HKP Genel Başkanı Nurullah Efe’nin “MİT TIR’ları Davası-2” Kitabına Önsöz
Dr. Mustafa Şahbaz
Kurtuluş Yolu’ndan…
AKP iktidarının 2015 yılında Suriye’deki Ortaçağcı Gericilere MİT’e ait TIR’larla silah ve mühimmat göndermesinin açığa çıkması üzerine Halkın Kurtuluş Partisi,
Uluslararası Ceza Mahkemesi Savcısına AKP’nin savaş suçu işlediğini belirten bir
ihbarda bulunmuş, bunun üzerine HKP Genel Başkanı Nurullah Efe’ye; Tayyip Erdoğan, Ahmet Davutoğlu, Efkan Ala ve Hakan Fidan’a “Hakaret” ettiği isnadıyla dava
açılmıştı. Gazetelerimizin geçmiş sayılarında haberlerine yer verdiğimiz gibi HKP Genel Başkanı Efe, söz konusu davada her zaman olduğu gibi yargılanan değil yargılayan taraf olmuştu. Bu dava sonucunda Nurullah Efe’ye 1 yıl 2 ay 22 gün hapis cezası
verilmişti.
Başta dava duruşmalarında Efe’nin yaptığı savunmaların, daha doğrusu Tayyip
Erdoğan ve AKP yargılamalarının tapeleri olmak üzere davaya ilişkin tüm yazılı materyaller; “MİT TIR’ları Davası – HKP Genel Başkanı Nurullah Ankut Savaş Suçlularını Yargıladı” başlığıyla kitap haline getirilmiş ve Derleniş Yayınları tarafından 2016
yılının Mayıs ayında okuyucularla buluşturulmuştu.
Kitaba konu olan davada Nurullah Efe’ye verilen ceza miktarına AKP avukatlarınca yapılan itirazın kabul edilmesi üzerine yeniden yargılama süreci başlatılmıştır. İşte
bu sürece ilişkin tapeler ve diğer metinler de “MİT TIR’ları Davası-2 – HKP Genel
Başkanı Nurullah Efe, BOP Eşbaşkanı ve Amigolarından Oluşan Savaş Suçlularını
Bir Kez Daha Yargıladı” başlığıyla kitap haline getirilmiştir. Kitap, çok yakında yine
Derleniş Yayınları tarafından okuyucularla buluşturulacaktır.
Bu sayımızda söz konusu kitaba HKP Genel Başkan Yardımcısı, aynı zamanda
Gazetemizin Yazarı olan Dr. Mustafa Şahbaz tarafından yazılan Önsöz’ü yayımlıyoruz.
Önsöz
Bilindiği gibi ABD’nin, Türkiye’nin de içinde yer aldığı 22 Müslüman ülkenin sınırlarının yeniden çizilmesini, daha doğrusu paramparça edilmesini amaçlayan ve “Kuzey Afrika ve Genişletilmiş Ortadoğu Projesi”, kısaca “BOP” ya da “GOP” adını verdiği ve yürürlüğe koyduğu bir projesi var.
Tayyipgiller (Tayyip’in kendi deyişiyle); bu projenin yani BOP’un “eşbaşkanlarından bir tanesi” olarak “ve o görevi yaparak”, ABD ve AB Emperyalistlerinin ve İsrail’in bu projeyi hayata geçirmek için Ortadoğu’yu kan gölüne çevirmelerinde kendilerine verilen görevi fazlasıyla yerine getirmişlerdir. Yani emperyalistlerin Irak, Libya ve Suriye’de yürüttükleri ve en az 10 milyon Müslümanın canına mal olan katliamlarından ve milyonlarca insanın ülkelerinden göç etmesinden, ABD ve AB Emperyalistleri ve İsrail kadar Tayyipgiller de sorumludur. Hele Suriye’de, dolayısıyla Ortadoğu’da gelinen son nokta, Tayyipgiller’in sürekli demagojisini yaptıkları “Ümmet”e, İslam Dünyasına, daha önemlisi Ortadoğu Halklarına en büyük ihanetleri oldu.
