Site rengi

Tasarım

İki Çağdışı Dinsel İdeolojinin Ortak Sapkınlığı: Çocuk Tecavüzleri

12.06.2024
393
A+
A-

HKP Genel Başkanı Nurullah Efe Ankut, Gazetemizin bu sayısında (189’uncu Sayısında) Başyazı olarak yayımlanan yazısında; dinlerin sınıflandırılması, Çoktanrılı Pagan Dinlerle Ortadoğu kökenli Tektanrılı, Peygamberli, Kitaplı Dinler (Suni Dinler) arasındaki farklar ve genel olarak din olgusuna ilişkin birçok farklı konuda yeni, özgün, çığır açıcı çözümlemeler yapmıştır. Okuyucularımızın, söz konusu yazıyı büyük bir ilgiyle karşılayacağından şüphe duymuyoruz.

Nurullah Efe Ankut’un; koşulsuzca, hiçbir karşılık beklemeden ömrünü adadığı devrimci pratik kavganın yanı sıra ortaya koyduğu teorik açılımlar, yalnızca Halkın Kurtuluş Partisi’nin değil, Türkiye Devrimci Hareketinin bugününe ve yarınına da yön verecek niteliktedir. İçinde yaşadığımız bu “İhanet Yılları”nda, bu “Şarlatanlar Dönemi”nde Nurullah Efe Ankut’un bu değerli çalışmalarına kendilerini “solcu”, “devrimci”, “sosyalist”, “komünist”olarak niteleyen Marksizm kalpazanları kulak asarlar mı; orası ayrı meseledir. Ancak kesin olan bir şey vardır ki; Nurullah Efe Ankut’un bu ve başka konularda ortaya koyduğu özgün açılımlar, çözümlemeler, zaman ilerledikçe kesinlikle daha iyi anlaşılacak, daha fazla itibar görecektir.

İşin bu yönünü isterseniz zamana, Tarihin bizzat kendisine bırakalım ve biz konumuza geçelim…

Konumuz itibarıyla Nurullah Efe Ankut’un sözünü ettiğimiz yazısındaki İlkel Komünal Toplum Biçiminin Pagan Dinlerini bir kenara bırakıyoruz. Söz konusu yazıda Pagan Dinler dışındaki ikinci kategori olan Kitaplı-Peygamberli Dinler özetçe şöyle tanımlanır:

“(…) sınıflı toplumun ortaya çıkmasıyla birlikte oluşturulmuş dinlerdir. Yani toplum sosyal sınıflara parçalanmış, üst-egemen sınıfların, alt sınıfları ezerek, sömürerek onları hayvan yerine koyarak, onlara zulüm eden bir düzen, bir sistem kurdukları dönemin dinleridir.”

Bilindiği gibi bu kapsamda tanımlanan başlıca dinler Yahudilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlıktır. Tabiî günümüzden yaklaşık 4 bin yıl önce Eski Pers İmparatorluğu’nda ortaya çıkan Zerdüştîliğin de Tektanrılı, Peygamberli, Kitaplı bir din olduğu bilinmektedir. Ancak Zertüştîlik, belli tarihsel koşullardan dolayı diğer üç Kitaplı Din kadar taraftar toplayamamıştır ve günümüzde onlar kadar varlığını hissettirememektedir.

Nurullah Efe Ankut, gerek sözünü ettiğimiz yazısında, gerekse daha önce yayımlanmış olan “Türban Konusu ve İşin Aslı: Örtünme, Kadına Bakış Bağlamında Mekke ve Medine İslam’ı”, “Ömürleri Talan Edilen Kız Çocukları” gibi kitaplarında, Bilimsel Sosyalizmin ölümsüz kurucuları Marks ve Engels Ustaların dine ilişkin temel görüşlerinden yola çıkarak, onları daha da geliştirerek iki temel gerçeği ısrarla vurgular:

1- Her din insan yapımıdır.

2- Dinlerin içinde doğdukları toplumlardaki insanlarının maddi hayatları; söz konusu toplumların din dünyasına da, entelektüel-zihni dünyasına da aynen yansır.

