Kurtuluş Partisi, gerçek İşçi Sınıfı Partisidir

04.11.2015
A+
A-

HKP Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Şahbaz, Yön Radyo’da yayınlanan “Seçim Raporu” adlı programa katılarak Partimizle ilgili soruları yanıtladı. Genel Başkan Yardımcımızla yapılan bu doyurucu röportajın çözümünü yayımlıyoruz.

 

Yön Radyo: “Seçim Raporu”nda sizlerle birlikteyiz. Bugünün üçüncü Seçim Raporu. Konuğumuz Halkın Kurtuluş Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Şahbaz. Hoş geldiniz.

Mustafa Şahbaz Yoldaş: Hoş bulduk.

Yön Radyo: Evet genellikle Türkiye’de son yıllarda siyaset hep dört parti üzerinden yürüyor. Sanki dört parti seçime giriyormuş gibi, aslında çok sayıda parti var Türkiye’de. O partiler de seçime giriyorlar. Ciddi mücadele veriyorlar. Bunlardan biri de Halkın Kurtuluş Partisi. Şimdi bize kısaca Halkın Kurtuluş Partisi’ni anlatın bu programda. Halkın Kurtuluş Partisi’ni yeni dinleyen ya da yeni karşılaşanlar için. Sonra biraz sizden bahsedeceğiz. Ardından hemen gündeme geçeceğiz.

Mustafa Şahbaz Yoldaş: Hay hay. Halkın Kurtuluş Partisi, Türkiye’nin en eski partisi olan 1920’de kurulmuş TKP’nin devamı bir parti. Bunu söyleyince, adı TKP olan başka partiler de olduğu için kafa karışıklığına neden olabilir, onu aydınlatmak bakımından belirtmek gerekir ki, TKP’nin Kurucu Üyelerinden Hikmet Kıvılcımlı’nın (ki en genç kurucudur), o en genç kurucunun devamcılarıyız biz.

Yani 1954’de Vatan Partisi biçimini alan, 1957’de kapatılan; 1967’de Sosyalist Gazetesi’yle yeniden sosyalist ortama çıkan, 1970’de tekrar Sosyalist Gazetesi’yle devam eder Hikmet Kıvılcımlı. O’nun 1971’de vefatından sonra da, ondan devraldığımız bayrakla biz önce Devrimci Derleniş Dergi Gazetesi’ni çıkardık. Çıkardık derken, bir siyasi grup olduk. Adımız “Devrimci Derleniş”ti. Çünkü biz Devrimci Derleniş’i; Usta’mızın “Anarşi Yok! Büyük Derleniş!” broşüründe dile getirdiği gibi, tüm devrimci grupların bir araya gelip birleşip, bir parti kurmalarını savunuyoruz. Hâlâ da savunuyoruz onu ileride açarım.

Sonrasında da 1989’dan başlayarak “Devrimci Mücadele Dergisi” çevresinde örgütlenen bir harekettik. Biz, grupların bir araya gelip partiyi öyle oluşturmalarını, İşçi Sınıfı Partisini öyle oluşturmalarını arzu ettiğimiz için, bir grup partisi olmaktan hep kaçındık. Ama sonradan gördük ki, bu kaçınma giderek aleyhimize işliyor, başkaları partileşip, parti avadanlığını kullanırken, bizim bir dergi çevresi gibi kalmamız aleyhimize işlediği gibi halkımızın da aleyhine işliyor. Çünkü biz sesimizi yeterince duyuramıyoruz, yeterince örgütlenme yapamıyoruz. Bu durumun sürmesi, bizim aleyhimize olduğu kadar halkımızın da aleyhine olduğu için 2005 yılında, bir grup partisi biçiminde de olsa, parti formatına geçme ihtiyacı duyduk. Kuruluşumuz 1920 olmakla birlikte, üçüncü kuruluşumuz diyelim, 2005 yılıdır. 2005 15 Haziran. 15-16 Haziran’ın yıldönümünde, Şanlı İşçi Direnişinin, 15-16 Haziran 1970’deki Şanlı İşçi Direnişinin yıldönümünde kurduk partimizi.

Yön Radyo: Peki şimdi Hikmet Kıvılcımlı Türkiye Komünist Partisin kurucularından, sonra da Vatan Partisi kurucusu. Şimdi hem Türkiye Komünist Partisi hem de Vatan Partisi adıyla partiler var. Siz bu parti isimlerini neden tercih etmediniz? İsim hakkı nedeniyle mi? Yoksa başka bir nedenle mi?

Mustafa Şahbaz Yoldaş: İsim hakkıyla hiç ilgisi yok. Biz Usta’mız… Usta’mız diyoruz Hikmet Kıvılcımlı’ya… Gerçekten Usta’mızdır. Yine zamanımızın elverdiği oranda o yönde sorularınız olursa onları da açarız. Usta’mız 1960’lı yıllardan ölümüne kadar Halk Kurtuluş Cephesi’ni kurmayı önerdi. Yani devrimci grupların bir araya gelerek Halk Kurtuluş Partisi kurmalarını; onun etrafında da Halk Kurtuluş Cephesini örmeleri gerektiğini savundu. Yani bir anlamda 1960’lıların şartlarına uyarladı Parti ve Cephe anlayışını. Dolayısıyla biz de aynı ismi sırf Usta’mız öyle söylediği için değil, günümüz şartlarına, günümüzün en önemli mücadele hedefinin halk tarafından daha iyi anlaşılabilmesi için bu ismi tercih ettik.

Yön Radyo: Peki, Mustafa Şahbaz olarak sizi kısaca tanıyalım, ardından gündemle ilgili sorularımıza ve partinizle ilgili sorulara geçelim.

Mustafa Şahbaz Yoldaş: Yani kısa başlıklarla şudur: 1948’de Konya’da doğdum. İlk, Orta ve Lise öğrenimini Konya’da yaptım. Üniversite eğitimini Ankara’da, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinde yaptım. Daha sonra Radyoloji ihtisası yaptım. Biraz Ankara’da çalıştıktan sonra Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinde 1988’den 2007 yılına kadar Uzman olarak çalıştım. Partinin Genel Başkan Yardımcısı olarak mücadelemize hâlâ devam ediyorum.

 

Kurtuluş Partisi neyi savunuyor?

Yön Radyo: Evet. Şimdi o zaman Türkiye gündemi yoğun. Bir Ankara Katliamı var, 1 Kasım Seçimleri var. O sorunlara geçmeden, ben partinizin ideolojisiyle, düşüncesiyle ilgili bazı sorular sormak istiyorum, ki o sorulara yanıt verdiğinizde daha iyi anlaşılabilsin. Bunlardan biri, siz kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz? Komünist bir parti mi? Sol parti mi? Ya da solun Türkiye’de çeşitli renkleri var, işte Ulusalcı diyen var, diğer şekilde tanımlayanlar var. Siz kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz?

Mustafa Şahbaz Yoldaş: Kirletilmiş kavramları bir tarafa bırakırsak, en kestirmeden adımız bizi anlatıyor: Halkın Kurtuluş Partisiyiz biz. Bizim amacımız; Birinci Kuvayimilliye’de, Birinci Kurtuluş Savaşı’mızda kazandığımız Bağımsızlığı yeniden kazanmaktır. Ne yazık ki Birinci Kurtuluş savaşımızın bu kazanımını, sonra gelen, özellikle 1950’den sonra gelen Parababaları hükümetleri Amerikancılık yapacağız diye Amerika’ya emanet ettiler, daha doğrusu Amerika’ya bağımlı hale getirdiler üsleriyle, her türlü yatırımlarıyla ülkemizi. Biz bu bağımlılıktan, yeniden İkinci bir Kurtuluş Savaşı’yla çıkmamız gerektiğini, bağımsızlığımızı yeniden ilan etmemiz gerektiğini düşünüyoruz. O yüzden adımız Halkın Kurtuluş Partisi. Yani bu kadar netiz.

