Sefalet Solunun göçmenlik hülyaları: Enternasyonalizm mi Ümmetçilik mi?

13.06.2022
A+
A-

Bildiğimiz gibi “göçmenler” ya da “sığınmacılar” meselesi, son zamanlarda ülkemizin değişmez gündemlerinden biri haline gelmiştir. Konu, tüm toplumsal kesimlerde olduğu gibi kendisini “sol”, “sosyalist”, “komünist” olarak tanımlayan kimi siyasi hareketlerde de yoğun bir şekilde tartışılmakta, konuya ilişkin açıklamalar yapılmaktadır.

Önemli bir gerçeğin altını çizerek başlayalım: Bir sorunu en genel hatlarıyla ele almak ayrı bir şeydir, o sorunun cereyan ettiği koşulları derinlemesine analiz ederek, sebep-sonuç ilişkileri çerçevesinde yani Diyalektik Materyalist Düşünce Yöntemini kullanarak ele almak ayrı bir şeydir. Birinci yolu tercih etmek bizi harcıâlem, herkes tarafından bilinen gerçeklerin ötesinde bir yere götürmez. Ancak ve ancak ikinci yolu tercih ettiğimizde olayların-sorunların özüne, gerçek niteliğine ulaşabilir ve ele aldığımız her sorunu çözüme kavuşturabiliriz.

Adına ister “göçmen”, ister “sığınmacı”, isterse başka bir şey diyelim, meselenin özü değişmemektedir: Mesele, ABD-AB Emperyalist Efendilerinin aşağılık politikalarında onlara taşeronluk eden AKP İktidarının ülkemize doldurduğu 10 milyon civarında insandır. Bu duruma karşı ülkemizin ve halkımızın menfaatleriyle en iyi örtüşen tutumun belirlenmesi, ona uygun politikaların savunulmasıdır.

Konuya ilişkin en tutarlı değerlendirmeyi Halkın Kurtuluş Partisi Genel Başkanı Nurullah Ankut, 12 Mayıs 2022 tarihinde “Hilafeti bu devşirme sığınmacıların da katkısıyla Türkiye’de kurup Halife olmayı amaçlıyor…” başlığıyla kaleme aldığı yazısında dile getirmiştir. İsteyen arkadaşlar bu kapsamlı yazıyı okuyabilir; ülkemizdeki sığınmacılar sorununun Suriye’ye yönelik emperyalist saldırının başladığı 2011’den bugüne dek geçen süreç içerisinde yaşanan gelişmeler çerçevesinde en gerçekçi değerlendirmesini ve çözüm yolunu açık bir şekilde görebilirler. (https://www.hkp.org.tr/hilafeti-bu-devsirme-siginmacilarin-da-katkisiyla-turkiyede-kurup-halife-olmayi-amacliyor/). Yani HKP’nin bu konudaki tutumu nettir.

Peki, HKP dışında kendilerini sol, sosyalist, komünist olarak tanımlayan siyasi hareketler konuya nasıl yaklaşmaktadır?

Kendi halkının bütün değerlerine yabancılaştıkları için, yine HKP Genel Başkanı Nurullah Ankut’un ifadesiyle “ABD’nin Sol Tabelalı Şark Ekspresinin Vagonları” haline geldikleri için, eşyanın tabiatı gereği bu konuda da tam bir aymazlık içerisindedir bu gruplar. Öyle ya da böyle tamamı Amerikancı Kürt Hareketi’nin yörüngesinde çaresizce gezinen bu grupların ortaklaştıkları nokta, “göçmenlerin geri gönderilmemesi, entegre edilmesi”dir. Bu yöndeki açıklamalarında da her zaman yaptıkları gibi “emek”, “insan hakları”, “halkların kardeşliği” gibi solun temel söylemlerine yer vermekten geri durmazlar.

