Vatan Topraklarımızı Kurtarıp Umay Ana Ölmez Ağacı Zeytinlerimizi Yaşatacak Olanlar Bu Ülkenin İkinci Kurtuluş Savaşçısı Gerçek Devrimcileridir!

11.07.2025
1.455
A+
A-

Prof. Dr. Özler Çakır

 

 

Yaşadığım İzmir’in Seferihisar ilçesinin Sığacık Mahallesi’ndeki deniz kıyısındaki tepelerinden, tüm ihtişamı ile seyreder etrafını antik liman kenti Teos. 12 İon kentinden biri olan Teos’un geçmişi konusunda iki farklı görüş olsa da Tarihçiler tarafından yaygın olarak ortaklaşılan görüş, MÖ 1050-1000 yılları arasında kurulduğudur. İnsanlık tarihinde geçmişle günümüz arasında önemli bağlar oluşturan bu liman kenti, ihtişamlı insan yapımı kalıntılarla bütünleşmiş, bu geçmişe tanıklık eden, kalıntılara yoldaşlık eden, doğanın insanlığa en büyük armağanlarından olan Ölmez Ağacı Zeytinlerle dost yaşayan ne değerli bir mirastır bizlere.

Bin yıllar yıpratmıştır insan yapımı Teos’u, kalıntılara dönüştürmüştür. Ama doğa ananın evlatları ölmez ağacı zeytinler, yıllara meydan okumaktadırlar tüm görkemleriyle bu kalıntıların ortasında. Yaşı günümüzden 2000 yıl öncesine tarihlenen ve adını Orta Asya ve Anadolu kültürünün Umay Ana’sından alan Umay Nine Zeytin Ağacı da işte buradadır. “Ben hayat ağacıyım, neler gördüm neler. Ne sevinçler ne acılar yaşadım. Ne badireler atlattım. Ben bunlarla hep daha da güçlendim. Her kasırgada gövdem daha bir kalınlaştı. Köklerimi hep derinlere saldım, bereket getirdim kök saldığım toprağa, meyvelerimi sundum insanlığa, yaşamayı ve yaşatmayı seçtim, işte onun için ölmez ağacıyım ben.” diyerek bin yıllara tanıklık eden gövdesine tüm güçleriyle sarılan dallarında rüzgârla birlikte yanardöner görüntüler oluşturan nazlı yapraklarını sallayarak karşılar sizleri bu kalıntıların ortasında Umay Ana’mız.

Bu 2000 yıllık zeytin ağacının adı neden mi Umay Nine’dir?

Umay Ana, İslam öncesi Türk ve Moğol boylarının ve diğer pek çok Turan boyunun koruyucu Ana Tanrıçasıdır. Umay sözcüğünün, ana rahmi, bebeğin göbeği, plasenta anlamlarında da kullanıldığını görmekteyiz. Hayvancılıkla geçinen Göçer Türkler (Orta Barbarlık Konağındaki Türkler – Ö. Ç.) için hayati önem arz eden üremenin, çoğalmanın ve hayatta kalmanın Tanrıçası, hamile kadınların ve anne karnındaki bebeklerin, doğumun ve yeni doğanların, hayvan yavrularının, sonra yaşayan tüm yetişkinlerin ve özellikle savaşçıların, zaferin, hayatın ve hayatta kalmanın Tanrıçasıdır.  Ona dualar edilir, adına ritüeller düzenlenir ve ondan yardım istenir. Türklere savaşlarda zaferler veren de Umay Ana’dır. Kut verir. Bu şekilde devleti korur, kağanları korur ve halkı korur Umay Ana [1].

Umay Ana’nın yer aldığı birincil kaynaklardan biri Orhon Yazıtlarıdır. Prof. Dr. Talat Tekin’in Orhon Yazıtları [2] eserinde;

“(KT D30) …Babam Hakan vefat ettiğinde kardeşim Kül Tigin yedi yaşında kaldı.

(KT D31) Umay misali annem Hatun’un kutu sayesinde, kardeşim Kül Tigin erkeklik adını elde etti. On altı yaşında, amcam Hakanın devleti için şöyle başarılar kazandı: Altı bölgeli Soğdak’lara doğru sefer ettik (ve onları) bozguna uğrattık. (Bu sırada) Çinli vali Ong, elli bin (kişilik bir) ordu (ile üzerimize) geldi; savaştık.” (age, s.33) anlatımları yer alır.

