İnsanlar… Sureti insan olanlar…

02.03.2015
A+
A-

 

Kimi insanlar vardır, eski deyimle “adam gibi adam”dırlar. Bugünkü söyleyişle “insan gibi insan”dırlar.

Kimi insan vardır, surette insan görünür ama sadece surette bir görünüştür o. Yoksa onlar gerçekte başka bir şeydirler.

Küçüktürler, her açıdan küçüktürler. Var olanla yetinmezler, daha fazlasını isterler ama anlamazlar ki o istedikleri küçüktür hem de küçücüktür… Kısacası onlar küçük çıkarların peşindedirler. Bunlardan birisine örnek Milliyet Gazetesi’nin “Diyalog” adlı köşe yazarı Abbas Güçlü’dür.

  1. Güçlü, 27 Ocak günü, köşesinde, “Beş yılda beş bin hayal kırıklığı” başlıklı bir yazı yayımladı. A. Güçlü, “Cumhurbaşkanı Erdoğan, eğitim ve gençlere yönelik neyi hayal ettiyse, MEB eline yüzüne bulaştırdı.” diyerek başlıyor yazısına.

2009 yılında başlatılan “Beş yılda Beş Bin Genç Öğrenci Projesi” kapsamında yurtdışına lisansüstü (doktora) öğrencisi gönderilmiş. Bu öğrenciler, 1929 yılında Cumhuriyet’in nitelikli biliminsanlarına olan ihtiyacını gidermek için başlatılan (ancak uzunca bir süre ara verilen) girişimin devamıymış. Bunu söyleyen de bizzat Tayyip’miş:

“Başbakan Erdoğan; Gazi Mustafa Kemal bunu 1920’li yıllarda fark etmişti. Yurtdışına ilk öğrenci gönderme kararı bizzat Gazi Mustafa Kemal’in verdiği talimatla 1929 yılında çıkarılan kanunla verilmiştir. Yeni Türkiye’nin fabrikaları, demiryolları, karayolları, köprüleri işte o mühendislerin eliyle inşa edildi. Ama ondan sonra uzunca bir süre ara verildi.

“Gazi Mustafa Kemal, ülkemizin dört bir yanını demir ağlarla örme talimatı verdi. Biz şimdi onu gerçekleştiriyoruz.

“Cumhuriyetin 10. yılında o öğrencilerimizin imzası vardı. İnşallah, Cumhuriyetimizin 100. yılında da, 2023’te şimdi gönderdiğimiz öğrencilerin imzası olacak.”

Yurtdışına gönderilen bu gençlere, verilen bursun karşılığı olarak da yüklü miktarlarda senetler imzalatılmış ama ödemenin zorunlu görev (hizmet) olarak alınacağı söylenmiş. Ancak MEB, 12 Ocak 2015’te yayımladığı bir genelgeyle eski uygulamanın sona erdiğini ve “derecesini her ne sebeple olursa olsun alamayan öğrencilerin tazminata düşürüleceği”ni kararlaştırmış.

Bu durum oralarda okumakta olan öğrencileri büyük stres altına sokmuş. Hatta ya bitiremezsek ne olacak deyip intiharı bile düşünen öğrenciler varmış. Bunu da A. Güçlü’ye bir mektup gönderen bir lisansüstü öğrencisi anlatmış.

Sonuç olarak A. Güçlü, T. Erdoğan’ın bu “olumlu” girişiminin baltalandığı kanısında. Hem de MEB (inanırsan) tarafından…

  1. Güçlü T. Erdoğan hakkındaki düşüncesini, bir kez daha dile getirdi 4 Şubat günü, “Hani üniversite harçları kaldırılmıştı?” başlıklı yazısında. Orada da şöyle övdü Tayyip’i:

“Geçenlerde yazmıştım.

“Cumhurbaşkanı Erdoğan gençler ve eğitim için ne yapmaya kalksa, birileri onu baltalamak için elinden geleni yapıyor.

“Alın size çarpıcı bir örnek daha.

“Ortalık yıkılıyor. Öğrenciler, veliler ayakta. TBMM’ye soru önergesi üzerine, önerge veriliyor.

“Niye, harçlar katlamalı olarak geri döndü diye?

“İşin boyutları öylesine karmaşık ki, anlayabilene aşk olsun. İlgili maddeler sürekli değişiyor ve öğrencilerden normal harcın iki, üç katı paralar alınıyor.

“Peki, hani kalkmıştı? En başa dönelim.

