Kendisini bu kadar ayağa düşürten yargıya güven olur mu?

10.09.2019
A+
A-

Av. Tacettin Çolak

Kendisini bu kadar ayağa düşürten yargıya güven olur mu?

Sözde Yargıtayca düzenlenen Adli Yıl açılışları; son yıllarda Kaçak Saray’da ve buranın mukiminin himayesinde kotarılıyor.

Ülkenin yüksek yargıçları üç yıldır; salhaneye yollanan kurbanlık koyunlar gibi, otobüslere doldurularak Atatürk’ten miras Orman Çiftliği arazisine, verilen mahkeme kararlarına rağmen kaçak bir şekilde kondurulan sarayda adli yıl açılışına götürülmekteler.

Saraya girerken de hepsi üzerlerini aratmak için sıraya geçmekte.

İşin acı yönü, bunların tamamı, rastgele üzerlerinin aranamayacağı yönündeki yasal haklarının bile bilincinde değiller.

Hâkimler, 2802 sayılı Yasanın 88. maddesinde öngörülen; “‘Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü halleri’ dışında suç işlediği ileri sürülen hâkim ve savcılar yakalanamaz, üzerleri ve konutları aranamaz, sorguya çekilemez.” hükmünden,

Avukatlar, 1136 sayılı yasasının 58’inci maddesindeki; “Ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren bir suçtan dolayı suçüstü hali dışında avukatın üzeri aranamaz.” şeklindeki düzenlemeden haberli değiller.

Daha doğrusu hâkimlerin de savcıların da avukatların da bu yasaları bilmemeleri mümkün değil, ancak buna itiraz edecek cesaretleri yok…

Öyle ki, yargıçlar; bırakalım suç isnadını Yargıtay Başkanlığınca tebliğ edilen yazıya göre “katılmakla zorunlu tutuldukları” törene gidiyorlar.

Avukatların ise böyle bir zorunlulukları yok. Zaten elli iki Baro kendilerine gelen davetiyeye verdikleri yanıtlarla böyle bir aşağılanmaya itiraz etti.

Sarayın soytarılığına soyunan Birlik Başkanı ve bir iki yandaşı da dertleri mesleğin itibarı olmadığından bu tür hakaretleri sineye çektiler.

Öte yandan kendilerine Yargıtay Başkanlığınca davetiye gönderilen bazı gazetecilerin saray korumalarınca törene alınmamaları da törenin Yargıtay tarafından düzenlenmediğinin bir başka kanıtıdır.

Arama-taramadan geçerek içeriye girince de Kaçak Saray’ın sahibinin salona girmesiyle birlikte ayağa kalkmaları, cübbelerini iliklemeye davranmaları, alkışlamaları artık sıradan refleksler haline geliyor.

Hiçbirinin aklına; “yahu biz ne yapıyoruz, hukuk fakültesinde bize öğretilen yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı böyle değil” diye düşünmek, itiraz etmek gelmiyor ki…

Kaçak Saray’ın himayesinde yapılacak Adli Yıl açılışına itiraz etmeden kuyruğa girerseniz, işte böyle yaparlar.

Bütün bu uygulamalar tesadüf değildir. Ya da birkaç polisin yaptığı işgüzarlık hiç değil. Bilinçli bir şekilde bizzat Kaçak Saraylı Reis’in bilgisi ve onayı dâhilinde yapıldığı kesindir.

Bu onur kırıcı işlemler, 15 Temmuz ganimet paylaşım savaşından sonra gözaltına alınan askerlerin, subayların; donlarına kadar soyularak at ahırlarında tutularak, kışlaların önüne çöp kamyonları çekilerek Ordu’nun itibarsızlaştırılması ile eşdeğerdir.

Yargı da işte böyle itibarsızlaştırılmıştır. Her geçen gün bu teslimiyet daha da artmakta, yazık ki…

Bu yıl yanlarına bir de Barolar Birliği Başkanı’nı aldılar, AKP’ye biatte sınır tanımıyorlar.

Akşam Mecliste yapılan resepsiyonda da siyasal İslam’ın sembolü olan türbanlı eşleriyle yüksek yargıçlar Ortaçağcı İrticanın propagandasını yapmaktalar.

Yukarıda belirtilen içler acısı hallere düşürülmüş bir yargıcın; hukuka uygun, vicdanının sesine uyarak bağımsızca karar vermesi mümkün müdür?

Elbette değil…

O nedenle de TCK 299’uncu maddede öngörülen “Cumhurbaşkanına Hakaret” suçundan yargılama yaptıkları dosyalara; hem Adalet Bakanlığından hem de Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğinden gelen “davanın seyri ile ilgili bilgi” istem yazılarına, daha doğrusu talimatlara, hiçbir yargıç “Siz kim oluyorsunuz? Anayasanın 138. maddesi gereğince bize emir ve talimat veremezsiniz. Dosyayı avukatlarınız takip ediyor, onlardan bilgi niye almıyorsunuz da mahkemeye yazıyorsunuz?” diyemiyor.

Yine başta HKP olmak üzere çeşitli siyasi partiler hakkında açılan kapatma davalarında, Valilerin ve Kaymakamların iç yazışma şeklinde düzenledikleri ve sonuçtan kendilerine bilgi verilmesini rica ederek bitirdikleri talimat yazılarını dava dilekçesi yerine kabul etmekteler.

İşte Türk Yargısı böylesine aşağılanmakta ve yerlerde sürüklenmektedir.

Oysa “yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı” gerçeğinin yanında, yargıcın güvenilirliği ve saygınlığının da adil yargılamanın en önemli koşullarından olduğu kuşkusuz.

Esasen bağımsızlık ve tarafsızlık ile güvenirlik ve saygınlık birbirini tamamlayan özelliklerdir.

Bu nedenle; toplumun ve kişilerin güven ve huzur içinde olabilmesi için kimden ve nereden gelirse gelsin, haksızlıklar ve hukuksuzluklar karşısında, dur diyebilecek mahkemeler, Adil bir yargının olmazsa olmaz tek koşuludur.

Gerçek adalet; saraylarda değil, bağımsız ve tarafsız yargı eliyle ortaya çıkar. 

Bu adaleti sağlayacak yargıya ulaşmamız bugün için mümkün değil…

Ancak başta İşçi Sınıfımız gelmek üzere Emekçi Halklarımızın HKP öncülüğünde yürüttüğü İkinci Kurtuluş Savaşı’mızla başaracağımız Demokratik Halk İktidarında, hukuktan ve vicdanından başka hiçbir kişi ve kurumdan emir almayan, gerçek adalet dağıtıcısı yargıçlar eliyle mahkemelerimiz bağımsızlığına ve tarafsızlığına kavuşacaktır.