Onlar Niye Hep Gençtirler? Onlar Niye Ölümsüzdürler?

23.11.2025
829
A+
A-

M. Gürdal Çıngı

“(…) Tanrıların genç ölmesini istediği kişiler,

hayat süreleri kısa olduğu için değil de

ruhlarının taze gençliğini ileri yaşlarına,

hatta mezara kadar taşıdıkları için genç ölürler.”

(Jean De Joinville)

 

Bu yıl, 2025 yılı, Hikmet Kıvılcımlı’nın bedence aramızdan ayrılışının 54’üncü Yıldönümüydü.

Biz, Kurtuluş Partililer, O’nu,  o Ölümsüz Önderi bir kez daha andık 11 Ekim’de, bedence aramızdan ayrılışının her Yıldönümünde andığımız gibi. Bundan sonra da anmaya devam edeceğimiz gibi…

Ne zamana kadar?

Yüzyıllar boyunca.

Öyle mi olacak?

Öyle olacak!

Çünkü, yine, Konya toprağının yetiştirdiği Ölümsüz Devrimci Faruk Sur’un dediği gibi olacak.

Ne diyordu Faruk Sur Yoldaş şiirinde?

 

Adamın daniskası bizlersek

Öyledir elbet.

Öyleyse:

Öyle çıkar

biz ne dersek…

 

Ya Marks-Engels?

Tarihsel Maddeciliğin Kurucuları, İnsanlığın başından geçenleri ve günümüz toplumunu; Diyalektik ve Tarihsel Maddeci yöntemi bularak Sınıflı Toplumu, Emek-Sermaye çelişkisini ve onun bir aşaması olan Kapitalizmin ne olduğunu aydınlatan, Kapitalizmin yüzündeki peçeyi kaldırıp atan insanlar olan Marks-Engels unutuldular mı?

İşçi Sınıfı Bilimini kuran, İşçi Sınıfının İdeolojisini ortaya koyan bu insanlar unutulabilirler mi?

Marks’ın bedence aramızdan ayrılışının üzerinden 142 yıl geçmiş.

Kim diyebilir Marks öldü diye?

Kim diyebilir Marks unutuldu diye?

Marks’ın can yoldaşı Engels’in bedence aramızdan ayrılışının üzerinden 130 yıl geçmiş.

Kim diyebilir Engels öldü diye?

Kim diyebilir Engels unutuldu diye?

Ya Lenin? Devrimler Kartalı Lenin için kim diyebilir öldü diye?

Kim diyebilir unutuldu diye?

Oysa bedence aramızdan ayrılışının üzerinden 101 yıl geçti…

O Lenin ki, Marks-Engels’in devamcısı, geliştiricisi, Leninizmin kurucusudur. Daha doğrusu Marksizmin Marksizm-Leninizm olarak bütünleştiricisidir.

Marks-Engels’ten sonra, gelişen Serbest Rekabetçi Kapitalizmin, artık Tekelci aşamaya, Emperyalist aşamaya geçtiğini ortaya koyan insandır.

Ve tabiî ki, bu yıl 108’inci Yıldönümünü kutladığımız Büyük Ekim Devrimi’nin de önderidir. İnsanlığın, 6500 yıllık Sınıflı toplumdan Sınıfsız Topluma geçişinin ilk basamağı olacak Sosyalist Toplumun kurucusudur, önderidir.

O Büyük Ekim Devrimi ki; İşçi Sınıfı ve ezilen, sömürülen kitleler açısından buzu kırmış, yolu açmıştır. Ve İnsanlık o yoldan giderek, gerçek insanlık konağına erişecektir.

Bedence aramızdan ayrılışlarının üzerinden bunca yıllar, on yıllar geçmiş insanlar unutulmuyorlarsa, neden unutulmuyorlar? Ve neden aramızdalar her eylemimizde, her mücadelemizde?

Ya onlardan sonra gelip, onların yarım bıraktığı, vasiyet ettikleri işleri tamamlayan Hikmet Kıvılcımlı?

