Taksim İşçi Sınıfının vatanıdır Parababalarına terk edilemez!

05.05.2016
A+
A-
Taksim İşçi Sınıfının vatanıdır Parababalarına terk edilemez!

Taksim İşçi Sınıfının vatanıdır Parababalarına terk edilemez!

 

HKP Genel Başkanı Nurullah Ankut’un 1 Mayıs 2016 kutlama eylemleri sonrası Partide üyelerle yapılan toplantıdaki değerlendirmesi

Gürdal Çıngı Yoldaş: Değerli Yoldaşlar, toplantımızı, 2016 1 Mayıs değerlendirmemizi başlatacağım. Gelmeyen genç yoldaşlarımız var biliyorsunuz. Efe, Yusuf Emre, Batuhan, Zelal Yoldaş’larımız biliyorsunuz Bebek’teki Çocuk Şubesinde tutuluyorlardı. Av. Pınar ve Ayhan Yoldaşlar da onların yanında. Gelmeleri gecikeceği için bizden toplantıyı başlatmamızı, bütün yoldaşlara devrimci selamlarını ve devrimci duygularını ilettiler.

(Alkışlar…)

Yoldaşlar, biz geçtiğimiz yıl, 2015 1 Mayısı’nda, gene bu salonda 1 Mayıs değerlendirmesi yaparken, 2015 1 Mayısı’nı kazandığımızı ve 2016 1 Mayısı’nı da kazanacağımızı ilan etmiştik.

Biz Hikmet Kıvılcımlı’nın öğrencileriyiz, devamcılarıyız, biz Faruk Sur’un Yoldaşlarıyız. Faruk Hoca’mız bir şiirinde bize ne demişti?

Adamın daniskası bizlersek

Öyledir elbet

Öyleyse öyle çıkar biz ne dersek

(Alkışlar…

Biz Faruk Hoca’mızın yoldaşlarıyız, ne dediysek o çıktı: 2016 1 Mayısı’nı da kazandık.

Şan olsun İşçi Sınıfına, şan olsun Kurtuluş Partililere!

(Alkışlar…)

Yoldaşlar, biz 2016 Mayıs’ını 2015’de kazanmıştık ama sonuç olarak bugüne gelirsek… Biz bir ay öncesinden ya da bu dörtlü çetenin Bakırköy çukurunu kabul ettiği andan itibaren 1 Mayıs’ı kazanmış durumdaydık. Ve hepinizin de takip ettiği gibi, sosyal medyada sürekli saldıran, sürekli Taksim’in onurunu ayakta tutan ve onlara karşı her türlü mücadeleyi yürüten ve onların o çukura gitmekle ihanet ettiklerini günlerdir söyleyen bizleriz ve onlar bize karşı savunma durumundalar. Partimiz ve İşçi Sınıfının yiğit öncüleri, Proletarya Sosyalizminin gerçek temsilcileri olarak Taksim dedik; DİSK’in tarihinin, geçmişinin, mücadelesinin biricik temsilcisi Nakliyat-İş de Taksim tutumunu aldı doğal olarak. Bu yüzden 2016 1 Mayısı’nı kazanmıştık biz. Ve bugün yaşadığımız olaylar da 2016 1 Mayısı’nı kazandığımızı bize bir kez daha gösterdi.

Şan olsun Kurtuluş Partisi’ne, şan olsun 1 Mayıs’a!

Şimdi Genel Başkanımız, Hoca’mız, Hakiki Devrimci Nurullah Ankut sizlere seslenecek.

(Alkışlar…)

Nurullah Ankut Yoldaş:

Sevgi ve Saygıdeğer Yoldaşlarım,

Hep söylüyoruz, hayatta her şeyin bir gerçeği var bir de sahtesi var. Bir sureti var bir de özü var. Bir görüntüsü var bir de gerçekliği var. Bir gölgesi var bir de maddi varlığı, nesnesi var.

İşte bu iki çizgi arasındaki mücadele bugün de net bir şekilde ortaya çıktı. Bakırköy’de Pazar yerinde sarı sol, sahte sol, Sevrci Soytarı Sol güya 1 Mayıs kutladı. Ama Ahmet Davutoğlu’nun ve Tayyip Erdoğan’ın utanç verici teşekkürlerine mazhar oldular. Ve biraz önce televizyonlarda Ahmet Davutoğlu bütün konfederasyon başkanlarına tek tek teşekkür ederim, dedi.