İşte bu kesin gerçekliklerden dolayı bugün, dinsel gericiliğin insanları en fazla kuşattığı Afganistan, Pakistan, Nijerya, İran vb. Şark Toplumlarında, 21’inci Yüzyıl’ın insani değerleriyle hiçbir şekilde bağdaşmayan sapkınlıklar görülmektedir. Çünkü bu toplumların iktidar sahipleri, 1400 yıl öncesinin Hicaz Yarımadası’ndaki Arap Toplumunun örf ve adetlerini içeren, İslamiyet’in Kutsal Kitabı olan Kur’an’ı referans alarak toplumsal yaşantıyı düzenlemektedir. Ve ne yazık ki AKP’giller yönetimindeki ülkemiz de, ABD-AB Emperyalistlerinin iradi çabalarıyla kerte kerte o cehenneme doğru sürüklenmektedir…

Şimdi bu bağlamda insani değerlerle, hiçbir ahlâk öğretisiyle bağdaşmayan çocuk taciz ve tecavüzlerine gelelim…

Bilindiği gibi bir Amerikan projesi olan AKP’giller’in 22 yıllık iktidarında; cemaat ve tarikat yurtlarında, Kur’an Kurslarında, İmam Hatiplerde ve daha sürüyle yılan yuvasında küçücük çocuklarımıza yönelik taciz ve tecavüz olayları neredeyse vaka-i adiyeden sayılır hale gelmiştir. AKP’giller’in bir bakanının, hem de sözde Aile ve Sosyal Politikalar Bakanının Ensar Vakfı adlı şer odağının Karaman şubesinde, 2012-2015 yılları arasında 45 erkek çocuğa tecavüz edilmesi üzerine söylediği;“Bir kereden bir şey olmaz”, minvalindeki sözler, zihinlerimizde hâlâ canlılığını korumaktadır.

Bu tür vakalar sözde Bakan Sema Ramazanoğlu’nun iddia ettiği gibi münferit, sadece yapan kişinin sorumlu tutulabileceği vakalar değildir. Bu tür ahlâksızlıkların faili olan insan görünümlü yaratıklar, çağdışı bir dinsel ideolojinin ahlâki normlarını sergilemektedir. Ve o ahlâk ya da ahlâksızlık, yukarıda da belirttiğimiz gibi 1400 yıl öncesinin Köleci Arap Toplumunun maddi yaşantısının din dünyasına yansımasının ürünü olduğu için; henüz ergenlik çağına bile girmemiş olan küçücük yavrularla, kendilerine emanet edilmiş olan kız ve erkek çocuklarıyla dizginleyemedikleri cinsel ihtiyaçlarını, yani sapkınlıklarını tatmin etmenin önüne engel koymaz.

Bildiğimiz gibi bu tür vakalar, sadece ülkemizde görülen vakalar da değildir. Ortaçağcı ideolojinin egemen olduğu diğer Şark Toplumlarında durum daha da beterdir. Örneğin Taliban Afganistan’ında bırakalım tacize, tecavüze uğramayı; üç, beş, on, on beş yaşındaki kız çocukları, tıpkı 1400 yıl önce olduğu gibi bugün ticari bir meta haline gelmiştir; özellikle maddi durumu kötü ailelerin çocukları para karşılığında alınıp satılmaktadır.

Bu durum, Şark Toplumlarının yaşadığı en büyük felaketlerden biridir.

Fakat çocuklara yönelik taciz ve tecavüz vakaları sadece Şark Toplumlarını cehenneme çeviren İslam ideolojisinin ürünü değildir. Yukarıda Nurullah Efe Ankut’tan yaptığımız aktarmalarda da ortaya koyduğumuz gibi, Semit Dinleri, toplumun sınıflara ayrıştığı; eşitliğin, adaletin, hakkaniyetin, insancıl değerlerin yerle bir olduğu Sınıflı Toplumların yarattığı dinlerdir. Dolayısıyla İslam Şeriatıyla yönetilen ülkelerde görülen bu tür sapkınlıklar, aynı coğrafyada ortaya çıkmış olan ve benzer ahlâki normlar içeren Yahudilik ve Hıristiyanlık için de sıradan davranışlardır.