Bunlardan sadece birkaçına göz atalım…

“Siyasi Yuvarlaklıklar Hareketi” İkinci Sahte TKP, “Göçmen Sorunu”na ilişkin açıklamasında şu ifadelere yer vermiştir örneğin:

“Göçmenler örgütlenmelidir. Göçmenler kendilerini yurtlarından eden emperyalizme karşı, kendilerini acımasızca sömüren patronlara karşı örgütlenmelidir. Göçmenler Türkiye’de gericiliğe karşı aydınlanma mücadelesinin bir parçası haline gelmeli, AKP’nin oyunu bozulmalıdır. Örgütlenme hakkı göçmenlerin en yakıcı hakkıdır. TKP bu hakkının savunulması ve pratiğe yansıması için görev üstlenmiştir.” (https://www.tkp.org.tr/aciklamalar/gocmenleri-gonderecegiz-diyerek-akpyi-kurtariyorlar/)

Amerikancı Burjuva Kürt Hareketi’nin vazgeçilmez stepnesi olan EMEP ise konuya ilişkin şunları yazar:

“Bütün mültecilere oturum izni vereceğiz ve mülteci işçiler çalışma iznine sahip olacak. Böylece patronların mültecileri kayıt dışı ve ucuza çalıştırmasının önüne geçeceğiz. Yerli-göçmen işçi rekabetine son vereceğiz. Çalışma izni bugünkü gibi patronların onayına tabi olmayacak, kölelik zincirini kıracağız. Fabrikalarda, atölyelerde gece dahil kaçak göçmen işçi çalıştırılmayacak. Patronlara bu konuda ağır yaptırımlar ve denetim gelecek. Mülteci ve göçmen işçilerin sendikalaşma ve örgütlenme hakkını tanıyacağız.” (https://www.emep.org/goc-politikamiz-ne-olmali-nasil-uygulayacagiz)

Kendilerine “Türkiye İşçi Partisi” diyen tuhaf TİP’ler bunlardan geri durur mu? Onlar da şöyle özetler görüşlerini:

“TİP, Suriyeli sığınmacıların ülkemizdeki geleceği ve statüsünün belirlenmesi süreci ile Türkiye’de yaşayan bütün halkların eşit yurttaşlık haklarına dair verilecek bir siyasal mücadelenin eş zamanlı olması gerektiğini, ülkemizde yaşamaya devam etmek isteyen göçmen ve sığınmacılara dair herhangi bir entegrasyon programının bu bütüncül mücadele içerisinden çıkabileceğini savunmaktadır.” (https://tip.org.tr/basin-aciklamalari/6-maddede-turkiye-isci-partisi-gocmen-ve-siginmaci-politikasi/)

Görüldüğü gibi Sefalet Solu, göçmenseverlik konusunda birbirleriyle yarışmaktadır. Yapılan açıklamalarda “emperyalizm”, “aydınlanma mücadelesi”, “kölelik zincirini kırmak”, “örgütlenme hakkı”, “eşit yurttaşlık hakkı” gibi kavramlar havada uçuşmaktadır.

Ancak bu süslü kelamlar dahi bu efendilerin Türkiye Halkına ve Türkiye Siyasetinin gerçeklerine ne kadar turist olduklarını gizleyememektedir. Bu hazretler, emperyalist uşağı AKP’giller’in planlı, programlı, iradi bir şekilde uygulamaya soktukları politikayla Suriye, Afganistan, Pakistan, Nijerya, Senegal gibi birçok ülkeden Türkiye’ye getirip yerleştirdikleri, kendi ülkelerinin en lümpen unsurlarından oluşan, büyük bir çoğunluğu da tıpkı AKP’giller gibi Ortaçağcı dünya görüşüne sahip “sığınmacı”ları Türk ve Kürt Halklarıyla entegre etme hülyaları görmektedirler.

Hatta hızını alamayıp büyük çoğunluğu niteliksiz olan, Suriye örneğinde olduğu gibi kısmi laik düzeni dahi içine sindiremeyen kitleyi “örgütlemekten” bahsetmektedirler.

Halkımızın deyimiyle adama sormazlar mı; “Her boyayı boyadınız da bir fıstık yeşili mi kaldı?”, diye…

Allah için bir kez olsun bir işyeri örgütleyip, bir grev ya da direnişe öncülük ederek işçilerin ekmeğini az da olsa büyüttünüz mü? 10 milyonluk devasa bir kitleyi örgütleme yeteneğiniz ve gücünüz varsa bunu neden öncelikle Türk ve Kürt işçileri örgütlemek için kullanmadınız bunca yıldır?

