Örgütsüz Hale Getirilen İşçi Sınıfımızı Örgütlemek…

04.04.2015
A+
A-

 

Gaziantep’te son aylarda Başpınar Organize Sanayi Bölgesi’nde binlerce tekstil işçisi işten atıldı. Her yıl Ocak ayında işçilerde bir yılbaşı zammı beklentisi olur. Ancak bu yılki çok düşük yapıldı. İşçilere kapıyı gösteren patronlar, krizi bahane ediyorlar. Oysa pek çoğu iki-üç yıl içinde iş hacimlerini ve sermayelerini iki katına çıkarıyorlar. Sağda solda da bununla övünüyorlar.

İki yıl önce on binlerce işçi yazın, Ramazan ayı içinde, zam alamadıkları için iş bırakmış ve direnişe çıkmışlardı. On gün süren direniş boyunca, İşçi Sınıfı örgütlenecek sendika bulamamıştı. Var olan sendikalar İşçi Sınıfına güven vermemişti.  Sonuç olarak da işverenlerin verdikleri sözlere güvenerek, çok da fazla olmayan zamlara razı olmuşlardı.

Bu iş bırakma eylemleri süresince, işverenlerle kamu yöneticileri Vilayette sürekli toplantılar yapmış, bu direnişi sonlandırma hesapları yapmışlardı. O kadar ki,  direnişteki işçilere,  istirahat raporu bile verilmesin diye hastanelere yazılar yazılmıştı. Bu toplantıların yıldızı da SANKO holding patronu Abdülkadir Konukoğlu idi. Konukoğlu işçisiyle uzlaşmaya, çalışan işverenleri uyarıyor. “İşçiye şu kadardan fazla zam vermeyin” diyebiliyordu. Olan oldu işçiler fabrikalara döndüklerinde,  direnişe öncülük eden işçiler birer, ikişer işten atıldılar.

Parababalarında vicdan diye bir şey bulmak güçtür. Söz verirler, yerine getirmezler. Daha sonra geçen sene gördüğümüz Boyar fabrikası direnişinde işçiler, üç vardiya iş bıraktıkları halde, işverenle yapılacak olan görüşmeye kimler gidecek konusunu bile kendi aralarında görüşmemişlerdi. Çünkü işverenle görüşmeye giden öncü işçi, ilk önce topun ağzında olan işçiydi.

Sendikalara güvenemeyen bir İşçi Sınıfımız var Gaziantep’te. Teksif sendikası SANKO holdingin fabrikalarında örgütlü. Daha doğrusu işe alınan işçi direkt TEKSİF’e üye yapılıyor.  Sarının, sarısı bir sendika.   HAK-İŞ’e bağlı Öz İplik-İş ise, daha önce DİSK Tekstil İş’in örgütlendiği fabrikaların bazılarında,  örgütlü durumda.  İşverenler, işçiler DİSK yerine HAK-İş’e üye olsun diyorlar. Öz İplik-İş’in de, TEKSİF’in de yaptığı toplusözleşmeler göstermelik. İşçi sendikalı olduğunun, kendi adına toplu sözleşme yapıldığının bile farkında değil.  O yüzden bazen işverenler o kadar ileri gidiyorlar ki; “Allah rızası için sizleri çalıştırıyoruz, sayemizde buradan ekmek yiyorsunuz” bile diyebiliyorlar. Yani derebeylik düzenindeki yanaşmalara (marabalara) söylenen sözleri işçilerine söyleyebiliyorlar. Yani bu düzende sermayedar olsa da, Tefeci-Bezirgânlığı, derebeyliğini akıldan çıkaramıyor.

İşçiler DİSK Tekstil-İş’i de çok iyi bilmiyorlar.  DİSK 12 Eylül sonrası tekrar açıldığında pek çok fabrikada örgütlenen Tekstil-İş, bu fabrikalardaki yetkisini kaybetmiş.  12 Eylül öncesinin mücadeleci, sabırlı, deneyimli kadroları kalmamış. Ayrıca şimdiki sendikacılık, 12 Eylül öncesinden çok daha zor. Parababalarıyla mücadele ederken, Valilerle, Emniyetle de mücadele etmek zorunda kalıyorsun.  Bir işyerinde yetkili sendika olmak, toplusözleşme yapmak için onlarca aşamadan geçiyorsun. Tüm bunlar, enerji istiyor, yürek istiyor.

Biz Kurtuluş Partili işçiler, bu mücadeleyi herkesten fazla veriyoruz. Kendine devrimciyim, solcuyum diyen diğer gruplar gibi, İşçi Sınıfı mücadelesini “gazeteci” düzeyinde izlemiyoruz. Bu yüzden de hariçten gazel okumuyoruz.  İşçi Sınıfının tam ortasındayız. Programlı, metotlu, sabırlı bir çalışmayla işçi sınıfımızı örgütleyeceğiz. Başka yolumuz yok.

 

Gaziantep’ten Kurtuluş Partili İşçiler