İkisi de aynı yere bakıyorlar…

04.11.2015
A+
A-

 

Tayyip Erdoğan, geçen gün Selahattin Demirtaş’ın seçim kampanyasını, Barack Obama’nın ekibinin yürüttüğünü açıkladı:

“Bu seçimlerde bu malum partinin kampanyasını sayın Obama’nın kampanyasını yapan ekip yapıyor. Bu ekiple bunlar İstanbul’da bir araya geldi. Bunların yanında bazı medya grupları yer aldı. Bunların adını şimdi söylememe gerek yok. Malum partiyle terör örgütünün ilişkisinin olmadığını tam tersine düşman olduklarını söyleme noktasına geldiler. Bazıları diyor ki “adam barış diyor, siz nasıl cevap vermiyorsunuz.” Batı’da barış diyen kişi 6-7-8 Ekim’de savaş diyen kişi değil mi? O kampanyayı yürüten ekip diyor ki “yalanı, iftirayı sürekli kullanın.”  Üst akıl söylüyor bunları.

Son zamanlarda üst akıl deyince CIA, Pentagon ve bu haydut kurumları yönetenler anlaşılıyor. Daha sonra Selahattin Demirtaş da Barack Obama’ya şöyle bir tweet atarak, ironide bulunmuş: “Bak böyle bir şey varmış hiç de söylemiyorsun  zalim @Barack  Obama”

AB-D Emperyalizmi, bir adamı kullanır, sonra çöpe atar. Bundan 9 yıl önce Cüneyt Zapsu, Tayyip Erdoğan için ABD yönetimine bu adamı kullanın, delikten süpürmeyin, demişti. Şimdi artık ABD, Tayyip Erdoğan’la son köprüleri de atmış gibi duruyor. Tayyip Erdoğan açıktan ABD’yi eleştirir konuma gelmiş. Şimdi, ABD’nin yeni gözdesi demek ki Selahattin Demirtaş olmuş oluyor. Tayyip Erdoğan’ın şu sözü tam da kendisinin de sonuna kadar uyguladığı ve uygulamaya devam ettiği CIA yöntemini açıklıyor. “Yalanı, İftirayı sürekli kullanın,”

Hitler’in propagandisti Goebbels’in geliştirdiği bu yöntemi şimdi CIA kullanıyor. Bizde bir atasözü vardır: “bir adama kırk kere deli dersen deli olur”, derler.

CIA bu yöntemle dünya halklarını, sömürge ülkelerdeki satılmış medya ordusu aracılığıyla kandırıyor. Örneğin sürekli sosyalist ülkelerle ilgili, yalan iftira haberler, dünya medyasında yer alıyor.

AKP’nin seçim afişlerinden birinde “Sen, Ben yok,  Türkiye var ” deniyor.  İşte tam bir yalan. On üç yıldır halk kesimlerimiz arasında her türlü ayrım yapıldı. Vatandaş mezheplerine göre ayrıldı. Her türlü partizanlık yapıldı. En küçük kamu işyerinde bile yöneticiler AKP’lilerden oldu. Yandaş sendikalar bu amaçla kullanıldı.

HDP ve Demirtaş’ın “Barış” söylemi de böyle sorunlu bir söylem. Hem AB-D Emperyalizmine on yıllardır yıldır sesini çıkartmayacaksın, ABD’nin kara gücüyüm diyen PYD’ye destek olacaksın, Kan gölüne çevrilen Suriye’deki emperyalist saldırıya iç savaş diyeceksin, sonra da barış, barış, barış diyeceksin. Sahte Barış sürecinin yeniden tesisi için AB-D’yi, haydut örgüt NATO’yu bölgemize çağıracaksın, sonra da “emek, barış, demokrasi” diyeceksin. Bugün Irak’ı, Suriye’yi, Libya’yı, Yugoslavya’yı kan gölüne çeviren bu AB-D Emperyalizmi değil mi? Katil IŞİD çetelerini yaratan, büyütüp besleyen AB-D değil mi?

Wikileaks belgeleri de Selahattin Demirtaş’ın CIA’nın tezgâhından geçtiğini, güvenilir adam belgesi aldığını gösteriyor. (https://wikileaks.org/plusd/cables/05ANKARA6245_a.html)

Yani televizyonlarda seyrettiğimiz “inadına barış, inadına dere, inadına horon” söylemi sahte bir söylem. Gerçekten barış istiyorsan, Türk ve Kürt Halklarının birbirini boğazlamadan Kürt Sorunu’nu çözecekleri Devrimci Çözümü istemek zorundasın. “Katil AB-D Ortadoğu’dan Defol!” demek zorundasın.

Bu ülkenin emekçileri olarak bu tezgâhı iyi görmek zorundayız. İkisi de aynı yere bakan bu iki güruh, Reyhanlı Katliamı’nda da, Gezi sürecinde de, 17-25 Aralık yolsuzluk operasyonlarında da birbirlerine destek olmuşlardır. Sahte bir barış süreciyle, halklarımızı oyalayarak birbirlerine düşman etmişlerdir. Diğer İki Parti olan CHP ve MHP de bu oyunda kendilerine verilen figüranlık rolünü iyi oynamışlardır. Bu iki parti de AB-D Emperyalizminin tezgâhındadır.

Goebbels yöntemleriyle halklarımızı kandıran, kafasını bulandıran bu partilerin, biz emekçilere vereceği, yalnızca acı ve ızdıraptır. Halkın Kurtuluş Partisi işte bu noktada, geleceğimize ışık tutuyor. Halkın gerçekleri görmesi için mücadele ediyor. Halk için umut oluyor.

 

Kurtuluş Partili Bir

Kamu Emekçisi