İşçi Sınıfı bu ihanetlerinizi unutmayacak!

12.05.2018
A+
A-

Biz yazdık. Hem de çelik kalemle yazdık beynimize!

Unutmayalım diye yazdık!

Gün gelince hesabını soralım diye yazdık!

AKP Genel Başkanı, işverenlere şöyle sesleniyor 10 Nisan tarihinde:

“BİZDEN SİZE TAKOZ OLMAZ

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘Proje Bazlı Teşvik Sistemi’nin tanıtımında iş dünyasına seslenerek, “Bizden size takoz olmaz, bizden size önümüzdeki takozların temizlenmesi olur. (…)”(http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/bizden-size-takoz-olmaz-40799918)

Ve arkasından 25 Nisan’da da işverenlerin önündeki “takozları” nasıl temizlediklerini açıklıyor. Hem de 1 Mayıs arifesinde söylüyor bunları. Yani o denli de pervasız:

“Bu ülkenin OHAL ile idare edildiği dönemler şimdi bizim OHAL kararlarını uyguladığımız gibi cereyan etmiş dönemler değildi. Fabrikalar sürekli greve giderler çalışamaz hale gelirlerdi. Tüm sanayi kesimine seslenmek istiyorum. Acaba şu anda bu 7. OHAL dahil bir tane fabrikada böyle bir grev söz konusu mu? Böyle bir şey olduğu anda zaten en büyük bizim tutanağımız ne? OHAL. Anında müdahalemizi yapıyoruz. OHAL çok ciddi bir çözüm kaynağımız oluyor ve şu süreç içerisinde Türkiye’de sanayi durmamıştır. Yoğun bir şekilde çalışmalara devam etmiştir. Hiçbir zaman da bunları durdurmaları mümkün değildir.”

Allah için söyledikleri doğru “Reis”in. İşçinin hak arama aracı olan bir tane bile Greve izin vermediler. İşçilerin haklarını almak için verdikleri mücadeleleri devlet zoruyla (bakanlıklarıyla, mahkemeleriyle, kolluk güçleriyle, gözaltılarla, cezaevleriyle) engellediler.

İşverenlere, ne istedilerse verdiler. İstediklerinden, beklediklerinden fazlasını bile verdiler. Ama iş İşçi Sınıfına, Kamu Çalışanına, Emekçi Halka gelince hiçbir şey vermediler. “Bütçe” dediler, “Ekonomi” dediler, “Enflasyon” dediler vermediler. Kırk dereden su getirdiler vermediler…

Türk parasının değeri yabancı paralar karşısında neredeyse pul oldu. Dolar 4 TL’yi aştı, Euro 5 TL’yi aştı. Dünyanın en pahalı benzinini kullanıyorduk bu daha da arttı. 6 TL’yi aştı o da. İğneden ipliğe zam geldi. Özelleştirilmedik Kamu malı kalmadı neredeyse. Taşeronlaştırma aldı yürüdü, sözde düzenleme yaptılar ama sorunlar çözülmedi. Taşeronluk devam ediyor. İşçi ücretleri, Kamu Çalışanları ücretleri reel (gerçek) olarak düşüyor. Ama onlara hiçbir şey verilmiyor AKP’giller tarafından. Öbür taraftan işverenlere çok cömertler. Çok bonkörler. Verdikçe veriyorlar kârlarına kâr katsınlar diye. Allah için bu da doğru!

Vehbi’nin (OHAL’in) kerrakesi anlaşıldı mı şimdi…

Yani OHAL, FETÖ’cülere karşı ilan edilmemiş esasında.

Kime karşı ilan edilmiş gördüğümüz gibi?

İşçi Sınıfına!

Gerçekten de aynen böyle davranıyorlar. Ülkemizde İşçi Sınıfı sarı gangster sendikacılar elinde tutsak durumda.  Başı bağlanmış durumda CIA Sendikacılarınca, AB’ci “Emeğin Avrupası”cı Sendikacılarca.

O yüzden böyle pervasızca konuşabiliyorlar.

Hatırlayacağızdır, 12 Eylül Faşist Darbesinden sonra da TİSK Başkanı böyle bir açıklama yaparak içlerindeki kini kusmuştu: “Şimdiye kadar biz ağlıyor siz gülüyordunuz. Gülme sırası bizde.” diye.