İnsanda zerre kadar namus, siyasi ahlâk ve mantık olsa ne der?

Yahu benim başdüşman ilan ettiğim insan bana tekrar tekrar teşekkür ediyor, ben ne yapıyorum, der ve durumunu bir gözden geçirir. Ama bunların hiçbirinde o ahlâk, o insanlık, o siyasi namus olmadığı için kararlı bir şekilde ihanet yolunda yürümeye devam ettiler ve bugün ihanetlerini net bir şekilde ortaya koydular, yoldaşlar.

Şimdi hep söyleriz ya, Mevlana’dan referansla; “Bin tane kırık testi bir tek sağlam testi etmez.”

Onlar ne dediler oraya giderken?

“İşi alan tartışmasından çıkarmak gerekir.”, dediler.

Bu da utanç verici bir alçaklıktı. Taksim yani 1 Mayıs’ın anavatanı, bir alan değildir. Orası bir vatandır. Oraya her kim ki bir alan diyor, sıradan bir alana indirgiyor; o şerefsizdir, o namussuzdur, o alçaktır, o karşıdevrimcidir, o ABD ve AKP’giller uşağıdır.

Biz 1977’de, işte bu yoldaşlarımız da yanı başımızdaydı, yine o alandaydık Kontrgerilla’nın saldırısı olduğu anda. Ve benim sol omuz yanımdan kurşun vızlayarak geçti, bir devrimciyi vurdu, delip geçti göğsünü.

Ve 34 şehitle o alanın her karış toprağını suladık biz ve vatan ettik orayı.

Zerre kadar bu ahmaklar, bu alçaklar düşünmüyorlar ki Tayyip Erdoğan ve Ahmet Davutoğlu hükümeti ısrarla ve kararlılıkla, kinle ve saldırganlıkla, gözü doymaz bir saldırganlıkla niye Taksim’i bize yasaklamak istiyor?

O biliyor Taksim’in ne olduğunu. Vatanımız olduğunu biliyor.

Ama bu şerefsizler bilmiyor ya da bilmezlikten geliyorlar. Yürekleri yetmediği için öyle davranıyorlar, ahlâksız oldukları için öyle davranıyorlar. Onların tepesindeki insanlar iflah olmazlar, onların geriye dönüşü yok. Onlar eninde sonunda, sağ kalırlarsa, ABD-AB Emperyalistleri gibi, onların yerli işbirlikçileri gibi halkın karşısında ve mahkemelerinde bu ihanetlerinin hesaplarını verecekler.

Ama onların tabanındaki saf ve gafillere diyoruz ki; o yol çıkmaz, o hat devrimci bir hat değil. Bu hareketlerin tepesindeki sahte şeflere de yine Mevlana’dan referansla diyoruz ki;

Sizler bahçe kuşusunuz

Sizler kümes kuşusunuz

Şahinliğe, Kartallığa özenmeyin.

Devrimcilik yürek ister, bilinç ister, namus ister, kararlılık ister, direnç ister. Bunların hiçbiri sizde yok. O yüzden moloz olarak yolu tıkayarak, saf insanların gözüne kül serperek, onları kandırarak biz devrimciyiz numarasına yatmayın. İhanet ediyorsunuz, haddinizi bilin, sizden devrimci falan olmaz.

AKP’giller neden bize yasaklıyorlarsa Taksim’i, işte biz de tam o sebepten dolayı hep Taksim diyoruz ve hep Taksim diyeceğiz.

Hiç kimse bizim vatanımızı elimizden alamaz, hiç kimsenin buna gücü yetmez. Eninde sonunda orayı özgürleştireceğiz yine.