Halkın Kurtuluş Partisi deyince de, İşçi Sınıfı Öncülüğünde, emekçi halkımızın yani; köylümüzün, esnafımızın, küçük üretmenimizin, emeğiyle geçinen herkesin, tabiî kamu çalışanlarımızın partisi olma iddiasındayız. Çünkü İşçi Sınıfının öncülüğüyle birlikte halkın tümünü bir cephede birleştirmediğimiz sürece, Halk Kurtuluş Cephesi’nde bir araya getirmediğimiz sürece, herhangi bir başarı kazanmamız mümkün değil. Yalnız İşçi Sınıfıyla sadece İşçi Sınıfının çıkarlarını savunabiliriz. Oysa biz tüm halkın çıkarlarını savunuyoruz, ki İşçi Sınıfının çıkarlarından hiçbir şekilde bağımsız değildir bunlar. Öbürü İşçi Sınıfı Körlüğü olur. Sadece İşçi Sınıfı çıkarlarına saplanmak, ki Sendikalizmdir bunun adı. Biz bundan kesinlikle sakınıyoruz. Biz tüm Türkiye Halkının kurtuluşu için mücadele veren, özdeyişle Halkın Kurtuluş Partisi’yiz.

 

Hikmet Kıvılcımlı ve mücadelesi-Hikmet Kıvılcımlı kimdir?

Yön Radyo: Evet. Şimdi bizi dinleyen gençlere biz bir tavsiyede bulunalım. Girin internete, Hikmet Kıvılcımlı ismini yazın kimdir, neyi savunmuştur öğrenin. Hakikaten bambaşka bir kimlikle karşılaşacaksınız. O yüzden biz şimdi Hikmet Kıvılcımlı’yı anlatmak, tabiî bu kısa süre içerisinde mümkün değil ama… Ben size şunu söyleyeyim, Hikmet Kıvılcımlı’yı ayıran yani mesela size şöyle diyorlar dışarıda konuştuğumuzda; onlar “Kıvılcımcı” diyorlar. Yani sizi “Kıvılcımcı” yapan, Hikmet Kıvılcımlı’yı ayıran özellikler nedir? Düşüncesi, ideolojisi nedir?

Mustafa Şahbaz Yoldaş: Yani esprili bir şekilde söyleyelim; karakaşı, karagözü değil tabiî… O’nun 1920’lerden başlayarak hatta daha öncesinden başlayarak, biliyorsunuzdur belki, henüz 17 yaşındayken Kuvayimilliye Savaşı’na katılır. Birinci Kurtuluş Savaşı’nda yer alır. Henüz 17 yaşında bıyıkları bile terlememiş bir genç iken. O mücadelede önce Yörük Ali Çetesi’nde yer alır. Daha sonra Köyceğiz Kuvayimilliye Komutanlığına tayin edilir.

Oradan başlayan bir mücadelesi, antiemperyalist bir mücadelesi var. Bu antiemperyalist mücadelesinde sadece antiemperyalizm kanadının yetmediğinin, sosyalizmle taçlanması gerektiğinin bilincine vardıktan sonra da sosyalist olur kendisi. Yine kendisinin deyimiyle; “insanın hayvan yerine konulmasına karşı çıktığım için sosyalist oldum”, der.

Ondan sonra sosyalist teori ve pratik onun yaşam biçimi olur. Ömrünün hiçbir dakikasını bu mücadelenin dışında düşünemez. Dolayısıyla TKP’nin, 1920’de kurulan TKP’nin, en genç kurucu üyesidir. Gençlik Kolları Başkanı’dır, Genç Komünistler Birliği Başkanı’dır.

Oradan başlayarak sürekli teorik ve pratik olarak Türkiye nasıl kurtulur, Türkiye’de sosyalist bir iktidar nasıl kurulura kafa yorar. Bunun teorisini kuran TKP’deki birincil adamdır, tek adamdır hatta bize göre. Çünkü diğerlerini elbette takdir ediyoruz; Şefik Hüsnü Değmer’idir, Reşat Fuat Baraner’idir. Elbet büyük emekleri var ama işin teorisini, Türkiye’nin teorik çözümlemesini yapan kişi Hikmet Kıvılcımlı’dır.

Yine kendi deyişiyle kısaca, özetçe söyleyeyim ki anlaşılsın: “Bugünkü Türkiye’yi anlamak için” der, “içinden çıkıp geldiğimiz dünkü Türkiye’yi, yani Osmanlı’yı, içinden bir türlü çıkamadığımız Osmanlı’yı anlamak gerekti” der. “Osmanlı’yı incelemeye giriştiğimizde de onun İslam ve Bizans Medeniyetleri üzerinde bir Rönesans olduğunu gördük. O zaman tüm Tarihi incelemek, Antika Tarihi incelemek gerekti” der. Oradan medeniyetler nereden doğdu geldi, medeniyetler nasıl oldu, sınıfsız toplumdan sınıflı topluma nasıl atlandı onun kanunlarını bulur. “Tarihçil Devrim” der buna ya da “Tarihsel Devrim”. İki türlü Tarihsel Devrim tarif eder, bunlara burada şimdi girmeyelim.

Dolayısıyla bu için teorisini kurar, Türkiye’nin sınıf yapısını tamamıyla, ne diyelim deşifre eder, ortaya koyar, serer. Yani en sıradan insanın bile kolayca anlayacağı şekilde sınıf ilişki-çelişkilerini ortaya koyar ve devrim stratejisini çizer. Bunun için TKP’nin 10’uncu yılında sunduğu “Yol” dizisi vardır. Toplam 7 kitaptan, yanlış hatırlamıyorsam, oluşur. Orada İşçi Sınıfını, köylülüğü ve diğer kesimleri tahlil eder… İsimleri de ilginçtir. “Yedek Güç” diye “Milli Mesele”yi, Kürt Meselesi’ni koyar ki, sene 1933’tür. “Müttefik Köylü” der. Köylü, İşçi Sınıfının müttefikidir. “Düşman Burjuvazi” der. Bu isimlerle araştırıp sonuca bağlamıştır. Yani Türkiye’nin bütün sınıf ilişki-çelişkilerini gözümüzün önüne böyle en kolayca anlayacağımız şekilde sermiştir. O bakımdan biz Hikmet Kıvılcımlı’nın takipçileriyiz. Hikmet Kıvılcımlı bu kadar cümleyle anlatılabilir mi?.. Çok daha söz vardır anlatabilecek…

 

Kıvılcımlı işkencelerden başı hep dik çıkmış bir devrimci önderdir

Yön Radyo: Dediğim gibi özellikle genç kesim artık daha kolay ulaşılabilir bilgiye, oradan sağlıklı bilgiye ulaşabilir

Mustafa Şahbaz Yoldaş: Bir yönünü söylemeden geçmeyelim Hikmet Kıvılcımlı’nın. Bir diğer özelliği, 22,5 yıl hapishanelerde yatmıştır. Ama hiçbir şekilde yılmamıştır, mücadeleye hiçbir şekilde ara vermemiştir, hiçbir zaman inançsızlığa düşmemiştir, hiçbir zaman mücadeleden vazgeçmemiştir.

