Temel eğitim herkese eşit ve parasız olmaktan nasıl çıkarıldı?

08.08.2018
A+
A-

24 Haziran sonrası AKP’nin Milli Eğitim Bakanı: Ziya Selçuk;

Özel okul sahibi, eğitimde piyasalaşmayı savunan bir kişi kurtarıcı olabilir mi?

Emperyalist kuşatma altında olan bir ülkede eğitim de en fazla yara alan alanlardan biri olur, hiç şüphesiz. AKP döneminde Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı yapmış bir ismin Milli Eğitim Bakanı yapılması eğitim üzerinde oynanan bunca oyunun ve yapılanmanın artarak sürdürüleceği anlamını taşıyor. Bu konuda hatırı sayılır bir özgeçmişe sahip Ziya Selçuk’un eğitime bakış açısı ve bugüne kadar gerçekleştirdiği icraatları. Şimdiki görevi ise çivisi çıkmış bir sistemin son çivisini çıkarmak olacaktır.

Milli Eğitim Bakanlığına eğitim kökenli ve “Prof” ünvanlı birinin getirilmesini AKP’nin gerici, aynı zamanda neoliberal eğitim uygulamalarında bozulan imajını düzeltme çabası diye de okuyabiliriz. Zira Milli Eğitimde bugüne kadar yapılanları toplumun sosyal, siyasal ve ekonomik alanlarında yaşananlardan bağımsız değerlendiremeyiz. Siyasal iktidarın toplumu dönüştürme projelerinde okullar kilit rolü oynadı. Bunu çok iyi bilen AKP’giller de her türlü krizin yaşanmasını fırsata dönüştürerek 16 yıl boyunca eğitimi hem piyasa ekonomine açıp hem de aynı oranda dinselleştirme çalışmalarını birlikte yürüttü. Öğrenciler artık her alanda okul dışına itilip özel kurslara, dolayısıyla piyasaya terk edilmiş durumda. Şimdi Bakan olarak getirilen kişi de izlenen neoliberal politikaların devamcısı niteliğini taşıyor. Öyle olmasa devlet okullarının işlevini güçlendirici çalışmalar yürütürdü özel okul açmak yerine.

Kamuoyuna büyük bir sürpriz olarak tanıtılan Ziya Selçuk kimdir ve ne yapmıştır?

Gelin yakından tanıyalım:

2003-2006 yılları arasında Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı yapan Selçuk, görev süresince eğitimde olabildiğince kamusal zeminden uzaklaşıp milli eğitimi piyasa ekonomisine açmada çok köklü değişikliklere imza atmıştır. 2004 yılında TRT 4 Kanalı aracılığıyla öğretmenlere verilen zorunlu seminerde arzuladığı sistemin ne tür değişiklikler getireceği bakın nasıl aktarılmıştı:

“PİYASAYA GÖRE EĞİTİM” MODELİ

“Artık eğitimi piyasa belirleyecek. Bırakınız yapsınlar dönemi bitti. Eğitim toplumun ihtiyacına göre değil piyasanın ihtiyacına göre düzenlenecek. Piyasaya göre eğitim modeline geçiyoruz.”

“Tüm derslerde müfredatı hafifletiyoruz. Bu kadar çok bilgi batıda üniversitelerde veriliyor. Bilgisayar ve İngilizce ağırlıklı olacak.”

“Tüm dünyada müfredat ve eğitim yeniden düzenlenirken Türkiye bunun dışında kalmamalı. Şimdiye kadar dünyada yapılmış olan eğitim reformlarını ıskaladık, bu kez başaracağız.”

“Büyük bir projenin küçük bir parçasıdır bu anlattığımız. Büyük fotoğrafta olanları görmek lazım. Metodolojileri değiştiriyoruz. Bildiğiniz bütün doğrular değişiyor.”

“Öğrenci merkezli eğitim getiriyoruz. Görsel, işitsel, kinestetik ve dokunsal öğrenme stillerinin kullanıldığı etkinlik örnekleri hazırladık.”

“İlköğretimde seçmeli ders sistemi getiriyoruz.”

“Ortaöğretimde sertifikalı diplomalılık getiriyoruz. Öğrenci birikmiş sertifikalarını getirip puan karşılığı diploma alacak.”

“Performans (öğretmenin başarısı anlamında kullanılmış) ölçme ve değerlendirme, maaş zammı, terfi ve derecelendirme değişiyor. Teftiş sistemi değişiyor, teftiş kurulu kalkıyor. Öğretmen sınıfta teftiş edilmeyecek. Herkes birbirinin gözetleyeni olacak. Veli, öğrenci, müdür, belediye başkanı ve çevrenin ileri gelenleri sicil verecek Öğretmen çevresiyle iyi ilişki içerisinde olacak.”

 “Terfi ve ödüllendirme için sınav, liyakat ve sicil puanları belirleyici olacak.” (M. Morgül, Milli Eğitimde Emperyalist Kuşatma, 2006, s. 15)

Bugün eğitimde geldiğimiz noktanın mimarlarından birinin neyi amaçladığı yeterince açık değil mi?

Mantar gibi türeyen özel okullardan tutun da seçmeli dersler adı altında dinci-gerici ideolojinin tüm altyapısı AKP için eğitimi dikensiz gül bahçesine çevirmedi mi?

Hedef tam 12’den vuruldu artık!

