Notçular: Verenler-Alanlar…

0
47

Büyük Reis, BM 72. Genel Kurulu için gittiği ABD’de, 21 Eylül’de ABD Başkanı Trump’la görüştü. Ve bu görüşmede, hem ikili ilişkiler, hem da dünya ve bölge sorunları konuşuldu. Çözümler üretildi(!)

Bunu biz söylemiyoruz. Bizzat Tayyip söylüyor:

“Değerli Dostum Donald ile bugün heyetler arası ve ikili görüşme gerçekleştireceğiz. İnanıyorum ki gerek Amerika-Türkiye ilişkileri gerekse bölgesel gelişmeler, dünyadaki diğer konuları ele alma fırsatını bulacağız.”

Peki bütün bu önemli konuları, kaç dakikalık bir görüşmede “ele alma fırsatını bul”uyorlar?

50 dakika!

Yanlışımız yok. Sadece 50 dakikalık bir görüşmede, “hoş geldiniz, hoş bulduk. Güle güle gene bekleriz. Tabiî tabiî sevinçle olur…” seremonisini çıkarırsak, kalan kaç dakikada bütün bu önemli “konuları ele alma fırsatını bul”muşlardır dersiniz?..

Ve Reis devam ediyor:

“Ben de bu fırsatı yakaladığımız için kendilerine özellikle çok teşekkür ediyorum.”

Yamulmayı görüyor musunuz?

 “Benimle görüştüğü, beni kabul ettiği için özellikle çok teşekkür ediyorum.” Cümlenin gerçeği bu!

Peki niye, “Değerli Donald” böyle bir cümle kurma ihtiyacı duymuyor?

Duymaz; çünkü o patron. Hem de başpatron!

“Değerli Dostum Donald”, Tayyip’e önce yıkama yağlamasını çekiyor:

“Trump:

“Hiç olmadığımız kadar yakınız

“ABD Başkanı Trump ile Erdoğan’ın görüşmesi 50 dakika sürdü. Trump, “Erdoğan dünyanın çok zorlu bir bölgesinde görev yapıyor. Çok çok güçlü bir şekilde ilgili…”

Ama arkasından bir öğretmen, bir patron, hem hem de başpatron olarak not veriyor Tayyip’e:

“ve açıkçası yüksek not alıyor.” (

Eee, artık Tayyip ne kadar övünse yeridir değil mi?

Başöğretmen, başpatron: “yüksek not” veriyor.

Yani bizimki, Tayyip?

Yüksek not alıyor!

Yani not verenler ve not alanlar arası bir ilişkiden söz etmiş olunuyor burada, değil mi?..

ABD-Erdoğan ilişkisinin özü budur. Bir taraf, başhaydut devletin lideri olarak, diğeri yarısömürge haline düşürülmüş bir ülkenin, kişiliğini ve onurunu yitirmiş, ABD’ye teslim etmiş temsilcisi olarak ilişki kurarlar. Aralarındaki ilişki bu temeldedir. Not verme-not alma ilişkisidir!

Sonra da bununla övünürler: “Değerli Dostum Donald” diye…

Tayyip’in “Değerli Dostum Donald” dediği ABD lideri, Tayyip’e yukarıda söz ettiğimiz yüksek notu(!) verdiği anlarda, Suriye’de PKK-YPG-SDG’ye binlerce TIR’la (toplamda 3 bin TIR’a yaklaştı) tanktan topa, füzeden her türlü araç gerecine kadar savaş malzemesi gönderiyordu.

Hem de Tayyip’in; “Biz stratejik ortak değil miyiz? Bize verilmeyen silahlar, bize yasaklanan silahlar PYD-SDG’ye veriliyor, diye yalvardığı anarda gönderiliyordu bu silahlar.

 

Ver mehteri, ver gazı, sat uçakları…

“Değerli Dostum Donald”ın bu “ver mehteri, ver gazı”nın altında yatanlardan birisi de nedir o an için?

THY’nin, Boeing firmasından 11 milyar dolarlık 40 adet 787-9 Dreamliner uçak satın almasıdır.

Bizzat Erdoğan’ın katıldığı törenle imzalar atılmış, 11 milyar dolarlık satış gerçekleştirilmiştir.