Burada bir anekdotu müsaadenizle anlatayım. Bir arkadaşımızın Kerim Korcan’la konuşmasında geçmiş bir anekdot bu. Kerim Korcan, Hikmet Kıvılcımlı’nın son hapishaneden çıkışında, 1957 tutuklamasından sonra 1960’da çıkar, buluştuk diyor. İşte bir yere kadar yürüdük, ee Kerim çok çalıştık, çok yorulduk, biraz dinlenelim dedi, diyor. Bir ara verelim dedi, diyor. Ben de eyvah dedim, diyor. Hikmet Kıvılcımlı da mı artık mücadeleye ara verecek, mücadeleden vaz mı geçti acaba? O da mı yılgınlığa düştü, artık bırakıyor mu mücadeleyi diye. Oturduk bir çay içtik, diyor çay bahçesinde. Ee Kerim, bu kadar mola yeter, hadi mücadeleye devam dedi, diyor. Hikmet Kıvılcımlı böyle bir kişilik.

Artı, O 22,5 yıllık cezaevine her girişinde, Birinci Şube’nin en ağır işkencelerinden geçtiği halde ağzından tek bir kelime alınamayan tek adamdır. Tek bir yoldaşını ele vermemiştir ve bu konuda kendisi der ki; “Poliste direnmeyi en büyük erdem bildim.” Bize vasiyeti de budur. Biz de elimizden geldiğince bu vasiyetin devamcılarıyız. Bu yönünü de kabartılandırmak istedim.

 

Birinci Kuvayimilliye Türk ve Kürt Halklarının birlikte verdiği

Antiemperyalist Kurtuluş Savaşı’dır

Yön Radyo: Şimdi daha popüler bazı konular üzerinden sizin farkınızı anlatmak için soruyorum. Şimdi Türkiye sol kesiminde bir Kemalizme bakış var. Mesela bugün “Altı Ok Programı”nı benimseyen, bunun tamamlanması gerektiğini söyleyen partiler var. Ya da CHP gibi Atatürk’ün kurduğu ama günümüzde farklı noktada olan partiler var. Ya da tamamen Kemalizmle arasına mesafe koyanlar var. Siz daha çok Kuvayimilliye’den bahsediyorsunuz. Bunu biraz anlatır mısınız bize bu farkı?..

Mustafa Şahbaz Yoldaş: Şimdi günümüz Türkçesiyle söylediğimiz zaman Kurtuluş Savaşı ama yeni nesillere eski deyimini de hatırlatalım Kuvayimilliye, bizim yedi düvele karşı, emperyalistlere karşı verdiğimiz büyük mücadeledir. 1919’dan 1923’e kadar devam eden ve Cumhuriyet’in kurulmasıyla taçlanan bir mücadele bu. Bu, Mustafa Kemal’in kendi deyişiyle; “Bizi mahvetmek isteyen emperyalizme karşı ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı” verilmiş büyük bir mücadeledir ve zaferle sonuçlanmıştır. Dünyada zaferle sonuçlanan ilk kurtuluş mücadelesidir. Bu bakımdan da dünyanın dört bucağında örnek alınmıştır. Onun ışığından yararlanmış dünya kadar kitleler, uluslar var. Şimdi biz bu toprağın insanı olarak bunu görmezsek, bu mücadeleyi takdir etmezsek biz devrimci falan olamayız. Yani devrimci dediğin; kendi toprağını, kendi insanını, kendi Tarihini öncelikle bilecek. Onun olumlu yönleri alınacak, olumsuz yönleri arındırılacak. Böyle yapmadığımız zaman turist devrimciler oluruz. Türkiye’yi bilmeyen uyurgezerler oluruz. Dolayısıyla biz çok şanlı bir kurtuluş savaşı vermiş halkız, haklarız. Zaten birlikte; Türk ve Kürt Halkı birlikte verdi bu mücadeleyi. Biz bu mücadelenin mirasçılarıyız ama bunu burada bırakmak mümkün değil. Burada kaldığı zaman zıddına dönüşür. Ki Cumhuriyet Devrimlerinin açmazı da buradadır, burada kalıp siyasal kurtuluşu toplumsal kurtuluşla taçlandırmadığı için yani sömürüyü ortadan kaldırmadığı için zıddına dönüşmüştür zaman içinde.

Yön Radyo: Peki, siz bu süreci, kimilerinin dediği gibi 1946 ya da 1950’den sonra karşıdevrim olarak mı görüyorsunuz yoksa Kurtuluş Savaşı’ndan sonra 1930’lu yılları, daha erken yılları da mı?

Mustafa Şahbaz Yoldaş: Daha erken yılları da kapsıyor. Yani İş Bankası’nın kurulmasıyla 1924’de başlayan süreç, Celal Bayar’ın, o zamanki adıyla İktisat Vekilliğine, bugünkü adıyla Ekonomi Bakanlığına getirilmesiyle ve ardından Başbakan yapılmasıyla Parababalarının, emperyalizmin adım adım mevziler kazanarak iktidara taşınmasıyla başlıyor bu süreç. O yüzden biz tâ 1940’lara kadar çıkartmıyoruz. Daha erken başlayan bir süreç ama 1946’yla birlikte İkinci Dünya Savaşı’nın bitiminden sonra Amerika’dan yana tercih konması ki o zaman İnönü Cumhurbaşkanı, CHP iktidarının artık Sovyetler’den tamamen kopuşup dümeni Amerika’ya kırması; Amerika’nın uydusu haline gelmemizle birlikte karşıdevrim süreci hızlanarak devam etmiştir. 1950’yle birlikte artık zaten zıvanadan çıkmıştır.

Şöyle ki, bir örnek vermeden geçmeyelim buna; Menderes, Dışişleri Bakanlığına tayin edeceği kişiyi Ankara’daki Amerikan Büyükelçiliği kanalıyla Beyaz Saray’a soruyor. Bağımsızlık mücadelesi vermiş, Cumhuriyeti kurmuş Mustafa Kemal’in mirası Cumhuriyet’in geldiği böyle bir durum var. Yani bu hale getiriyorlar.

O bakımdan biz diyoruz ki; ekmek su kadar şimdi lazım olan şey, İkinci bir Kurtuluş Savaşı’dır.

Ama bu İkinci Kurtuluş Savaşı’mızın farkı nedir?

Toplumsal kurtuluşla taçlandırılması gerekir. Yani sömürüyü de ortadan kaldırmamız gerekir. Yerli yabancı Parababalarının bütün hâkimiyetini sıfırlamamız, ortadan kaldırmamız, yok etmemiz gerekir.

Yön Radyo: Sevgili dinleyiciler, Seçim Raporu’nda konuğumuz Halkın Kurtuluş Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Şahbaz. Kendisiyle hararetli bir sohbet yapıyoruz. Bilmiyorum ben zevkle dinliyorum siz ne durumdasınız. İkinci bölümde de kendisine soracağımız çok soru var. Birincisi Halkın Kurtuluş Partisi dikkat çekici bir oranda oy aldı soldaki, sosyalist soldaki partiler içerisine baktığımızda. İkincisi yine özellikle hukuksal anlamda çıkışları var onları soracağım. Oyu soracağım, onları soracağım bir de günümüzde söylem olarak benzer söylemleri kullandığını düşündüğüm partiler var; onlardan farkları nedir? Özellikle Vatan Partisi, Türkiye Komünist Partisi, Komünist Partisi gibi partilerden. Sorularımız çok ama bir ara vereceğiz. Aradan sonra tekrar buradayız.

Yön Radyo: Seçim Raporu’nda Halkın Kurtuluş Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Şahbaz konuğumuz, devam edelim.

