Kılıçdaroğlu’ndan İnciler

04.11.2015
A+
A-

 

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, 1 Kasım Seçimleri öncesi TÜSİAD’ın düzenlediği “Liderler Buluşması”nın ilk konuğu olmuş … tarihinde. Ve yanındaki bir heyetle birlikte Türkiye ekonomi ve politikasına ilişkin,  “Türkiye’nin 5 Temel Sorunu” var diyerek, yanındaki bir heyetle birlikte bu sorunlara ilişkin partisinin görüşlerini anlatmış TÜSİAD üyelerine (Rahmi Koç, Tuncay Özilhan, Ümit ve Cem Boyner, Arzuhan Doğan Yalçındağ, Begümhan Doğan Faralyalı, Ali Koç, Halis Komili, Esin Güral, Muharrem Yılmaz, Aldo Kaslowski, Memduh Boydak gibi TÜSİAD’ın en ağır topları, Türkiye Finans-Kapitalinin en kaymak, en rafine, en zengin tabakası da toplantıya katılanlar arasındaydı.).

Kılıçdaroğlu, görüşlerini ve çözüm önerilerini sunmuş. Sonrasında da soru-cevap bölümü olmuş. TÜSİAD üyeleri, Kılıçdaroğlu’nun anlattıklarına ilişkin sorular sormuşlar, Kılıçdaroğlu da yanıtlamış.

Buraya kadar her şey normal. Parababaları partileri ve onların liderleri, yöneticileri her seçim öncesinde bu tür toplantılarda partilerini ve kendilerini pazarlarlar TÜSİAD üyelerine. Gerçekten de pazarlarlar. Sözümüzün eksiği vardır fazlalığı yoktur. Ve; bize iktidar verin, size şöyle şöyle hizmet edeceğiz, derler. Onlardan icazet almak isterler.

Daha doğrusu iktidara gelmenin bir tek yolunun yerli yabancı Parababalarından icazet almaktan geçtiğini bilirler. Çünkü yine bilirler ki, kendilerinden önce iktidara gelen partilerin tamamı bu şekilde gelmişlerdir. Ve aynı şekilde onların güvenlerini kaybettikleri için, kitleleri onlar adına kandıramaz, etkileyemez oldukları için de iktidardan götürülmüşlerdir. Düşürülmüşlerdir. Bunu adları gibi bildikleri için hemen hepsi o toplantılara koşarak giderler.

Hadi burjuva partileri neyse de, sözde solcu, demokrat HDP de aynı şevk ve heyecanla gider bu toplantılara. Ve onların yöneticileriyle sırıtarak poz verirler tokalaşırlarken…

Dediğimiz gibi buraya kadar onlar açısından ve bizim açımızdan anormal bir durum yok. Ancak bizi üzen, kızdıran, öfkeyle dolduran, oradaki bir soruya karşılık Kılıçdaroğlu’nun verdiği cevaptır. Daha doğrusu, iktidara gelmek için insanların nasıl küçüldüklerini görmek bizi üzdü asıl. Değer mi dedik kendi kendimize, değer mi bu kadar küçülmeye, düşmeye. Nihayetinde bir iktidar, bir makam, bir koltuk, bir ün, bir poz elde edeceksiniz.

Karşılığında yitirdiğiniz ne?

İnsanlık, kişilik, onur, ahlâk…

Gelinen nokta ne bunun sonucunda?

Halk düşmanlığı! Başka bir şey değil.

Somutlayalım:

“Ekstra yük gelmeyecek

“TÜSİAD üyelerinin Kılıçdaroğlu’na yönelttiği sorulardan biri 1500 TL’lik asgari ücrete ilişkindi. Asgari ücretin halen yüksek olduğunu söyleyen üyeye Kılıçdaroğlu “Hiç kimsenin endişesi olmasın. Sizin üzerinize bu konuda ekstra bir yük gelmeyecek. Önünüzdeki engelleri kaldıracağız. Yeter ki üretin.Yeter ki yatırım yapın” güvencesini veriyor.” (http://www.hurriyet.com.tr/alginizi-degistirin-oyunuza-talibiz-40002593)

Nasıl bir teslimiyet içinde, görüyor musunuz?..

Ne diyor TÜSİAD üyelerinden biri?

Şu andaki asgari ücret yüksek. Siz bu yüksek asgari ücreti daha da yükselteceğinizi söylüyorsunuz. Nasıl yapacaksınız?

Namuslu, dürüst, yalancı olmayan bir insan (CHP Genel Başkanı olmasını, sözde halksever olmasını bir yana bırakalım) bu soruya ne yanıt verir? Nasıl bir tepki verir?