O ki; Mars-Engels nasıl Kapitalizmi aydınlattılarsa, Lenin nasıl Emperyalizm olgusunu ortaya çıkarttıysa o da Antika Tarih’in yüzündeki peçeyi kaldırdı ve İnsanlık Tarihinin bütünüyle aydınlanmasını sağladı.

Onunla birlikte “Tarihsel Devrimler” ve “Sosyal Devrimler” tam anlamına kavuştular. Ve Tarihsel Materyalizmle aydınlatılmış olarak İnsanlığın Gelişim Kanunları bütünüyle ortaya çıktı. Nereden gelip nereye gittiğimiz tüm çıplaklığıyla ortaya çıktı. Özellikle bizim gibi kapitalizmce geri kalmış ülkelerin sınıfsal yapıları ve bu yapıların nasıl bir tarihsel süreçte ortaya çıktıkları dolayısıyla da bu tür ülkeler için devrimci güçler ile karşı-devrimci güçlerin konumları netçe ortaya konmuş oldu. Antika Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfı ve onun egemen olduğu Doğu Toplumlarının tarihsel süreci tüm çıplaklığıyla aydınlatıldı. Bu sınıf çelişkilerinin nasıl çözümlenebileceği bilince çıktı. Yani başta Türkiye olmak üzere kapitalizmce geri kalmış ülkelerin devrim stratejileri netleşmiş oldu.

İnsanlık; İlkel Sosyalizmden Modern Sosyalizme gidişin tüm kanunlarını buldu böylece.

Kısacası; Marks-Engels-Lenin-Hikmet Kıvılcımlı; İşçi Sınıfının ve ezilen halk kesimlerinin sömürüsünün nedenlerini ortaya çıkardıkları gibi, dünyayı sadece yorumlamakla yetinmeyerek çözüm yollarını da somutça, netçe ortaya koydular.

Hikmet Kıvılcımlı’nın Türkiye Komünist Partisi (TKP)’nin o zamana kadarki tarihini anlatan “Yol” serisinin 1’inci kitabı olan “Genel Düşünceler”de yazdığı gibi “Büyük dağ yolu”nu açtılar, teori projektörüyle yolumuzu aydınlattılar.

Ya Kahraman Gerilla Che Guevara?

Daha 39 yaşında bedence aramızdan ayrıldı.

Aradan 58 yıl geçmiş.

Kim diyebilir ki Che öldü diye?

Kim diyebilir ki Che unutuldu diye.

O Che ki; Latin Amerika Halklarının Birliğini sağlamak uğruna, “son saati”ni “başka bir gökyüzü altında”, Bolivya’da vermiştir. Ve sadece Latin Amerika Halklarının değil, Afrika Halklarının da Birliği uğruna savaşmıştır Kongo’da…

Ya bizim ülkemizin, bizim topraklarımızın yetiştirdiği genç devrimciler için kim öldü diyebilir?

Mahir ve Yoldaşları için mi?

Deniz ve Yoldaşları için mi?

Kim öldü diyebilir onlara…

Mahir ki, 26 yaşında, faşist kurşunlarla aramızdan koparıldı bedence.

Ya Deniz?

Daha 25 yaşında, taptaze bir fidandı darağacında bedence aramızdan ayrılırken.

Onları yitireli de 53 yıl geçti aradan.

Kim diyebilir ki unutuldular diye…

Onlar ki; Antiemperyalist Birinci Ulusal Kurtuluşu, İkinci Kurtuluşla, Demokratik Halk İktidarı ve Sosyalizmle taçlandırmak için atılmışlardı gözükara bir şekilde devrimci mücadeleye. Laik Cumhuriyet’e sahip çıkmışlardı içtenlikle.

Onların, bütün bu saydığımız (ama daha sayamadığımız binlerce) insanın ortak özellikleri nedir?

Yaşamlarını İnsanlık Davasına adamış, İnsanlık Davası için savaşmış ve İnsanlıklarından başka her şeylerini vererek aramızdan bedence ayrılmış olmalarıdır.