Şimdi sizi Ergenekon sürecinde çok aktif gördük hem alanlarda, hem Silivri’de. Ama Ergenekon sürecinde çok aktif olan, hatta birçok üyesi içeride olan dönemin İşçi Partisi şimdi Vatan Partisi de vardı. Ya da diğer kesimler de var. Siz Ergenekon sürecini nasıl gördünüz? Nasıl değerlendirdiniz? Sizde bir kumpas, tehdit olarak mı gördünüz?

Mustafa Şahbaz Yoldaş: Biz daha Ergenekon davası ilk başladığında, bunun bir CIA operasyonu olduğunu netçe gördük ve gösterdik halkımıza. Eylemlerimizle de bizzat halkın görebileceği şekilde tepkimizi ortaya koyduk. Silivri eylemlerinde olsun, diğer eylemlerimizde bunu en net şekilde anlattığımız gibi, bu konuda kocaman bir kitap da yayımladık. Genel Başkanımız Nurullah Ankut imzalı: “CIA’nın Örgütlediği Kontrgerilla-SüperNATO ve yine CIA’nın Örgütlediği ‘Ergenekon Davası’ Saldırısı” adlı kitabı yayımladık. Yani biz bunu netçe gördük ve gösterdik. Adını da çok anmak istemiyorum, o zamanki İP, İşçi Partisi, başlangıçta taraftardı bu CIA oyununa. O taraftarken bile biz karşıydık. Yani onlar; Ergenekon davaları iyi davalardır demeye gelen, öyle özetlenebilecek bir tavır içindeyken, biz bunun bir CIA oyunu olduğunu netçe ortaya koyduk. 1991’de Sosyalist Blok‘un çökmesinden sonra NATO’nun yeni bir yapıya doğru gittiğini, hatta Türk Ordusu’nun artık NATO içinde durmasının bir anlamının kalmadığı bir durumda Orduda ABD’ye karşı bir uyanışın olduğu ve bu tehlikeli durumu bertaraf etmek için, özellikle Ordu Gençliği’nin devrimci geleneğini ortadan kaldırmak için bir tuzak kurulmuştu. Ona da gireriz belki, biz Ordu Gençliği’nin bir Devrimci Geleneğinin olduğunu tarihsel süreçte görüyor ve gösteriyoruz. Yani bu bizim teorik olarak uydurduğumuz bir şey değil, somut tarihsel olaylar olarak görüyoruz. Ordu Gençliği’ndeki bu uyanışı, yani biz NATO’da ne yapıyoruz, Amerika’nın niye oyuncağıyız? Amerika bizimle kukla oynatır gibi oynuyor. Bundan vazgeçmemiz gerekir denen uyanışı durdurmak için bulduğu bir yöntemdi bu.

Bunun için kimi kullandı?

AKP’yi kullandı, Fettullah’ı kullandı ve MİT’i kullandı. Gerekli kumpaslar, empaslar yapıldı. Ondan sonra da aldatıldık diyen bir iktidarımız var malum. E, basbayağı savcısıydın, nerede aldatıldın? Sen de bu işe teşneydin, hep birlikte yaptınız. Türk Ordusu’nun başına bu çorabı birlikte ördünüz.

Yön Radyo: Siz Türk Ordusu’nu özellikle günümüzde, az önce anlattınız, o Halk Kurtuluş Cephesi’nin neresinde görüyorsunuz?

 

Ordu Gençliği’nin devrimci geleneği ha deyince bitmez

Mustafa Şahbaz Yoldaş: Biz, Ordu deyince yanlış oluyor onu düzeltelim, Ordu Gençliği’ni kastediyoruz. Ne zaman Ordu desek, ağzımızdan öyle bile çıksa, Ordu Gençliği’ni kastediyoruz. Ordu Gençliği’nin tâ Osmanlı’dan gelen devrimci bir geleneği var.

Yön Radyo: Genç Subaylar mı?

Mustafa Şahbaz Yoldaş: Genç Subaylar tabiî… Türkiye’deki her ilerici hareketi Osmanlı’dan beri irdeleyip geldiğimizde; eksiğiyle gediğiyle hepsi, elbette tutarlı sınıfsal çözümler getirmiş devrimler değildir ama, her ilerici atılım Ordu eliyle, Ordu Gençliği eliyle olmuştur. Yani Kuvayimilliye Hareketi bile henüz 35’lerindeki Subayların, Generallerin öncülüğünü yaptığı bir devrimci harekettir, ilerici bir harekettir. Biz zaten Mustafa Kemal hareketini de bir burjuva devrimi olarak değerlendiriyoruz. Ama bir burjuva devrimi olarak kaldığı için kendi içinde antitezini de taşıdığından dolayı tersine sıçramıştır. Yani çağımızda iki sınıftan birinden yana olmak gerekir, olmak zorundasınız. Ya burjuvaziden, bugünkü Finans-Kapital dediğimiz Parababalarından yana olursunuz ya da İşçi Sınıfından yana olursunuz. Bu İşçi Sınıfından ya da Parababalarından yana olmanın içini doldurursak; İşçi Sınıfından yana olmak demek halkı da onun etrafında örgütlemek anlamına gelir. Yoksa saf İşçi Sınıfından yana olmak demek değil kast ettiğimiz. Ama toplumları kurtaracak olan, her türlü sömürüyü ortadan kaldıracak, hiçbir sömürüden çıkarı olmayan sınıf; İşçi Sınıfı, bilimsel anlamıyla Proletarya olduğu için onun yanında olmamız gerekiyor. Ama Birinci Kurtuluş bu tercihi yapamadığı için, Parababaları safında kaldığı için, ne yazık ki zıddına sıçramıştır.

Dönersek… Ordu Gençliği en son işte 27 Mayıs 1960’ta bir harekat yaptı, biz ona Politik Devrim diyoruz. Birileri boyuna karalamaya çalışıyorlar. Bir baksınlar bakalım 12 Eylül’e, 12 Mart’a baksınlar. Bir de 27 Mayıs’a baksınlar; hangisi halktan yana, hangisi halka karşı. Gericilerin dolduruşuna gelip 27 Mayıs’a sövmek devrimcilik falan değil. Çocukluk yapılıyor, çocukluk hastalığına yakalanılıyor. 27 Mayıs Politik bir Devrimdir, halka bir  nefes getirmiştir. Getirdiği Anayasayla nefes aldırmıştır. İşte grev hakkını getirmiştir, toplusözleşme hakkını getirmiştir, düşünce özgürlüğünü getirmiştir, birçok kazanım getirmiştir halka ve İşçi Sınıfına.

Yeterli mi?

Elbette yeterli değil. Yeterli olsa zaten onun adı sosyal devrim olur.

Yön Radyo: Peki günümüz Ordusunda yine böyle bir Devrimci Gençlik görüyor musunuz?

Mustafa Şahbaz Yoldaş: Orduda devrimci bir gelenek var. Gençliğin, hep Ordu Gençliği’ni kast ediyoruz, onu kesin bir biçimde bir daha belirtelim… Gelenekler (her gelenek için bu böyledir) öyle birkaç yılda yok olup gitmezler. Halkımızın tâ Şamanizm’den gelen gelenekleri yaşıyor hâlâ. Biliyorsunuz, diyelim türbe vardır, türbenin yanındaki ağaca ya da türbenin filan yerine hâlâ çaput bağlar halkımız. Bu tamamen Şaman bir gelenek, İslamiyet öncesi bir gelenek.

Yön Radyo: Ordunun da bu geleneği sürüyor.