Nesi yüksek, arkadaş, der değil mi? Zaten Asgari Ücret şu anda 949 TL. Bununla insanlar bir ay nasıl geçinsin, der değil mi? O yüzden de biz 1500 TL olsun diyoruz, der değil mi? Biraz insaflı olun, der değil mi?

Ne gezer bizim ibişte böyle dürüstlük, böyle cesaret…

Verdiği yanıta bakın:

“Hiç kimsenin endişesi olmasın. Sizin üzerinize bu konuda ekstra bir yük gelmeyecek. Önünüzdeki engelleri kaldıracağız. Yeter ki üretin.Yeter ki yatırım yapın”…

İyi de, İşçiyi çalıştıran işverene bu konuda ekstra bir yük gelmeyecekse, kime gelecek?

Devlete!

Devlet bu geliri nereden bulacak? Kimden alacak?

İşverenden değil herhalde. O zaten şu andaki Asgari Ücrete bile yüksek diyor. Ona bile vicdanı sızlamadan itiraz ediyor. Kabul etmiyor. Elinden gelse 949 lirayı bile düşürecek…

O zaman kimden?

Kimden olacak, yine İşçiden! Yine Köylüden! Yine Esnaftan! Yine Kamu Çalışanından!

Başka kimden alacak?.. Var mı ötesi?..

Ve “Toplantı biterken “Tek isteğim var eski algılarınızı bir kenara bırakın. Sizin oyunuza ihtiyacımız var. Bu ülkede huzur istiyorsanız uygar dünyanın parçası olmak istiyorsanız biz sizin oyunuza talibiz. Vermezseniz ne olacak, bana bir şey olmaz. Ben zaten maaşımı alıyorum, arkadaşlarım da alıyor. Onu da zaten siz ödüyorsunuz, sizin vergilerinizle alıyorum. Olan topluma olur”, diyor, diyebiliyor.

Gördüğümüz gibi önce açıkça yalvarıyor “Sizin oyunuza ihtiyacımız var”, diyerek.

Sonra yine küçülüyor:

“Vermezseniz ne olacak, bana bir şey olmaz. Ben zaten maaşımı alıyorum, arkadaşlarım da alıyor.”, diyor.

Bu nasıl bir anlayış… Nasıl bir liderlik… Nasıl bir halkçılık, halkseverlik…

Sonra da yine küçülüyor ve yalancılaşıyor utanmadan:

“Onu da zaten siz ödüyorsunuz, sizin vergilerinizle alıyorum. Olan topluma olur”, diyor, diyebiliyor…

Üstelik de ekonomist geçiniyor: 7 Haziran Seçimleri öncesi, 11 Mayıs’ta Muğla’da yaptığı mitingde, halkın karşısında şöyle efeleniyor:

Benim eski maliyeci olduğumu bilmiyorlar. Vallahi onlara kurs açacağım. Nasıl devlet yönetilirmiş öğreteceğim onlara.” (http://www.trthaber.com/haber/gundem/kilicdaroglu-devlet-nasil-yonetilirmis-ogretecegim-184043.html)

Evet, sen eski SSK Genel Müdürüsün. Bilirsin bu işleri. Bilmen gerekir. Ama bildiğin ne? Ya da yerli Parababaları karsısında bildiğin halde yalayıp yuttuğun ne?

“Vergiyi işverenlerin ödediği” yalanın.

Bu ülkede vergiyi işverenler vermiyor!

Bu ülkede vergiyi; İşçiler, Emekçiler veriyor!

Parababaları ve siz de halkımızın alınterinden alınmış vergileri kendi çıkarlarınız, kârlarınız, makamlarınız uğruna har vurup harman savuruyorsunuz. Başka bir şey de yapmıyorsunuz.

Bildiğimiz gibi esas olarak iki türlü vergi toplama yöntemi vardır:

1- Dolaysız Vergi,

2- Dolaylı Vergi.

Dolaysız vergi, adı üstünde dolaysızdır. Yani gelir ve servetten (üretimden, ticaretten, ücretlerden vb.lerden) kesilen vergidir. Bir işveren, bir ticaret insanı, bir üretici ürettiği ya da sattığı maldan elde ettiği gelirden yasalarla belirlenmiş oranlarda vergi verir. Bir işçi, memur da aldığı ücretten (maaştan) yine yasalarla belirlenmiş oranlarda vergi öder. Bu vergi çalışanlardan maaşları, ücretleri ellerine geçmeden işverenleri tarafından (ister özel sektör, ister devlet, ya da yerel yönetimler olsun) kesilerek devlete aktarılır. İşverenler, ticaret yapanlar ise gelirleri üzerinden beyanname vermek suretiyle kendileri öderler vergilerini. Ya da daha doğrusu isterlerse öderler istemezlerse ödemezler.

