Syriza’nın seçim zaferi Yunan Halkının kurtuluşu mu?

 

Yunanistan’da 26 Ocak 2015 tarihinde yapılan seçimlerde “Hür Basın”ının deyimiyle, “Sol Radikal” parti Syriza, zafer kazandı. 300 üyeli Yunan Parlamentosu’nda 149 milletvekilliği kazandı. Tek başına iktidar olma olanağını 2 milletvekiliyle kaçırmış oldu.

Bu başarısı tüm dünyada ve belki dünyadan da daha çok Türkiye’de yankı buldu. Birçok kalem “Komşuda pişer bize de düşer” tarzında yazılar yazdı. Sol partilerin birçoğunun böyle düşündüğünü dile getirdi.

Pekiyi Syriza gerçeği neydi? Bu başarıyı nasıl okumak gerekir?

Syriza’nın seçim zaferini anlayabilmek için iki şeye yakından bakmak lazım:

1- Syriza nedir,

2- Syriza’yı zafere ulaştıran şartlar nedir?

1- Syriza nedir?

Syriza, 10’dan fazla “sol” örgütten oluşan bir ittifak partisidir. Bu örgütlerin tamamının ortak özelliği “sol” olmakla birlikte, Leninist olmamaktır. Yani son tahlilde ideolojileri ve pratikleri anarşistliğe varacak; Troçkist, Maoist, bizzat kendi adıyla Anarşist, çevreci vb. eğilimlerdeki örgütlerin bir alaşımıdır Syriza. Bu haliyle de Sosyal Demokrasinin daha koyuca sosuna bulanmış bir sol partidir. Varacakları yer de: Kendi deyimleriyle; “Zenginden alıp yoksula vermek”, “Çok kazanandan çok vergi, az kazanandan az vergi” diye özetledikleri İskandinav tipi Sosyal Demokrasidir.

Ha, bu arada AB’ye, onun kemer sıkma politikalarına karşı olmak gibi, Uluslararası ve özellikle de AB finans örgütlerine olan borçların AB Parababalarının belirlediği şartlarda ödenemeyeceği gibi karşı çıkışları elbette vardır. Zaten bu politikalardan canı fena halde yanmış, tüm burjuva partilerinden yaka silkmiş, umut kesmiş olan Yunan Halkının Syriza’ya böylesine kitlesel bir biçimde yönelmesinin sebebi de bu söylemleridir.

Ama işte hepsi bu kadardır. Yani Syriza’nın programı, proletarya öncülüğünde gerçekleştirilen ve sosyalist bir toplum yaratmayı hedefleyen Halk Demokratik Devrimi Programı değildir. Böylesine bir sınıfa dayanmadığı ve o sınıfın ideolojisi doğrultusunda politikalar uygulamadığı sürece varacağı son, Avrupa sosyalistlerinin ve sosyal demokratlarının vardığı son olacaktır. Yani sağcı, tekelci sömürü politikalarından bunalmış kitleleri biraz rahatlatarak, onların düzene tümden karşı çıkmalarının, proleter devrimler gerçekleştirmelerinin önüne geçmek.

Syriza’nın seçimlerden hemen 2 gün sonra sağcı Bağımsız Yunanlar Partisi (ANEL) ile koalisyon kurması geleceğin habercisi gibidir. Belli ki çok önceden bu koalisyon oluşturulmuş ve seçimlerden 2 gün sonra hemen ilan edilebilmiştir. Sağcı ve milliyetçi ANEL’in genel başkanı Panayiotis Kammenos, Savunma Bakanlığı gibi kritik bir göreve getirilmiştir. Bu kişinin ilk icraatı da şudur:

“Kardak olaylarının 19’uncu yılı nedeniyle bugün Yunanistan’ın yeni Savunma Bakanı Panos Kamenos bölgeye gidiyor. Yunanistan Savunma Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Kamenos’un önce Atina yakınlarında Yunan Deniz Kuvvetleri’nin Helikopter Üssü’nü ziyaret edeceği ardından ‘Kardak deniz bölgesine çelenk atacağı, sonra da Girit adasına gideceği’ duyuruldu.

“TÜRK HAVA KUVVETLERİ ALARMDA!

“Panos Kamenos’un içinde bulunduğu helikopterin Türk hava sahasını ihlal etmemesi durumunda, çelenk atmasının hukuki bir sorun yaratmadığı ancak hava sahası ihlalinde durumun değişebileceği bildirildi.”

“TÜRKİYE KARŞITI SÖYLEMLERİYLE BİLİNİYOR

“Panos Kamenos, Türkiye’ye karşı sert tavrı ile biliniyor.” (Sözcü, 30 Ocak 2015)

Yani Yunan cephesinde yeni bir şey yoktur. Kitlelerin gözünü boyamak için sihirli değnek; “Türk Düşmanlığı” yine yürürlüktedir.

Syriza’nın bir diğer girişimi de Kostas Karamanlis’i cumhurbaşkanlığı için aday göstereceğini açıklamasıdır.