Mustafa Şahbaz Yoldaş: Binlerce yıl ötesinin geleneği. O bile sürerken, Ordu Gençliği’nin Devrimci Geleneğinin öyle hemen 3 ayda, 5 ayda, 3 yılda, 5 yılda yok olması… bu mümkün değil.

Ha neye bağlı bu geleneğin olumlu yönde ortaya çıkması?

Örgütlü halkın davranışına bağlı.

Gene Usta’mız Hikmet Kıvılcımlı diyor ki: “Ordu faşizme de gider, sosyalizme de gider.”

Örgütlü olan sınıfın gücüne bakar. İşçi Sınıfı mı örgütlü? O mu kitleleri, halkı yönlendiriyor? Parababaları mı örgütlü?

Parababaları örgütlü olduğu için 12 Mart’ta ve 12 Eylül’de, Amerikancı generaller eliyle faşizme gitmiştir. Biz ileride halkımızı örgütlersek, halkımız örgütlü bir güç haline gelirse (zaten programımız, parti olarak da amacımız hep budur; örgütlü toplum yaratmak), Ordu Gençliği’nin halkçı yönü o zaman ortaya çıkacaktır.

Yön Radyo: Ama bakın şöyle bir şeyde yok mu?

E, mesela siz partinizi 15-16 Haziran’ın yıldönümünde kurdunuz. 15-16 Haziran’daki uyanışa baktığımızda, ardından işte 12 Mart’a baktığımızda ya da 12 Eylül’e baktığımızda, Ordu o dönem örgütlü olan İşçi Sınıfı gücünü kırmaya yönelik. Hatta bunu dönemin Genelkurmay Başkanı; sosyal uyanışın ekonomik gelişmenin önüne geçtiğini söyleyerek ifade etmiştir. Böyle de bir durum var ama.

Mustafa Şahbaz Yoldaş: O şöyle bir durum yalnız. Biz örgütlü derken; sendikada örgütlenmiş, sendika çağırdı diye meydanlara dökülmüş İşçi Sınıfı hareketini yeterli bulmuyoruz. Bu işin henüz alfabesi… Asıl bir parti etrafında, İşçi Sınıfı Partisi etrafında hem kendisi örgütlenmiş, hem halkı kendi etrafında örgütlemiş İşçi Sınıfı örgütlenmesinden söz ediyoruz. 15-16 Haziran’da böyle bir işçi gücü yoktu. Yani nicelik olarak vardı, nicelik olarak çıktı, ama bir nitelik olarak örgütlenmiş, gerçek anlamda bir parti önderliğinde örgütlenmiş, devrimi amaçlayan bir kuruluş değildi. O kendiliğinden bir hareketti.

Bir de biliyorsunuz Marksizm-Leninizmde buna kendiliğinden hareketler denir. Kendiliğinden hareketler çok büyük bir ışıkla parlar, saman alevi gibi ama aynı şekilde de söner. Ne zaman ki gerçek öncülüğüne kavuşur, başarı o zaman gelir. Oradan bir çağrışımla söyleyelim: Gezi İsyanı’mız. Kendiliğinden bir hareketti. Çok büyük bir yankı yarattı. Neredeyse Tayyipgiller iktidarı gitti gidiyor hale geldi. Hatta Kürt hareketi yeterli desteği verseydi duramazdı. Ama Kürt hareketi destek vermedi.

Yön Radyo: Şimdi Gezi’ye de geleceğim ama bu Ordu bahsini bir soruyla ben kapatmak istiyorum vaktimizi daha iyi kullanalım. Sizi dinleyen birçok kişi şunu diyebilir, Türkiye de birçok çevre tarafından söyleniyor çünkü. Bunlar darbeci diye. Ne dersiniz bu suçlama gelirse?

Mustafa Şahbaz Yoldaş: En başta bunlar ucuz suçlamalar, diyeyim. Gelelim işin esasına. Lenin çok açık bir şekilde söyler ki: “Gerçek bir devrimden söz etmek istiyorsak burjuva ordusunu en azından ikiye bölmeliyiz, kazanmalıyız ama en azından ikiye bölmeliyiz. Çünkü halkı, örgütlü burjuva ordusuna karşı çırılçıplak çıkartmak cinayetten başka bir şey değildir. Eğer biz böyle bir davranış koyuyorsak ancak sefil bilgiçleriz demektir.”

Sefil lafını kullanır. O bakımdan Ordu varsın karşımızda olsun biz de onu yenelim diye devrimcilik yapmak, halkı yine Kıvılcımlı Usta’nın deyimiyle söyleyeyim, “salhaneye” yani kesimevine, mezbahaya götürmek demektir. Öyle devrimcilik olmaz. Bu devrimciliğin çocukluk hastalığıdır. O yüzden bizim Ordumuz, Rusya’daki gibi “Avrupa gericiliğinin kırbacı” Çarlık Ordusu da değil. Türkiye’nin her devrimci davranışında belli bir görev yüklenmiş bir Ordu Gençliği’miz var. Bu gücü biz halk olarak, örgütlediğimiz halkla birlikte kazanmak durumundayız. Kendi yanımıza çekmek durumundayız. Çünkü silah gücü orada. Silahsız halkı o silahlı gücün karşısına sürmek; varsın karşımızda olsun bizi öldürsün şeklinde bir davranış koymak, devrimcilikle ilgisi olmayan bir şeydir.

 

ABD Emperyalistleri BOP’u hayata geçiriyor

Yön Radyo: Şimdi 20 dakikamız var. Daha çok soruyla daha hızlı gidelim isterseniz. 1920’deki TKP’nin ya devamı ya da bir şekilde o gelenekten gelen günümüzde diyelim ki Şefik Hüsnü açısından baktığımızda ya da bugünkü TKP açısından baktığımızda, siz bugünkü Komünist Partisi, bugünkü Vatan Partisi’yle zaman zaman aynı söylemde olduğunuz noktalar var. Mesela Kuvayimilliye konusunda, ki Silivri’de bulunmanız falan. E, ana başlıklarıyla bugünkü Vatan Partisi’yle ve bugünkü Komünist Parti’yle farkınız ana başlıklarıyla nedir?

Mustafa Şahbaz Yoldaş: Şimdi Vatan Partisi’yle, demin de söyledim, söz etmekten pek hazzetmiyorum. Biz onlara “Bin Kalıplılar” diyoruz. Yani kaç kalıptan bu yana geldiklerini hepimiz herhâlde biliyoruz. Yaşımız yetiyorsa biliriz yani. Genç nesil için bir şey demeyeceğim, yaşı yetmeyenler için. Yani en son geldikleri yer “saray savaşı değil vatan savaşı”. Yani bunun neresinden tutup eleştirelim şimdi. Bundan, ne diyelim, nasıl söz edelim yani. Yani en kör göze bile batıyor ki, Tayyip Erdoğan kendi iktidarını sürdürebilmek, yeniden tek başına iktidar olmak için bu savaşı başlattı. Şimdi buna “vatan savaşı” demek ne kadar gerçekçi, doğru, hangi akla sığıyor?

Yön Radyo: Ama şöyle bir şey de söyleniyor. Amerika PKK’yle ya da PYD’yle görüşüyor. Hatta en son PYD’ye silah verdi, dolayısıyla orada Amerika’nın olduğu-desteklediği PKK ve PYD var. Onlar da Türkiye’ye saldırıyor, Türk Ordusu da emperyalizmin bu saldırısına karşı direniyor.

