Tayyip Diktatörlüğü Tarımı da bitirdi!

10.04.2022
A+
A-

Hüseyin Ali

Ethem Sancak, Tayyip’e âşık olduğunu ilan eden iş adamı, bizim hep söyleyegeldiğimiz bir gerçeği itiraf etti. Açıktan AKP’yi Amerika iktidar etti, dedi.  “Amerika’nın desteğiyle iktidara geldik”, dedi. Tayyip’in Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) Eşbaşkanı olduğunu da vurgulayarak.

Peki neden iktidara getirdi AKP’yi Amerikan Emperyalizmi?

BOP’u hayata geçirmek, Türkiye’yi zayıflatmak, bitirmek, köleleştirmek ve bölmek için. Bunların hepsi bir bütünün parçaları…

Emperyalizmin bu amacının gerçekleşmesinde en önemli unsur, ülkenin üretim gücünün yok edilmesidir. Maddi altyapı çökertilirse üstyapı kurumları, eğitim, kültür, hukuk, sağlık, spor, çevre bilinci vb. daha kolay imha edilir.

Bunu yaptılar… Yirmi yılda, adım adım, hem altyapıyı hem üstyapıyı çökerttiler.

Türkiye’nin üretim gücünün önemli bir kesimini tarımsal üretim oluşturuyordu. Hep söylendiği gibi, Türkiye tarımsal üretim bakımından kendi kendine yeten bir ülkeydi.

Zaten emperyalistler de önceleri bize; “Siz sanayileşip ne yapacaksınız, tarım ürünleriniz ve doğal kaynaklarınızı bize satın, size yeter”, diyorlardı.

İkinci Emperyalist Savaş sonrasında kapitalist üretim ilişkileri büyük emperyalist ülkelerin tarımsal üretiminde de büyük artış sağladı. Emperyalistler bu kez sanayi ürünlerinin yanı sıra ellerindeki aşırı tarım ürünlerini de geri ülkelere kakalamaya başladılar. Ve bizlere; “şunu şu kadar ek, bunu ekme”, diyerek kotalar koydular, komutlar verdiler.

Tayyip iktidarı bu komutlara bire bir uydu. Sonuçta, tarımsal üretimde kendi kendine yeten ülkemiz, bırakalım buğdayı, ayçiçek yağını, eti, samanı bile ithal eder oldu.

Pandemi ve Ukrayna-Rusya Savaşı, tarımın ne kadar önemli olduğunu kanıtladı. Türkiye’nin üretim gücü AKP tarafından bitirildiğinden ve hazine de tamtakır kaldığından, Türkiye savaşan ülkelerin, Ukrayna ve Rusya’nın bile gerisine düştü. Tayyip, Putin’den ayçiçek yağı dilenmek zorunda kaldı.

Kapitalist üretimde genel olarak sanayileştikçe tarım ürünlerinin fiyatları geriler. Ama öte yandan üretim maliyetleri artar. Toprak rantı da bu durumu pekiştirir. Adil bir toprak bölüşümünün olmayışı köylü yığınlarını zora sokar. Sanayi girdileri (gübre, mazot, tarım ilaçları) fiyatlarında artış ve toprak rantı tarımsal ürünlerin üretim maliyetlerini artırır. Durum hayvancılık için de aynıdır.

AKP iktidarının tarımı bitirmede kullandığı bir silahı da ithalat yaparak çarkı çevirmesidir. Çiftçiden ucuza almaya çabalar, dışarıdan ise daha yüksek fiyatla ithalat yapar. Bu durum üreticinin üretim gücünü kırar. Aslında dışarıdan da ucuza alır ama pahalı göstererek vurgununu vurur. Çifte vurgun! Tefeci-Bezirgân Sermaye bu işleri iyi bilir, becerir.

