Orman yangınları ve yok olma tehdidiyle karşı karşıya kalan arıcılık

12.09.2021
A+
A-

28 Temmuz’da Antalya Manavgat’ta başlayan orman yangınları, Antalya, Muğla, Marmaris, Köyceğiz, Adana Feke, Isparta, Denizli ve Aydın’ın da içinde olduğu 33 ile yayıldı. 180’den fazla bölgede çıkan yangınlar AKP’giller’in söndürmek için hiçbir çaba göstermemesi, günlerce yangınları seyretmesi yüzünden tam bir doğa faciasına dönüştü.

10 gün sonra 220 saatte kontrol altına alınabilen Türkiye’nin en büyük yangın felaketinde, 2’si orman işçisi olmak üzere 7 kişi hayatını kaybetti.

60 bin hektar ormanlık alan zarar gördü. Ormanlar harici 59 mahalledeki yanan ev, ahır, depo, iş yeri, tarım alanları ve ölen hayvanlarla ilgili ekonomik kaybın en az 1 milyar TL olduğu hesaplandı.

Yüzyıllardır yaşayan ağaçlar, ormanlar ve onları yuva edinen hayvanlar diri diri yandılar, artık yoklar.

Köylülerimizin evleri, ocakları, ahırları ve can yoldaşı hayvancıkları gözleri önünde, can çekişerek yandı. O hayvancıkların acı acı bağırmaları, halkımızın gözyaşları içinde dişiyle tırnağıyla, bütün olanaksızlıklara rağmen yangını söndürme çabası ciğerimizi dağladı.

Bu bölgeler aynı zamanda kızılçam ormanlarının bulunduğu alanlar. Yok olan ormanlar tabiatın dengesinin sağlanmasında büyük işlevi olan ve tarımın olmazsa olmazı arı kolonilerine de ev sahipliği yapıyordu. Muğla ve Aydın’da cayır cayır yanan çam ormanları Türkiye’nin en önemli çam balı üretim merkezi durumundaydı. Ancak yüz bine yakın kovan yandı ve bu kovanlarda bulunan milyonlarca arı kolonisi yangınlarda telef oldu.

Türkiye Arı Yetiştiricileri Birliği (TAB), sadece Muğla’da 3.5 milyon arı kolonisinin konakladığını, yangınlarla birlikte arıcılık sektörünün ekmek teknesinin de yok olduğunu söylüyor.

“2021 yılında Muğla özelinde çam balı üretimi bitmiştir. 2021 yılında Muğla’daki gelecek ya da mevcut Muğlalı arıcıların üretimini bırakınız, arıları ne olacak bu sorgulanmalıdır. 2021 yılında gerçekten çok kötü bir konjonktür bekliyor. Bu arılardan sadece bal almak için gelmiyorlardı. 9 ay bal üretiliyordu burada. Arıcılarımız bu alanlarda şeker vermeden arılarını ayakta tutabiliyorlardı, bunlar da gitti.”, diyor.

Türkiye arıcılık ürünleri üretiminde dünyanın 2. büyük ülkesi.  Çam Balı üretiminde dünyada ilk sırada geliyor. Dünyada üretilen çam balının yüzde 90-95’i Türkiye’de üretiliyordu. Bunun da yüzde 85’i Marmaris-Muğla bölgesinde üretiliyordu.

Gıda Yüksek Mühendisi Aslı Tanuğur Samancı, çam balının üretilmesi için özel bir ekosistem gerektiğini söylüyor:

“Marmaris-Muğla bölgesi, çam balı üretimi için en uygun bölge. Bu ağaçların üzerinde yaşayan Marchalinahellenica, diğer adıyla Çam Pamuklu Koşnili böceği, çam ağacının reçinesini emiyor, sindiremediği karbonhidratları ağacın üzerine sıvı olarak bırakıyor. Arılar da bu sıvıyı alıp bala dönüştürüyorlar. Bu ekosistemi kaybettik.