Mustafa Şahbaz Yoldaş: Şimdi çok önemli bir noktaya geldik. Yani Vatan Partisi’ni bir kenara bırakalım. Türkiye şimdi 1 Kasım’da seçime gidiyor ama seçim meçim hikâye; Türkiye bölünmeye gidiyor. Amerika iki tarafa; hem Tayyipgiller’e, hem de PKK tarafına elinizi tetiğe uzatın, dedi. Ne yazık ki, şimdi bir taraftan Kürt gençleri, bir taraftan Türk gençleri kıyıma uğruyor. Türkiye Halkları, Türkler ve Kürtler, Tarihte hiç olmadığı kadar birbirine düşmanlaştırılıyor. Türkiye Suriyeleşiyor.

Yön Radyo: Siz her iki taraf da Amerika tarafından yönetiliyor diye düşünüyorsunuz?

Mustafa Şahbaz Yoldaş: Aynen öyle düşünüyoruz.

 

Ankara Katliamı’nın asıl sorumlusu ABD Emperyalistleridir

Yön Radyo: Peki bu bağlamda sizce Ankara Katliamı’nın arkasında kim var?

Mustafa Şahbaz Yoldaş: Ankara Katliamı’nın arkasında IŞİD’in olduğu zaten meydana çıktı yani o besbelli. IŞİD’in arkasında da en büyük ağababası ABD var bildiğimiz gibi. Bunu kurdu getirdi, El Kaide hesabı. Onu var eden Amerika’nın Suriye’ye müdahalesi.

Bunun da en büyük destekçisi kimdi?

İşte Türkiye’ydi, Tayyipgiller’di yani, Suudi Arabistan’dı, Katar’dı. Şimdi bunu kimin yarattığı besbelli yani.

Bu cinayet örgütü, Amerika’nın elinde çok muazzam bir koz olarak kullanılır oldu. Hangi ülkede ne yapmak istiyorsa IŞİD korkuluğuyla, korkutarak istediğini yapıyor.

 

Türkiye Suriyeleştiriliyor

Yön Radyo: Ama Amerika bir yandan da IŞİD’e karşı savaşsın diye PYD’ye silah veriyor.

Mustafa Şahbaz Yoldaş: İşte bu; tavşana kaç tazıya tut politikasıdır. Emperyalizm her türlü oynar. ABD Emperyalizminin BOP diye bir haritası var değil mi? Projesi var: Büyük Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi.

Bu proje hayata geçirildiğinde ne olacak?

Ortadoğu’daki 22 ülkenin sınırları değişecek. Yeni bir harita çıkacak ortaya.

Peki, buradan Türkiye nasıl nasibini alacak?

Üçe bölünerek alacak.

Harita net. Suriye üçe bölünecekti hatta gerekirse beşe bile. Irak bölünecekti ve bölündü. Libya bölünecekti, bölünmeyi bırakın, Libya paramparça şimdi. Her aşiret bir devlet.

Amerika’nın eskiden beri var olan bir stratejisi var: “Bin devletli bir dünya” yaratmak. Yani devletleri site devletlerine indirgemek hatta. Böylece kendisine hiç rakip olamayacak, sadece pazar olacak, sömürü alanı olacak bin tane devlet olmasını arzu ediyor. Bunu hayata geçiriyor. Ortadoğu’da bunun adı BOP.

E, Türkiye’de de şimdi Kürt ve Türk Halkları birbirine düşman haline getirilince olacak iş nedir?

BOP haritasını hayata geçirmektir.

 

Kürt Sorunu’nun Devrimci Çözümünü savunuyoruz

Yön Radyo: Peki siz Kürt Sorunu’nun çözümünü nasıl görüyorsunuz?

Mustafa Şahbaz: Biz Kürt Sorunu’nun devrimci yolla çözülmesi gerektiğini söylüyoruz. Fakat ne yazık ki, biz sol olarak yeterince güçlü bir örgütlenme yaratamadığımız için Kürt hareketi içinde de bize yakın güçlü bir sol hareket olmadığı için, devrimci çözümü hayata geçiremiyoruz.

Yön Radyo: Devrimci çözüm dediğiniz mesela ana dilde eğitim, özerklik…

Mustafa Şahbaz Yoldaş: Her şey. Bir halkın ne hakları varsa tamamı, eksiksiz tamamı. İki halkın tam kardeşçe, eşitçe, hiçbir ayırım gözetilmeksizin, hiçbir ayrıcalık olmaksızın birlikte yaşamaları. Bizim arzumuz budur. Biz ayrıca Marksist-Leninistiz diyoruz, Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkını sonuna kadar savunuyoruz ama biz komünistler olarak, sosyalistler olarak halkların birliğini savunuruz. Halkların birliğini ama ayrılma hakkı da dâhil o halkın kendi kaderini tayin etme hakkını da tanırız. Burada bir çelişki var gibi görünür ama bu halkları birbirine yaklaştırır. Ezilen halkın devrimcileri de gene birlikten yana tavır koyarlar. Halklar eğer kendi iradeleriyle ayrı devlet olmak istiyorlarsa, ayrılmak istiyorlarsa buna da sonsuz saygı gösterilir. Ama asıl olan halkların bölünüp parçalanması değil, bir arada yaşamalarıdır. Bin yıllık kardeşliğimizin genişletilerek devam ettirilmesidir. Çünkü zayıf devlet, emperyalizm için yutulacak lokmadır. Bakın Yugoslavya’ya tahammül edemediler. Yugoslavya şu anda yedi parça, yedi parçanın yedisinden de hiçbir şey çıkmaz.

Yön Radyo: Peki siz bu çerçevede HDP’ye nasıl bakıyorsunuz? HDP Kürtlerin haklarını savunan bir parti gibi midir sizce?

Mustafa Şahbaz Yoldaş: HDP olsun, PKK olsun, PYD olsun ne yazık ki Amerika’nın dümen suyuna girdiler. Yani Sosyalist Kamp’ın yıkılışından sonra orada bir güç göremeyince, güç olarak Amerika tarafında yer alır oldular. Bunu açıkça da beyan ediyorlar zaten. Suriye meselesinde biliyorsunuz “rol talep ettik Amerika’dan” diye gelip açıklama yaptılar. Aynı şekilde gerici örgütlerle 11 maddelik anlaşmalar imzaladılar. Oysa antiemperyalist bir çizgide durabilselerdi, Beşşar Esad’la bir yapı oluşturabilselerdi bu gerici rüzgârı püskürtebilirlerdi, tüm dünya halklarına da bir nefes aldırtırlardı. Ama olmadı ne yazık ki…

 

Kurtuluş Partisi hayatın her alanında aktif bir mücadele yürütüyor

Yön Radyo: Hızlı gidiyoruz. Bunlardan biri: 7 Haziran Seçimlerinde Halkın Kurtuluş Partisi 60 bin oy aldı. Sizin medyadaki görünürlüğünüz çok fazla değil. Kamuoyunda hani tartışma açısından da sosyal medya olsun diğer medya olsun o yüzden birçok kişi şaşırdı. Bu kadar yüksek oy aldığınızı belirtti. Nasıl bu oyu alabildiniz? Bir de bu dönemde nasıl bir seçim çalışması yürütüyorsunuz?