Bu alçakların ihaneti olmasaydı belki bu yıl özgürleştirebilirdik. Ama bunlar o kadar yüreksiz ve namussuz ki, en ufak bir kararlılık sergileyemediler AKP’giller karşısında. Taksim’e ihanetleri karşılığında Kadıköy Meydanı’nı talep ettiler. Ama onu bile alamadılar. Tabiî öbürleri kurt, AKP’giller, bunları bir yokladı, bir yoklama çekti, baktı ki bunlarda yürek Selanik, o bakımdan hadi bakalım, dedi siz Bakırköy Meydanı’nda kumda oynayın. Siz ancak oraya layıksınız, dedi ve oraya gönderdi.

Ali Rıza Küçükosmanoğlu Yoldaş: Bakırköy Pazar yeri bir de…

Nurullah Ankut Yoldaş: Bakırköy Pazar yerinde. Orada siyasi alışverişinizi yapın bir birlerinize karşı, dedi.

İşte bunlar böyle, yoldaşlar. Ama bu ayrım bugün olmadı. Geçen yıl da olmadı. Biz on yıllardır bunları teşhir ediyoruz. Bu ayrım 1920’de başladı. Birinci Kategorilerle İkinci Kategorilerin savaşı 1920’de başladı ve hep süregeldi, bundan sonra da sürüp gidecek. Ve onların yolu çıkmaz, onlar hüsrana uğrayacaklar.

İşte bugün tabanlarının bile yüzüne bakacak cesareti gösteremediler, yoldaşlar. Yabancı haber ajansları bile ne diyor?

İlhami Yoldaş tercüme etti. Bakırköy’dekiler için ne diyor İlhami Yoldaş?

İlhami Danacı: Buruk bir kutlamaydı.

Nurullah Ankut: Buruktular, diyor. Oldukça kibar bir tanımlamayla buruktular, diyor. Biliyorlar onlar da kaçkın olduklarını, yüreksiz olduklarını, Taksim’in ana vatan olduğunu ve oraya gidemediklerini biliyorlar.

Yoldaşlar, Gürdal Yoldaş’ın da söylediği gibi, hattımız biricik gerçek devrimci hat. Bunun dışında başka bir devrimci hat yok. Bunun dışında başka devrimci ideoloji yok. Devrimci pratik yok, devrimci önderlik yok, devrimci parti yok.

O bakımdan onlara şöyle ya da böyle, şu ya da bu sebepten dolayı kanan insanları uyarmak istiyoruz. Ömrünüzü oralarda boşuna harcamayın, sonunda ah çekersiniz, dizlerinizi döversiniz. Onların gidebileceği hiçbir yer yok. Onlar sonunda düzene gidecekler, hepsi düzene gidecek.

Parababaları medyasının bütün ablukasına rağmen bu karanlığı günbegün çatlatıyoruz, o çatlağı genişletiyoruz, ayrıştırıyoruz ve parçalayacağız, yoldaşlar. Göreceksiniz o zaman çığ gibi gelişeceğiz, geometrik bir hızla gelişeceğiz. Çünkü bizim teorimizle karşılaşan her içtenlikli insan onu benimser, yüzde yüz benimser. İşte ABD-AB Emperyalistleri ve işbirlikçileri bunu bildiği için ısrarla, hainane bir şekilde, alçakça bizi kitlelerden uzak tutmak istiyorlar. Bizim önümüze perdeler çekiyorlar; kitleler bizi görmesin, bilmesin, tanımasın istiyorlar. Biliyorlar ki, kitlelerle yüz yüze geldiğimiz anda, hayatını alın teriyle kazanan, ezilen ve sömürülen halk kitleleriyle yüz yüze geldiğimiz anda, onlarla anlaşmamız çok kolay olacak, onları hattımızda ordulaştırmamız çok kolay olacak.

İşte bundan korktukları için bize abluka uyguluyorlar. Ama giderek buna da güçleri yetmeyecek ve eninde sonunda bu ülkede ve Ortadoğu’da ve Asya’da gerçek anlamda devrimi biz yapacağız, İşçi Sınıfı devrimini biz yapacağız. Şu anda Türkiye’nin en önemli, en güncel, en yakıcı siyasi sorunu olan Kürt Sorunu’nu devrimci bir hatta, devrimci bir anlayışla biz çözeceğiz ve bu çözümü de hep haykırıyoruz. Herkese tekrar tekrar haykırmamıza rağmen bazıları duymazlıktan geliyor. Burada bir kez daha tekrarlayalım: Edirne’den Çin sınırına kadar Türk Kürt Halk Cumhuriyeti diyoruz, Sosyalist bir Cumhuriyet diyoruz.

