Tayyip Diktatörlüğü: Sona Doğru!

01.09.2015
A+
A-

 

Gezi Direnişi’miz ilk müjdeydi, Tayyip Diktatörlüğü’nün sona yaklaştığının habercisi oldu. Gezi sayesinde Tayyipgil’in ittifakları bozuldu. Batı desteğini azalttı. İçeride ise Fetogil ile ayrı düştüler, 17 – 25 Aralık derken, bu günlere geldik.

Bu süreçte Tayyip’in korkusu had safhaya vardı. Artık koltuktan düştüğü an yargılanacağını ya da kaçmak zorunda olduğunu biliyor. Bu yüzden, ne pahasına olursa olsun, devlet gücünü elinde tutmak amacında. Bu yüzden seçim öncesi Başkanlık Modeli diye tutturdu. Bu yüzden seçim arifesinde Davidson’dan daha hırslı propaganda yaptı.

Ama işte seçim sonuçları ortada. İktidar ellerinden kayıyor. Ekonomi de batakta. Sadece bu yılki devalüasyon ortada. Societe Generale adlı yatırım bankasına göre 1 dolar 3.20 TL’ye doğru gidecek. Hatta 1 dolar 3.50 TL’yi bulabilir, deniyor (Güngör Uras, Milliyet, 24 Ağustos 2015).  Bu nedenlerden, Tayyipgil vatan hainliğinde ortağı olan Davidson’u başbakan yapmasına rağmen huzursuz. Çünkü hainliğinin farkında. Ve “hain korkak olur!” Bu anlamda halka karşı baskıyı gittikçe artırması ve yeni oyun arayışlarına girmesi doğaldır.

Haziran seçimleri sonrasında Tayyip kara kara düşünürken, onu rahatlatan, meclis başkanlığı yemini yutan Baykal oldu. AKP meclis başkanlığını alınca Tayyip nispeten rahatladı. Muhalefetin beceriksizliği ve basiretsizliği, hükümet kurarız – kurmayız, Saray’a çıkarız – çıkmayız çelişkileri ise Tayyip’i daha da güçlendirdi. Ve böylece erken seçim yoluna girildi. Burada Tayyip’in parlamento dışında yürüttüğü birbirine bağlı iç ve dış oyunlar da önemliydi.

İç oyun, Tayyip’in PKK ve Apo ile onca düşüp kalkmasına rağmen, hiç bunlar olmamış gibi PKK üzerine gidişi oldu. Böylece sahte “Çözüm Süreci” sonlandı. Bununla ilişkili dış oyun, Tayyip’in emperyalizme üsleri açması oldu. Güya IŞİD vurulacaktı. Ne için? IŞİD’in Kürdistan’ı kurması için.

Şimdi Türkiye’nin koalisyon güçleri ile birlikte IŞİD’i havadan vurduğunu öğreniyoruz (29 Ağustos). Amaç, şu anda IŞİD’in elinde olan Musul’u geri alıp Barzani’ye teslim etmek. Böylece Barzani gene kahraman olacak, çekim gücü artacak, Amerikan Emperyalizmi de kurtarıcı olacak. Ayrıca, Amerikalılar, IŞİD ile mücadelenin en az 20 yıl devam edebileceğini belirtiyorlar.

Durum Çekiç Güç ve 1 Mart Tezkeresi’nde kabul edilen şartlardan daha vahim. Bu durumda, Türkiye ve ABD arasındaki anlaşmayı tam bilmesek de, Amerikan güçleri Türkiye toprağında potansiyel olarak bu kadar kalabilir. Tabiî o zamana kadar Türkiye parçalanmazsa…

Tayyip’in PKK’ya saldırısı emperyalizmin oyununa, Emperyalist uşağı bir “Özgür Kürdistan” kurma planına karşı mı?

Değil.

Çünkü, hep dediğimiz gibi emperyalizmin has adamı Barzani’dir. Barzani’nin rahatlatılması birincil görevdir emperyalizm için. Kaldı ki, PKK silahlı güçlerinin önemli bir kesiminin PYD ile birlikte savaştığı biliniyor. Türkiye Koalisyon Güçleri ile birlikte IŞİD’i bombalıyor, böylece sadece Barzani’yi değil, PYD’yi de rahatlatıyor. Bir diğer nokta ise, yurt içindeki çatışmalar. Emperyalizm için it de ölse kârdan, kurt da ölse kârdandır. Ortalık ne kadar kızışırsa, ne kadar çok kan dökülürse o kadar iyi! Halklar arasında kin büyür, bin yıllık bir arada yaşamanın getirdiği bağlar da çözülür. Devletin kentlerde Özel Harekat aracılığıyla uyguladığı haksız uygulamalar olsun, PKK militanlarının savaş denemeyecek sinsi saldırıları olsun, MHP’nin ve MHP’ye yakın gerici güçlerin linç girişimleri olsun Türk ve Kürt halkları arasındaki bağları koparıyor. Emperyalizm bu ayrışmayı neden istemesin?

