Hitler’in, Mussolini’nin, Franco’nun Yolunda: AKP’giller Faşizminin Devlet Kurumlarını Gasp Etmesi Üzerine
Orhan Sur
Bilindiği gibi Faşizm, Finans-Kapitalin en zorba, yeri geldiğinde en kanlı diktatörlüğüdür. Bu diktatörlüğün bir ülkede inşa edilebilmesi için ilk basamak, meşru ya da gayrimeşru araçları kullanarak, bazen de her ikisini birden devreye sokarak iktidarın ele geçirilmesidir.
Faşizmin inşasında ikinci basamak ise kuşkusuz gasp edilen zor cihazının yani devletin en kritik kurumlarının ele geçirilmesi, böylece faşist düzenin meşruiyetten, hakkaniyetten ve insanlıktan yoksun kurallarının toplumun tüm katmanlarına dayatılmasıdır.
20’nci Yüzyıl’ın Açık Faşizmlerinde
Devlet Kurumlarının Ele Geçirilmesine Örnekler
Özellikle iki Emperyalist Paylaşım Savaşı arası dönemde Uluslararası Finans-Kapitalin besleyip semirttiği, hem kendi halklarına hem de dünya halklarına kan kusturan faşist rejimlerde, iktidarın ele geçirilmesinin ardından devlet kurumlarının bir bir faşizme hizmet edecek şekilde nasıl yeniden dizayn edildiğine ya da lağvedildiğine dair bol miktarda tarihsel örnek bulunmaktadır.
Nazi Almanya’sından başlayalım…
Bilindiği gibi 30 Ocak 1933’te iktidara gelen Hitler liderliğindeki Nazi Partisi (NSDAP), iktidara geldiği ilk günden itibaren hızlı bir şekilde faşizmin inşası için kolları sıvadı. Tam bir yıl sonra, 30 Ocak 1934’te çıkarılan “Reich’ın Yeniden İnşası Yasası” (Gesetz über den Neuaufbau des Reichs) ile birlikte Almanya’nın federal yapısı ortadan kaldırıldı. Eyalet parlamentolarının (Landtage) feshedilmesiyle birlikte eyaletlerin egemenliği merkezi hükümete devredildi. Böylece Naziler yerel kurumlar üzerinde tam bir hâkimiyet kurmuş oldular.
7 Nisan 1933’te çıkarılan “Profesyonel Kamu Hizmetlerinin Restorasyonu Kanunu” (Gesetz zur Wiederherstellung des Berufsbeamtentums) ise bürokratik kurumların bütünüyle Naziler tarafından kontrol edilen araçlar haline gelmesinin yolunu açtı. Böylece başta Yargı olmak üzere üstyapıdaki neredeyse tüm devlet kurumlarında tek kriter, tek liyakat ölçütü, Nazilere ve “Führer”e duyulan sadakat haline geldi.
Almanya’da faşizmin inşası için iç güvenlik kurumlarının da Naziler tarafından yeniden şekillendirilmesi gerekiyordu. Bilindiği gibi bu çerçevede Gestapo kuruldu ve 1936 yılında tüm iç güvenlik birimleri Himmler’in kontrolüne verildi. Tamamen Nazilerin denetimi ve kontrolü altına giren polis teşkilatı, muhalefeti gizli-açık şiddet yöntem ve araçlarıyla kerte kerte ortadan kaldırdı. Yargı üzerindeki sivil denetim tamamen yok edildi. Yüz binlerce kişilik jurnal ağı sayesinde Nazi rejimi, Alman toplumunun tüm gözeneklerine nüfuz etti.
Sadece bir kısmından söz ettiğimiz tüm bu adımlar, Alman Yahudisi bir hukukçu ve siyaset bilimci olan Ernst Freankel’in terimleştirdiği biçimiyle Almanya’da “İkili Devlet” yapısının inşa edilmesiyle sonuçlanacaktı.
Benzer bir süreci Mussolini İtalya’sında da görmek mümkündür.
Mussolini, iktidara geldikten sonra İçişleri Bakanlığı aracılığıyla polis gücü ve yerel idareler üzerinde mutlak bir hâkimiyet kurdu. Yerel seçimlerle gelen belediye başkanlarının yerine “Podestà” adı verilen, devlet tarafından atanan ve Mussolini’ye sadakatle bağlı kişiler getirildi. Böylece yerel yönetimler, Mussolini’nin paramiliter Ulusal Faşist Parti’sinin (Partito Nazionale Fascista-PNF) emir komuta zincirine dahil edildi.