(Alkışlar…)

Kürt Sorunu’nun Leninist bir tarzda ve Leninist devrimci teori doğrultusunda biricik çözümü budur. Halkların kardeşliğine dayanan biricik çözümü budur. PKK’nin, HDP’nin, YPG’nin izlediği hat, karşıdevrimci bir hattır. O; Kürt Halkının çıkarına bir hat değildir. ABD Emperyalistlerinin piyonudur, maşasıdır ve karşılıklı olarak hem Obama’nın, hem Kandil’in açıkça itiraf ettiği gibi bunlar dünyanın başhaydut emperyalist devletinin Ortadoğu’daki yerli işbirlikçileridir ve yerel güçleridir. Burada ne devrimcilik var, ne demokratlık var, ne Kürt Halkına özgürlük var. Esaretten ve Kürt Halkını; mazlum ezilen, sömürülen Kürt Halkını ABD Emperyalistlerinin yedeğine alarak onların petrol bekçisi durumuna getirmek isteyen bir anlayış var burada. Bunu teşhir ediyoruz ve buna şiddetle karşıyız. Biz Kürt işçilerinin, yoksul Kürt köylülerinin namuslu Kürt esnaflarının ve aydınlarının çıkarlarını savunuyoruz. Yoksa Kürt feodallerinin, Kürt burjuvalarının değil.  Onlar elbette Amerika diyeceklerdir, Avrupa Birliği diyeceklerdir.

Ama biz devrim diyeceğiz, biz Marksizm-Leninizm diyeceğiz, biz sosyalist ve devrimci çözüm diyeceğiz, yoldaşlar.

Önümüzde hiç kimse duramaz, engel olamaz, hızla gelişeceğiz ve mutlaka zafere ulaşacağız.

Halkız Haklıyız, Yeneceğiz!

(Alkışlar…) 

1 Mayıs 2016 Değerlendirmesi 2

Gürdal Çıngı Yoldaş:

Evet, Hoca’ma bir kez daha söz vereceğim ve Hoca’mdan bir de ricada bulunacağım, dolayısıyla kapanış konuşması için ben tekrar söz almayacağım, Hocam tamamını toparlayacak, yoldaşlar. 

Nurullah Ankut Yoldaş:

Saygıdeğer Yoldaşlar,

Aslında yorgunuz, sizler de çok yorgunsunuz o bakımdan sizi yormamak için sözümü hep kısa tutmak istedim ve öyle de istiyorum. Tabiî bu eylem yoldaşlarımızın bu kadar beğenisini topladı. Buna sebep şu yoldaşlar:

Bir, İhanet solu helvacı kabağı gibi apaçık bir şekilde Bakırköy Pazarı’nda ortaya koydu kendini. O görüldü yani. İşin sahtesi görüldü, arkadaşlar.

İki, Gerçek Devrimci olan hareketimiz ise (muhakkak ki hiçbir eylem mükemmel, tam değildir ama)  mükemmele en yakın şekilde bugünkü 1 Mayıs eylemimizi, mücadele günümüzü ve bayramımızı hem teorik alanda planladı hem de aynı başarılılıkta pratiğe uyguladı.

Bugünkü eylemin yoldaşlarımızın gönlünü bu kadar fethetmesinin sebebi bu oldu. Şu anda da düşündüğümüz zaman; şurada hata mı yaptık diyebileceğimiz hiçbir bölüm, hiçbir aşama aklımıza gelmiyor. Ondan bu kadar hoşumuza gitti, yoldaşlar.

Bu bakımdan tüm yoldaşlarımızı kutlarım. Biz sadece özel işlerimiz için teşekkür ederiz. Devrimci görevler yapan yoldaşlarımıza teşekkür etmeyiz. Sadece kutlarız, takdirlerimizi bildiririz. Çünkü devrim yapmak zaten devrimcinin asli görevidir. Devrimci görev yapmak her devrimcinin vazgeçilmez görevidir. O bakımdan tüm yoldaşlarımızı kutlarız, en içten sevgi ve duygularımızla kutlarız.