Bir başka anlatımla Ortadoğu’da önce Irak’ın, sonra Libya’nın, daha sonra Suriye’nin paramparça edilmesinde, Amerika Birleşik Devletleri ve AB Emperyalistleri kadar; hep onların yanında yer alan ve her türlü (askeri, lojistik, ideolojik, eğitim-donatım vb.) desteği veren ve bu üç ülkeden ikisiyle (Irak ve Suriye’yle) doğrudan komşu olan Türkiye’nin, daha doğrusu Tayyipgiller’in, büyük katkısı oldu. Yani bu yıkımlarda, sözü edilen emperyalistler kadar Tayyipgiller de insanlık suçu işlediler.
Hatırlanacağı gibi, başlangıçta Suriye’de emperyalistlerin örgütleyip silahlandırarak organize ettikleri Ortaçağcı gerici güçler, meşru Beşşar Esad rejimine karşı saldırtıldı. Bu saldırıların hemen ardından ABD önderliğinde emperyalist ülkeler, Suriye’de “Muhalif Gruplar” adını taktıkları bir uyduruk örgüt yaratarak, Türkiye’de toplantılar düzenlediler. Ortaçağcı hareketlerin temsilcilerini İstanbul’da bir araya getirdiler.
Sözde bu muhalifler örgütlenecekler ve Suriye’deki “diktatörlüğü” yıkıp Suriye’ye “demokrasi” getireceklerdi. Tabiî biz biliyoruz ki, emperyalistler demokrasiden, insan haklarından, kısaca söylersek insanlık için olumlu anlam taşıyan kavramlardan, ilkelerden söz ediyorlarsa bu, iğrenç insanlık düşmanı gerçek yüzlerini gizlemek için kullandıkları bir maskedir. Ve bilelim ki, bu söylemlerinin arkasından, o dillendirdikleri olumlu kavramların tam tersi antidemokratik gerici girişimler ve gerici-Ortaçağcı bir örgütlenme gelecektir. Çünkü Lenin’in dâhiyane bir şekilde formüle ettiği gibi, emperyalistler bir ülkeye girmek istediler mi o ülkedeki en gerici sınıflarla ittifaka girerler. Bu Irak’ta böyle oldu, Libya’da da böyle oldu ve Suriye’de de böyle oldu. Ve 1979 Yılı’nda gerçekleşen Afganistan Sosyalist Devrimi’ni yıkmak için örgütledikleri gericiler eliyle ele geçirdikleri Afganistan’da da aynen böyle oldu.
Nedir Suriye özelinde Ortadoğu’nun geldiği son durum?
Bunu bizzat Tayyip’in ağzından okuyalım:
“Nasıl ki 14 yıllık karanlığın ardından Suriye’nin özgürlüğüne kavuştuğunu görmeyi Rabbim bizlere nasip ettiyse inşallah nehirden denize barışın, huzurun ve güvenliğin hâkim olduğu güzel günleri de göreceğimize tüm kalbimle inanıyorum. Gazzeli ve Filistinli kardeşlerimize de buradan dayanışma mesajlarımızı gönderiyor, her zaman yanlarında olan Türkiye’nin inşallah bundan sonra da yanlarında olmaya devam edeceğini önemle ifade ediyorum.” (1 Ekim TBMM Açış Konuşması)
Gazze’de 7 Ekim 2023’ten bu yana 69 binden fazla masum insanı katletmiş Netenyahu-Trump ikilisinin Filistin Halkına dayattığı Filistin’i yok etme anlamına gelen sözümona barış sürecinde rol almayı “Gazzeli ve Filistinli”lerle dayanışma diye yutturmaya kalkıyor, sanki Gazze Filistin’den ayrı bir ülkeymiş gibi konuşması da ayrı bir bilinçaltının dışa vurumudur. Bir de ABD ve İsrail projesiyle; “inşallah nehirden denize barışın, huzurun ve güvenliğin hâkim olduğu güzel günleri de göreceğimize tüm kalbimle inanıyorum”, diyor. 69 bini aşkın Filistinliyi kadın çocuk, yaşlı genç, hasta sağ demeden soykırımdan geçiren ABD maşası İsrail ve Che’nin deyimiyle “insanlığın en büyük düşmanı” ABD eliyle ve onların emrine amade Tayyipgiller; “nehirden denize barışın, huzurun ve güvenliğin hakim olduğu güzel günleri” getirecekler öyle mi?..