Niye vermesin mehteri, niye vermesin gazı “Değerli Dostum Donald”, değil mi?

Bu, ABD Emperyalistlerinin hep uyguladığı bir yöntemdir.  Devletlerarasında önce krizler çıkart, küçük ya da büyük çaplı çatışmalar yarat, sonra da “Ağır Abi” pozlarında, arabuluculuk rolüne soyun. Masumu ve barışçıyı oyna… Sonra da onlara, yüksek fiyatlarla milyar dolarlık silahlar sat.

ABD bunu hep yapmaktadır. Hemen hatırlarsak, geçtiğimiz aylarda,  ABD Başkanı Trump’ın, Katar’ı “terörizmin üst düzey sponsoru” olarak suçladığı 9 Haziran 2017 tarihinde yaptığı konuşmadan sonra, Suudilerle Katarlılar bir anda karşı karşıya geldiler. Birbirlerine olmadık hakaretler yaptılar. Yaptırımlar uyguladılar. Katar sözde izole edilmeye çalışıldı. Vb. vb…

Bizim Büyük Reis de hemen atladı, Katar’ın yanında saf tuttu. Uçaklarla malzeme gönderdi. Hatta orada bir üs kurarak Mehmetçikleri yolladı, falan…

Sonuç?

Çelişki, aradan bir hafta bile geçmeden, 15 Haziran tarihinde ABD’nin Katar’a da 12 milyar dolarlık savaş uçağı satışı için uzlaşmaya varmasıyla, Suudi Arabistan’a da 110 milyar dolarlık silah satış anlaşmasıyla, en azından şimdilik, bitti!

Yankesicilerin klasik; Aldırma beyim cambaza bak! durumları yani…

Yine hatırlayacağımız gibi, “Değerli Dostum” “Trump, seçim kampanyasında “Önce Amerika” sloganı ile, Amerikalılara daha fazla iş, daha fazla kazanç sözü vererek, ABD Başkanı seçilmişti. Nitekim, Boeing CEO’su Dennis Muilenburg da, THY’yle yapılan anlaşma çerçevesinde, Dreamliner üretimini 2019’a kadar yüzde 17 oranında arttıracaklarını açıkla”mış.

Niye vermesin mehteri, niye vermesin gazı…

 

Büyük Reis ve AKP’giller ters köşe

Yine Tayyip ve AKP’giller, Irak Kürt Yönetiminin yaptığı Bağımsızlık Referandumuyla ilgili olarak “Bir gece ansızın gelebiliriz”, “vana bizim elimizde”; “sınırları kapatırız”, “uçuşları durdururuz”, “yiyecek yemek bile bulamayacak” diye esip kükrer görünürken, bu işin arkasındaki, planlayıcısı, projelendiricisi ABD, bizzat yetkilisinin ağzından Tayyip’i çizip atıyordu. Söylediklerini dikkate almıyoruz, diyordu:

 

***

“ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heather Nauert, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 25 Eylül’de bağımsızlık referandumuna giden Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ne (IKBY) yönelik sözleri için, “Onun söyledikleri hakkında yorum yapmayacağım” dedi.

“Nauert, başkent Washington’da düzenlediği basın toplantısında kendisine yöneltilen “Siz yapıcı diyalog görmek istediğinizi söylüyorsunuz. Cumhurbaşkanı Erdoğan, IKBY sınırını kapatmak ve petrol ihracatını durdurmaktan söz ediyor. Muslukları kapattığımızda, gelirleri kaybolacak yiyecek bulamayacaklar diyor; sizce bu yapıcı diyalog mu?” sorusunu “Bence bu kesinlikle Cumhurbaşkanı Erdoğan açısından bir tehdit gibi görünüyor. Ama onun söyledikleri hakkında yorum yapmayacağım” diye yanıtladı.

“Nauert; IKBY’ye, Türkiye, İran ve Irak tarafından saldırı tehditleri olduğunu öne sürerek, “Bu konudaki görüşünüz nedir” diye soru soran gazeteciye “Bakın, Irak halkı için güvenlik istiyoruz. Her kimden gelirse gelsin kesinlikle şiddete karşı duruyoruz. Bu çok açık. Şiddete her zaman karşı çıkarız. Bu referandumla ilgili çok büyük endişelerimiz var. Bu konuda daha önce de çok konuştuk. Bu referandumun Irak anayasasında ya da yasalarda bir dayanağı yok. Tek yanlı alınmış bir karar. Biz IŞİD üzerinde odaklanmak istiyoruz, hepsi bu” karşılığını verdi.