Tıpkı Hitler gibi Mussolini de yargı bağımsızlığını tamamen ortadan kaldırarak Yargıyı, muhalifleri susturmak için bir araç, bir sopa haline getirdi:
“Mussolini, muhalif siyasetçilerin cezalandırılması için özel mahkemeler oluşturdu (Tribunale speciale per la difesa dello Stato – Kamu Güvenliği Özel Mahkemeleri). Olağan Yargı kurumları yerine rejim yanlısı kararlar veren kurumlar kullanıldı.” (https://www.tutorchase.com/notes/aqa-a-level/history/22-2-1-the-fascist-state-and-totalitarian-control)
İspanya’da faşizmin inşası da benzer özellikler göstermektedir.
1 Nisan 1939’dan 20 Ekim 1975’e kadar İspanyol Halkına kan kusturan Franco Diktatörlüğü de devlet kurumlarını eline geçirmek için benzer adımlar atmıştır. Franco, henüz iç savaş bitip diktatörlüğünü tam anlamıyla ilan etmediği 1937 yılının 20 Nisan’ında; İspanyol tarihinde “Decreto de Unificación” adıyla bilinen bir yasayla tüm Falanjist ve Karlist grupları birleştirdi, sonrasında da diğer bütün siyasi partileri, hareketleri, grupları yasakladı. Bu halk düşmanı yasayla birlikte İspanya’da çok partili sistem ortadan kaldırıldı, parti devletine giden yol sonuna kadar açıldı. (https://www.icj.org/wp-content/uploads/1962/12/Spain-rule-of-law-publications-1962-eng.pdf)
Faşizmin yerleşmesi için devlet kurumlarının ele geçirilmesi çabalarına yönelik son örneği, geleneksel kabullere göre 1920-1945 arası Japonya’da yaşanan Militarist-Faşist Dönemden verelim. Japon Askeri Polis Gücü olan “Kempeitai” hem askeri emniyet hem istihbarat hem de yerel polisin yetkilerini elinde bulunduruyordu. Bu kadar geniş yetkilere sahip kurum, sivil denetimden tamamen bağımsız hareket edebiliyordu. Militarizmin karakteristiği gereği iş öyle bir noktaya gelmişti ki artık askeri ve sivil kurumlar arasındaki sınır belli belirsizdi. Japon Halkı faşizmin azgınlığını tüm hücrelerinde hissediyor, insanlar faşist rejime mutlak itaate zorlanıyordu.
Japonya’daki faşizm döneminde, Nazi Almanya’sındaki Propaganda Bakanlığının işlevini üstlenen “Kabine İstihbarat Bürosu” (Cabinet Intelligence Bureau) ülkedeki tüm basın yayın faaliyetlerini denetimi altına aldı, bu alanda geniş çaplı bir sansür uyguladı. Ayrıca 1930-1940 arası faaliyet gösteren, bütünüyle faşist rejimin kontrolü altındaki “Shōwa Kenkyūkai” adlı sözde düşünce kuruluşu, bürokratları ve entelektüelleri faşizm çizgisinde hizalamak için kullanılan en etkin araçlardan biriydi.
AKP’giller’in Ortaçağcı Faşist Din Devleti İnşası
Gelelim AKP’giller’in günbegün inşa etmekte oldukları Ortaçağcı Faşist Din Devletine…
Öncelikle bilinen bir gerçeği tekrarlamakta yarar görüyoruz: Hep dile getirdiğimiz gibi AKP’giller; ABD Emperyalizmi, İngiliz Emperyalizmi ve Siyonist İsrail tarafından Türkiye’nin başına bela edilmiş Ortaçağcı, mafyatik, çıkar amaçlı bir suç örgütüdür. Emperyalist Haydutlar, 23 yıldır emirlerini yerine getirmesi karşılığında bu suç örgütünün Türkiye’de Ortaçağcı Faşist bir Din Devleti kurmasına izin vermekte, katkı yapmaktadır. HKP Genel Başkanı Nurullah Efe’nin altını çizdiği gibi, tıpkı Nazi Almanya’sında olduğu gibi Türkiye’de de şu anda “İkili Devlet” söz konusudur. AKP’giller, emperyalist kuklacılarının her türlü desteğiyle Laik Türkiye Cumhuriyeti’ni günbegün yıkmakta, yerine kendi Ortaçağcı Faşist Din Devletlerini kurmaktadır.