Ancak ne yazık ki ülkemizin de içinde yer aldığı Şark Toplumlarının burjuva devrimlerini tamamlayamayıp üstyapıda din gericiliğini toplumun bütün hücrelerinden kazıyıp atamamaları nedeniyle; bu toplumlarda Tarihin en eski ve en gerici-asalak sınıfı olan Antika Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfı iktidar ortağıdır. İdeolojisi din olan bu sınıfın iktidarında çocuklara yönelik taciz ve tecavüz vakalarının sıradan olaylar haline gelmesinde şaşılacak bir yön yoktur.

Batı ise bildiğimiz gibi farklı bir tarihsel gelişim süreci yaşamıştır. Şark Toplumlarından farklı olarak burjuva devrimlerini tüm unsurlarıyla hayata geçiren Batı Toplumları için din, altyapıda-ekonomi temelinde bir egemen sınıftan yoksun olduğu için Şark Toplumlarındaki kadar güçlü değildir. Bir anlamda sembolik bir öneme sahiptir. Birkaç istisnayı bir kenara bırakırsak; bugün Batı Toplumlarında aklı başında hiç kimse, toplumun Eski Ahit ya da Yeni Ahit’te belirtilen emir ve yasaklara göre dizayn edilmesini istemez.

Ancak bu durum, aşağıdaki örneklerde de göreceğimiz gibi Batı’daki din adamlarının çoğunluğu için geçerli değildir. Onlar da tıpkı Doğu’daki Antika Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfının temsilcilerinin kayıtsız şartsız egemen oldukları Ortaçağ’ın yaşam biçimini, ahlâksızlıklarını özledikleri gibi, egemen oldukları dönemleri özlerler. Hıristiyanlıktaki Ruhban Sınıfının pervasızlığını özlerler. Ve onlar, eskilerin deyimiyle “Fasık-ı Mahrum”durlar: Günah işlemeye can atarlar ama egemen sınıf desteğinden yoksun oldukları için Batı’da bunu yapacak bir alan bulamazlar.

Bir yer hariç: Kilise okulları…

Şark Toplumlarındaki çocuk taciz ve tecavüzleri günümüzde Batılı Emperyalist Ülkelerde de görülmektedir. Örneğin İsviçre’de… Evet, birçok farklı kriter göz önünde bulundurularak yapılan çok sayıda araştırmada dünyanın en güvenli ülkeleri sıralamasında sık sık birinci sırada yer alan İsviçre dahi çocukların özellikle Katolik din adamları tarafından tacize ve tecavüze uğramalarını engelleyememiştir.

İşte bir haber:

“İsviçre Katolik Kilisesi’nde 1000’e yakın cinsel taciz vakası: ‘Buz dağının görünen ucu’

“İsviçre’de Katolik Kilisesine yönelik resmi soruşturmada, 1950’li yıllardan bu yana yaşanan yaklaşık 1000 cinsel taciz vakası tespit edildi.

“Vakaların birçoğunda çocukların söz konusu olduğu belirtilirken, soruşturma raporunda kurbanların %56’sının da erkek olduğu vurgulandı. Suçlananların çok büyük çoğunluğu da erkek.

“Zürih Üniversitesi’nden araştırmacılar ayrıca, ‘yaygın bir şekilde olayların örtülmeye çalışıldığına’ dair kanıtlara da ulaştı.

“Raporun yazarları ‘Tespit ettiğimiz vakalar, hiç şüphesiz buz dağının görünen ucu’ dedi.” (https://www.bbc.com/turkce/articles/cl7zx7e4yeqo)

İsviçre’de bile bu tür vakalar yaşanıyorsa, Avrupa’daki diğer ülkelerde aynı iğrençliğin görülmesi doğaldır. İşte birkaç örnek daha:

***

İspanya:

İspanya Katolik Kilisesinde cinsel istismar: On binlerce çocuk tacize uğradı

İspanya’da 1940’tan bu yana 200 binden fazla çocuğun Katolik din adamları tarafından cinsel istismara uğradığı ortaya çıktı.

Konuyu araştıran bağımsız komisyonun cuma günü paylaştığı raporuna göre 39 milyon nüfuslu İspanya’da halkın yüzde 0,6’sının çocukluk döneminde din adamlarınca istismar edildiği tahmin ediliyor.” (https://tr.euronews.com/2023/10/27/ispanya-katolik-kilisesinde-cinsel-istismar-on-binlerce-cocuk-tacize-ugradi)

Fransa:

Fransa’da 2021 yılında “330 bin çocuğun kiliselerde cinsel istismara maruz kaldığı” raporunun ardından yüzlerce mağdura tazminat verildi.