“YAPICI OLMALARI ÇAĞRIMIZI SÜRDÜRÜYORUZ”

“IKBY’de yapılan referanduma katılımın oldukça yüksek olduğunu bildiklerini söyleyen ve Irak’ın kuzeyindeki Kürtlerin heyecanlarını anladıklarını aktaran Nauert, “ABD yönetiminin tutumu başından beri referandumu desteklemediğimiz yönündeydi. Barzani ve Abadi ile görüşmelerimizde de bunları ilettik. Referanduma ilişkin derin kaygımızı ifade ettik. Bu karara yönelik yaşadığımız hayal kırıklığını dile getirdik. Bunlara karşın sandık başına giderek referandum yaptılar. Bunu tek taraflı bir referandum olarak görüyoruz ve koalisyon ortaklarından, IŞİD karşıtı koalisyon ülkelerinden hiç birisinin bunu desteklediğini de düşünmüyorum” diye konuştu.

“Nauert, “Irak Hükümeti’nin IKBY’ye hava sahasını kapatmaları için ültimatom vermesi” ile ilgili bir soruya da, “O haberleri gördük, bunun farkındayım. Biz her iki tarafı da yapıcı bir tavırla yaklaşıma çağırıyoruz. Sorunları görüşerek diyalogla çözmeleri, yapıcı olmaları çağrımızı sürdürüyoruz” karşılığını verdi.” (http://odatv.com/erdoganin-sozleri-hakkinda-yorum-yapmayacagim-2709171200.html)

***

 

Gördüğümüz gibi, ABD, Referandumun arkasındaki asıl güçtür ve başka birçok konuda olduğu gibi, bu konuda da Tayyip’i ters köşeye yatırmıştır. Şimdi Tayyip ve AKP’giller söylediklerini yalayıp yutmak zorundadırlar. “Değerli Dostum Donald” başka türlüsüne izin vermez çünkü.

Ki, geçerken belirtelim, bu konuda da AKP’giller parçalanmış, her biri ayrı telden çalıyor durumdalar. Tayyip ve Milyon Ali, eser kükrer görünürken, Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi tam tersi bir görüş belirtmektedir.

27 Eylül tarihli Hürriyet Gazetesi’nin 1’nci sayfasının sol tarafında Tayyip’in sözleri var:

“ERDOĞAN’DAN BARZANİ’YE

“YİYECEK BULAMAYACAK

“(…)Yaptırımlarımızı uyguladığımız andan itibaren ortada kalacaksın. TIR’lar çalışmadığı anda bunlar yiyecek, giyecek bulamayacaklar.”

Hürriyet, aynı sayfanın sol alt köşesinde ise Ekonomi Bakanı Naci Zeybekçi’nin sözlerini aktarıyor:

“Ekonomik ambargo tehlikeli söylem

“IKYB’nin referandumunu değerlendiren Ekonomi Bakanı Zeybekçi, “Ekonomik ambargo tehlikeli bir söylem. Ambargo koyduğunuzda satışlarınız duruyor” dedi.

“Rusya krizini anımsatan Zeybekçi, Rusya’nın ilk ticarete dokunduğunu ve Türkiye’ye ticaretle ders vermeye çalıştığını hatırlattı. Zeybekçi şunları söyledi: Bu son derece yanlıştı. Kuzey Irak konusunda aynı yanlışı yapmamızı uygun görmüyorum. 8-9 milyar dolarlık bir ticaretten, Türkiye’nin menfaatinden bahsediyoruz”, demiş. (http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi-bakani-nihat-zeybekci-hurriyetin-sorularini-yanitladi-ohal-icin-yeni-formul-araniyor-40591215)

Yine Gümrük Bakanı Bülent Tüfekçi, “Habur kapatılabilir” derken;

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, “Habur’u neden kapatalım?” demektedir.

Yani birbirlerini tekzip etmekte, ayrı politikalardan söz etmektedirler. Böyle bir hükümetin hiç geleceği olabilir mi?

