Kendini Yakan İşçi Kardeşim…

01.03.2016
A+
A-

 

Bülent Yaylacı isimli işçi iki hafta önce, bir bidon benzin ile otogarda kendini yaktı.

Polislerin ikna çabaları sonuç vermeyince, Gaziantep Başpınar Organize Sanayide çalışan işçi kendisini yaktı. İtfaiye ve sağlık görevlilerinin müdahalesiyle tam olarak yanmaktan kurtarılan işçinin hayati tehlikesinin olduğu bildirildi. Evine yiyecek ve yakacak götüremeyen, borçları olan işçi kardeşimiz, çalıştığı fabrika tarafından zorunlu izne çıkarılmıştı. Olayın video görüntülerini izleyince, üst düzeyde kamu görevlilerinin olay yerinde olmadığını görüyoruz. Daha önce buna benzer olaylarda üst düzey kamu görevlilerinin, işsiz vatandaşları işe alma konusunda ikna ettiklerini ve kendini yakma girişiminde vazgeçirdiklerini görürdük. Bu olaydan sonra, başı dara düşen kendini yakma girişiminde bulunarak, bir yarar elde etmesin diye mi, vatandaşa sorunlarını çözücü vaatler söylenmedi mi? diye düşünüyor insan.

İşçi kardeşimizi kendini yakacak hale getiren bir çalışma düzeni, sorgulanmak zorundadır. Başpınar Organize Sanayi bölgesi yüz bin işçinin çalıştığı bir bölge. Kuralsız çalışma, sendikasız, örgütsüz çalışma, Başpınar Organize Sanayi’de kural haline getirilmiştir. Çalışma saatlerinin belli olması gerekirken, iş var gel, iş yok gelme, diye aynı gün içinde işçisine haber veren pek çok işyeri vardır.

İşçilerin hakkını arayan bir sendika örgütlülüğü olmadığı için, işçinin yasalarda kaynaklanan hakları da savunulamamaktadır. Fazla mesai, gece mesaisi gibi ücreti artıran çalışma durumları, yasalarda olmasına rağmen fiiliyatta uygulanmamaktadır. Bu nedenle asgari ücret alıp, gece çalışması ve fazla mesai yapan bir işçinin aldığı gerçek ücret, asgari ücretinde altına düşmektedir.

Pek çok fabrika işçisi, çalıştıkları fabrikanın doğru dürüst yemek çıkartmadığını söylemektedir. Çalışma koşulları da sıkıntılıdır. Gürültü ve ortamda bulunan toz konusunda, yeterince denetim yapılmamaktadır.

İşçi Sınıfımız 12 Eylül Faşist Darbesinden beri bu koşullarda çalışıyor. Tekstil İşverenleri Sendikası Başkanı Halit Narin, o günlerde, “bugüne kadar siz güldünüz, bugünden sonra biz güleceğiz” demişti. İşçi Sınıfımız toplusözleşme ve grev hakkına 1961 Anayasası ve 1963’teki iş yasasıyla kavuşmuştu. Toplam 17 yıl, bir özgür toplu pazarlık ve grev hakkına sahip olmuştu. Bu haklarını kullanmaya devam etmek için de 15-16 Haziran 1970 de olduğu gibi büyük direnişler yapmak durumda kalmıştı.

Şimdi 36 yıldır, özgür toplu pazarlık ve grev hakkı İşçi Sınıfına kullandırtılmıyor. İşçi Sınıfının hakkını savunan gerçek İşçi Sınıfı sendikalarının önüne türlü engeller çıkartılıyor. İşçinin hakkını savunmayan sarı sendikaların önü açılıyor. Gerçek İşçi Sınıfı Sendikacılığı yapan bir sendikaya üye olan işçi, işten atılıyor. İşverenler, işçiden kimlik numaralarını isteyip o sendikaya üye olup, olmadıklarını kontrol edebiliyor. Sendikaya üye olup mücadele eden direnen işçi aylarca süren direnişlerle ancak hakkını alabiliyor.

Kendini yakan işçi kardeşim örgütsüz olduğu için, büyük bir umutsuzluğa kapılmış ve kendini yakmıştır. Bir ülkede demokrasi olacak ise ilkin işçi-işveren ilişkilerinde demokrasi olmalıdır. İşçi, işgücünü özgürce pazarlayabilmelidir. İşçi Sınıfının örgütsüz, İşveren Sınıfının aşırı örgütlü ülkemizde, bu tip olayları daha çok yaşarız gibi görünüyor. Parababaları düzenin her türlü zor koşullarına karşı İşçi Sınıfımız, sendikal ve siyasi olarak gerçekten hakkını savunacak örgütlerde örgütlenebilirse ancak bu umutsuzluk ortadan kalkar.

Bunu başarmak zorundayız. 10.02.2016

 

Ercan Küçükosmanoğlu

Yeniçizgi Gazetesi’nden