Diğeri, dolaylı yani bir mal ya da hizmet aldığınızda ödediğiniz vergilerdir. Bunu direkt vergi olarak ödemeyiz, vergi ödediğimizi bilmeyiz ama aldığımız mal ve ürün üzerinden farkında olmadan vergi öderiz. Bunu da o ülkedeki herkes öder.

Bu iki verginin oranları çok önemlidir. Toplam vergi gelirleri içinde eğer dolaysız vergiler çoğunlukta, dolaylı vergiler azınlıktaysa bu sağlıklı bir vergilendirme demektir. Çünkü dediğimiz gibi dolaysız vergileri herkes öder. Görünürde de eşit oranda öder. Yani bir ekmek aldığımızda, bir süt aldığımızda, bir mobilya ya da giysi aldığımızda Rahmi Koç da aynı oranda vergi öder, İşçi Mehmet de aynı oranda vergi öder.

Oysa gerçeklikte durum nedir?

Rahmi Koç, Güler Sabancı, Cem Boyner 100 milyonlarca lira kazanırken, İşçi Mehmet 949 TL Asgari ücret alır, Kamu Çalışanı Ahmet ortalama 2.000 TL alır. Köylü Hasan onları bile alamaz belki… Ama hepsi de aynı oranda vergi öder. Burada, bu vergi türünde bir adalet var mıdır?

Asla yoktur.

Dolaysız vergiler ise kazanılan gelirden alınan vergidir, dedik. Burada da doğru olan kim çok kazanıyorsa onun daha çok vergi ödemesidir. Batılı kapitalist ülkelerde şeklî de olsa bu böyledir. Oysa bizim gibi geri ülkelerde bu iş tam tersi olur. Yani toplam vergi gelirleri içinde dolaylı vergilerin oranı çok, dolaysız vergilerin oranı azdır.

Bizim ülkemizde bu oranlar da aşağı yukarı şöyledir:

Dolaylı vergilerin toplam vergi gelirlerine oranı yüzde 65-70, Dolaysız vergilerin oranı ise yüzde 30-35’tir.

Ha işin asıl püf noktası, Kılıçdaroğlu’nun yalan söylediği nokta da şudur: Bizim ülkemizde toplanan dolaysız vergilerin yüzde 70’inden fazlasını çalışanlar, emekçiler (işçiler, memurlar sabit gelirliler) öder, işverenler ise yüzde 30’undan azını öderler. Hatta çok daha azını belki yüzde 10’luk bir bölümünü öderler. Yüzde 30 kağıt üstündeki orandır. Bağış vb. adlar altında yapılan harcamalar da vergiden düşürülür. Bu kesin bir matematiksel gerçekliktir. İster TÜİK’in, ister TÜSİAD’ın, ister başka bir kurumun istatistiklerine bakın, bu rakamları görürsünüz. Yani bunu görmek için eski SSK Genel Müdürü Kılıçdaroğlu olmaya, “Maliyeci” olmaya gerek yoktur. Her okuryazar insan bunu bilebilir.

Örneğin TÜSİAD’ın 2012 yılında yayımladığı: “Dolaylı ve Dolaysız Vergilerin Türk Mali Sistemi İçindeki Yeri: Siyasal, Sosyal ve Ekonomik Sonuçları” adlı araştırması buna somut bir örnektir.

Şimdi bu gerçekleri birkaç rakamla somutlayalım:

“1980’de dolaysız vergilerin oranı yüzde 63, dolaylı vergilerin oranı yüzde 37’ydi. 2005 yılına gelindiğinde dolaysız vergilerin oranı yüzde 33’e geriledi, dolaylı vergilerin oranı ise yüzde 67’ye çıktı. 2013’te ise dolaysız vergiler yüzde 31’e düşerken dolaylı vergiler yüzde 69’a çıktı. Türkiye’de dolaylı vergilerin rekor seviyeye ulaştığı 2013 yılında, AB ülkelerinde ise dolaylı vergilerin ortalaması sadece yüzde 27. İngiltere’de toplam vergiler içindeki dolaylı vergilerin payı yüzde 46 iken, Almanya’da bu oran yüzde 28 olarak gerçekleşti. Macaristan’da yüzde 25 olan bu oran, Bulgaristan’da yüzde 20 seviyesinde.” (http://www.zamanfransa.com/haber/ekonomi/turkiye-de-dolayli-vergiler-avrupa-birligi-nin-2-5-kati.html)

“Devletin vergi yükü vatandaşın omuzlarında

“Türkiye’de devletin gelir vergisinden elde ettiği 74 milyarlık gelirin 69 milyarını, asgari ücretli çalışan işçiler ödüyor.