Haa, kısa vadede üstü çizilecek olan, “bir gece ansızın” bakanlıktan alınacaklar olacak; Ekonomi Bakanıyla, Gümrük Bakanı ilk harcananlar olacaktır. Tayyip, yazmıştır bunu bir kenara kesinlikle… Kim kendisine zıt, ters bir görüş öne sürebilir, fikir beyan edebilir?

O ki, ol derse olduran, istifa et derse ettiren, kalkacak derse kaldırandır. Onun sözünün üstüne sözü kim söyleyebilir.

Hani “Kibar Feyzo” filminde, Ağa rolündeki Şener Şen’in, köye umumi tuvalet açan “Feyzo”ya (rahmetli, namuslu Kemal Sunal’a) “Ağa b.kunun üstüne b.k olmaz” dediği durumdur ve bu bakanlar en uygun zamanda, (dere geçerken at değiştirilmeyeceği için bir süre tanınsa da) kovulacaklardır, Kibar Feyzo gibi…

 

Yalanlar ve Gerçekler…

Tayyip’in bir yalanı oldu yakın zamanda hatırlayacağımız gibi. Yine yukarıda söz ettiğimiz BM toplantıları sırasında. 20 Eylül günü şöyle söyledi:

“Trump bana üzgün olduğunu söyledi

“CUMHURBAŞKANI Tayyip Erdoğan, röportaj verdiği PBS kanalı muhabirinin, 16 Mayıs’ta Türkiye’nin Washington Büyükelçiliği önünde meydana gelen olaylarla ilgili sorusunu yanıtlarken, “Bu konuda üzgünüm. Aslında Başkan Trump beni bir hafta önce bu konuyla ilgili aradı. Bana üzgün olduğunu ve resmi bir ziyaret kapsamında ABD’ye geldiğimizde bu meseleyi takip edeceğini söyledi” dedi.” (http://www.hurriyet.com.tr/trump-bana-uzgun-oldugunu-soyledi-40585493)

Ancak, ABD yönetimi anında bu sözleri yalanladı. Trump’ın kesinlikle böyle bir ifade, sözcük kullanmadığını, hem de resmi ağızlardan tüm dünyaya duyurdu. 21 Eylül günlü Sözcü Gazetesi, bu açıklamayı, metinlerin İngilizcesini de yayımlayarak duyurdu:

“Beyaz Saray açıkladı: Özür dilemedi

“Önceki gün Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump’la görüştüğünü ve görüşmede Mayıs ayında Washington’da yaşanan arbede hakkında konuştuklarını söylemişti. Erdoğan, Trump’ın yaşananların ardından kendisinden özür dilediğini söylerken Beyaz Saray, bugün bu açıklamayı yalanladı.

“BMGK için New York’ta bulunan ve ikili görüşmelere devam eden Erdoğan, yoğun görüşme trafiğinin arasında Amerikan medyasına da konuştu. PBS’ten Judy Woodruff’a konuşan Erdoğan, Mayıs ayında Washington’da yaşanan arbede ve sonrasında korumalarına yönelik suçlamalardan dolayı ABD Başkanı Donald Trump’ın kendisinden özür dilediğini söyledi. Mayıs ayında, Türkiye Büyükelçilik Konutu önünde bölücü terör örgütü PKK destekçileri ile Erdoğan’ın korumaları arasında arbede yaşanmıştı.

“Fakat bu açıklamanın ardından kısa süre sonra Twitter’da bazı gazeteciler, Beyaz Saray yetkililerine dayandırarak Trump’ın özür dilemediğini öne sürdü.

“Bugün ise resmi açıklama Beyaz Saray’dan geldi. CNN’den Kaitlan Collins’e konuşan Beyaz Saray Basın Danışmanı Yardımcısı Lindsay Walters, Erdoğan’ın açıklamasını yalanladı. CNN’de yer alan habere göre Walters, “Bu konuyu konuştuk. Özür yok” dedi.

“CNN, Beyaz Saray’ın açıklamasını web sitesinden okuyucularına duyurdu.