Toprak Mahsulleri Ofisi’nin (TMO) yeni yayımlanan raporu bu gerçeği açığa vuruyor. Sözcü Gazetesi’nde yayımlanan habere göre, TMO 16 yıl önce ürünleri Türkiye üretmenlerinden alırken, şimdi ithalat ön planda:

“2006-2020 yıllarını kapsayan faaliyet raporlarındaki verilere göre TMO, 2006 yılında tarımsal ürün alımlarının yüzde 99.9’unu yurtiçindeki çiftçiden yapıyordu. Ancak 2020 yılına gelindiğinde durum tersine döndü, TMO’nun çiftçiden aldığı ürün oranı yüzde 19’a düştü. Buna karşılık 2006’da yüzde 0.1 olan ithal tarımsal ürün alımı 2020’de yüzde 81’e fırladı. TMO, 2005 yılında çiftçiden 4.3 milyon ton, 2006 yılında da 1.2 milyon ton buğday aldı. Ancak 2020’de çiftçiden aldığı buğday 384 bin tona kadar düştü. Buna karşılık TMO’nun 2020’de ithal ettiği buğday miktarı iç alımın yaklaşık 10 katına ulaşarak 3.7 milyon tona çıktı. Bu seyir arpa dahil birçok üründe yaşandı.” (Sözcü Gazatesi, 2 Nisan 2022)

İşte bütün bunlar, ülkede tarımın cazibesini yitirmesiyle sonuçlanır. Köyden kente göçün başlıca nedenlerinden birisi budur.

Sanayileşmiş kapitalist ülkeler, burjuva devrimleri sırasında toprak sorununu büyük ölçüde hallettiklerinden, tarımdaki bu gerileme geri ülkelerdeki kadar acı yaşanmaz. Zaten emperyalist kapitalist devlet tarımın stratejik önemini de bildiğinden tarıma önem verir, girdi fiyatlarının çiftçiye daha ucuz verilmesini sağlar, ürün fiyatlarını da yüksek tutmaya çalışır, sübvanse eder. Ama buna rağmen emperyalist kapitalist ülkelerde bile çiftçi huzurlu değildir. Zaman zaman çiftçi gösterileri, direnişleri olur.

Geri ülkelerde ise toprak devrimi yapılamadığından, derebeyliğe dayanan üretim ilişkileri, toprak ağalığı ve Tefeci-Bezirgân Sermaye köylüyü bitirir.

Bu sistem tarafından köylü için kırk katır mı, kırk satır mı ikilemi dayatılır. Ya topraksız köylüyse ağaya ırgatlık edecek, boğaz tokluğuna çalışacak, toprağı varsa Tefeci-Bezirgân Sermayeye teslim olacak, yüksek faiz ve girdi fiyatlarıyla üretime devam edecek, ya da tası tarağı toplayıp toprağını terk edecektir.

Cumhuriyet’in kurucuları bu açmazı görmüş ve modern tarım işletmeleri kurma çabasına girmişler, sonuçsuz kalan toprak reformu girişimlerinde bulunmuşlardır. Ama bugün sayıları 40’a yaklaşan Devlet Üretme Çiftliklerinin öncüsü, Gazi Orman Çiftliği’ni kuran Mustafa Kemal Atatürk’tür. Arkasından başka üretme çiftlikleri de gelmiştir.

AKP Diktatörlüğü ise başta Atatürk Orman Çiftliği olmak üzere devlet üretme çiftliklerini bitirmek için elinden geleni yapmaktadır.

Atatürk Orman Çiftliği’nin arazilerini yağmalayarak kuşa çevirmiştir. Kaçak Saray yapmıştır. Hatta bir de bağrına, şu anda inşaatı devam etmekte olan ABD Büyükelçiliği’ni bir hançer gibi sokmuştur.

Diğer üretme çiftlikleri ise önce işlemez hale getirilmekte, sonra “özelleştirilmekte”dir. Bugün 37 Devlet Üretme Çiftliğinin 20’si özel sektördedir.

AKP Diktatörlüğü bir yandan da tarım arazilerini betonlaştırmaktadır. Ya imara açmakta ya da sanayi tesisleri kuruyorum, diyerek verimli tarım arazilerini yok etmektedir. Bunun en iyi örneğini Cargill olayıyla yaşadık.

Cargill, adı dünya halklarına nişasta bazlı şeker kakalamakla ünlü bir Amerikan gıda tekeli. Türkiye’de de var tabiî…

AKP’nin Cargill oyununu Kurtuluş Yolu’nda yayımlanan eski bir yazımızdan aktaralım:

“Cargill, Bursa Orhangazi’de, yasal engele rağmen, “birinci sınıf tarım arazisinde” mısır şurubu üreten bir işletme kurmuştu. Oysa birinci sınıf tarım arazisinde fabrika kurmak yasal değildi. Bu konuda Cargill’in kaybettiği 4 dava ve Danıştay tarafından iptal edilen izin ve ruhsat kararları vardı. Malum Kişi vatan hainliği konusunda icazet ve destek için 2004 yılı mayıs ayında ABD’ye gittiğinde ABD Başkanı Bush, kendisine “Cargill’in önünün açılması için gerekli yasal değişikliklerin yapılması”nı emretmişti.