Daha önceki yıllarda da söylemiştim, iki yıl özgür bir şekilde kutladık anavatanımızda 1 Mayıs’ımızı. O da hareketimizin bir başarısıydı ve hareketimizin bir yoldaşı olan ve yoldaşları olan Nakliyat-İş’li Yoldaşların DİSK içindeki mücadelelerinin sonucu olan bir başarıydı. Ama elbirliğiyle o kadar alçakça, namussuzca hilelerle ve utanmazlıklarla saldırdılar ki bize ve DİSK içinde Nakliyat-İş’e, Ali Başkan’a… Burada da başı HDP çekti, onun yayın organı Özgür Gündem çekti. Ve HDP’nin şu an Meclise soktuğu milletvekilleri çekti. Açık hedef gösterdiler Nakliyat-İş’i ve Ali Başkan’ı isim vererek. Onların adlarını anmaya bile tenezzül etmiyorum çünkü onların adını anan ağzını kirlendirmiş olur. O kadar aşağılık insanlar bunlar. Ve elbirliğiyle HDP’sinden CHP’sine varıncaya kadar, bütün Sevrci Soytarı Sola varıncaya kadar bize karşı bayrak açtılar; Ali Başkan’ın, Nakliyat-İş’li yoldaşlarımızın DİSK içinde yönetimde söz sahibi olmasını, yönetici konumda olmasını engellediler. Bunun sonucu olarak bataklığa gittiler.

Eğer Ali Başkan DİSK Genel Sekreteri ya da Genel Başkanı olsaydı asla DİSK oraya gitmezdi ve Taksim’i özgürce kutlardık biz. 1 Mayıs’ı kutlardık Taksim’de. Geçen özgürleştirmemiz de bizim başarımızdı.

Şu an eğer o alanı özgürce dolduramıyorsak, sloganlarımızı haykıramıyorsak o da bütün bu ihanet solunun, ihanet cephesinin bize karşı yürüttüğü mücadeleden ve taarruzdan kaynaklanır, arkadaşlar. Düşmanın da kalitelisi, kalitesizi olur. Bir insan, bir düşman ne ise o olur. Ona o kadar kızmayız. Ama ikili oynayan, bizi sırtımızdan vuran, dost görünüp arkamızdan bizi hançerleyen düşman en aşağılık düşmandır. İşte bunlar öyle…

Şu anki sarı DİSK’in başkanı Kani Beko, Ali Başkan’la görüştükleri zaman; “Ya siz çok haklısınız.”, diyor ama öbür tarafa gidiyorlar; HDP’yle Amerikancı çizgide, bütün Sevrci Soytarı Sahte Solla beraber platformlar kuruyorlar, toplantılar yapıyorlar, bildiriler yayınlıyorlar ve bugünkü ihanet çetesiyle beraber imza atıyorlar, arkadaşlar.

Yine hep söylediğimiz gibi PKK’nin, Amerikancı PKK’nin ve HDP’nin Türkiye soluna çok büyük zararı olmuştur. Ellerini değdikleri her yeri karalamışlar ve çürütmüşlerdir. KESK’i KESK olmaktan çıkardılar, DİSK’i DİSK olmaktan çıkardılar, Tabipler Birliği’ni meslek örgütü olmaktan çıkardılar, Mühendis Odalarını meslek örgütü olmaktan çıkardılar. Hepsini Amerikancı burjuva Kürt hareketinin uydusu, sivil örgütleri haline getirdiler. Böyle olunca bunların ne 1 Mayıs diye bir dertleri var, ne devrim diye bir dertleri var, ne demokrasi diye bir dertleri var, ne laiklik diye bir dertleri var. Biricik dertleri, bir an önce Ortadoğu’da Amerika’ya ikinci bir petrol bekçisi olmak. Başka hiçbir dertleri yok.

Adları demokrat değil mi?

Halkların Demokratik Partisi.

Neyin demokratı, neyin özgürlüğünü savunuyor bunlar?

Amerika’nın uyduluğunu yaparak demokrat olunur mu, arkadaşlar?