“Öte yandan ABD’de yayın yapan Washington Post gazetesine konuşan Beyaz Saray Basın Danışmanı Sarah Huckabee Sanders da Erdoğan’ın açıklamasında doğruluk payı olmadığını söyledi. Sanders, konunun gündeme geldiğini fakat özür dilenmediğini ifade etti.” (http://www.sozcu.com.tr/2017/dunya/beyaz-saray-acikladi-ozur-dilemedi-2019021/)

Yalanının ABD tarafından hem de netçe, açıkça ortaya konmasıyla birlikte çok açık düştüğünün farkına varan Tayyip, bir “düzeltme” yapma ihtiyacı duydu:

“TRUMP İLE BUNU GÖRÜŞTÜK, ‘TAKİPTEYİM’ DEDİ”

“Gelişmelerin ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ABD’deki temasları çerçevesinde Bloomberg Küresel İş Forumu’nda konuştu. Erdoğan’ın bu kez Trump için “üzgün”ifadesini kullanmaması dikkat çekti.

“Büyükelçilik rezidansında da yakın mesafeden eylem yapıyorlar ve polisin engellemediğini gördük” diyen Erdoğan şöyle devam etti:

“Benim korumalarım duruma müdahil olmak zorunda kaldılar. Bakın çok ilginç… Onlardan kimseyi içeriye almadılar, benim korumalarım hakkında inceleme başlattılar. Bunlar hakkında soruşturma açıyorlar. Neredesin sen ABD yargısı? Sayın Trump ile bunu görüştük, ‘Takipteyim’ dedi. Bu kararı veren savcının kimliğini gayet iyi biliyoruz. Bu alınan kararın ne denli yanlış olduğunu sayın Başkan’a söyledim. Temenni ederim ki bu yanlış düzelir…” (http://odatv.com/erdogan-trumpla-konusmasini-bu-kez-nasil-anlatti-2109171200.html)

Gördük mü yandan çarklı düzeltmeyi?

Tayyip, “Özür diledi”den “üzüntüsünü belirtti”ye, “takipteyim”e geldi…

İşte ABD böyle yalayıp yutturur söylediklerini insana…

Ancak ABD artık daha fazla üzerine gitmedi Tayyip’in. Çünkü ilk açıklamalarında açıkça, netçe Trump’ın böyle bir ifade kullanmadığını söylediler. Hem de resmi ağızlardan. Dolayısıyla; Daha Tayyip’le işimiz var. Daha bize yapacağı çok hizmet var. Tamamen sıfırlamayalım. Bu kadarla yetinelim, dedi ABD Yönetimi.

 

Saygınlık hak getire…

Haa bir de Barzani çizgisindeki Rudaw internet sitesinin Genel Yayın Yönetmeni Rebwar Kerim Weli’nin, “7 Eylül günü, insan olan, onuru, şerefi olan, kişiliği olanlar için yenilir yutulur olmayan bir açıklaması oldu.  

“Sayın Erdoğan ‘Er kişi’ olun!, başlıklı açıklamada, Kerim Weli, Barzani konusunda “Aldanmışız”, “Aldatıldık” diyen Tayyip’e bir çocuğun bile kabul edemeyeceği şeyler söyledi. Ama Tayyip’ten ve AKP’giller’den tık çıkmadı. Çıkamadı. Çünkü hepsi de bal gibi ya da zehir gibi biliyorlar ki, Kerim Weli’nin söyledikleri birebir gerçektir. Yaşanmıştır… (Bu konuda daha ayrıntılı bilgi için HKP Genel Başkanı Nurullah Ankut’un 29 Eylül tarihli Değerlendirmesine bakılabilir.)

“MUSALLA TAŞINDA BAŞKAN DEĞİL, ER KİŞİ NİYETİNE DİYECEKLER” 

“(…)

“Sayın Cumhurbaşkanı, Türkler ile Kürtler, Türkiye ile Kürdistan arasında zor inşa edilen güven, kardeşlik ve barış köprülerini yıkmayın. Kürdistan ile Türkiye arasına düşmanlık ve nefret tohumları ekmeyin. Hep söylediğiniz gibi, 'musalla taşında başkan değil, er kişi niyetine diyecekler’. ‘Er kişi’ olun…” (http://www.rudaw.net/turkish/opinion/27092017?keyword=Weli)

Gördünüz mü? Okudunuz mu?..