“Yeni meclisin ilk işi Papulyas’tan sonraki cumhurbaşkanını seçmek olacak. Sağ seçmenin de gönlünü kazanmak isteyen Çipras, Cumhurbaşkanlığı için eski Başbakan Kostas Karamanlis’e teklif götüreceği konuşuluyor. Erdoğan’ın kızına nikah şahitliği de yapan Karamanlis’in döneminde Türkiye ile Yunanistan arasında sıcak ilişkiler yaşanmıştı. Ancak yakın çevresi, Karamanlis’in görevi kabul etmeyeceğini düşünüyor.” (http://www.sendika.org/2015/01/syriza-iktidarinin-ilk-dort-gunu/)

Bu Karamanlis ki, Yeni Demokrasi Partisi denen sağcı partinin lideri ve eski başbakanıdır. Yunanistan’ın içine düştüğü felaketin baş mimarlarındandır. Ve yine bu partiden başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı yapmış Konstantin Karamanlis’in yeğenidir. Yani aile boyu sağcı bir siyasetçidir. (CHP’nin Ekmeleddin İhsanoğlu’nu Cumhurbaşkanı adayı göstermesini çağrıştırmıyor mu?..)

 2- Syriza’yı yaratan şartlar:

Yunanistan, kendi yönetici sınıflarının yağmaları, daha çok da AB’nin büyük patronlarının, özellikle de Alman Finans-Kapitalinin sömürüsü sonucu ekonomik bir bunalıma girmiş, ülke iflasın eşiğine gelmiş, hatta iflas etmiştir. Bunun üzerine AB daha rüştünü ispat etmeden yıkılıp gitmesin diye, AB ülkeleri tarafından “Yunanistan’ı kurtarma kredileri” denilerek Yunanistan’a yüz milyarlarca avro tutarında krediler verildi. Tabiî bu kredilerin biz Türkiye Halklarının da çok iyi bildiği gibi bir “bedel”i vardı: Emekçi halk “kemerleri sıkacak”tı.

Ve hükümetler, kemerler sıkılıyor diyerek emekçi halkın bütün kazanımlarına saldırdı. Emekli maaşlarının aşağıya çekilmesine kadar vardırıldı, bu halk düşmanı uygulamalar.

Bir diğer şart da, yine halklarımızın da çok iyi bildiği gibi, tüm “kamu mallarının özelleştirilmesi”ydi. Bu konuda da hükümetler, her türlü halk düşmanı politikayı hayata geçirmek konusunda birbirleriyle yarıştılar.

Fakat Yunanistan’ın Türkiye’den önemli bir farkı vardı. Yunan Halkı, Türkiye Halklarına göre örgütlenme bilinci ve örgütlenme düzeyi bakımından hayli ilerideydi. O yüzden bu politikalara karşı bitmez tükenmez sokak eylemleri gerçekleştirdiler.

Bu eylemler karşısında hiçbir hükümet uzun ömürlü olamadı. Burjuva partilerinin biri devrildi, diğeri iktidara geldi. Hiçbiri halkın derdine deva olamadı.

Halk “istemezük”, Parababaları iktidarları da “yapamazuk” diyorlardı. Yani Yunanistan’da devrim durumu oluşmuştu.

İşte böylesine bütün burjuva partilerinin halkın sorunlarına çözüm bulamadığı derin ekonomik ve politik krizde, halkın hızla bir sosyal devrimi, yani sosyalist bir devrimi arzulayacak konuma gelmesi kaçınılmazdı. Bu durumda Syriza, kitlelerin Sosyal Devrime akmasını önleyecek son bir bent olarak kutsandı. İktidar olmasına göz yumuldu.

Kitleler böylece düştükleri politik ve ekonomik krizden çıkacakları umuduna kavuştu.

Gelinen noktada Syriza’nın yapacağı bazı palyatif, günü kurtaran politikaları, bu psikolojik duruma gelmiş halkın tepkilerini yumuşatacaktır. Örneğin, borçların yeni bir takvime bağlanması (AB ile müzakere edilmeye başlandı bile), bazı özelleştirmelerin durdurulması (Pire Limanı özelleştirilmesinin durdurulması gibi), asgari ücretin arttırılması, emekli maaşlarından yapılan kesintilerin kaldırılması, bakanlıklarda işten atılan 595 kadın temizlik işçisinin işe başlatılması vb. uygulamalarla halkın gönlü alınacak ve sonrasında istenecek bazı fedakârlıklara halkın tahammülü sağlanacaktır.

İşin özeti şudur ki: Yunanistan’da sosyal devrim olmuş gibi yaygara koparmanın alemi yoktur.

Fakat halkın eşitlik, adalet, iş ve ekmek isteği önünde durulamaz bir taleptir. Yunan Halkı bu taleplerini dile getirmiş ve hem yerli, hem yabancı Finans-Kapitalistlerden ödünler koparmıştır. Bunlar halkın kazanımlarıdır. Bir dizi reform getirmesi kaçınılmazdır.

Bu reformların yaratacağı görece iyi durum, halkın devrimci atılımını amortize edebilir. Parababaları bunu sağlayamazlarsa, kitleler reformları yeterli bulmazsa sosyalizme yönelmesinin önünde durulamaz.

O zaman gerçek devrimci Marksist-Leninist örgütlerde bir araya gelerek İşçi Sınıfı önderliğinde; sömürünün ve zulmün olmadığı sınıfsız toplumu, Sosyalist Toplumu kurma savaşına girebilir.

O yüzden bu deneyimler, gelecekte sosyal devrim yani sosyalist devrim mücadelesinde yolu aydınlatacak kazanılmış paha biçilmez deneyimlerdir. Bu deneyim yalnızca Yunan Halkına ait de değildir. Tüm dünya halkları örgütlü mücadelenin neleri başardığını bir kez daha görmüştür. Bu da olayın en olumlu yanıdır. (30 Ocak 2015)