Çünkü siz de çok iyi biliyorsunuz ki ne bunu yapacak ideolojiye, ne iradeye, ne de isteğe sahipsiniz. Yaptığınız tek şey, birçoğunun niteliği belirsiz olan, birçoğu karanlık odaklardan fonlanan Avrupa Komünizminin temsilcisi örgütleri taklit etmek. Bu yolla ilerici insanlarımızın, aydınlarımızın zihnini bulandırmak. İşçi Sınıfı içinde var olmayışınızı, halkımızın değerleriyle doku uyuşmazlığı yaşadığınız gerçekliğini göçmenseverlikle perdelemeye çalışmak…

Alın size bir örnek. Altında, parti programlarını ortak bir şekilde yazan Yunanistan Komünist Partisi ve İkinci Sahte TKP’yle birlikte dünyanın çeşitli “komünist” ve “işçi” partilerinin imzası bulunan ortak bir açıklamada şu ifadeler yer alıyor:

“Halklara, milyonlarca insanı yerinden yurdundan eden sebeplere karşı mücadeleyi yoğunlaştırma, aynı zamanda zor ve insanlık dışı koşullarda yaşayan göçmen ve mültecilerle omuz omuza verme çağrısında bulunuyoruz. Halklar kendi hükümetlerinden göçmen ve mültecilerin insana yaraşır bir şekilde kabul edilip barındırılması için gerekli önlemleri almasını (…) talep etmelidir. (https://inter.kke.gr/en/articles/JOINT-STATEMENT-OF-COMMUNIST-AND-WORKERS-PARTIES-00005/)

Bu yaklaşım elbette ABD-AB Haydutlarının kendi aşağılık çıkarları için yarattıkları emperyalist savaşlardan kaçarak canını kurtarmaya çalışan gerçek göçmen ve mülteciler için olumlu ve doğru bir yaklaşımdır. Ancak yine soralım bizdeki hazretlere:

Türkiye’deki durum bu mudur?

Örneğin Türkiye’deki göçmenler Türk ve Kürt Halklarından daha “zor ve insanlık dışı” koşullarda mı yaşamaktadır? AKP’giller’in Türk ve Kürt Halklarına sunmadıkları hizmetleri Türkiye’ye bir amaç uğruna getirdikleri bu insanlara sunmalarında bir tuhaflık görmüyor musunuz?

Bu deklarasyona imza atan partilerin faaliyet yürüttüğü Yunanistan, Finlandiya, Danimarka gibi ülkelerin hangisinde nüfusa oranla Türkiye’deki kadar fazla “göçmen” vardır?

Evet, ABD de AB üyesi devletlerin burjuva iktidarları da göçmenlere karşı aşağılık bir politika izlemekte, onları ölüme terk etmektedir. Elbette buna karşı çıkmak, bu göçmenlerin haklarını savunmak insani bir görevdir. Ancak bilinmelidir ki Türkiye’deki sorun “Göçmenlik Sorunu” değildir. Türkiye’deki sorun, AKP’giller adlı çıkar amaçlı suç örgütünün ABD-AB Emperyalistlerine taşeronluk ederek ülkemize doldurduğu en vasıfsız unsurlarla kendi iktidarını kurtarma derdinde olmasıdır. O iktidarın başı olan ağzı bozuk zatın, bu insanların da katkısıyla Hilafet kurma rüyaları görüyor olmasıdır. Ve bizdeki Sefalet Solu, her zaman olduğu gibi bu konuda da özünde gerici olan bir politikayı savunmaktadır.

Yukarıda da işaret ettiğimiz gibi bu zavallılar Türkiye Halkına yabancı oldukları için aslında hiçbir meseleyi net bir şekilde göremezler, kavrayamazlar. Çünkü bu ülkenin sınıf ilişki ve çelişkilerini netçe, duruca ortaya koyan Türkiye Devrimi’nin Önderi Hikmet Kıvılcımlı Usta’yı benimsemezler, görmezden gelirler. Onlara göre Türkiye’yle Avrupa’daki burjuva demokratik devrimlerini tamamlamış, burjuva demokrasisini tesis etmiş ülkeler arasında hiçbir fark yoktur. O yüzden Laiklik meselesini de anlamazlar, Şeriat meselesini de anlamazlar, AB-D Emperyalistleri tarafından Türkiye Halkının başına 20 yıldır bela edilmiş olan AKP’giller’in sınıfsal niteliğini ve amaçlarını da anlamazlar.