Yine aynı şekilde; Spartaküs’ler, Şeyh Bedrettin’ler, Pir Sultan’lar ve diğerleri için kim diyebilir öldü diye?

Kim diyebilir unutuldular diye…

Peki, onları Ölümsüz kılan nedir?

Yaşlı ya da genç olmaları değil.

Engels 75 yaşında, Hikmet Kıvılcımlı 69 yaşında, Marks 65 yaşında, Lenin 54 yaşında, Che 39 yaşında, Mahir 26, Deniz 25 yaşında bedence aramızdan ayrıldılar. Yani kimisi yaşlı kimisi gepegençtiler. Ama hepsi de aramızdalar, yaşıyorlar, savaşıyorlar bizimle birlikte. Dünyanın neresinde bir İnsanlık Mücadelesi varsa onlar oradalar…

Onlar Ölümsüzdür çünkü “ruhları” gençtir.

“(…) Tanrıların genç ölmesini istediği kişiler, hayat süreleri kısa olduğu için değil de ruhlarının taze gençliğini ileri yaşlarına, hatta mezara kadar taşıdıkları için genç ölürler.” (Jean De Joinville, Bir Haçlının Hatıraları, Yeditepe Yayınları, 3. Baskı, 2020, s. 37)

1248 yılında düzenlenen VII. Haçlı Seferi’ne katılan Bir Fransız Haçlı’nın-Jean De Joinville’nin, 1309 yılı Ekim ayında yazdığı anılarındaki ifadesi budur.

Çok doğru. Biz de aynen öyle düşünüyoruz.

İnsanlık için, İnsanlığın geleceği için, İnsanlığının hakkını vermiş, böylece de Tarihte iz bırakarak “ruhlarının taze gençliği”ni ileri yaşlarına taşımış ve “genç öl”müşler vardır. Ve onlar hep genç kalacaklardır.

Kimdir bizim için onlar?

Çok gerilere gitmeyelim; Marks-Engels’tir… Lenin’dir… Hikmet Kıvılcımlı’dır…

Stalin’dir… Dimitrov’dur… Ho Amca’dır. Fidel’dir…

Mustafa Suphi ve Yoldaşları’dır… Şefik Hüsnü’lerdir…

Mustafa Kemal’lerdir…

Bir de “ruhlarının taze gençliği” gibi yaşları da “genç” hiç ölmeyecekler var, İnsanlık Savaşçıları var;

Che Guevara gibi… Denizler gibi… Mahirler gibi…

Ve Onlar, sadece “ruhlarının taze gençliği” ile değil yarattıkları ideolojinin bilimselliği, gerçekçiliği, tutarlılığı, sağlamlığı ile de “genç”tirler.

Çünkü bugün onların oluşturdukları ideoloji; İnsanlığın geleceğini aydınlatıyor.

İnsanlığın kurtuluşunun çözüm yollarını en bilimsel, en somut, capcanlı gerçekliğiyle veriyor.

Bu insanlar, İnsanlık unutulmalarına izin vermediği sürece, yüzyıllarca yaşayacaklar İnsanlığın belleğinde ve İnsanlığın mücadelesinde.

Çünkü Onlar; İnsanın insanı ezdiği, soyduğu, sömürdüğü bir dünyanın, Sınıflı Toplumlar Dünyasının ortadan kaldırılması ve İnsanlığın aynı aileden doğma kardeşler gibi bir arada yaşayacağı bir dünya için, Sınıfsız Toplum Dünyası için mücadele ettiler.

İnsanlığın başından geçenleri aydınlatarak, İnsanlığın eline, bilincine, yüreğine, bu zalim Sınıflı Toplum Dünyasından kurtulmasının yolunu gösteren bir meşale verdiler. Işık oldular, yol gösterdiler.

Onların mücadeleleri bugün de yarın da halklara ilham vermeye devam edecek…

İşte bu yüzden, bu insanlar, “genç”tirler ve dediğimiz gibi, yüzyıllarca da “genç” kalacaklardır.