Yani, anlayış aynı anlayış. Ruhiyat aynı ruhiyat. Düşmanlık aynı düşmanlık. Kin aynı kin. Hiç fasılasız devam ediyor…

İşçi Sınıfı içindeki Truva atları

Dediğimiz gibi, bunları, yani AKP’giller’i ve “Reis”lerini böyle konuşturanlar; ister TÜRK-İş’li olsun, ister DİSK’li olsun, ister Hak-İş’li, ister Birleşik Kamu İş’li, ister Memur-Sen’li,  hiç fark etmiyor, sarı gangster sendikacılardır. Çünkü onlar ne İşçi Sınıfının, ne Kamu Çalışanlarının hak ve çıkarlarını savunmuyorlar. Mücadele etmiyorlar. Satıyorlar onları. Satarken de dünyalıklarını yapıyorlar. Hem de yedi kuşak sülalelerine yetecek kadar…

Eylemden vazgeçtik, tepki bile göstermiyorlar örneğin “Reis”in bu söyledikleri karşısında.

Sendikacılık, Sendika Başkanlığı, Konfederasyon Başkanlığı; Belediye Başkanlıklarına ya da Milletvekilliklerine sıçrama tahtası olarak kullanılıyor. Hepsi, birkaç istisna dışında hepsi, aynı şeyi yapıyor. Aynı yolu izliyor.

Hiç uzatmadan sadece DİSK’ten örnek verelim. Hani ya;“Devrimci” İşçi Sendikaları Konfederasyonu, ya… Ondan verelim örneğimizi. Ki, diğerleri için zaten doğal bu durum, diyelim…

Abdullah Baştürk (1977-1980); Kemal Nebioğlu (1992-1994); Rıdvan Budak (1994-2000); Süleyman Çelebi (2000-2011); hepsi Milletvekili oluyor.

Arada kısa ve geçici bir süre için Erol Ekici (2012-2013) geliyor. Ki o zaman da seçim yok zaten…

Şimdi de, 2013 yılında seçilen şu andaki Genel Başkan Kani Beko istifa ederek milletvekilliğine aday oluyor. Sözde CHP’nin teklifi üzerine… Hem de 1 Mayıs’a 5 gün kala…

DİSK Başkanları içinde bir tek Kemal Türkler (1967-1977) milletvekili olmuyor.

Nakliyat-İş ve Birleşik Metal-İş Sendikalarının, konuyla ilgili yaptıkları ortak açıklamada söyledikleri gibi:

“Kemal Türkler kendisine yapılmış benzer teklifleri “benim işçi sınıfına verilmiş bir sözüm ve onlara ödenecek bir görev borcum var” diyerek reddetmiş, kutsal addettiği DİSK Genel Başkanlığı görevini milletvekilliği adaylığına tercih etmiştir.”

Kani Beko ise 27 Nisan’da yaptığı açıklamada şöyle söylüyor milletvekili aday adaylığı için:

“ 24 Haziran genel seçimlerinin ne yazık ki OHAL’in gölgesinde yapıldığını görüyoruz. Bugüne kadar daha demokratik, aydınlık Türkiye için mücadele verdim. Bundan sonra da aynı mücadeleyi TBMM’de verebilmek için çalışacağım. Eşitlikçi, özgürlükçü, demokratik, sosyal bir Anayasa’yı tabii ki yaratabilmek için İzmir’den milletvekili aday adayı olmaya karar verdim.” (https://www.evrensel.net/haber/351086/disk-genel-baskani-kani-beko-chpden-aday-adayi-oldu)

Kişilik pişilik yoktur bunlarda.

Varsa yoksa makam, koltuk, ün, şan, şöhret ve tabiî bir de ballı gelirler. Milletvekili olmanın dayanılmaz hafifliği…

Bunlar, bırakalım İşçi Sınıfını örgütlemeyi, onun mücadelesine önderlik etmeyi, DİSK’e bağlı Sendikalarca gerçekleştirilen (ki bunlar da Nakliyat-İş ve Birleşik Metal gibi sendikalardır sadece esas olarak) Direnişleri, Grevleri ziyaret etmekten bile korkarlar. Şimdi kalkmış “mücadele verdim”, diyor Kani Beko.