Fransa Katolik Kilisesi, ülkede rahipler veya dini temsilciler tarafından cinsel istismara maruz kalan yüzlerce mağdura tazminat verdi.

Bağımsız ulusal tanıma ve telafi kurumunun (Inirr), ikinci yıllık raporunda 1,351 mağdurun tazminat talep etmek ve çocukluk travmasını atlatmak amacıyla psikolojik destek almak için başvurduğu belirtildi.(https://tr.euronews.com/2024/03/15/fransada-cinsel-istismar-skandali-katolik-kilisesi-yuzlerce-magdura-tazminat-odedi)

İtalya:

İtalya Katolik Kilisesi’nde bir yılda 35’i çocuk, 54 kişi cinsel istismar ve saldırıya uğramış!

İtalya’da Katolik Kilisesinin en üst kuruluşu olan İtalya Episkoposlar Konferansı (CEI), 2022’de Kilise’de cinsel istismar ve saldırıya uğrayan 35’i çocuk 54 mağdurun olduğunu bildirdi.

Bu konudaki ilk raporunu geçen yıl yayımlayan CEI, ikinci raporunu da bugün kamuoyuna duyurdu.

Raporda 2022’de 54 mağdurun Kilise bünyesinde cinsel istismar ve saldırıya maruz kaldığı belirtildi.

54 mağdurdan 35’inin istismara uğradığı dönemde 15-18 yaşlarında olduğu bilgisine yer verilen raporda, mağdurların 44’ünün kadın olduğu belirtildi.

Raporda, istismar mağdurları arasında 4 yaşın altında 2 bebeğin de olduğu ifade edilerek 18 yaş üstü 17 yetişkinin ise cinsel saldırıya maruz kaldığı aktarıldı. (https://www.t24.com.tr/haber/italya-katolik-kilisesi-nde-bir-yilda-35-i-cocuk-54-kisi-cinsel-istismar-ve-saldiriya-ugramis,1139003)

Almanya:

Almanya’da Katolik rahipler ‘3600 çocuğa cinsel tacizde bulundu’

Almanya’da 1946 ile 2014 yılları arasında Roman Katolik Kilisesi’ne bağlı rahiplerin 3.600’den fazla çocuğa cinsel tacizde bulunduğu ortaya çıktı.

Katolik Kilisesi tarafından üniversitelere yaptırılan araştırmanın 25 Eylül’de yayımlanması planlanıyordu. Alman Spiegel Online internet sitesi raporla ilgili verileri paylaştı.

Araştırmaya göre Almanya’da 1.670 din adamı, 3.677 çocuğa cinsel saldırıda bulundu. (https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-45499279)

***

Şimdi de her fırsatta dünyaya insan hakları, bireysel güvenlik, çocuk ve kadın hakları konusunda ikiyüzlüce ders vermeye kalkışan Emperyalist Haydut ABD’den çarpıcı bir araştırmanın sonuçlarına bakalım:

***

Washington Post: Amerikalı çocuklar Katolik okullarında uzun yıllar tecavüze uğradı

ABD hükümetleri tarafından ailelerinden zorla alınarak Katolik okullarına yerleştirilen çok sayıda Amerikalı yerli çocuğun, bu okullarda yıllar boyunca tecavüze uğradığı ortaya çıktı.

Washington Post (WP) gazetesinin yaptığı kapsamlı araştırma, Amerikalı yerlilerin çocuklarının Katolik okullarında uğradığı sistematik cinsel tacizleri ortaya koydu.

WP’nin birinci elden tanıklar ve tarihi kayıtlara dayanarak yaptığı araştırmada ortaya çıkan sonuçlar, benzerleri daha önce Kanada ve Avrupa’da farklı dönemlerde gün yüzüne çıkarılan kilise okullarında cinsel istismar olaylarının son halkası olarak nitelendirildi.

Haberde, isimlerine ve tanıklıklarına yer verilen çok sayıda cinsel taciz kurbanı Amerikalı yerli, yaşadıkları travmaları muhabirlere anlattı.

