Ortaöğretim Tasarımı neyi tasarlıyor? Bir kez daha Ziya Selçuk’tan medet umanlara!

14.06.2019
A+
A-
Ortaöğretim Tasarımı neyi tasarlıyor?  Bir kez daha Ziya Selçuk’tan medet umanlara!

Prof. Dr. Özler Çakır

 

AKP’giller’in 17 yıldır uyguladıkları Ortaçağcılaştırma politikaları ile çökerttikleri eğitim sistemimize vurulacak son darbeleri, Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk allaya pullaya sunmaya devam ediyor.

Bakanlık koltuğuna oturduğu 2018 Temmuzundan bu yana, “Eğitimde 2023 Vizyon Belgesi”, “Öğretmen Niteliği”, “Liyakat”, “Eğitimde Çağı Yakalamak” cafcaflı söylemlerini, 18 Mayıs 2019’da yaptığı yeni bir açıklamayla sürdürüyor: “Ortaöğretim Tasarımı” (https://www.meb.gov.tr/bakan-selcuk-ortaogretim-tasarimini-tanitti/haber/18673/tr).

Açıklamaya göre bu model, 2020-21 eğitim-öğretim yılında 9. Sınıflardan başlayarak kademeli geçişle uygulamaya konulacak. Söz konusu sözüm ona tasarımla, AKP iktidarının çürüttüğü, dibe vurdurduğu eğitim faciamıza eklenecek yenilerini bin bir “bilimsel”(!) kılıf uydurmaya çalışarak, gözümüzün içine baka baka, halkımıza yutturmaya kalkıyor.

Neymiş “Ortaöğretim Tasarımı”?

Selçuk anlatıyor:

“Ortaöğretim tasarımıyla ilgili çalışmayı sadece bir ders çizelgesi olarak görmek elbette mümkün değil. Bu Türkiye’nin bir gelecek projesi, bir ekonomi projesi, bir sosyal hayat projesi. Türkiye’nin dünyada, bu topraklarda, bu coğrafyada onuruyla haysiyetiyle dimdik ayakta durabilmesinin bir eğitimsel projesi.

“Bilimsel metotlarla ‘neyi, nasıl yapabilirizin’ peşindeyiz

“Eğitim ekonominin ve demokrasinin ayrılmaz bir parçası

“Bütünleşik bir mantık yerleşsin istiyoruz. Akademik gelişimde temel giriş var. Akademik gelişimin başladığı bir dönem var. Biz burada disiplinlerüstü çalışmaları çok önemsiyoruz. Çocukların belirli bir disiplinde ders alması değil de örneğin, doğa bilimleri, sosyal bilimler gibi dersler almalarını çok önemsiyoruz. Bütünleşik bir mantık yerleşsin istiyoruz. Bu arada diğer sosyal, duygusal, fiziksel becerilerini geliştiren, topluma faydalı olması için çalışmalar yapılan bölüm de devam ediyor.

“Bizim altyapı eksiklerimizi gidermemiz lazım. Bizim, öğretmen eğitimiyle ilgili gereken mesafeyi hızla almamız lazım. Bizim bazı öğrenme ortamlarına ilişkin yatırımları artırmamız lazım. Yoksa bu çocuklar dünyanın her yerinde diğer gençler ne yapıyorsa fazlasıyla yaparlar. Yeter ki imkân bulsunlar. Bizim sistemimiz onları durdurmasın. Bizim sistemimiz onları geriletmesin.” (https://www.meb.gov.tr/bakan-selcuk-ortaogretim-tasarimini-tanitti/haber/18673/tr)

Yukarıdaki alıntıda da görüldüğü üzere, Selçuk öyle bir anlatıyor ki, sanırsınız 17 yıldır Cumhuriyet’in eğitim alanındaki kazanımlarını, laik ve bilimsel eğitimi, Öğretim Birliği Yasasını yerle yeksan eden; okullarımızı Peşaver Medreseleri’nden farksız hale getiren, bakanı olduğu AKP iktidarı değil!

Öğretmeni öğretmenlikten, öğrenciyi öğrencilikten çıkaran, insan onurunu ayaklar altına alan uygulamaların; yarınsız bıraktıkları, intihara sürükledikleri çocuklarımızın-gençlerimizin müsebbibi onların iktidarı değil!