 

Bir “er kişi” örneği…

“Er kişi” görmek istiyorsanız, Kore Halk Cumhuriyeti’nin lideri Kim Jong-un’a ve Venezuela lideri Maduro’ya bakın. Onlarda “Er Kişi”nin somut örneğini görürsünüz.

Bildiğimiz gibi, Kore Halk Cumhuriyeti, şu anda ABD’nin kâbusu. Yaptığı füze testleriyle, ABD’ye meydan okuyor ve onun bütün saldırı girişimlerini anında püskürtüyor. Ve ABD lideri ve ABD Yönetimine onların anladığı dilden yanıt veriyor. Onlar, “not alan” değil, “not veren”lerdir. Hem de ne not verme?

“Devlet televizyonundan nadir görülen türden bir açıklama yapan Kim Jong-un, “akıl hastası” olduğunu söylediği ABD Başkanı Trump’ın bu sözlerle onu korkutamayacağını söyledi ve yaptırımlarla gözünü korkutmak isteyen Batı’ya şu mesajı verdi: “Trump’ın sözleri beni korkutmak ya da durdurmak yerine, seçtiğim yolun doğru yol olduğuna beni ikna etti. Bu benim son ana kadar izleyeceğim yol olacak.”

Yine; “Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, ABD Başkanı Donald Trump'ın Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu'nda sarf ettiği ‘Zorunda kalırsak Kuzey Kore’yi yok ederiz’ sözlerinin bedelini fazlasıyla ödeyeceği uyarısında bulundu.” (http://www.sozcu.com.tr/2017/dunya/kim-jong-un-bu-sefer-tvden-tehdit-etti-2020468/)

Ve Kore Halk Cumhuriyeti “Dışişleri Bakanı Ri Yong-Ho, ABD Başkanı Donald Trump’ın BM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmayla ilgili ‘köpek havlaması sesi’ benzetmesinde bulundu.” (http://www.sozcu.com.tr/2017/dunya/kuzey-koreden-trumpa-kopekler-havlamasi-2019319/)

Şimdi de Maduro Yoldaş’ın benzetmesini görelim:

 “BM Genel Kuruluna katılmayan Maduro, Trump’ın açıklamalarını, “uluslararası siyasetin yeni Hitler’inden Venezuela halkına saldırganlık” şeklinde değerlendirdi.

“Kimse Venezuela’yı tehdit edemez ve kimse Venezuela’nın sahibi değil.” diyen Maduro (…)” (http://www.star.com.tr/dunya/maduro-trump-beni-olumle-tehdit-etti-haber-1256763/)

Yine hatırlayacağımız gibi, Yiğit Başkan Hugo Chavez de “savaş köpeği” demişti ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld’e.

İşte Emperyalistlerle böyle konuşulur, böyle cevap verilir. Yani onların anladığı dilden konuşurlar bu liderler. Not almazlar onlardan. Halklarının çıkarları için gerekirse ölümü göze alırlar ama asla diz çökmezler.

 

Not alanlar, not almayı kabul edenler, her şeyi verir!

Bütün bunlar neyi gösteriyor?

Reis’in, Halkının hak ve çıkarlarını değil, kendi çıkarlarını; makamını, koltuğunu, vurgununu, talanını düşündüğünü gösterir.

Batılı Emperyalistlere, Yedi Düvele karşı onurları, bağımsızlıkları için yiğitçe savaşan Birinci Kuvayimilliyeci ataları gibi davranamadığını, aksine, Sevr’i dayatan bu emperyalistlere boyun eğen, işgali kabul eden ataları Vahdettin’ler, Damat Ferit’ler, Dürrizade’ler vb.leri gibi davrandığını gösterir. Onlarla aynı toptan kesme olduklarını gösterir.

 

Onur yaşamdan değerlidir!

Biz Kurtuluş Partililer, Küba’nın Devrimci Önder Fidel’in hep söylediği gibi; Onuru yaşamdan değerli buluruz.

Ve Kahraman Gerilla Che’nin dediği gibi; Yeni Küba’lar, yeni Vietnam’lar yaratmak için, insan soyunun başdüşmanı ABD Emperyalizmine karşı yiğitçe, kararlıca savaşırız.

Ve biliyoruz ki, bu savaşın sonunda biz yeneceğiz, biz kazanacağız!

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here