“Bir önceki seçim öncesinde, üniversite harçları kaldırıldı ama bu arada ikinci öğretimler unutuldu. İşte bu yüzden iktidar göğsünü gere gere, harçları kaldırdık diyemiyor.

“O kadarla kalınsa iyi ama belli ki birileri ikinci öğretimi hepten yok etmek ve harçları yeniden getirmek için özel bir çaba harcıyor.”

Şimdi biz bunları okuyunca A. Güçlü’ye ne diyeceğimizi, yaptığını-yazdığını nasıl adlandıracağımızı bilemedik. Olayı en iyi anlatan kimi sözcükleri kullandığımızda niye bu kadar sert oluyorsunuz, diyorlar bize. Bu kadar da sert olmayın, diyorlar. İyi de şimdi ne diyelim biz bu A. Güçlü’ye?

İnsan sırf yaranmak için (köşesini korumak, televizyon programlarını sürdürebilmek, üniversitelerde toplantılar yapmak, şan şöhret, mal mülk sahibi olmak için de diyebiliriz) böyle yalan yanlış şeyleri yazmak zorunda mıdır? Ne gerek var böyle küçüklüklere?.. Yandaş medyadan olmak insanı büyültmez ki… Aksine küçültür. Hem de büyük çapta küçültür. İnsanı, insancık yapar. Başka bir şey yapmaz.

Tayyip, “eğitim ve gençlere yönelik neyi hayal ettiyse, MEB eline yüzüne bulaştır”mış, “gençler ve eğitim için ne yapmaya kalksa, birileri onu baltalamak için elinden geleni yapıyor”muş…

Yalan, yalan, yalan!

  1. Güçlü!

Siz de en iyi şekilde biliyorsunuz, Tayyip’in eğitim ve gençlere yönelik hayallerini:

1- Bütün okulları İmam Hatipleştirmek (ve bu okullarda),

2- Dindar ve kindar gençler yetiştirmek.

Bu iki ana başlığı da biz söylemiyoruz, bizzat Tayyip’in kendisi söylüyor. Yalan mı? Kanıt mı?

Tayyip 17.09.1994 yılındaki bir konuşmasında şöyle söylüyor:

“Bütün okullar İmam Hatip yapılacak.”

Tayyip bu amacına erişmek için çok büyük mesafeler kat etti mi?

Etti Allah için. Artık düz lise kalmadı. Ve 2014-2015 öğretim yılında binlerce öğrenci zorunlu olarak İmam Hatip Liselerine kayıt yaptırmak zorunda kaldı. Yani birinci amaç aşağı yukarı gerçekleşmek üzere.

İkinci amacını da gizlemedi Tayyip.

Başbakan Erdoğan, geçtiğimiz Pazar günü AKP Gençlik Kolları Kongresi’nde geçirdiği operasyondan sonra ilk kez konuştu. Erdoğan, dindar nesil tartışmasına, Necip Fazıl’a verdiği referansla şöyle değindi: “Altını çiziyorum; modern, dindar bir gençlikten bahsediyorum. Dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, kalbinin davacısı bir gençlikten bahsediyorum.” (http://www.odatv.com/n.php?n=kindar-genclik-nasil-sansurlendi–2402121200)

İşte Tayyip’in yetiştirmek için canla başla çalıştığı, özlediği, hayal ettiği gençlik bu. Eğitim bu. Başka bir şey değil.

Yazılarınızın diğer içeriğine girmeyeceğiz. Tayyip’in hayallerini engelleyenler varmış. Kim bunlar?

Paralelciler mi? Kim?..

Örneğin harçlar kaldırılırken ikinci öğretimliler unutulmuş vb…

Siz kimin yalancısısınız A. Güçlü? Siz kimin yalakasısınız?

Milliyet Gazetesi’nin patronu size o köşeyi, o televizyon programlarını yaptırmayı bunları yazasınız diye veriyor değil mi?

Acıdık size inanın. Hem de çok acıdık. Değmezdi bunlara. Elde ettiğiniz para, şan, şöhret… İnanın değmezdi… Tabiî tercih sizin… Kişiliğiniz buysa ne diyebiliriz?

Ama biz, son soluğumuza kadar insan gibi insan olacağız. Satmayacağız kalemlerimizi. Yazmayacağız yalanları… Hep gerçekleri yazacağız. Biz de böyleyiz. Bizim kişiliğimiz de bu. Ne yapalım?..