Ortaçağcıları, Şeriatçıları milletvekili yapıp Meclise sokarak demokrat olunur mu?

Altan Tan’ın, Hüda Kaya’nın IŞİD’ci yöneticilerden, Bağdadi’den ne farkları var?

İdeolojik olarak hiçbir farkları yok.

Şeyh Said’den ne farkları var?

Kürt illerindeki ellerini öptükleri mollalardan, şeyhlerden ne farkları var?

Farkları yok, arkadaşlar. Laiklik diye de bir dertleri yok. İşte yine Amerika’dalar. Obama’nın yardımcılarından CIA’nın düşünce kuruluşlarına kadar her yerden yeni programlar, yeni güncel yol haritaları alacaklar ellerine, o doğrultuda işler yapacaklar.

O bakımdan biz bugün Bakırköy’de yer alanların tamamına karşıdevrim cephesinin güçleri diyoruz.

Bu açık, net, hiçbir abartı yok burada.

Devrim cephesini oluşturanlar ise Taksim için savaşanlardır. Devrim cephesinin güçleridir onlar ve biziz onun önderi, başka yok. Bunları hep söylüyoruz ve olaylar hep doğruluyor bizi.

Bakın 2007’den bu yana CIA tüm laiklerin, antiemperyalistlerin, Birinci Kuvayimilliye ruhuna sahip olan güçlerin varlığını ve etkisini yok etmek için sahte “Ergenekon Davası Operasyonu” yürüttü değil mi?

Bugün o operasyonu yürüten yerli iki cepheden biri Pensilvanyalı iblis’in, Fethullah’ın cephesidir, öbürü AKP’giller’in cephesidir. Bunlar bu işin fiyasko olduğunu, bir kumpas olduğunu artık itiraf ediyorlar değil mi?

Ama HDP’lilere sorsanız bunlar devam ettiriyorlar. Hâlâ “Ergenekon Terör Örgütü” diyorlar. Gündem’in yazarları hâlâ onu yazıyor. Ahmet Türk’ten bilmem kime kadar HDP milletvekilleri aynı şeyi söylüyorlar, savunuyorlar. Yani iflah olmaz bunlar. Gerçeklikle, doğruyla, demokratlıkla bir ilgileri yok bunların. Amerika ne söylerse, ne derse, ellerine nasıl pusula verirse onu uygularlar.

O bakımdan bizim dışımızda gerçek anlamda devrimci hareket ve sol kalmamıştır. Nasıl 1920’den bu yana Usta’mızın varlığında sadece Usta’mızın bayrağının altında savaşanlar varsa, Usta’mız bedence aramızdan ayrıldıktan sonra da ondan bayrağı devir alıp o hatta savaşı yürütenler var. Başka bir devrimci hat, devrimci grup, devrimci yol yok. İşte o yüzden o kadar doğru ki hattımız içtenlikli olmak ve alınteriyle geçim sağlamak kaydıyla kime anlatırsak hemen benimseyiveriyor, hemen sempati duyuveriyor. Bütün mesele daha aktif, daha kararlı mücadele etmemizdir.

Tabiî avantajımız şu eskiye oranla:

Bugün artık gördüğümüz gibi, arkadaşların da aktardığı gibi bizi biliyorlar. Varlığımızı, mücadele hattımızı, çizgimizi küçükburjuva aydınlar biliyor. Halkımızdan da bazı kesimler biliyor. Ama çok azı biliyor. Parababaları medyası abluka uyguladığı için bilinmez durumdayız, görünmez durumdayız. Ama çok iyi biliyorlar onlar da işte bunu yıkacağız. Bunda da günbegün dev adımlarla ilerliyoruz, yoldaşlar.

Sizleri daha fazla yormak istemiyorum aslında. Gerçi en yaşlınız herhâlde şu anda benim. Gece, yoldaşlarıma da söylediğim gibi, dörde çeyrek kala ışığı söndürdüm. Altı buçuk civarında da uyandım. Ama şu saate kadar en ufak ne yorgunluk hissettim ne de uyku hali hissettim.

Niye?