Sanki yüzbinlerce öğrenciyi, getirdikleri sistemle zorla İmam-Hatip Liselerine mahkûm etmeye çalışan bu iktidarın Milli Eğitim Bakanlığı değil!

Bu; Türkiye’nin bir gelecek, bir ekonomi projesiymiş! Eğitim ekonominin ve demokrasinin ayrılmaz bir parçasıymış! Sanki sata sata, peşkeş çeke çeke yeyim ettikleri Cumhuriyet yadigârı kamu fabrikaları-malları, bitirdikleri tarım ve hayvancılık, büyüyen işsizler ordusu, kısacası çökerttikleri ekonomi AKP iktidarının eseri değil! 24 Mart yerel seçimlerinde, İstanbul Belediye Başkanlığı seçim sonuçlarını hiçbir hukuk ve demokrasi kuralını tanımayarak iptal ettiren, bakanı olduğu iktidar değil!

Milli Eğitime bütçeden ayrılan payın, Cumhuriyet döneminin en düşük seviyesine ulaştığı, eğitim alanında yapılan yatırımların durma noktasına geldiği bu dönem, kendilerinin iktidar olduğu dönem değil!

Ziya Selçuk’un “Lisede Ne Yaptık?/Ortaöğretim Tasarım Tanıtım Toplantısı”ndaki “kişisel gelişim, yapay zekâ, biyoteknoloji, bilgi kuramı ve uygulamaları” vb. cilalı söylemlerinin arkasına gizlenen gerçek niyetler ortaya çıkıveriyor. Açıklanan tasarımda, tüm sınıflarda ortak zorunlu iki dersten biri Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi oluyor. Beden Eğitimi ve Spor, Müzik, Resim gibi dersler ise seçmeli. Bunlar seçmeli ama, “gençlerimizin sosyal, duygusal, fiziksel yeterliklerini, yönlerini geliştiren bölüm de devam edecek”miş! Yerseniz!

Bilim, bilimsel eğitim bunun neresinde? İnsanı insan yapan özellikleri, doğasında var olan duyguları besleyemeyen bir eğitimin, bilimsel olabilmesi mümkün müdür?

İnsan her ne yapıyor olursa olsun, hangi alanda uzmanlaşıyor olursa olsun, duygularını ve bedenini besleyen alanlardan mahrum kalmamalı, mahrum bırakılmamalıdır. Bilimsel bir eğitim, insanı bir bütün olarak ele alır. Bu anlamda, bilimsel bir eğitim sürecinin insanın zihinsel, duyuşsal ve devinimsel özelliklerini içinde bulunduğu gelişim düzeyine uygun biçimde geliştirmeyi başarabilmesi beklenir.

Ziya Selçuk, tanıtımını yaptığı Ortaöğretim Tasarımı’nda aklımızın sınırlarını zorlamaya devam ederek, doğanın, yeşil alanların rant uğruna talan edildiği, çocuklarımıza yaşanacak bir gelecek bırakılmadığı, hukukun katledildiği, en temel insan haklarının hiçe sayıldığı bir ülkede “geleceğin enerji sistemleri”, “uygulamalı hukuk” “insan haklarının gelişimi” gibi derslerin de seçimlik dersler arasında yer alacağını açıklıyor.

Getirecekleri sistemde, öğrencilerin okullarında seçtikleri derslere yönelik öğretmen bulunmadığı takdirde, derslerin uzaktan eğitim yoluyla da gerçekleşebileceğini teknolojik gelişmenin bir alametifarikası(!) olarak sunuyor Selçuk.

Okullarda kurulacak Kariyer Ofisleri, sunulacak Dijital Sertifika Programları, vb. ile de söz konusu tasarımda, eğitimin nasıl daha fazla ticarileşeceği, yerli ve yabancı sermayenin nasıl daha fazla emrine amade kılınacağı çok akademik(!), çok bilimsel(!) bir söylemle ifade edilmiş oluyor.

Bu çok bilimsel(!), çok yaratıcı(!), öğrencileri ezberci eğitimden kurtararak problem çözme becerilerini geliştirecek(!) ve bize çağ atlatacak(!) olan son sistem Ortaöğretim Tasarımı’nın açıklanmasının hemen ardından, MEB Din Öğretimi Genel Müdürlüğü ile Diyanet İşleri Başkanlığı Eğitim Hizmetleri Genel Müdürlüğü arasında imzalanan “Okul-Kuran Kursu İşbirliğine Dayalı Örgün Eğitimle Birlikte Hafızlık Projesi Protokolü”nün ayrıntıları basına yansıyor.