“Türkiye’de doğrudan vergilerin toplam vergi gelirleri içindeki payı yüzde 30’u geçmiyor. 2014’te 352 milyar liralık vergi gelirinin sadece 32 milyarını şirketler ödedi. Gelir vergisi ise 74 milyar lira oldu. Yanlış anlamayın gelir vergisini ödeyenler kuyumcular, doktorlar, avukatlar, CEO’lar, futbolcular da değil. 74 milyarın 69 milyarını asgari ücretliler dahil çalışanlar ödedi. Sadece 3 milyarını beyanname veren bu meslek sahipleri ödedi. Böyle bakılınca şirketler ve çok kazanan serbest meslek sahipleri 352 milyarlık verginin sadece 35 milyarını ödemiş. Bu da yüzde 10 bile yapmıyor. (…)

“HALK ZORDA YÖNETİCİ RAHAT

“Şimdi bu rakamları içeren bir çalışma yayımlandı. Tax Foundation adlı kuruluşun yaptığı 2014 Uluslararası Vergi Rekabeti Endeksi’ne göre Türkiye, dolaylı vergileri ödeyen halk açısından değil ama şirketler ve hali vakti yerinde serbest meslek sahipleri, çok kazanan yöneticiler açısından tam bir vergi cenneti. Kuruluşun 40 ayrı değişkeni göz önüne alarak yaptığı değerlendirmeye göre Türkiye kurumlara ve kişilere sağladığı vergi avantajları açısından 100 üzerinden 70.3 puanla OECD ülkeleri arasında ilk 9 arasında.

“Kurumlar, gelir, gayrimenkul vergileri ile KDV, ÖTV gibi dolaylı vergilerin göz önüne alınarak yapılan sıralamada Türkiye’yi ön plana çıkaran özellikle gelir vergisi oldu. Kuyumcuların, kürkçülerin, avukatların, doktorların asgari ücretliden daha az vergi ödediği Türkiye, OECD içinde en az gelir vergisi ödetenler arasında ilk 4’e girdi. Dördüncü sıraya kadar düşmemizin nedeni de büyük ihtimalle çalışanlardan mecburen kesilen gelir vergisi olmalı, yoksa ilk sırayı alırdı Türkiye.

“ŞİRKETLERDE 10’UNCU SIRADAYIZ

“Kurumlar vergisinde Türkiye şirketlere en çok avantaj sağlayan 10’uncu ülke konumunda. Oysa gelişmiş ülkeler saydığımız Japonya bu konuda en sonda, ABD ise sondan bir önceki ülke. Türkiye’nin daha da ön plana çıkmasını ise dolaylı vergilere sağlamadığı avantajlar önlüyor. Şirketlerin ve zenginlerin ödediği vergilere sağladığı avantajlarda ilk sıralara oynayan Türkiye; halkın ödediği ÖTV, KDV gibi vergilerde rekabet sıralamasında birden bire 34 ülke arasından 26’ncılığa kadar düşüyor. Dikkat çeken bir başka nokta hem emlak hem kira vergisi açısından yine Türkiye’nin neredeyse en az vergi toplayan ülkeler arasında yer alması.

“TABLO DEĞİŞMEDEN GELİŞMEK ZOR

“Oysa hem ABD ve Avrupa ülkeleri hem Japonya’ya bakıldığında Türkiye’deki durumun tam tersi bir tablo göze çarpıyor. Örneğin ABD, şirketler liginde 33, gelir vergisinde 26 ve gayrimenkul vergilerinde 31’inci sıradayken dolaylı vergilerde ancak 5’inci konumunda bulunuyor. Fransa, Japonya ve Kanada gibi gelişmiş ülkelerin aynı durumda olması gelişme ile doğrudan vergileri toplama arasında bir bağ kurulmasını sağlıyor. Gelişmiş ülkelerin aynı zamanda doğrudan vergileri en çok toplayan gelişemeyen ülkelerde ise tersi olması tesadüf değil sanırım.” (http://www.ajanshaber.com/devletin-vergi-yuku-vatandasin-omuzlarinda-haberi/172966)

İşte çıplak rakamsal gerçekler bunlar.

Ama Kılıçdaroğlu, iktidara gelebilmek için tüm bu doğruları, gerçekleri, istatistikleri bir kalemde siler atar. Ve TÜSİAD’çılara: “Onu da zaten siz ödüyorsunuz” diyerek yağ çeker. Göz kırpar. Daha da açık söylersek insanlığını, insancıl namusunu, onurunu satar iktidara gelebilmek için…

Yazık ki yazık!