Ve sadece bedence aramızdan ayrılmışlardır. Adları, fikirleri ve eserleri yüzyıllarca yaşamaya devam edecektir!

Örneğin, Marks’ın can yoldaşı Engels’in, 17 Mart 1883 günü Marks’ın mezarbaşında söylediği gibi:

***

“14 Mart günü öğleden sonra üçe çeyrek kala, düşünürlerin en büyüğü düşünmekten kaldı. İki dakikacık yalnız bırakılmıştı: yanına varınca onu koltuğunda tatlı tatlı, ama her gün için uyur bulduk.

“Avrupa ve Amerika mücahit İşçi Sınıfının bu adamla birlikte yitirdiği şey, tarihsel bilimin bu adamda yitirdiği şey, ölçülemeyecek kadar büyüktür. Bu dev dövüşçünün ölümüyle açılan boşluk, kendini duyurmakta gecikmeyecektir.

“Darwin nasıl organik varlığın kanunlarını keşfettiyse, tıpkı öyle Marks da insanlık tarihinin gelişim kanunlarını buldu. Ondan önce insancıl tarihin şu basit olayı ideolokların karmakarışık düşünceleriyle maskelenmişti: insanlar siyasetle, bilimlerle, güzel sanatla, dinle uğraşabilmeden önce, ilkin yemeye, içmeye, barınmaya ve giyinmeye mecburdular, ondan sonra bir ulusun yahut (bir çağın maddi geçim araçlarının üretimi ve dolayısıyla da ekonomik gelişim derecesi iledir ki, insanların devlet kurumları, hukuk kavramları, güzel sanatları ve hatta dinleri açıklanır; yoksa şimdiye dek yapılageldiği gibi bunun tersi bir açıklama olamaz.

“Hepsi bu kadar değil. Marks, aynı zamanda şimdiki kapitalist üretim yordamı ile ondan çıkagelmiş burjuva toplumunun özel gelişim kanununu da keşfetti. Artıdeğerin keşfi, bütün bu meseleleri bir çırpıda tümüyle ışığa çıkardı: Ondan önce o sorunlar burjuva iktisatçıları için olduğu kadar sosyalist eleştirmeciler için de koyu karanlıktılar.

“Bu çapta yapılmış iki keşif, bir ömür için yeter de artardı bile. Öylesi keşiflerden birini bile başarabilene ne mutlu!

“Kaldı ki, Marks, araştırmak için nereye elini atsa (ki araştırma alanları pek çoktu ve Marks o alanlara üstünkörü dokunmakla yetinmezdi), hatta matematik alanında bile orijinal keşifler yaptı.”

“(…)

“Çünkü Marks, her şeyden önce bir devrimciydi. Kapitalist toplumla onun yarattığı devlet kurumlarının devrimine, Modern İşçi Sınıfının kurtuluşuna şu veya bu yoldan emek vermek ona hak [Tanrı] vergisiydi; çünkü İşçi Sınıfına durumlarının ve ihtiyaçlarının bilincini, kurtuluş şartlarının bilincini ilkin o vermişti. Dövüş onun yapıtaşıydı. Marks, seyrek görülmüş bir hırsla, azimle ve başarı ile dövüştü. 1842 yılı Renanya Gazetesi’ne, 1844 yılı Paris’te çıkan Vorwaerts’e (İleri’ye), 1847 yılı Bruxelles’de çıkan Deutsche Zeitung (Alman Gazetesi), 1848-49 yılı Yeni Renanya Gazetesi’ne, 1852’den 1861 yılına değin NewYork-Tribune’e yazı yazmalar, yığınla hiciv (yergi yazı) yayımları da, eserinin taçlanışı demek olan Uluslararası İşçiler Topluluğu (Birinci Enternasyonal) kuruluncaya değin Paris, Brüksel ve Londra örgütlerinde çalışmalar: başka hiçbir şey yapmamış olsaydı bile, yapanın haklı gurur duyabileceği işlerdi bunlar.