1819’dan 1969 yılına kadar yerli kültüründen “beyaz Amerikalıların kültürüne adapte olması için” ailelerinden koparılan on binlerce Amerikalı yerli çocuğun farklı eyaletlerdeki 500’ün üzerinde devlet yatılı okuluna yerleştirildiği belirtildi.

Bu kurumlardan en az 80 tanesinin Katolik okullar olduğu ve bu okullardaki cinsel taciz, tecavüz, fiziksel şiddet ve ölümle sonuçlanan diğer olaylarla ilgili kayıtların çoğunun kaybolduğu ya da çarpıtıldığı kaydedildi.

Cinsel tacizle ilgili soruşturmaların neredeyse tamamının 1960’larda yapıldığı belirtilen haberde, binden fazla çocuğun istismara uğradığı ve en az 122 rahibin soruşturma kapsamında tecavüzle suçlandığı ifade edildi.

CİNSEL TACİZ MAĞDURLARININ İFADELERİ

Haberde, 1968’de Washington eyaletinde St. Mary’sMission adlı Katolik okula hükümet tarafından zorla yerleştirilen Clarita Vargas isimli Amerikalı yerli bir tanığın ifadelerine de yer verildi.

Vargas, WP muhabirlerine, Katolik bir rahip tarafından okuldaki ilk 3 yılı boyunca sistematik olarak cinsel tacize maruz kaldığını ve bugün 64 yaşında olmasına rağmen halen o dönemin travmasını atlatamadığını anlattı.

Benzer şekilde, 1965 yılında Montana’daki bir Katolik okuluna yerleştirilen Jay adlı başka bir Amerikalı yerli de kendisine tecavüz eden rahibin “bunu başkasına anlatması halinde cehenneme gideceğini söylediğini” belirtti.

Güney Dakota eyaletindeki bir Katolik okula yerleştirilen Geraldine Charbonneau Dubourt adlı Amerikalı yerli de tecavüze uğrayıp sonrasında zorla kürtaj ile bebeğin alındığını anlattı. (https://www.birgun.net/haber/washington-post-amerikali-cocuklar-katolik-okullarinda-uzun-yillar-tecavuze-ugradi-533696)

***

Gördüğümüz gibi Türkiye’den Afganistan’a, Avrupa’dan Amerika’ya kadar dinsel eğitim kurumlarının neredeyse tamamında, çocuklara yönelik taciz ve tecavüz olaylarının yaşandığı kesin araştırmalarla ortaya konmaktadır. AKP’giller Türkiye’sindeki Kur’an Kurslarında, İmam Hatiplerde Müslüman din simsarları tarafından yapılan iğrençliklerle Batı’daki Katolik din simsarları tarafından yapılan iğrençlikler arasında şeklen bir fark yoktur.

Bir kez daha tekrarlamaktan kaçınmayalım: Bu tür ahlâksızlıklar, sadece faillerin “Şeytana uyması” şeklinde yorumlanacak kadar basit, münferit vakalar değildir. Gerek İslamiyet’te gerek Hıristiyanlıkta, böyle iğrençlikleri yasaklayan ahlâki yaptırımlar yoktur. Olması da mümkün değildir çünkü her iki dinsel ideoloji de kaynağını doğal olarak ortaya çıktığı dönemdeki toplumsal yapının örf ve adetlerinden almaktadır.

İslamiyet’in hangi koşullar altında, nasıl bir toplum yapısının içinde doğup geliştiğini, özellikle Nurullah Efe Ankut’un yukarıda adını zikrettiğimiz kitaplarından ve başka çalışmalarından biliyoruz.

Pekiyi Hıristiyanlık nasıl bir toplumsal düzenin içinde doğmuştur?

Bilindiği gibi Hıristiyanlık günümüzden yaklaşık 2 bin yıl önce Roma İmparatorluğu’nun egemenliğindeki Filistin bölgesinde ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla Hıristiyanlığın Kutsal Kitabı olan İncil, Köleci Roma Toplumunun yaşam biçimini, örflerini, geleneklerini yansıtmaktadır. Tıpkı 1400 yıl öncesinin Hicaz Bölgesinin Arap Toplumunda olduğu gibi, erkek egemen Roma İmparatorluğu da özellikle kadınlar ve kız çocukları için tam anlamıyla cehennemdir. Roma İmparatorluğu’nda ve aynı dönemlerde var olan Köleci Toplum Düzenine dayalı Antik Devletlerde kadınlara ve özellikle kız çocuklarına yönelik muameleler kan dondurucu niteliktedir. Okuyucularımızın sabrını zorlamak pahasına birkaç örnek verelim:

“Hamile kadınlar kocalarınca sıklıkla dövüldüklerinden çocuklar antik çağlarda daha ana rahmindeyken sopaya maruz kalıyorlardı. İdare edilemediklerinde çocuklar anne ve babaları tarafından taşlanarak öldürülürlerdi. Eski Ahit, ‘Anne ve babasına karşı asi olan çocuklar ölüme mahkûm edilmelidir’, der.