“Emir demiri keser!.. Hemen yerine getirildi. Haziran ayında Meclise getirilen yasa taslağında “Cargill’in hukuk dışı işgal ettiği birinci sınıf tarım alanı “özel endüstri bölgesi” yapılıverdi. Cargill böylece rahatlatıldı.” (Şeker ve Şeker Fabrikaları Hakkında, Kurtuluş Yolu, Sayı 122, Nisan 2018)

AKP Diktatörlüğü, şimdi zeytinliklere göz dikmiş durumda… Öteden beri zeytinlikleri imara açma girişimlerinde bulunuyorlar ama halkın tepkisinden de çekinip geri adım atıyorlardı. Şimdi 1 Mart 2022 tarihinde Resmî Gazetede yayımlanan yönetmelikle zeytinliklerin enerji amaçlı maden üretim sahalarına dönüştürülmesi mümkün kılınıyor. Arkasından da, gene zeytinliklerin imara açılması için uğraşacaklardır bu din bezirgânları, kesin.

Sonuçta kaçınılmaz olarak tarım alanları, ekili alanlar azalıyor, tarımsal üretim düşüyor.

Örneğin, eskiden ihracat yaparken, bugün dışarıya muhtaç kaldığımız buğday üretimine bakalım:

AKP iktidara gelmeden az bir süre önce, 2000 yılında buğday ekim alanları 9 milyon 400 bin hektar (Türkiye Ziraat Mühendisleri Odası verisi). Bu sayı, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın verilerine göre 2019’da 7 milyon 919 bin 200’e gerilemiştir (https://arastirma.tarimorman.gov.tr/tepge/Belgeler/PDF%20Tar%C4%B1m%20%C3%9Cr%C3%BCnleri%20Piyasalar%C4%B1/2021-Ocak%20Tar%C4%B1m%20%C3%9Cr%C3%BCnleri%20Raporu/Bu%C4%9Fday,%20Ocak%202021,%20Tar%C4%B1m%20%C3%9Cr%C3%BCnleri%20Piyasa%20Raporu.pdf). Başka deyişle, buğday ekim alanları %15.7 oranında azalmıştır.

Oysa Anadolu buğdayın ana vatanıdır. İnsanlığın ziraatı ilk öğrendiği, toprağa ilk yerleştiktiği bölgelerdendir. İklim ve toprak tarıma elverişlidir. Bu yüzden, sadece buğdayın değil, başka birçok tarımsal ürünün ana vatanıdır Anadolu. Ziraat Odaları Birliği Başkanı Şemsi Bayraktar şöyle sayıyor Anadolu’nun zenginliklerini:

Tarımın en değerli ürünleri arasında bulunan, buğday, arpa, mercimek, nohut, soğan, sarımsak, havuç, zeytin, üzüm, incir, fındık, Antep fıstığı, ceviz, badem, elma, armut, ayva, nar, erik, kiraz ve vişnenin anavatanı Anadolu’dur. Bunların dışında, çavdar, yulaf, bakla, bezelye, kestane, kuşburnu, kekik, ahududu, alıç, ahlât, karadut, keçiboynuzu, böğürtlen, kızılcık, muşmula, menengiç, üvez, anason, Bektaşi üzümü, çam fıstığı, kara yemiş, koca yemiş gibi önemli tarım ürünlerinin kaynağı da Anadolu.” (http://www.tarimturk.com.tr/haber-dunyadaki-544-milyar-dolarlik-tarimsal-urunun-anavatani-turkiye-4622.html)

Böylesine önemli Anadolu toprakları… Ama hem halkın ziraattan çekilmesi, hem bilimsel olmayan ziraat yolları, yanlış ilaçlamalar, yapay gübreler, yanlış sulama vb. nedenlerle Anadolu toprağı da imha ediliyor. Toprak kirleniyor, yozlaşıyor, verimsizleşiyor.