Tayyip’in “inşallah’larla dile getirdiği ve dolaylı olarak anlatmak istediği gibi, ABD-AB Emperyalistleri ve Siyonist İsrail için artık direnç noktası oluşturacak hiçbir güç kalmamıştır Suriye’de ve Ortadoğu’da.
Ayrıca bir de şöyle diyor Tayyip:
“Suriyeli kardeşlerimizi misafir etmeye devam ediyoruz. Aziz milletimiz Suriye’deki devrim ile şerefine şeref kattı. Ensar ruhu ile onlara sahip çıktığımız için biz şereflendik. Şimdi misafirlerimiz kendi vatanlarına dönüyor ve dönerken bize dua ediyorlar.” (Tayyip Erdoğan, 19 Kasım 2025, AKP Grup Toplantısı Konuşması)
On milyonu aşkın Ortaçağcıyı Türkiye’ye doldurmasını ve Batılı Emperyalistlerin rüyasını gördükleri Türkiye’de Türkleri azınlığa düşürme planını hayat geçirme vatan-millet düşmanı girişimini; “Ensar ruhu ile onlara sahip çıktığımız için biz şereflendik”, diyerek övünç vesilesi yapmaya çalışıyor. Bir de; “Şimdi misafirlerimiz kendi vatanlarına dönüyor ve dönerken bize dua ediyorlar”, diyerek gerçeklikle hiçbir ilgisi olmayan sözler sarfediyor. Pes dedirtiyor…
Emperyalistlerin ve Ortadoğu ülkelerinin başına kondurdukları uşaklarının tam desteğiyle davranan İsrail, artık Suriye’de her şeyi belirler hale gelmiştir. İsrail askeri güçleri, Şam’ın 15 km yakınına kadar gelmiştir. Yani 1967’den beri işgali altında bulundurduğu Golan Tepeleri’ne ek olarak Suriye’nin Malta Adası (Devleti) büyüklüğünde toprağını işgal ederek Suriye’nin kalbi, başkenti olan Şam’ın banliyölerine kadar gelmiştir. Hatta İsrail’in askeri elemanları, helikopterleriyle Şam’ın merkezi kavşaklarına günü birlik indirmeler yapmakta sanki kendi ülkelerindeymişçesine üst-baş aramasını da kapsayan kontroller yapmakta ve üslerine geri dönmektedirler.
Ve bilindiği gibi İsrail, HTŞ hainleri iktidarı ele geçirir geçirmez Suriye’nin kara, hava ve deniz askeri tesislerini, mühimmat depolarını bire dek vurarak yok etmiştir.
Ve yine bilindiği gibi İsrail, 2025 Temmuz’unda Suriye’nin Suveyda kentinde Dürzilerle Bedevi Kabileleri arasında çıkan çatışmalar sonucu Dürzilerin koruyucusu rolüne bürünerek Suriye’nin Savunma Bakanlığı binasını ve Golani denen alçağın Başkanlık Sarayı’nı vurmuştur. Bu girişimiyle Dürzi bölgesinin Suriye’den koparak İsrail denetiminde özerk hatta bağımsız (daha doğrusu kendisine bağlı) bir bölge olmasını sağlamıştır.
Sözün kısasını halkımızın diliyle söylersek: Suriye hatta Ortadoğu, artık İsrail’in değneksiz gezebileceği köpeksiz köydür.
İş bununla da kalmadı. İsrail bu süreçte tarihinde kendisine en büyük darbeyi vurmuş olan Lübnan Hizbullahı’nı da etkisiz hale getirmiştir. Bilindiği gibi Hizbullah liderlerine karşı önce 17 Eylül 2024’te çağrı cihazlarını, 24 saat sonra da telsiz telefonlarını patlatarak suikastlar düzenlemiş ve bu yolla Hizbullah’a büyük oranda kayıp verdirmiş; özellikle de yönetici kadrosunun büyük bir kısmını etkisiz hale getirmiştir. Hizbullah lideri Nasrallah’ı ve kendisiyle birlikte toplantı halinde bulunan üst düzey yöneticilerini, 14 metre derinlikteki sığınakta, 85 sığınak delici bombayla vurarak öldürmüştür. Hatta bununla da yetinmemiş diğer Hizbullah yöneticilerini, evlerinde aileleriyle ve komşularıyla birlikte yani yaşlı genç, kadın erkek, bebek çocuk demeden nokta atışlarıyla bombalayarak öldürmüştür.