Talim Terbiye Kurulu Başkanlığından Milli Eğitim Bakanlığına terfi ettirilen piyasacı bakanın 2004 yılında işaret ettiği; “Eğitimi artık piyasa belirleyecek”, sözleri sıradan, öylesine edilmiş sözler değildir. Yapılan değişiklikler kapitalist sistemin ihtiyacı olan işgücünü karşılama çabalarına cevaptan başka bir anlam taşımamaktadır.

Piyasa ekonomisine terk edilmiş bir eğitim sisteminde temel amaç; giderek artacak olan görüşünün, dayatılan programla, öğrencilere okul sıralarından itibaren benimsetilmeye çalışılmasıdır. Burada parası olan iyi eğitim alıp sınıfsal konumunu sağlamlaştırırken yoksul emekçi çocukları da böyle bir haktan mahrum kalarak, soru sorulmayan, eleştirinin yok sayıldığı, içi boşaltılmış bir sistemle kendilerine kazandırılan boyun eğme, itaat etme davranışlarıyla sistemin devamını sağlayacak en büyük yapı taşlarına dönüşeceklerdir.

Eğitim tamamen alınıp satılabilen bir metaya dönüşmüştür son haliyle.

Cumhuriyet Devrimlerinin kökü sayılabilecek Köy Enstitülerinin halkçı, kamusal, bilimsel, laik temelli eğitim modelini terk ederek (üstelik yüzde yüz yerli bir modeldi Köy Enstitüleri Modeli)  Özel Okulların desteklendiği  (AB-D Emperyalist Güçlerinin isteği doğrultusunda) “Gayri Milli ve Yerli Eğitim Bakanlığı”na dönüştürülen bir yapıdan ve onun Bakanından medet ummak ne derece bilimsel bir yaklaşımdır takdir okuyucunun.

Cumhuriyet Devrimlerine sahip çıkan çağdaş, laik bilimsel eğitimden bugünlere nasıl geldik?

Eğitim son 16 yıldır ülkeyi yöneten Siyasal İslam gömleği giymiş AKP sayesinde hiç olmadığı kadar yapısal bozulmalara uğramıştır.  Bu süre içerisinde 15 farklı sistem uyarlanmaya çalışılmış ve 7 eğitim bakanı değişmiştir. Ülkeyi, kazandıklarını iddia ettikleri seçim oyunlarıyla kurdukları dikta rejimiyle yönetmeye çalışan AKP’giller, emperyalist ağababalarının isteklerini de harfiyen yerine getiriyorlar.

Bir yandan Dünya Bankası’nın YÖK içerisinde temsilcisinin bulunması, öte yandan SPAN adlı Amerikan Danışmanlık Şirketinin Talim Terbiye Kurulu üzerinde tam yetki ile çalışması Amerika’nın eğitim sistemimize açık müdahalesi anlamını taşımaktadır.

Şirket tarafından sunulan önerilerin kurul tarafından direktif olarak algılanıp uygulanması bunun en güzel örneğini oluşturuyor. TTK Başkanlığı sırasında Ziya Selçuk’a şirket tarafından teşekkür edilmesi AKP’nin “yerli ve milli” diye savunduğu sistemin kimlere ve nasıl hizmet ettiğinin açık göstergesidir. Şirket 2004 yılında “Temel Eğitime Destek Programı” adlı bir rapor hazırladı.

Peki bu raporda neler vardı?

Müfredatın hafifletilmesi, eğitimdeki ulusal vurguların törpülenmesi ve ders kitaplarının buna göre yazdırılması ihale yoluyla bu şirkete havale edildi. Finansörü Dünya Bankası gibi görünse de bu programın giderleri, 20 yıl vade ile bizim borç hanemize yazıldı.

Eğitimin kimlere, nasıl teslim edildiği açıkça görülüyor. Şimdi bu işin başına eğitimi tamamen serbest piyasa ekonomisi şartlarına uyarlayacak olan kişinin getirilmesi tesadüf olamaz.

AKP eliyle yaratılan gençlik, gelecek kaygısı ile sesini çıkaramayan, içinde yaşadığı topluma hatta kendine yabancı duruma getirilmiştir. Sadece tüketim kültürüyle apolitik hale sokulan gençlik, bir yandan siyasal dincilik ile kuşatılmışken diğer yandan kendisine asla insanca yaşama hakkı tanımayan neoliberal sitemin ideolojik bombardımanı altında yok olmamak için kendi çıkış yolunu bulmak zorunda. Kamusal eğitimin yok edildiği bu çarpık sistem içinde işsizliğin günden güne artarak çoğalması ve emekçi yoksul halk çocuklarının bilinçli olarak sistemin kölesi durumuna düşürülmesi gençliğe olsa olsa geleceksizlik vaat etmekten öteye geçemez. Mevcut eğitim sistemi bunları öngörürken, siyasal iktidar antidemokratik yasalarıyla, her türden baskı ve ideolojik aygıtlarıyla gençliğin özgürlük, demokrasi mücadelesinin önüne her türden barikatlarını örmeye devam ederken, gençliğin bu kuşatmayı yıkmak ve kendi geleceği, kurtuluşu için, ileride içinde yer alacağı, İşçi Sınıfı ile birlikte mücadele vermekten başka alternatifi bulunmuyor.


Ankara’dan Bir Halkçı Eğitim Emekçisi