Bakın, bizzat eski AKP Milletvekili Pelin Gündeş eksik olmakla birlikte bize göre de doğru olan tespitinde ne diyor:

“AKP’li eski vekilden çarpıcı iddia: ‘3 milyon 800 bin mülteci oy kullanacak’

“Eski AKP milletvekili Pelin Gündeş, vatandaşlık alan yabancıların sayısının 8 milyon olduğunu söyledi. Bu bilgiyi, kaynağının MİT olduğunu söyleyen Türkiye’nin tanınmış bir gazetecisinden aldığını belirten Gündeş, ‘AKP bu seçmenden 64 vekil çıkartmayı planlıyor’ dedi.” (https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/akpli-eski-vekilden-carpici-iddia-3-milyon-800-bin-multeci-oy-kullanacak-1937979)

Sefalet Soluna soralım bir kez daha:

Ülkeye doldurulan bu kişilerin AKP’ye en az 64 milletvekili çıkaracak olmasında bir gariplik görmüyor musunuz?

Görmezsiniz siz. Burnunuzun ucunu dahi göremezsiniz… Öyle olduğu için de “Enternasyonalizm” kisvesi altında AKP’giller’in Ümmet ve Hilafet hayalinin sol taşeronluğunu yaparsınız. Tıpkı özgürlük kisvesi altında bir zamanlar kafalarınıza türban geçirip türban serbestisini savunduğunuz gibi.

Lenin Usta’nın ifade ettiği gibi emperyalizm var olduğu sürece, hatta emperyalizm ortadan kalktıktan uzun bir süre sonra dahi uluslar varlığını sürdürecektir. Dolayısıyla Gerçek Devrimciler de bu bakış açısıyla günümüz şartlarında ulusal varlıklarını savunur, ulusal değerlerini korumak ve yaşatmak için mücadele eder. AKP’giller’in ülkemize bir hançer gibi sapladığı 10 milyonluk devasa insan kitlesi hem Türk Ulusunun hem de Kürt Ulusunun ulusal varlığını tehdit etmekte, ülkemizin demografik yapısını yerle bir etmekte, aynı zamanda medyada her gün şahit olduğumuz gibi şiddet olaylarını tetiklemektedir. Hem Türk Halkına hem de Kürt Halkına düşman olan AKP’giller’in istediği şey tam da budur.

Sonuç olarak AKP’giller bunca insanı öyle ya da böyle ülkemize doldurmuştur, aktüel gerçeklik budur. Bu insanlar arasında silahlı, azılı Ortaçağcılar da vardır, kriminal tipler de vardır, işsiz güçsüz lümpenler de vardır, başta kadın ve çocuklar olmak üzere masum kurbanlar da vardır.

Elbette masum ve çaresiz olanların, içinde bulundukları cenderenin farkında olmayanların kılına zarar gelsin istemeyiz. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 3’üncü maddesinde belirtildiği gibi; “Yaşamak, hürriyet ve kişi emniyeti her ferdin hakkıdır.” Gaziantep’te Suriye uyruklu, zihinsel engelli Leyla Muhammed’in suratına Şakir Çakır adlı alçak tarafından atılan tekme hepimizin yüreğini incitmiş, vicdanını yaralamıştır. Ancak bilinmelidir ki bu insanlar ülkemize, örneğin Rusya-Ukrayna savaşından kaçan göçmenler gibi gelmemişlerdir; bizzat AKP’giller tarafından, belli bir amaç uğruna getirilmişlerdir. Ülkemizde yaşanan bu tür trajedilerin nedeni ABD-AB Emperyalistleri ve onlara uşaklık eden çıkar amaçlı suç örgütü AKP’giller’dir. Leyla Muhammed, AKP’giller’in bu ihaneti yüzünden o tekmeye maruz kalmıştır.

Türk ve Kürt Halklarının, aynı zamanda Türkiye’ye getirilmiş bulunan 10 milyon civarındaki insanın yararına olacak tek çözüm, bu insanların güvenli bir şekilde kendi ülkelerine gönderilmesidir. HKP Genel Başkanı Nurullah Ankut’un belirttiği gibi “(…) kırmadan dökmeden, ezmeden, acıtmadan ve üzmeden… Yani insani koşullar içerisinde, yaklaşımlar içerisinde… Ama sonuç olarak mutlaka gönderilmeleri gerekir.”