Bütün bu oyunlara rağmen Tayyip’in işi zor… Aslında önünde imkan da vardı. Gerek yerli, gerekse yabancı Parababaları, emperyalizmin Kürt oyununun hayata geçirilmesi bakımından AKP-CHP koalisyonuna yönlendirdiler. Kapıyı ilk Bahçeli açtı. Biz yokuz, AKP ile CHP kursun dedi. Bu ilginçtir. Kritik tüm dönemeçlerde emperyalizmin kulağına fısıldamasıyla davranan Bahçeli, Tayyipgil’i rahatlatan en önemli eleman oldu: 3 Kasım 2002 seçimleri, Gül’ün Cumhurbaşkanlığı, türban desteği, 4+4+4 desteği, en son meclis başkanlığı seçimi gibi… Bu bakımdan Haziran seçimlerinin hemen arkasından Bahçeli’nin AKP-CHP hükümet olsun çıkışı önemlidir. Bu koalisyon Kürt sorununa Amerikancı çözüm için idealdi. Bu yüzden emperyalizmin öncelikli isteğiydi. Böylece emperyalist çözüme doğru daha gürültüsüz yol alınabilecekti.

Pekiyi Uşak Tayyipgil neden bu emperyalist planına olur vermedi?

Korkusundan ve hırsından. Tayyipgil azıcık bir zafiyet durumunda bile başına hem ulusal düzeyde (17 ve 25 Aralık, vatan hainliği gibi), hem de uluslararası düzeyde (savaş suçu işlemek, TIR’lar ile dinci gerici yobazlara silah yardımı, provokasyonlar gibi) neler gelebileceğini kestiriyor.

Diğer bir etken ise, kuşkusuz, muhalefetin şaşkınlığı, beceriksizliği… O muhalefet ki, Tayyip’in Sivil Darbesi’ne bile neredeyse ses çıkarmadı. Malum, Tayyip, yönetim biçimi fiilen değişmiştir, şimdi yasal değişikliğin buna göre düzenlenmesi gerekmektedir anlamına gelen sözler etti. Bu hukuksuzluktur, fiilen diktatörlüktür. Ne yazık ki, koca koca partiler Tayyip’in bu iri lafını (gafını da diyebiliriz) yuttular. Bir iki cılız mızıldanma dışında muhalefetin sesi çıkmadı. Karşısında böyle bir muhalefet varken Tayyip neden yeni bir seçim arayışına gitmesin ki?

Kasım seçiminde HDP gene Tayyip’ten kurtuluş yolu olarak gösterilecek. HDP gene Sevrci Solu arkasından sürükleyecek. İyi niyetli halk kesimleri de medya desteği sayesinde bu yemi yutacaktır. Oyları HDP’ye vermek ve böylece HDP’nin oyunu artırmak, Tayyip’i sarsıyor gibi görünse de, özünde Kürt Sorunu’na emperyalist çözüm bakımından emperyalizmi ve Tayyip’i en çok rahatlatacak yoldur. Kürt ve Türk halklarının bölünmesinin legalize edilmesi için en büyük adımdır. HDP’nin şuanki tavrı, AKP hükümetine kişiliksizce bakan verişi de, seçim sonrasında ne yapacağının göstergesidir: Emperyalizm Figüranlığı! Sözde “Türkiye Partisi” çıkışı bir yutturmacadır. Apo’nun, bu yılın Mart ayı başında dedikleri ortadadır. Tayyip’i biz ayakta tuttuk, biz destekledik. Gene destekleriz. Yeter ki uzlaşalım. Tayyip’in başkanlığını da destekleriz, anlamına gelen sözler aklımızda…

Tayyip’in ülkeyi seçime sürüklemesi ise bir kumardır. Devlet gücü ve baskısıyla, seçim tarihini tatile getirerek, devletin tüm imkanlarını kullanarak, ortalığı karıştırıp “istikrar bozuldu” propagandasıyla durumu kurtarma çabasında, Tayyip. Ancak, Gezi’den bu yana inişe geçmiştir. Daha da toparlaması zordur. Ne var ki, seçim tek başına Tayyip’i uzaklaştırmak için yeterli olmayacaktır. Çünkü parlamentoya girebilecek partiler bellidir: AKP’leştirilmiş bir CHP, kontrgerilla partisi MHP ve Amerikancı HDP. Bu muhalefetten ne beklenebilir ki?

Geçenlerde Sözcü’de Bekir Coşkun, “Adres Gezi Ruhu” başlıklı yazısında muhalefete çözüm yolunu gösterdi:

“…Ben vereyim adresi:
Taksim’e çık Kemal Bey…
Elli adım sağda bir park var…
Git “Gezi Parkı ruhunu” bul…
Karanfillerin TOMA’lara meydan okuduğu, şarkıların biber gazlarına karşı çıktığı, durmanın koşmaktan daha çok anlam kazandığı azmin, yüreğin olduğu yer…
Ülkemizin uğradığı karanlık istilanın ilk çarptığı kayadır orası…
Yedi seçim kaybetmiş senin basiretsizler takımına benzemez oradakiler…
Türkiye’yi geri almanın adresidir;
Gezi ruhu…

Yoksa hiçbir zaman kurtulamazsın bundan…
Dilimiz kurudu:
Diktatörler seçimle gelir ama asla seçimle gitmez…”
(Sözcü,  27 Ağustos 2015).

Eksiklik buradadır. Muhalefetin yıllardan beri yapamadığı budur. Tayyip’i ölümü görmüşçesine korkutan da budur. Kitlesel karşı çıkış!

Ancak çok iyi biliyoruz: Politik olarak ne CHP’de, ne MHP’de, ne de HDP’de gezi ruhu vardır. (Tabii, CHP’deki bireysel iyi niyetli çıkışları bir tarafa koyarak bu damgayı vuruyoruz.)

Evet… Yazımıza Gezi ile başladık, Gezi ile bitirelim: Çözüm Gezi Ruhu’dur!