Protokole göre, taşrada müftülükler il milli eğitim müdürlükleri ile birlikte çalışıyor, MEB ise “Hafızlık Projesi” uygulayan imam hatip ortaokullarının sayısını arttırıyor. “Yatılı” eğitim olması gerektiği belirtilen “hafızlık projesinde”, çocukların okul dışındaki neredeyse bütün hayatını Diyanet şekillendiriyor. MEB, “yarışmalar ve icazet merasimleri” gibi etkinlikler için Diyanet ile işbirliği gerçekleştirirken çocukların “mesleki, akademik, sosyal, kültürel, sportif ve ahlaki gelişimlerinin desteklenmesi” için Diyanet’i adres gösteriyor.                             (http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/egitim/1423269/Sorumluluklarini_tek_tek_Diyanet_e_terk_eden_MEB__yeni_bir_protokol_imzaladi.html)

Kısacası Ziya Selçuk, AKP iktidarının Ortaçağcı ideolojisine ve Parababalarının ekonomik düzenine hizmet edecek insanları yetiştirecek eğitim politikalarını perçinleyecek Ortaöğretim kurumlarındaki söz konusu düzenlemeleri yine hep yaptığı gibi vizyon, misyon, tasarım-masarım makyajı ile sunmaya çalışıyor. Biz daha bakanlık koltuğuna oturtulduğu ilk günden başlayarak, bu makyaja kanılmaması konusunda uyarıcı görevimizi yerine getirmeye çalışmıştık. Ve demiştik ki: 2002 yılından beri iktidarda olan AKP, Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfının siyasi plandaki temsilcisidir ve ideolojisi din bezirgânlığıdır. İktidara geldiğinden bu yana hayatın her alanında din alıp din satmakta, halkımızı din afyonuyla kafadan silahsızlandırmaktadır. Ancak bu din, Gerçek İslam değil, Muaviye-Yezid İslamı’dır, CIA-Pentagon İslamı’dır. Ve Halkımızı “Allah’la Aldatmaktadır” bunlar. O yüzden de; çürütülmedik hiçbir kurum, hiçbir değer bırakmamaktadır.

Bu hayâsızca saldırıların en önemli hedeflerinden birisi de eğitim olmaktadır. Amacı nihai kertede “Dindar ve Kindar” bir nesil yetiştirmek olan AKP iktidarının eğitim politikalarına, o iktidarın atadığı Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un son vermesini beklemek; abesle iştigaldir. Ondan laik ve bilimsel eğitim uygulamaları beklemek, ölü gözünden yaş ummaktır. Çünkü İnsanlık Tarihi göstermiştir ki, sınıflı toplumlarda hiçbir egemen sınıf kendi mezar kazıcılarını yetiştirmek istemez. (https://kurtulusyolu.org/egitimi-ne-kurtarir-ziya-selcuktan-medet-umanlara/?fbclid=IwAR1KQ9aCGOE6_8l8CiNHkNXkrac9rw2Mn-J3lu1O04iwCyoc5IMTpizd1VM)

Ama ne acıdır ki bu uyarılarımıza karşın, eğitim sorununa sınıf gözlüğüyle bakamadıkları, onun sınıfsal özünü göremedikleri için, bu makyaja kanan pek çok “ilerici, demokrat” gafiller oldu. Ve Ziya Selçuk’tan medet umdular ve ummaya da devam ettiler.

O nedenle bıkmadan usanmadan bir kez daha yineleyelim bu medet bekleyenlere; gerçekten laik, bilimsel, demokratik, parasız eğitim mi istiyorsunuz?

O zaman yapılacak iş, verilecek mücadele bellidir: Antika-Modern Parababalarının iktidarına son vererek Demokratik Halk İktidarını kurmak!

İşte o zaman geleceğimiz olan çocuklarımız; özgürce düşünen, yaratan, üreten, paylaşan ve insanlığa katkı sunan bir toplumun üyeleri olmanın haklı gururunu ve onurunu yaşayacaklar!