Meralarımız bile böyle… 1930’lu yıllarda mera alanları 40 milyon hektarken, bugün neredeyse dörtte birine, 12 milyon hektara inmiş durumda.

Yapılan halkımıza ve Anadolu topraklarına ihanettir, vatana ihanettir!

Çözüm başta planlı ekonomiden geçer. Ama ne yazık ki, AKP Diktatörlüğü plana da karşı… Çünkü planlı ekonomide vurgun istedikleri gibi yapılamaz.

Türkiye’de 1960 Devrimi sonrasında kurulan önemli bir devlet kurumu vardı: Devlet Planlama Teşkilatı (DPT).

DPT beş yıllık planlar hazırlar, kaynakları kıt ülkede kaynakların akılcı kullanımı için çabalardı. Sadece devlet değil, özel sektör de bu planlamaya uymak zorundaydı. Ayrıca, beş yıllık plan kapsamında yıllık planlar da yayımlanırdı.

Bir zamanlar DPT’de çalışmış olan gazeteci Emin Çölaşan, DPT’nin bu raporları nasıl hazırladığını şöyle aktarıyor:

“Ancak bu belgeler öyle rastgele hazırlanmazdı. Öncesinde çok ciddi hazırlıklar ve çalışmalar yapılır, ekonomik, sosyal ve kültürel gerçeklerin her alanda adeta röntgeni çekilir, eksikler, fazlalar ve uygulamada ortaya çıkan hata ve yanlışlar tek tek sıralanır ve iktidarlara teknik açıdan yol gösterilirdi.

“Ayrıca DPT uzmanlarıyla birlikte sektör temsilcisi uzmanlar tarafından oluşturulan özel ihtisas komisyonları vardı. Bunların hazırladığı raporlar en ince ayrıntısına kadar tartışılır, beş yıllık kalkınma planları ve yıllık programlar bu titiz çalışmalar sonrasında yürürlüğe girerdi.

“Bu hususların tartışıldığı en yüksek merci ise Yüksek Planlama Kurulu idi.

“Başbakan başkanlığında toplanır, her şey enine boyuna incelenir ve son karar orada verilirdi.” (Sözcü Gazetesi, 25 Mart 2022)

Tayyip Düzeni, önce DPT’yi kuşa çevirdi. Yandaş atamalarıyla ve politize ederek iş yapamaz hale getirdi. Kendisine arpalık yaptı, saygınlığını düşürdü. Sonra da 2011’de sessiz sedasız kapatıverdi.

Çünkü, planlı ekonomide soygunlarını bu kadar fütursuzca yapamıyorlardı.

Şimdi plan yok. Denetim yok. Din Bezirgânları istedikleri gibi at oynatıyorlar. Yandaş soygunu en tepede, had safhada… Bütün kararlar Tayyip’in iki dudağı arasında.

Ve Türkiye, topraklarının ana vatanı olduğu buğday, arpa, mercimek, nohut gibi tarım ürünleri için dışarıya el açıyor. Tayyip günü kurtarmak için ayçiçeği yağı için Putin’e yalvarıyor.

Bütün bunların düzelmesi mümkün mü, denecek. Evet, mümkün!

Önce AKP Diktatörlüğünün düşürülmesi ve arkasından sosyalizmin demokratik devrim programı kapsamında, birbiriyle bağlantılı olarak, kısaca;

* Adil bir toprak dağılımının sağlanması

* Kırsal kesimdeki sömürgenlerin tasfiyesi

* Hazine arazilerinin kırsal bölge halkına ücretsiz verilmesi

* Boş özel toprakların kamulaştırılması

* Tarım üretmenlerinin devlet tarafından zirai donanım, makineleşme ve bilgi ile desteklenmesi

* Kooperatifleşme ve tarım ürünlerinin fiyatlarının desteklenmesi

* Devlet üretme çiftliklerinin yeniden kamulaştırılması ve geliştirilmesi

* Kırsal bölgelerde halkın örgütlenmesi, demokratik ilkelerin uygulanması ve kırsal bölge halkının insanca yaşayacak konfora ulaştırılması

* Tarım okullarıyla üretmenlerin bilimsel üretime yönlendirilmesi (bilimsel tarım)

gibi adımların hayata geçirilmesi ile mümkün olacaktır (bakınız: Halkın Kurtuluş Partisi Programı).