“İşte onun içindir ki, Marks, çağının en çok kin beslenilen ve en çok çamur atılan insanı oldu. Zorba hükümetlerce olduğu kadar Cumhuriyetlerce de sürgün edilip sınır dışına çıkarıldı; tutalak (muhafazakâr) burjuvalarca olduğu kadar, aşırı uç demokratlarca da iftiralara boğuldu. Bütün bu çamurları o, başını bile çevirmeksizin, çerçöp gibi yolu üstünden iteliyor ve aşırı kertede gerekli saymadıkça karşılık vermeye değmez buluyordu. Marks, Sibirya maden 174 kuyularından kalkıp, Avrupa’dan geçerek Kalifornya’ya dek yeryüzünü uçsuz bucaksız bir tesbih gibi kaplamış bulunan milyonlarca devrimci işçinin derin saygısı, sevgisi ve gözyaşları içinde öldü. Ve ben şunu cesaretle söyleyebilirim: Marks’ın bugün de çok hasmı bulunabilir, ama bir tek kişicil düşmanı hiçbir vakit olmadı.

“Onun adı ve eseri yüzyıllar boyunca yaşayacaktır.”

***

Ya Engels için yazılanlar neydi?

***

“Devenir Social yazıyordu:

“İlk safta bulunabilecekken, kendi gönlüyle ikinci safta kalan bir adam öldü. Fikir, onun fikri ölmedi, ayaktadır.

“Büyük işçi ölmüştür. Kudretli ellerinden fırlayan çekiç yerdedir. Belki uzun zaman orada kalacaktır. Fakat onun örsünden çıkan silâhlar daima şurada, sağlam ve parlaktır.

“Ne Marks, ne Engels herkesten daha çok ve hiç kimseyle ölçülemeyecek biçimde hazırladıkları büyük işleri gerçekleşmiş görmek sevincine eremediler; fakat şayet insanlar, kendi iyilikleri için çalışanların hatıralarını saklamayı bilirlerse, bu iki büyük adam kendi hatıralarının ölmezliğini temin etmişlerdir.”

***

Yani, uzun ya da kısa yaşamak önemli değil özünde. Önemli olan; o kısa ya da uzun yaşamı anlamlı kılabilmek. Halk için, Vatan için ve tüm İnsanlık için mücadele dolu bir ömür sürmek sürebildiğince, doğanın izin verdiğince…

Ne diyor HKP Genel Başkanı Nurullah Efe, bu konuyla ilgili olarak?

“İnsanlar şöyle ya da böyle mutlaka ölecek… Ama önemli olan insanlığımızın hakkını vererek yaşamak. Uzun ya da kısa yaşamak önemli değil. İnsan doğduk, insan olarak var olduk, insani değerlerimizin buyruğuyla yaşamımızı yönlendirmemiz, planlamamız, ona uygun olarak bir yaşam sürmemiz gerekir. Eğer bunu yapabilirsek ne mutlu bize diyeceğiz ve bizi hep iyilikle yâd edecek yakınlarımız, sevenlerimiz, torunlarımız ve bizi tanıyanlarımız. Hayat işte böylesine kısa ve yapılması gereken bu.

“Ne için yaşadık?

“Kısa vadede ülkemizin Tam Bağımsızlığı ve halkımızın mutluluğu. Uzun vadede tüm insanlığın kardeşliği, eşitliği, mutluluğu. Bir anadan doğmuş kardeşler gibi insanoğlunun yaşadığı bir dünya kurabilmek.

“İşte bunlar için yaşadık, mücadele ettik. Ve sanıyoruz, hatta öylesine kesin inanıyoruz ki, hayata en yüce, en insancıl anlam veren, anlam yükleyen de böyle bir yaşam sürmüş olmak.”

***

İşte yolumuz bu yol!

Davamız bu dava!

İnsanlık Davası!

İnsanlık Davasında yer almış olanlar, “ruhlarının taze gençliği”yle hep “genç” kalacaklardır…

Dünyanın dört bir yanındaki her mücadelede, her kavgada hep bizimle olacaklardır.

Ne mutlu onlara!

Şan olsun onlara!

 

11 Kasım 2025

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.