Ve Ortadoğu, İsrail için öylesine dikensiz gül bahçesi haline getirildi ki, kendisinden 75 kat büyüklükte yüzölçümüne ve 9 katından daha fazla nüfusa sahip olan İran’a saldırma cüretini gösterdi. Tabiî her zaman olduğu gibi ABD’yi arkasına alarak…
İşte bu günlerin geleceğini tâ emperyalistlerin 2011 Yılında Suriye’ye karşı başlattıkları gerici saldırılarından itibaren gören ve bu konuda sürekli Suriye Halkının yanında yer alan Halkın Kurtuluş Partisi ve Genel Başkanı Nurullah Efe, AKP iktidarının, ABD’nin direktifleri doğrultusunda dünyanın dört bucağından toplanıp getirilen Ortaçağcı gericileri, Türkiye’de “Eğit-Donat” adı altında askeri eğitimden geçirmesini ve onları her türlü silah ve mühimmatla donatarak Suriye’nin meşru yönetimine ve halkına karşı savaşa sürmesini hep deşifre etti.
Ve 2015 Yılı Temmuz ayında ÖSO’ya daha da doğrusu IŞİD’e silah ve mühimmat taşıyan MİT TIR’ları belgeleriyle ve görüntüleriyle ortaya çıktı.
Bu, uluslararası hukuka göre savaş suçu oluşturan bir durumdu.
Bunun üzerine Halkın Kurtuluş Partisi Başkanlığı, Uluslararası Ceza Mahkemesi Savcısı’na Savaş Suçu İhbarında bulundu.
Bu ihbarda bulunduğu için Tayyipgiller, Genel Başkan Nurullah Efe aleyhine; Tayyip Erdoğan, Ahmet Davutoğlu, Efkan Ala ve Hakan Fidan adına “Hakaret, İftira ve Suç Uydurma” isnadıyla Ankara Başsavcılığına 08 Haziran 2016’da şikâyette bulunmuştur. Bu şikâyeti sonuca bağlayan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı “İftira” ve “Suç Uydurma” suçlamalarını yerinde bulmamış, “Ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar” vermiştir. Fakat Savcı, “Hakaret” suçlamasıyla iddianame düzenleyerek dava açmıştır.
Bu dava sonucunda HKP Genel Başkanı Nurullah Efe’ye olmayan hakaretten (Suç Duyurusu’nun kendisi hukuka aykırı bir biçimde hakaret sayılarak) 1 Yıl 2 Ay 22 Gün hapis cezası verilmiştir.
Bu davanın tüm süreci derlenerek Mayıs 2016 tarihinde kitap haline getirilmiş ve Derleniş Yayınları tarafından “MİT TIR’ları Davası – HKP Genel Başkanı Nurullah Ankut Savaş Suçlularını Yargıladı”, adıyla yayımlanmıştı.
Fakat bu ceza da AKP avukatlarınca yeterli görülmemiş, daha fazla ceza verilmesi talebiyle bu karar temyiz edilmişti. Tabiî kendiliğinden anlaşılacağı üzere; HKP avukatlarının hukuken sonuna kadar haklı olan beraat talepleri reddedilmiş ve AKP’nin hukuk bürolarına dönüştürülmüş yargıdan, Yargıtaydan AKP avukatlarının talebi doğrultusunda yeniden yargılama kararı çıkmıştır.
“MİT TIR’ları Davası-2” adını taşıyan bu kitap ise bu ikinci etap yargılamanın yani Tayyipgiller’in MİT TIR’ları olayı üzerine Nurullah Efe tarafından ikinci kez yargılanması sürecinin kitap halinde derlenmiş halidir.
Kasım 2025