Amerikan devşirmesi AKP’giller; bu faşist devletin inşa sürecinde tıpkı Nazi Almanya’sında, Mussolini İtalya’sında, Franco İspanya’sında ya da Faşizm Dönemi Japonya’sında olduğu gibi iktidara gelmelerinin, daha doğrusu emperyalist efendileri tarafından getirilmelerinin hemen ardından devletin tüm kurumlarını ele geçirmek için benzer adımlar atmıştır.
Bu benzerlikleri en genel hatlarıyla çeşitli başlıklar altında sunmaya çalışalım:
Devletin Partileştirilmesi-Parti Devlet İnşası
Bilindiği gibi AKP’giller, 2017 Referandumunda iki buçuk milyon mühürsüz oy pusulasını emrindeki YSK’ye geçerli saydırarak adına “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” dedikleri ucube sistemi getirmişler, böylece Kaçak Saraylı Reis’in sultanlığını fiilen ilan etmişlerdir. Bilindiği gibi bugün ne yazık ki devletin kritik öneme sahip kurumları, emperyalistlerin projelendirip iktidara taşıdığı AKP’nin kamusal alandaki kolları, şubeleri gibi çalışmaktadır. Kavramsal olarak ifade etmeye çalışırsak, parti ile devlet arasındaki sınır muğlaklaşmış, neredeyse yok olma noktasına getirilmiştir.
Tıpkı Hitler’in NSDAP’ı, Mussolini’nin PNF’si gibi Tayyip’in AKP’giller’i de Laik Cumhuriyet’i yıkarak inşa etmekte oldukları kendi devletlerinin tüm kadrolarını sadık yandaşlarıyla doldurmuştur. Kamu personeli atamalarında tek liyakat, “Reis”e ve AKP’giller’e sadakattir artık.
Mussolini İtalya’sındaki yukarıda altını çizdiğimiz “Podestà”ların Türkiye’deki adı “Kayyım”dır. AKP’giller, seçimle işbaşına gelmiş CHP’li belediye başkanlarını hukuksuzca görevden almakta, yerlerine ise inşa etmekte oldukları devletin sadık militanlarını getirmektedir.
Ordunun ve Polis Teşkilatının Faşizmin Emrine Girmesi
Faşist rejimlerde ordu ve polis, iktidarı gasp etmekte olan partiye göbekten bağlı hale getirilir. AKP’giller de 23 yıllık iktidarları boyunca hep bu amacı gerçekleştirmeye çalışmışlardır. Bu Amerikan devşirmeleri, ABD Emperyalist Haydudunun yöneticiliğinde, halk düşmanı FETÖ’yle el ele vererek tezgâhladıkları Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk vb. CIA operasyonlarıyla Türk Ordusu’na kumpas kurmuş, Ordudaki Mustafa Kemalci, Tam Bağımsızlık yanlısı unsurları büyük oranda tasfiye etmiş, Ordunun tepesini kendilerine bağlamıştır. Bugün Türk Ordusu’nun en tepesindeki omuzları kalabalık asker müsveddeleri, Tayyip’in masa taşıyıcıları haline gelmişlerdir. Faşist Trump’ın önünde Tayyip’le birlikte Menemen bardakları gibi dizilip o alçağın hakaretlerine maruz kalmaktan, o halk düşmanının dalga konusu olmaktan en ufak bir rahatsızlık duymamaktadırlar.
Mustafa Kemal’in Ordusu’nda artık Mustafa Kemal’i savunanlar cezalandırılmakta, ona hakaretler yağdıranlar ödüllendirilmektedir. Tuzla Piyade Okulu’nda yaşananlar ve “Mustafa Kemal’in Askerleriyiz!” sloganı attıkları için beş Vatansever Teğmenimiz ve üç komutanımızın Ordudan ihraç edilmesi, Türk Ordusu’nun içine düşürüldüğü hazin durumu netçe gözler önüne sermektedir.
Bilindiği gibi AKP’giller ayrıca 15 Temmuz 2016’da FETÖ’yle giriştikleri Laik Cumhuriyet’in Ganimet Paylaşım Savaşı sonrasında ilan ettikleri OHAL döneminde Emniyet ve Jandarmanın da yapısını değiştirmişler, kendilerinden olmayanları tasfiye etmişlerdir. Emniyet teşkilatında AKP’giller’den olmayanların terfi edebilmesi neredeyse imkansız hale gelmiştir.