Ne diyelim?

“Atma Beko Din Kardeşiyiz!”, desek olur herhalde…

Biz senin makam, koltuk, şan, şöhret, para için verdiğin mücadeleyi biliyoruz, gözümüzle gördük, elimizle tuttuk. Ama hak aramak için “mücadele ettim” dersen, o olmaz işte bak! Aklımızla bu kadar da alay etme…

Bakın Hikmet Kıvılcımlı, tâ 1966 yılında bunların, bu sarı gangster sendikacıların içyüzlerini nasıl teşhir eder, ipliklerini pazara çıkartır:

“İşyerinde geceli gündüzlü çalışırken 200 lira aylık ücreti güç bulan kişi “Sendika Organlarında görevli” oldu muydu: aylığını 2000 liradan aşağıya düşürtmemek için girmedik kalıp bırakmaz. İşverenle cakalı ve kapalı oturumlarda işçi haklarını kırışır; Devleti de atlatmak yoluyla açıktan ve havadan büyük sus payları kopartır. Bütün o işçiyi satarak vurulan gayrimeşru kazançlar, alınan “Yönetici” maaşlarını gölgede bırakır. Dün işçi iken nefesi açlıktan kokarak, beş on kilometrelik çamurlu yolları yarım yırtık pabuçla tabana kuvvet yürüyen kimse, şimdi “Sendika lideri” kesilir kesilmez, altında özel otomobil görmezse, haksızlığa uğramışça gocunur. Bir iki yılda, kendisinin veya eşinin üstüne bir apartman daireciği yaptırmayan sendikacı görülmedik namus ve insaf sahibi sayılır. Kooperatif adı altındaki çapul girişkenliklerini başta Devlet gelmek üzere, bütün mali kurumlar ve İşçi Sigortaları destekler: normalin iki misli pahalıya çıkartılan inşaat, işçileri yirmi yıl borç ödeme işkencesinden başlarını kaşıyamaz hale getirir. Bu marifetlerini azımsayıp, canı sıkılan sendikacı ağa, dilerse “Avrupa tetkik gezisine” çıkar, dilerse kendisini Amerika’ya “Davet” ettirip, hak ettiği Kadillak arabasıyla geri döner.” (Hikmet Kıvılcımlı, Uyarmak İçin Uyanmalı Uyanmak İçin Uyarmalı, Derleniş Yayınları, 2014, Dördüncü Baskı, s.91)

İşte gördüğümüz gibi, bugünküler de aynısını yapıyorlar.

Sonuç olarak, ister “Reis”i, ister Başkanı olsun aynı yolun yolcusu bunlar. İşçi Sınıfının hak arama mücadelesinin engellenmesinin yolcuları, görevlileri bunlar. Biri iktidarcılık oynar, öbürü sendikacılık. Ama ikisinin de yaptıkları İşçi Sınıfının uğradığı-uğratıldığı sömürü ve zulmün devam ettirilmesidir. Onun aracılığını yapmaktır. Biri iktidar gücünü kullanarak, OHAL’i kullanarak yapar bu işi, öbürleri “Başkanlık” yetkilerini kullanarak, aldatarak, kandırarak yapar aynı işi.

Ama,“it ürüyecek, kervan yürüyecektir…”

“Fabrikaları, Yolları, Çiftlikleri, Sarayları; Şehirleri, Gecekonduları yapan ve işleten İşçi Sınıfımız, Devrimci Gençlikle el ele: İşçi Sınıfı Partisini de yapacaktır.” (Hikmet Kıvılcımlı, İşçi Sınıfının Tarihçil Görevi, Sosyalist Gazetesi, 2 Mart 1971)

Böylece de bu asalakları, bu sarı gangster sendikacıları başından atacaktır. İşçi Sınıfı davasına inanmış inançlı, bilinçli, yiğit, fedakâr öncülerini yönetici seçecek ve kendi Demokratik Halk İktidarını kuracaktır. Eminiz bundan…

Bu adres, bugün Halkın Kurtuluş Partisi (HKP)’dir.