Mustafa Şahbaz Yoldaş: Ne yazık ki burjuva demokrasisi denen şey sandık demokrasisi… Ve demokrasi ile bir ilgisi yok zaten. Çünkü hiçbir alanda eşit bir savaşa girmeksizin gidip sandıkta boyunuzun ölçüsünü alıyorsunuz diyelim kaba deyimle. Ama biz hiçbir şekilde parti çalışmasını seçime indirgemiyoruz. Hatta seçimler bizim için sadece halka sesimizi duyurmak için bir, ne diyelim, minare diyelim ya da bir alan diyelim, onun dışında bizim için büyük bir önem taşımıyor. O bakımdan seçimde şu oyu almak, bu oyu almak, hele hele şu geldiğimiz aşamada, Türkiye böylesine bir handikabın içerisine, Suriyeleşme handikabının içerisine girmişken bizim için hiç de önem taşımıyor. Ama partimiz hiç ara vermeksizin her gün, her saat karınca sabrıyla çalışıyor. Devamlı çalışıyoruz, örgütlenme yapıyoruz, suç duyurularında bulunuyoruz, Tayyipgiller hükümetiyle, Tayyipgiller avanesiyle en sert şekilde mücadele ediyoruz ve halkımız bunu görebildiği kadar görmüş. Ne yazık ki emeğimizin karşılığı hiçbir şekilde 61 bin oy değil. Bu emeğimizin karşılığı milyonlar olmalı ama biz bir ambargo altındayız. Bize verilebilecek en büyük cezayı veriyorlar; görünmez kılıyorlar bizi. Biz buna susuş kumkuması, diyoruz.

Yani var mıyız kitleler gözünde şu iletişim çağında?

Hiçbir iletişim kanalı bizi görmüyor, göstermek istemiyor, halkla buluşmamız engelleniyor. En son örnek İzmir’de arkadaşlarımızın astığı pankartları bir taraftan polis, bir taraftan belediye topluyor. Bursa’da aynı şey oluyor, arkadaşlarımız gözaltına alınıyor. Yani seçim faaliyeti yapılıyor; sözde bütün partiler eşit, kendilerini halka serbestçe anlatabilirler. Ama biz boyuna engelleniyoruz, pankartlarımız ortadan kaldırılıyor, afişlerimiz yırtılıyor zaten haberlerimiz hiçbir şekilde basında yer almıyor. “Hür basın” diyoruz biz ona tırnak içinde, hürlükle bir ilgisi yok tabiî, Parababaları basını. Bu basın tarafından hep görünmez kılınıyoruz. O bakımdan bu başarımızı küçümsememek gerekir.  (Tabiî burada hak yemiş olmamak için sadece internet üzerinden yayın yapan,  Oda Tv ve ABC Gazetesi’ni ayrı tutmak gerekiyor. Zaten onlar “Hür Basın” dediğimiz Parababaları basınının dışındadır. İlerici, demokrat basındır onlar. K.Y)  Halk demek ki belli bir oranda bizi görmüş, bizi anlamış, diyoruz

Yön Radyo: Peki sizin en, özellikle sosyal medyada en çok görünür olduğunuz konulardan biri, hukuksal alanda çıkışlarınızdır. Birkaç tanesini anlatır mısınız?

Mustafa Şahbaz Yoldaş: En son güncel olanından söz edelim. Biz Uluslararası Ceza Mahkemesine Tayyipgiller hakkında savaş suçu işlediklerine dair suç duyurusunda bulunduk. Bu suç duyurumuz yankı buldu.

Yön Radyo: Savaş suçu derken, Suriye mi?

Mustafa Şahbaz Yoldaş: Suriye konusunda. Yani bağımsız bir ülkenin içine fitne sokuldu. İşte MIT TIR’ları gitti. Bizzat kendi adamları bunu itiraf etti ki, o TIR’lar Suriye’ye, ÖSO’ya gidiyordu. ÖSO değil aslında IŞİD’e gidiyor bunu da herkes biliyor. Bu konuda suç duyurusunda bulunduk. Bu suç duyurumuzu da Uluslararası Ceza Mahkemesi ciddiye alarak cevap verdi. Bunun karşılığında Efkan Ala kendilerine hakaret edildiğine dair hakkımızda dava açtı. Karşı savunma yaptık. Savunmayla yetinmedik Genel Başkan’ımız bir de adliyenin önünde basın açıklaması yaptı. Her türlü davalaşmaya hazırız, kaçmasınlar gelsinler davalaşalım, diye meydan okudu. Yani suç duyurularını bir bebeğin cami bahçesine, cami avlusuna bırakılışı gibi bırakıp kaçmasınlar, gelsinler hesaplaşalım, dedi. Ne yazık ki Cumhuriyet Savcısı takipsizlik kararı verdi.

Yön Radyo: Peki Ceza Mahkemesindeki süreç bitti mi? Ret mi edildi? Devam mı ediyor?

Mustafa Şahbaz Yoldaş: Hayır, henüz devam ediyor. Ama biliyorsunuz biz onaylamış değiliz Roma Anlaşması’nın statüsünü. Yani Türkiye’nin doğrudan yargılanması mümkün değil. Ancak Birleşmiş Milletler’den bir karar çıkarılırsa bu yargılama olur. Yani Birleşmiş Milletler’den öyle bir talepte bulunur mu Uluslararası Ceza Mahkemesi onu bilemiyoruz. Onların inisiyatifi tabiî ama biz görevimizi yaptık. Bu bir savaş suçudur.

Yön Radyo: Sizin bir de sanırım Cumhurbaşkanının diplomasıyla ilgili bir çıkışınız oldu.

Mustafa Şahbaz Yoldaş: Diplomasıyla ilgili ortaya belgeler çıktı biliyorsunuz. Bir üniversite mezunu olmadığını belgeleyen belgeler çıktı ortaya. Bu belgeler çerçevesinde biz Cumhurbaşkanlığı düşmüştür, düşürülmelidir diye Yüksek Seçim Kuruluna; o yapılmış olan seçim artık ortadan kalkmıştır, yok hükmündedir, Cumhurbaşkanlığı bitmiştir, diye suç duyurusunda bulunduk. Ama bu suç duyurularımız ve benzeri pek çok suç duyurularımız var. Tabiî hepsi ne yazık ki, hani taş ve yaş duvara vurulmuş yumruğa dönüyor. Gerçek anlamda hukuk işlemiyor çünkü. Gene biliyorsunuz hukuk sistemimiz tamamen AKP’nin hukuk bürolarına dönüştürüldü. Ortada bir hukuk falan yok, mahkeme yok yani.

Biz Hz. Muhammed’in ve Dört Halife’nin savunucusuyuz

Yön Radyo: Şimdi son dört dakikaya girdik ama ben buradan tekrar Hikmet Kıvılcımlı’ya dönmek istiyorum. Şimdi İslami kesimde bazı kişileri okuduğumuzda Hikmet Kıvılcımlı’ya sanki farklı bir gözle bakıyorlar ve özellikle de bir Eyüp Konuşması’nda dinden bahsetmesini, orada dini siyasete alet etme konusunda bir cezaya uğraması bu tip şeyler anlatılır. Hikmet Kıvılcımlı’nın ve dolayısıyla sizin dine ve laikliğe bakışınız nedir?

Mustafa Şahbaz Yoldaş: Evet şimdi önce laiklikten başlayalım isterseniz. Biz tamamen laikliği savunuyoruz ve bunu da ödünsüz bir şekilde savunuyoruz. Yani birileri başına başörtüleri takıp da türsanı savunurken, biz “Şeriat Ortaçağdır” pankartları açtık.

Bunu da niye yaptık biz?

Çünkü Tayyipgiller’in tarihsel kökenini biliyoruz. Onlar, tarihsel olarak Tefeci-Bezirgânlığın, tâ ilk Köleci Toplumdan beri var olagelen sömürgeci bir sınıfın temsilcileri. Onlardan demokrasi gelmez, onlardan insan hakları gelmez, onlardan kadın hakları gelmez. Onlar ancak kadını ikinci sınıf, üçüncü sınıf vatandaş konumuna sokup sömürmeyi bilirler. O bakımdan biz sonuna kadar laikiz.