Yargının Bir Operasyon Silahına Dönüştürülmesi
Kaçak Saray Saltanatı bugün, büyük oranda Yargı mekanizmasını ele geçirmiş durumdadır. Zamanın HSYK’si, şimdinin HSK’sinde 2010 ve 2017 yıllarında yapılan değişikliklerle Yargı, fiilen Yürütmenin emrine girmiştir. Bugün AKP’giller’in emrindeki mahkemeler; tıpkı Nazilerin “Volksgerichtshof”ları (sözüm ona Halk Mahkemeleri), Mussolini’nin “Özel Mahkemeleri”, Franco’nun “Savaş Mahkemeleri” gibi tüm muhalif unsurları hukuk maskesi takınarak bertaraf etmeyi görev edinmiştir.
Siyasi liderlerden belediye başkanlarına, gazetecilerden sanatçılara kadar bütün muhalif kesimler düzmece şafak operasyonlarıyla gözaltına alınmakta, tutuklanmakta, bu yolla toplum terörize edilmektedir. AKP’giller Yargısı, HKP Genel Başkanı Nurullah Efe’ye şu ana kadar sadece “Cumhurbaşkanına Hakaret” isnadıyla 14 yıl 7 ay 5 gün hapis cezası vermiştir. Süren davalarda 60 yıla kadar hapis cezası istenen Efe’ye çoğu kez “Siyasetten men edilme” cezası da verilmiştir. AKP’giller Yargısı bununla da yetinmemiş, Yargıtay marifetiyle Nurullah Efe’nin Genel Başkanlığını düşürmüştür. Sadece bu durum bile AKP’giller Yargısının ve günbegün inşa ettikleri Ortaçağcı Faşist Din Devletinin karakteristiğini açık biçimde ortaya koymaktadır.
Medya, Propaganda ve Kamuoyu Denetimi
AKP’giller, Türkiye’deki Medyanın en az yüzde 95’ini emirleri altına almışlardır. İşsizlik ve pahalılık cehenneminde inim inim inleyen Halkımız, bir de bu halk düşmanlarının “Havuz Medyası” aracılığıyla yaptıkları aşağılık propagandalarına maruz kalmaktadır. Nazi Almanya’sındaki Goebbels’in Propaganda Bakanlığının ya da Mussolini’nin “Minculpop”unun (Basın Bakanlığı) yerini Türkiye’de bugün İletişim Başkanlığı almıştır. TRT ve Anadolu Ajansı 24 saat boyunca Tayyip ve AKP propagandası yapmaktadır.
AKP’giller, muhalif geçinen, HKP Genel Başkanı Nurullah Efe’nin tanımlamasıyla “Alaycı Kuşlar Medyası”na bile tahammül edememektedir. Ekran karartmalar, vergi cezaları, ilan kesintileri ve RTÜK, “Muhalif Basın”ın başında Demokles’in Kılıcı gibi sallandırılmaktadır. Gariban halkın sırtından besledikleri 200 bin kişilik bir trol ordusuna sahip olan AKP’giller, sosyal medya kullanımına da sınırlamalar getirmekte, “Dezenformasyon Yasası” adı verdikleri ucubeyi bahane ederek sosyal medyadaki birçok içeriği kaldırmaktadır.
Eğitim, Din, Kültür Gibi Üstyapı Kurumlarının Ele Geçirilmesi
AKP’giller, tüm faşist rejimlerde olduğu gibi, Eğitimi kendi ideolojilerinin topluma damardan enjekte edileceği bir araç olarak görmüştür. Bu ideoloji, hepimizin bildiği gibi Antika Tefeci-Bezirgân Sermayenin ideolojisi olan Ümmetçiliktir, Dindir, Ortaçağcılıktır. Bu ABD uşaklarının 24 yıla yaklaşan zulüm iktidarında Eğitim, işte bu ideolojiye göre şekillenmiş, okullarımız Peşaver Medreselerine döndürülmüştür. Tek sermayeleri “İnsanları Allah’la Aldatmak” olan AKP’giller, 4 bin 500 İmam Hatip Okulu, sayısı 110’u bulan İlahiyat Fakültesi ve İslami İlimler Fakültesinin yanı sıra 211 bin kişilik Diyanet Kadrosuyla başta gençlerimiz olmak üzere tüm Halkımızı adeta Ortaçağcılık bombardımanına tabi tutmakta, insanlarımızı düşünemez, sorgulayamaz hale getirmekte, onlarda zihin hasarına, “beyin çürümesi”ne yol açmaktadır.
Bu Amerikan devşirmelerinin iktidarında her şey gibi kültürümüz de büyük bir yozlaşmaya uğramıştır: Bir taraftan Usta’mız Hikmet Kıvılcımlı’nın tabiriyle “Çeyrek Aydınlar”ın Batı hayranlığına, diğer taraftan AKP’giller’in Ortaçağcılığına maruz kalan kültürümüz günden güne yozlaşmakta, hilkat garibesine dönüşmektedir.