Günler öncesinden çünkü biz bu eylemi yaşamaya başladık. Canımızla, ruhumuzla, bütün varlığımızla bunu yaşamaya başladık. Önemi ve sorumluluğuyla yaşamaya başladık. Bu sıradan sorumluluklar değil tabiî. Sağ olun, kıdemimizden dolayı bizi Genel Başkan seçtiniz ama onun sorumluluğunu taşıyamayacağımı anladığım anda, bir dakika bile bu görevde kalmam. İşte o sorumluluğun hakkını vermek için böyle bir eylemde, böyle yüzlerce arkadaşın emeğinin gerçek anlamda layık olduğu etkiyi ve gücü ortaya koyabilmesi için gerekli olan teorik hazırlığın, planlamanın yapılmasını sağlamak için günlerce, gece-gündüz düşünmek, çalışmak, yoldaşlarımızla birlikte beraber tabiî, her gün bir haftadır Mustafa Yoldaş’la beraber geliyoruz, diğer Başkanlık Kurulu üyelerimiz ve MK üyelerimizle birlikte düşünüyoruz, konuşuyoruz, tartışıyoruz. Çünkü planlamada yapılan bir hata, onlarca-yüzlerce arkadaşın emeğinin, hakkının ortaya çıkmamasına yol açabilir. İşte o çok büyük bir sorumluluk. O sorumluluğu biz sürekli Önderimiz gibi duymayı öğrendik, bunun hakkını vermeyi öğrendik.

Bu harekette hiç kimse arkadan konuşmaz. Hiç kimse verdiği sözü inkâr etmez. Hiç kimse ağzından çıkan bir düşünceyi; unuttum, hatırlamıyorum diyerek savsaklayıp geçiştirmek istemez. Hiç kimse başkası aleyhinde uğraşmaz. Dost hakkında olsun, düşman hakkında olsun ne düşünüyorsak apaçık ortaya koyarız biz. Devrimcilik bunu gerektirir, arkadaşlar. Öyle yapmazsak devrimci olamayız.

Her şeyden önce yüce bir ahlâki değere, erdemler sistemine sahip olmamız gerekir Önderimiz gibi, bütün devrimci önderler gibi. Ona sahip olamazsak zaten devrimci olamayız ki. Devrimcilik en yüce insani kalitenin üzerine inşa edilebilir ancak. Eğer o kalite yoksa, zayıflarsa, o ülkeyi Lenin bile kurmuş olsa, o sistem göçer, ve mutlaka göçer, çürür.

Devrimciliğe adım attığım yıllardan bu yana ömrümde en çok saygı duyduğum önderler; Küba’nın yiğit önderleri Che, Fidel, Raul.

Ama tanık olduğunuz gibi; çok açık, net ve kesin eleştiriyi onlar hakkında da yaptık. Ve yoldaşlarımız burada; Sait Yoldaş, Adnan Yoldaş, Metin Yoldaş. Küba Büyükelçisine iki saat mi yoldaşlar?..

Savundular, anlattılar bu eleştirimizi. Ve “biz sosyalizmden vazgeçmeyeceğiz”, dışında hiçbir gerekçe getiremediler. Ve biz bunu sadece size anlatmakla yetinmek istemiyoruz. Küba Komünist Partisi Merkez Komitesi’ne de, Küba’nın şu anda içine sürüklendiği bu vahim yoldan dönmenin ne kadar devrimci bir zaruret arz ettiğini göstermek istiyoruz. Ve ayrıca Fidel’e de, Küba’nın sürüklendiği bu yanlışı hatırlatmak, işaret etmek istiyoruz, dedik ve onların da e-posta adreslerini büyükelçilik aldı, bize verdi.

İlhami Yoldaş eleştirimizi İngilizceye çevirdi. Tabiî siyasi içerikli bir metni İngilizceye çevirmek kolay değil. İlhami Yoldaş, bir eleştiri olduğu için en ufak bir yanlış anlamaya yol açmasın diye, uzun bir uğraş sonunda İngilizceye çevirdi. Hem Küba Komünist Partisi’nin Merkez Komitesi’ne hem de Fidel’e gönderdik. Çünkü şunu da görüyor, biliyoruz ki eğer Küba bu yoldan dönmezse, caymazsa Küba’nın da varacağı son durak; Sovyetler Birliği, Avrupa Sosyalist ülkeleri ve Çin’in vardığı duraktır. Çünkü devrimci teori bunu gösteriyor, bunu işaret ediyor.