Ama dine bakışımızla da gene sol çocukluk hastalığını yaşayan gruplardan farkımız var. Biz olaylara tarihsel olarak bakarız. Usta’mızdan bunu öğrendik. Yani Hz. Muhammed ne idi? Ne yapmak istedi? Neyi ne kadar yapabildi? Buna bakıyoruz.

Böyle bakınca Kur’an’da tamam bir sürü Ortaçağa yakışan, bugüne uygulanması mümkün olmayan işte kölelik, cariyelik vb. bir sürü şey var. Elbette bunları biliyoruz. Onları savunuyor da değiliz elbet de.

Ama ne diyor Hz. Muhammed daha doğrusu Kur’an?

“Kendine ve yakınlarına yetecek kadar malı kendinde tut gerisini infak et.”

Nedir infak?

Dağıt, diyor. Yani Müslümanlara dağıt.

Şimdi bunu sonuna kadar götürürseniz nedir bu?

Sosyalizmdir bu. Biz Hz. Muhammed’in bu yönünü kendimize çok yakın buluyoruz ve bu anlamda kendimizi Hz. Muhammed’in devamcısı sayıyoruz.

Oysa şu anda hep din sömürüsü yapan Tayyipgiller ne yapıyorlar?

Küp üstüne küp yığıyorlar. Onların tek bildiği şey daha çok kazanayım, daha çok kazanayım… İnfak diye bir gündemleri yok yani.

Yön Radyo: Şimdi bazı düşünürler Şiiliği, Aleviliği daha sol bir yorum olarak görürler. Şu anda da Muharrem ayındayız. Aleviliğe bakışınız da mı bu şekilde?

Mustafa Şahbaz Yoldaş: Aleviliğe bakılınca olumlu anlamda daha da karmaşık bir durum var. Çünkü Alevilik aynı zamanda Sınıfsız Toplumdan çıkagelen Türklerin Şamanist geleneklerini de içeren, yani sınıfsız toplum özelliklerini de içeren bir özellik taşıyor. O bakımdan sosyal dayanışması daha yüksek olan, sosyalizme daha açık olan, daha yakın olan, laikliğe daha yakın olan bir kesimi oluşturuyor. Elbette o yöndeki sempatimiz daha derin. Yani sadece Hz. Muhammed’in olumlu yönlerini almanın ötesinde, Hz. Ali’den de gelen, Şamanizm’den de gelen hatta kısmen Hıristiyanlıktan da bile etkilenip, iyi yönlerinden etkilenip gelen bir özelliği var Aleviliğin. Mesela Cem olayı, Cem dediğiniz şey… Kaldı ki cami de aynı görevi yapar Hz. Muhammed zamanında ama şimdi yozlaşmış durumda ne yazık ki. Yani gerici hatiplerin vaazları dışında bir şey yapılmayan bir hale getirildi. AKP’nin arka bahçesi biçiminde kadroların istihdam edildiği alanlar haline geldi ne yazık ki. Ama Cem olayına baktığımızda şunu görürüz: Herkes birbiriyle helalleşecek, hiç kimse kimseyle küs kalmayacak, kimsenin kimsede hakkı kalmayacak ki o Cem’e katılabilsin. Bundan âlâ bir yaklaşım, sosyal yaklaşım olabilir mi?

Yön Radyo: Siz o zaman, bu Antikapitalist Müslüman olarak görülen çevreleri de sanki kendinize daha yakın görüyor gibisiniz.

Mustafa Şahbaz Yoldaş: Kendimize yakın demeyelim de ama elbette düzene karşı olmak bakımından bir rezonansımız, bir yakınlığımız diyelim hadi gene, elbette var.

 

Kurtuluş Partisi,

Yön Radyo: Peki şimdi radyo televizyon programları biraz böyle hızlı hızlı konu başlıklarıyla gidiyor. Programımızın sonuna geldik. Sonunda ben size şunu sormak istiyorum.

Bir; Halkın Kurtuluş Partisi’ni takip etmek, öğrenmek isteyenler nasıl takip edebilir? Yayınlarınız var mı? Nedir, gerek dijital alanda gerek basılı alanda? Önce bunu alalım. Sonra bir şey daha soracağım.

Mustafa Şahbaz Yoldaş: Basılı alanda ayda bir yayımladığımız Halkın Kurtuluş Yolu diye bir gazetemiz var. Bunu aynı zamanda internet ortamına da koyuyoruz, orada da bulunuyor. Bir de Derleniş Yayınları diye yayınevimiz var. O yayınevi de ağırlıklı olarak Hikmet Kıvılcımlı’nın ve Genel Başkan’ımız Nurullah Ankut’un kitaplarını yayımlıyor. Onlara da gene internetten erişilebilir. Hem talep edilebilir kitaplarımız hem de kitaplarımız okunabilir. PDF’lerini koyuyoruz her bir kitabımızın. Çünkü biz kâr amaçlı kitap basmıyoruz. Biz istiyoruz ki halkımız okusun, Hikmet Kıvılcımlı’yı anlasın, bizi anlasın.

Yön Radyo: Peki Hikmet Kıvılcımlı’yı daha yakından tanımak isteyen özellikle genç kesim bu Derleniş Yayınları’nda Kıvılcımlı’nın tüm külliyatını bulabiliyor mu?

Mustafa Şahbaz Yoldaş: Henüz tümünü yayımlayamadık. Çünkü 100’ü aşkın kitabı var Usta’mızın sanıyorum bir 30 küsura ulaşabildik ya da 40 belki. Yayımlarımız devam ediyor.

Yön Radyo: En azından yaşamı ve kim olduğuna yönelik…

Mustafa Şahbaz Yoldaş: Tabiî, tabiî… O bilgileri edinebilecekleri gibi, temel eserlerini de, ki en temel eseri “Tarih Devrim Sosyalizm”dir. En başta sözünü ettiğim, hani Osmanlı’yı incelemesi oradan Antika Toplumu incelemeye girmesi ve Toplumların Gelişim Kanunlarını Bulması, “Tarih Devrim Sosyalizm” kitabında özet bir biçimde yani doyurucu bir şekilde konulmuştur o kitapta. Hikmet Kıvılcımlı’yı en kestirmeden öğrenebilirler. Ama bunun yanında birçok eserinden Hikmet Kıvılcımlı’yı, teorisini öğrenebilirler.

Yön Radyo: Peki çok teşekkür ediyoruz. Sevgili dinleyiciler konuğumuz Mustafa Şahbaz’dı. Halkın Kurtuluş Partisi Genel Başkan Yardımcısı. Halkın Kurtuluş Partisi’nin ideolojisini, düşüncesini ve kısa kısa da güncel konulara bakışını ve tabiî ki Hikmet Kıvılcımlı’yı sizlere anlatmaya çalıştık bir saatlik süre elverdiği ölçüde ama önümüzdeki dönemlerde, günlerde tekrar bu mikrofonlarda Halkın Kurtuluş Partisi’ni ve kadrolarını, düşüncelerini, diğer partilerde olduğu gibi, sizlere aktarmaya devam edeceğiz. Çok teşekkür ediyoruz

Mustafa Şahbaz Yoldaş: Ben de teşekkür ediyorum. İyi yayınlar.

Yön Radyo: Yarın yine Seçim Raporu programlarıyla hafta boyunca sizlerle birlikte olacağız. Herkese iyi akşamlar diliyorum.

Mustafa Şahbaz: İyi akşamlar.