“Dolayısıyla şu anda ağaçların kaybıyla birlikte böcek de kaybedildi. Orada ballı ormanlarımızı, üzerinde yaşayan Marchalinahellenica böceğiyle birlikte kaybettik. Oraya ağaç diksek bile, ağaçların tekrar gelişmesi ve söz konusu böceği besleyecek hale gelmesi çok uzun zaman alacaktır. Tahmin edilen süre 35 – 40 yıl kadardır. Bölgedeki diğer nektar kaynakları da bittiğinden, o bölgede arıcılığın yeniden başlaması zaman alacak.

“Türkiye’de bugüne kadar her yıl 100 bin ton bal üretiliyordu, bunun %35’i çam balıydı. Çam balı en çok ihracatı yapılan bal türü. Bu kadar önemli bir kaynağı kaybettik. Arıcılar, ‘ormanlar yerine keşke evlerimiz yansaydı’ diyor. Kaybedilen ormanların bazıları 200 yıllıktı.”

Bölgenin en önemli geçim kaynaklarından olan çam balı üreticiliği bitme noktasına gelince, bal üreticileri önümüzdeki birkaç on yıl ciddi ekonomik sorunlarla boğuşuyor olacaklar. Bal rekoltesi düşecek.

Yangında ayrıca 300’ün üzerinde büyükbaş, 3 bine yakın küçükbaş, 4 bine yakın kanatlı hayvan da can verdi.

700 dekara yakın muz serası, 100 dekarın üzerinde sebze serası, 15 bin dekarın üzerinde zeytin, defne ve keçiboynuzu ile narenciye alanı da yangında zarar gördü.

Bu da demek oluyor ki, sadece arıcılık ve arıcılar değil, üretmen köylülerimiz büyük bir kayba uğradılar. Ve bunu telafi etmeleri uzun zaman alacak.

Tarım Yazarı Ali Ekber Yıldırım’ın köşesinde verdiği habere göre, geçtiğimiz günlerde “İklim Değişikliği 2021 Raporu” yayınlandı. Rapora göre iklim değişikliğinde geri dönülemez riskler var. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (The Intergovernmental Panel on ClimateChange-IPCC) altındaki Çalışma Grubu I,  “İklim Değişikliği 2021: Fiziksel Bilim Temeli” başlıklı raporunu yayınladı. Rapor, dünyanın iklim sistemlerinin nasıl değiştiğine yönelik çok önemli bilimsel bulgular içeriyor.

Raporda verilerden bilgilerden çıkarılan sonuç, ABD-AB Empeyalistlerinin acımasız kâr hırsının küresel ısınmaya neden olduğu ve gezegenin durumunu kalıcı olarak aşağıya çektiği yönünde. Geçtiğimiz aylarda, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu pek çok ülkede yangın, sel gibi yıkıcı hava olaylarına şahit olunurken, raporda bugünden sonra bazı iklim etkilerinin geri döndürülemeyeceği riski konuşuluyor.

Gerçekleştirilen tüm senaryolarda, dünyamızın en az 1,5°C ısınacağı öngörülüyor. Emisyon azaltımı kapsamında en iddialı adımların atıldığı senaryoda dahi, 2030’lu yıllara gelindiğinde dünyamız 1,5°C ısınıyor. Yine bu yıllarda 1,6°C’yi aşıyor, ancak yüzyılın sonunda sıcaklıklar yeniden 1,4°C’ye düşüyor. Bu değişiklik yazların artık çok daha sıcak olmasına, kuraklıklar yaşanmasına, orman toprağının kurumasına, ormanlarda yangın tehlikesine, aşırı yağışların oluşmasına, bazı hayvan türlerinin bu şartlarda yaşama adapte olamaması sonucu neslinin yok olmasına sebep olabiliyor.

