Site rengi

Tasarım

Grev Nedir?

25.03.2024
230
A+
A-

Hikmet Kıvılcımlı

Son günlerde toplumumuzu derinden derine ilgilendiren Grev, nispeten çok eski olmayan bir Frenk sözünden gelir. Fransızcada Grev: Çakıllı ve kumsal kıyı demektir. Fransa’nın başkenti Paris şehrinde Belediye, anlaşılan Sen ırmağının öyle bir kenarına kurulmuş.

Vaktiyle o çakıllı kumsalda, mahkûm olanlar idam cezasına çarpılırlarmış. Başka işi gücü olmayanlar o gibi olayları daha mı çok seyrederler? Yoksa işsiz kalanlar, hayallerinde beliren ölümü bir de gözleriyle sehpada asılı görmeye mi heves etmişler?

Herhalde, Fransız halkı, başı sıkışınca belediyeye koşar. O nedenle; “Kadim rejim zamanı, Paris işçileri iş bulmak üzere, belediye binası önünde Grève Meydanı’nda toplaşırlardı. Bu işsiz amele pazarı, yeni yeni şartlar geliştikçe, işbaşı edilmek için toplaşan işçilerin hareketlerine verilen isim oldu.” (Léon de Seilhac, Les Grèves, s. 103)

Bugün, grev deyince, bütün dünya dillerinde, işçilerin işlerine gelmediği zaman bir işyerinde çalışmamakta hür olmaları anlaşır.

Zamanımızın bu en heyecanlı olayını bilimsel ve tarihsel şekilde araştırmaya çalışalım.

Grev nerede çıkar?

İstismar [sömürme] olan yerde.

Grev niçin çıkar?

İstismar [sömürü] azıttığı için.

Şu halde grevin içyüzünü anlamak için evvela sömürünün ne olduğunu aydınlatmalıyız.

İstismar, Frenkçe: “ekspluvatasyon [exploitation]” sözünün Arapçası olup, “meyvelendirme” karşılığıdır. Bir madeni, bir tarlayı, bir sürüyü işleyip faydalanmak hayırlı bir istismardır-sömürüdür.

Bir insanın başka bir insandan faydalanması, hemen istismar-sömürü olamaz. Herkes yıllarca aile insanlarından geçinir. Karı koca birbirinden faydalanır. Arkadaş arasında gönül rızası ile yapılan fedakârlıklar istismar-sömürü sayılmaz. Bir ideal sahibi insan, millet veya sınıf uğruna bütün emeğini, hatta ömrünü verir. O kimse, topluluk tarafından istismar edildiğini [sömürüldüğünü] sanırsa, içinden pazarlıklı bir sahtekârdır. Gerçek âlim [bilgin], çalışmalarından bütün insanlığın bedava faydalanması ile sevinir.

Acaba sadece gönül rızası yeter mi? İşçi kız patronuna âşık olursa istismar edilmekten [sömürülmekten] çıkar mı? Tersine, çocuğa zorla ilaç verir gibi iş öğretmek, tembeli, tufeyliyi [asalağı] çalışmaya zorlamak, sömürü müdür?

Hayır. Her devrim bir kısım insanlara zor gelir. Ne hacet, toplumumuzun bütün kuralları az çok insanları zorlar.

O halde, bir insanın kendi emeğinden başkalarını faydalandırması ne zaman Sömürü adını alır?

Sömürünün olması için bir şart bir de sebep lâzımdır. Sömürünün Şartı: Toplumda bir kısım insanların çalışmadan yaşayabilmelerine İmkân bulunmasıdır. Vahşiler esirlerini sömüremezler, çünkü işletmelerine imkân yoktur. Lakin imkân da yetmez. Barbarlarda başka insanı işletme imkânı vardır. Ama Barbar, yabancıyı işletmek için sömürmez, aile efradı arasına katar.

Sömürünün asıl Sebebi: Toplumda bir kısım insanın iş imkanlarını tekellerinde tutmaları ve bu sayede imkansız kalanları ister istemez çalıştırabilmeleridir. İnsanların, böyle iş imkânına sahip işletenler ile kendi başına çalışma imkânı kalmamış, işleyenler diye ayrılmaları, sömürünün tek ve asıl sebebidir. İşçi kız, emeğini patronuna seve seve de verse, sömürülmüştür, çünkü iş imkânı elinde değildir ve kendisi işletilen durumundadır.

 

Sınıf Zorunluluğu

Hayvanlar âleminde Sömürü yoktur. Hiçbir at, öteki beygirleri çalıştırıp, kendisi yem biriktirmez. Hiçbir kedi veya aslan, kendi cinslerinden mahlûklara; “Uğraşın, yaratın. Getirin bana teslim edin”, demez. Hayvanlar başka cins mahlûkları da kendi hesaplarına kullanamazlar; hatta cansız şeyleri bile kullanamazlar. Vücutlarıyla çevrelerini işleyip yaşarlar.

Alet kullanmak gibi başka canlı mahlûkları (bitki ve hayvanları) kullanmak gibi, kendi cinsinden başkalarını kullanmak da insana mahsustur. Acep insan, insanı sömürmekle doğru mu, yanlış mı yapmıştır? Yanlış dersek, o zaman kendisine “Eşrefi mahlûkat” dediğimiz insanın, binlerce yıl hayvan kadar bile düşünemediğini kabul etmiş oluruz. Kendimizi o derece kötülemeye hakkımız yoktur. Dünya, Âdemoğlunun avucundadır. İnsan her gün bir mucize gösteriyor… O halde?

İnsanlık yüzbinlerce yıl Vahşi ve Barbar iken yoksuldu. Bugünkü zenginliklerimiz sömürüyle başlayan Medeniyetin ürünüdür. Lakin Medeniyet bu zenginlikleri en az 7000 yılda biriktirebildi. İlk medeni zenginlik doğduğu vakit herkes o zenginliği paylaşsa ortalıkta medeniyet kalmazdı. Hikâye meşhurdur. Derviş, Acem Şahına davacı olur: “Madem hep Adem’le Havva çocuğuyuz, demek kardeşiz. Hazineden payımı isterim!” Şahın cevabı şudur: “- Al şu pulu, kaç Derviş! Öteki kardeşlerimiz duymasın. Yoksa adam başına bir pul da düşmez.”

Onun için Medeniyet doğarken insanların ikiye bölünmesi gerekti. Bir avuç azlık, Medeniyet nimetlerini tekellerine alıp üst sınıf oldular. Geri kalan çoğunluk fakir alt sınıf kaldı. Aksini düşünmek ve yapmak, Medeniyetten vazgeçmek, Barbarlığa hatta Vahşete dönmek olurdu. İşte Medeniyet onun için ister istemez sömürü ile doğdu.