“Seneca, Isparta’da, ölüme mahkûm edilmiş çocukların şehir meydanında alenen dövülmelerinin, kırbaçlanmalarının vatanseverlik olarak görüldüğünü yazar. Bütün çocukların içinde şeytan olduğunu, onun çıkartılması için de çocukların dövülmesi için dokuz kedi kuyruğundan kırbaçlar, demir çubuklar, kundak çubukları gibi özel ekipmanlar yaptıklarını ve zincirle kırbaçladıklarını yazar.

“Antik zamanlarda çocuklar 12 yaşına geldiklerinde kendilerinden iki kat yaşlı erkeklerle evlendirilirlerdi. Eşleri ailelerince seçilirlerdi ve bu apaçık çocuk tecavüzüydü. (…) Grek kızları daha bebekleriyle oynarlarken evlendirilirlerdi.”(https://bit.ly/4e4VMBv)

Tabiî aktardığımız bu satırlar, Hıristiyanlığın ortaya çıktığı dönemlerdeki toplumsal yapının, örf ve adetlerin, davranış kalıplarının çok az bir bölümünü sergilemektedir.

Kutsal Kitapları böyle bir toplum biçiminin içinde şekillenen Hıristiyan din adamlarının, 21’inci Yüzyıl’da bile çocuklara her türlü iğrençliği yapmalarının kendi anlayışlarına göre son derece doğal olduğunu, sanırız okuyucularımız da takdir edeceklerdir.

Ancak yukarıda da ifade ettiğimiz gibi Batı’daki bu tür ahlâksızlıklar, sapkınlıklar; Şark Toplumlarındaki kadar yaygın değildir ve kanıksanmamıştır. Türkiye’de kamuoyu baskısı olmaksızın failleri ceza bile almayan bu tür suçlar, Batı’da zaman zaman sert biçimde cezalandırılmaktadır. Çünkü Batılı Hıristiyan Din Adamları, Ortaçağ’daki pervasızlıklarını ve egemenliklerini, bir daha kazanamayacak şekilde kaybetmişlerdir. İşte o yüzden Hıristiyan Batı Dünyasında, bu tür olaylardan sonra Bakan müsveddeleri çıkıp Türkiye’deki gibi; “Küçüğün de rızası var”, şeklinde aşağılık açıklamalar yapamazlar.

Bildiğimiz gibi insanlığın Altın Çağı olan İlkel Komünal Toplum biçimi sona erdikten sonra, toplum sınıflara parçalandıktan sonra ezilen sınıflar hep en ahlâksızca muamelelere maruz kalmıştır. İnsanlık bu aşağılık sınıflı toplum düzenine karşı başkaldırdıkça ahlâki açıdan hep olumlu yönde ilerlemiştir. Bu ilerlemenin nirengi noktası, ezilen sınıfların egemen sınıflara karşı yürüttüğü sınıf savaşımı olmuştur. Emperyalizm Çağının çürümüş toplum biçimini parçalayıp yerine yepyeni, insanların birbirlerini ezmediği, sömürmediği, bu sebeple de ahlâksızlığın kerte kerte ortadan kalkacağı bir toplum biçimini inşa edecek yegâne güç ise Modern Toplumun en devrimci sosyal sınıfı olan İşçi Sınıfıdır.

O halde kadınlarımız ve çocuklarımız başta olmak üzere tüm toplumu hem maddi hem manevi açıdan kurtarmanın yolu İşçi Sınıfı mücadelesini güçlendirmekten geçer. Halkın Kurtuluş Partisi bunun için mücadele etmektedir.

Ve bu çetin savaş, eninde sonunda Proletaryanın zaferiyle son bulacaktır.