Tüm bu gerçeklerin de netçe kanıtladığı gibi Türkiye’de şu anda; Hitler’in Almanya’sında, Mussolini’nin İtalya’sında ya da Franco’nun İspanya’sındaki gibi açıktan ilan edilmemiş olsa da faşizm hüküm sürmektedir. AKP’giller Faşizminin örneklendirdiğimiz ülkelerde hüküm sürmüş faşizmlerden farkı ise Antika Tefeci Bezirgân Sermaye Sınıfına dayanmasıdır. İşte AKP’giller’in kurmakta olduğu faşist devlete Ortaçağcı bir karakter kazandıran gerçeklik budur. İşte bu yüzden HKP Genel Başkanı Nurullah Efe “Ortaçağcı Faşist Din Devleti” tanımını kullanmaktadır.
Faşizmin “ehven-i şer”i olmaz tabiî ki. Faşizm faşizmdir ve hangi ülkede hüküm sürerse sürsün ezilmeli, yok edilmelidir. Ancak AKP’giller’in Ortaçağcı Faşizminde, örneğin, Modern Finans-Kapitale dayanan Nazi Faşizmindeki gibi ülke sınırlarının, başka bir deyişle ulusal pazarın korunması (ki Hitler bilindiği gibi bununla yetinmemiş, hayalhanesinde yarattığı “Üçüncü Reich”ın topraklarını genişletmek için tüm insanlığa savaş açmıştır) kaygısı asla söz konusu değildir. AKP’giller; sınıf yapıları gereği ulusa, ulusallığa dair hiçbir değer taşımazlar. Dolayısıyla sömürü ve vurgun düzenlerini bir gün daha sürdürebilmek için Vatanımızı emperyalist ağababalarına parsel parsel satmak konusunda en ufak bir tereddüt göstermezler. Bu yönüyle AKP’giller’in Ortaçağcı Faşizmi, Hitler ya da Mussolini Faşizminden bin kat daha halk düşmanı bir nitelik taşımaktadır.
Hiçbir Diktatörlük Sonsuza Dek Hüküm Sürmemiştir
Niteliği ve dayandığı sosyal sınıf ne olursa olsun hiçbir diktatörlük ilanihaye sürmemiştir, sürmesi de mümkün değildir. Başta Komünistler olmak üzere kendi ülkesindeki tüm muhalif kesimleri canice yok eden, insanlığa karşı işlenmemiş suç bırakmayan, çıkardığı savaşlarla çoğunluğu Sovyetler Birliği’nden olmak üzere yaklaşık 70 milyon masum insanın ölümüne neden olan Hitler; en nihayetinde bir sıçan gibi gizlendiği sığınakta kendini öldürmek zorunda kalmıştır. Hitler’in “Bin Yıllık Reich” dediği faşist rejimi, Sovyetler Birliği’nin yiğit evlatları, kahraman Kızılordu askerleri tarafından 12 yılın sonunda yerle bir edilmiştir. ABD-AB Emperyalistlerinin Tarihi yeniden yazma çabaları boşunadır: Başta Avrupa olmak üzere tüm insanlığı dönemin Faşizm belasından kurtaran güç, tüm zaaflarına rağmen Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği olmuştur.
Tarih, Faşist Mussolini’nin İtalyan Komünist Partizanlar tarafından ayağından asılmasını sayfalarına bir ibret vesikası olarak kaydetmiştir.
İspanyol Halkı, 1975’te geride pis bir leş bırakarak insanlığın ufkundan çekilen Franco’nun ölüsüne bile tahammül edememiş, 2019 yılında kemikleri şatafatlı anıt mezarından çıkarılarak sıradan bir mezara taşınmıştır.
Tüm bu örnekler, halka karşı işlenen suçlarda zaman aşımı olmadığı, tüm diktatörlerin ve diktatörlüklerin ilelebet lanetle anılacağı gerçekliğini bir kez daha kanıtlamaktadır.
AKP’giller Faşizmi de er geç Halkın örgütlü mücadelesiyle yıkılacak, tıpkı benzerleri gibi Tarihin lanetli sayfalarında yerini alacaktır. Gerçek Türkiye Komünist Partisi’nin tek meşru mirasçısı olan Halkın Kurtuluş Partisi, bu mücadelenin lokomotifidir.
15 Ekim 2025