Gördük mü bunu söylemek durumundayız. Yoksa yoldaşlar bize alınır mı, darılır mı dersek, bu devrimcilik olmaz ki… Onlara kötülük yapmış oluruz ve uluslararası komünist harekete kötülük yapmış oluruz. Küba da bizim vatanımız. Çünkü uluslararası bir harekettir İşçi Sınıfı hareketi. Orada sosyalizmin kalesinin yıkılması bizim de bir kalemizin yıkılması anlamına gelir. Kübalı yoldaşlar kadar, Küba Halkı kadar bizi de yaralar, bizi de üzer, bizi de vurur. O bakımdan aslında bu yaptığımız Küba’daki sosyalist iktidarı korumak içindir. Yani bizim her şeyimiz açık, yoldaşlar.

Ve yine önderimizden öğrendiğimiz gibi, en kıdemsiz yoldaşımızla biz aynıyız, aramızda hiçbir fark yok kıdem farkının dışında. Ne onlarla konuşurken elimizi belimize atarız böyle, ne elimizi arkaya bağlarız, ne elimizi cebimize sokarız. Halkımızla konuşurken, yoldaşlarımızla konuşurken elimiz önümüzdedir, içtenliği ve saygıyı gösteririz. En genç yoldaşımızın karşısında bile babamızın, atamızın, dedemizin karşısında nasıl durursak öyle durur, öyle konuşuruz. Bu da alçakgönüllülüktür. Devrimci alçakgönüllü olur. Konuşmasıyla, sözüyle, davranışıyla her şeyiyle… Kılığıyla, kıyafetiyle, şekliyle… Çünkü insanız, insanlıktan başka gösterecek hiçbir şeyimiz yok, kalacak hiçbir mirasımız da yok. Önemli olan gerçek anlamda insan olabilmek. Yoksa bir gün gittik mi… İşte artık ömrümüzün son anlarına geldik, toprak olacağız. O bakımdan kimsenin kasılmasına, büyüklenmesine gerek yok. Boş şeyler bunlar.

Türkiye’nin en büyük Parababası Mustafa Koç vardı değil mi?

Ölmeden bir gün önce de Tayyip’le görüşmüş kaçak Saray’da değil mi?

Evet.

İşçilere Koç Holding çalışanlarına nasıl hakaret ediyordu, saygısızlıklar yapıyordu, Ali Başkan anlattı. İnsanın midesi bulanır. Bizim de Arçelik’te direnişimiz vardı o zaman. Ama bizim direnişçi işçilerimize hakaret etmeye cesaret edemezdi. Öyle bir şeye kalkışsa neyle karşılaşacağını biliyordu çünkü.

Ne oldu akıbeti?

O da öldü, toprak oldu.

Onlar tabiî insanlığın kanserleşmiş unsurları. Bizim tam tersine, sadece gerçek insan, gerçek devrimci olmaya özenmemiz gerekir. Gerçek insanın her şeyden önce en vazgeçilmez özelliklerinden biri de alçak gönüllülüktür. Bunu da bu vesileyle belirtmiş olalım.

Sizleri daha fazla yormak istemiyorum, yoldaşlar.

Gelecek mutlaka bizlerin, halkların, devrim için uğraşanların olacak, savaşanların olacak hani şairimizin de dediği gibi:

Bu zulümler, bu sömürüler, bu namussuzluklar, bu alçaklıklar bitecek. Bu kan da bitecek. İnsanlar gül, gülistan içinde özgürce yaşayacaklar ve yarınlara ne kalacak?

Bir o güzel yarınlar için fedakârca, yiğitçe mücadele ederek düşenler kalacak.

Bir de o yarınları kurmak için savaşanlar kalacak.

Saraylar saltanatlar çöker

kan susar bir gün

zulüm biter.

Menekşeler de açılır üstümüzde

Leylaklar da güler.

bugünlerden geriye,

bir yarına gidenler kalır

bir de yarınlar için direnenler

Adnan Yücel

(Alkışlar…)