sayın Genel Başkan’ın da çok doğru bir tespitiyle, artık Kadı Makamı olmaktan da uzaklaşmış durumda bu yargı.

Yani şu anda Yargıca emsal Yargıtay İstinaf Kararları veriyoruz, savunmanın sınırlandırılamayacağı, bunun kutsallığıyla ilgili; ama kendisinin istediği sınırlarda savunma yapılmasını istiyor.

Yok öyle yağma!

Biz FETÖ mahkemelerinde de savunmanlık yaptık, şimdi de savunmanlık yapıyoruz. Hiçbir değişiklik yok. Bunu kendilerine de söyledik.

Zaten şu sözümüzü de belirtelim:

Bizim aklımızdan geçip, yüreğimizden süzülüp, kelimelere dökülmeyen hiçbir düşünceyi burada riyakârca açıklamayız. Her düşüncemizde samimiyiz. Polis kameralarının önünde bir kez daha söylüyoruz.

Eminiz, bu açıklamadan da bir dava çıkacak. Çünkü dava davayı doğurur hale geldi…

Ama haksızlıklar, hukuksuzluklar ve hatta kanunsuzluklar… Yani CMK’de açıkça ortaya konmuş yargılama usulünü ayaklar altına alan, keyfi bir duruşma idare etmek isteyen Yargıca biz itiraz ederiz. İtiraz ettik. Dolayısıyla duruşma salonunu da terk ettik.

Zaten biz bir kez daha söylüyoruz: Sayın Genel Başkan yazdığı kitaplarla, yaptığı konuşmalarla, Halkın Kurtuluş Partisi’nin verdiği mücadeleyle çoktan Tarih önünde, Emekçi Halklar önünde beraat etmiştir. Çağlayan’dan verilecek cezanın hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur!

***

Genel Başkan’ımızın da her zaman ifade ettiği gibi, ABD-AB Emperyalistlerinin uşaklığını yapan AKP’giller nereye ne yaparlarsa yapsınlar, nereye çıkarlarsa çıksınlar; mutlaka Çelik Bilezikle tanışacaklar, işledikleri binbir türlü suçun hesabını vereceklerdir.

Halkız, Haklıyız, Yeneceğiz!

25 Şubat 2022

HKP Genel Merkezi