Ülkemizde içinde yaşadığımız bu zor günlerde, en büyük talihsizlik, iktidarda AKP’giller gibi halk düşmanı, vatan-millet düşmanı, Ortaçağcı bir güruhun, bir organize suç örgütünün olması. 1954 yılında çıkarılan 6831 sayılı Orman Kanunu 2020 yılı sonuna değin tam 42 kez değiştirilmiş, bu değişikliklerin 27’si 2003-2020 döneminde, yani AKP’giller İktidarı döneminde yapılmıştır. Devlet ormanı sayılan yerlerin yapılaşmaya açılması, gerçek ve tüzel kişilerin bu yerlerden yararlanmasını kolaylaştırmak amacıyla yapılan düzenlemeler de orman yangınlarını tetikleyici temel unsur olmuştur.

“Devlet ormanı” sayılan yerlerde binlerce madencilik, enerji, turizm ve benzeri tesis için yer tahsis edilmiştir.

Diğer yandan, yangınlar daha sürerken TEMA tarafından ağaçlandırma kampanyası başlatılmıştır. Yanan yerlere ağaç dikileceği söylenmiş ve halkımızdan bunun için bağış toplanmaya başlanmıştır. Ancak bilim insanları, buralara kesinlikle yeni ağaç dikmeyin, diyorlar. Çünkü kızılçam kozalakları, eğer çok büyük zarar görmediyse, patlayarak tohumlarını etrafa saçıyor ve ormanın yeniden yeşermesini sağlıyor. Yeni ağaçlar dikip yanan ormanlardaki habitatın ekolojisini değiştirmemek gerekiyor. Ayrıca yangınların asıl sebebi olan ve geçmişte de gördüğümüz gibi, yanan ormanlık alanlar AKP’giller tarafından Parababalarına peşkeş çekiliyor. Bugün geçmişte yanan ormanlık alanların yerinde Palmiye oteller vb. var.

Yangın sonrası canlarını, evlerini, hayvanlarını kaybeden insanlarımıza acilen destek olunmalıdır. Arıcıların, hayvancılıkla ve seracılıkla uğraşan halkımızın yaraları sarılmalıdır. Yanan ve önümüzdeki dönemde geçimini sağlayacağını planladıkları hayvancıklarının, seralarının, malzemelerinin, depolarının yerlerine yenisi konmalıdır.

Orman yangını çıkararak ormanlarımızın yok edilmesine ve buraların ranta açılmasına karşı acil önlemler alınmalıdır. Orman yangınlarını bilerek ya da bilmeyerek çıkarana, sebep olana, teşvik edene caydırıcı ağır para ve hapis cezaları verilmelidir.

Ormanlarımızın her karış toprağını adım adım dolaşarak kontrol ve denetim yapacak Orman Bekçileri görevlendirilmelidir.

Bunları yapacak olan elbette doğa düşmanıAKP’giller değildir. Bu sorunlar Partimiz öncülüğünde halkımızla birlikte gerçekleştireceğimiz Demokratik Halk Devrimi’yle çözüme kavuşacaktır.

Partimizin Programında, Orman Yönetimi başlığı altında ifade edildiği gibi:

“28- Orman Yönetimi: Köylerimizin 4’te birine yakını orman içinde ya da yakınında bulunduklarından, orman işletme ve koruma görevlerine, bindirilmiş mahkemelerin kontolü altında, ormancılık uzmanları ile bilfiil üretmen köylü örgütlerinin katılımı sağlanacak. Her yılın bir tatil günü, başta Cumhurbaşkanımız gelmek üzere, eli çapa tutan her insanımız bir ağaç dikerek AĞAÇ BAYRAMI’nı kutlayacak.

“ÇEVREYE ve TARİHE SAYGI:

“(…) Kurtuluş Paritis, insan hayatının sürmesinin, bitkiler ve hayvanlarla birlikte, doğal dengeyi hiç bozmadan mümkün olabileceğini çok iyi bilmektedir. Bunun için doğaya ve diğer canlılara saygılı, onlara zarar vermeyen bir üretimin yapılmasından yanadır. Bunun için ülke içinde gereken önlemleri almaktan çekinmeyecek, insanlık ve doğa düşmanı emperyalist devletlerle mücadeleden de geri durmayacaktır.”