Bu anlatımda Umay Ana’nın kutu olan (yaşam kaynağı ve güç veren) bir Tanrıça olarak betimlendiği, Kül Tigin’in annesinin de tıpkı Umay Ana gibi kutu olduğu ve Kül Tigin’in kazandığı başarıların, onun yönettiği orduların zaferlerinin bu kut sayesinde olduğu dile getiriliyor.

İşte MÖ 4000 yılında Anadolu topraklarında var olan zeytin, o ölmez ağaçlarının her biri, kutu sayesinde Halkımızın yaşam kaynağı olan, ona güç veren, koruyan, kollayan, bereket sunan birer Umay Ana’dır.

Anadolu halkı için böylesine kutsal olan zeytin ağacı, tıpkı çay gibi Antiemperyalist Birinci Kurtuluş Savaşı’mızın zaferi üzerine kurulan Cumhuriyet ile birlikte önem kazandı. Cumhuriyet’i kuranlar zeytin politikası geliştirdiler, yasa çıkardılar.

Değerli Cumhuriyet Tarihçisi Sinan Meydan’dan okuyalım [3]:

“Cumhuriyeti kuranlar, zeytin ve zeytinyağı üretimini artırmak için kolları sıvadılar. Bir taraftan yeni zeytin ağaçları dikilirken ve yabani zeytinler aşılanırken, diğer taraftan zeytinlik alanlarla ilgili yasal düzenlemeler yapıldı. Önce aşı, bakım, tamir konusuna üreticileri bilgilendirmek için.

“(…)

“Cumhuriyet, zeytin üreticilerini korumak için tedbirler aldı. Örneğin, 1932’de yerli zeytinyağlarını korumak amacıyla dış ülkelerden getirilen çeşitli yağların vergi oranları yükseltildi. Hükümet, doğal afetlerde zarar görmüş zeytin yetiştiricilerinin borçlarını erteledi. Zeytinyağı tüccarlarının birlikler oluşturmasına yardım etti. 1936 tarihli ve 3018 sayılı kanunla, Ayvalık, Edremit ve İzmir yöresi tüccarlarının da katılımıyla Zeytinyağcılar Birliği kuruldu.

“(…)

“1930’larda Türkiye’de Marmara, Ege ve Akdeniz bölgelerinde 106 ile 120 milyon arasındaki zeytin ağacından 26-30 milyon kadarı ürün veriyor, geri kalan 80-90 milyon zeytin ağacı yabani ve aşısız halde bulunuyordu. İşte bu zeytin ağaçlarını da üretime kazandırmak için 1937’de bir kanun hazırlığına başlandı. 1939 tarihli ve 3573 sayılı “Zeytin Kanunu” böyle ortaya çıktı.

“(…)

“Cumhuriyet hükümeti, 26 Ocak 1939’da 3573 sayılı “Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanun” ile Türkiye’de zeytinciliğin gelişmesi yönünde dev bir adım attı.

“(…)

Zeytin Kanunu, adından ve içeriğinden de anlaşılacağı gibi yabani zeytinlerin aşılanmasını, zeytinlik alanları korumayı ve böylece zeytin üretimini artırmayı amaçlıyordu.”

Sinan Meydan’ın da değindiği gibi, 1950’lerden itibaren ülkemizi yeniden ABD- AB Emperyalistleri teslim aldı, yeniden emperyalizmin yarısömürgesi haline geldik.  Bu süreçle birlikte doğal olarak zeytin politikası da değişmeye başladı.

Ama zeytinlik alanlara, zeytin yetiştirilen topraklara, zeytin yetiştiren köylülerimize en büyük saldırılar, bu alanlardaki en büyük vurgun ve talanlar, ABD Uşağı, Yüzyılın Felaketi, Vatan Satıcı, Ortaçağcı gerici AKP’giller iktidarı tarafından yapıldı. İktidara geldikleri günden bu yana zeytinlik alanları yerli-yabancı sermayenin vurgun ve talanına açacak, onlara peşkeş çekecek düzenlemelere giriştiler. Hem de hep yaptıkları gibi yasadışı, hukuk dışı yollara başvurarak. Yani yeni suçlar işleyerek.

Parababalarının sömürü düzeninin bekçisi AKP’giller, “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” adı altında sunulan Torba Yasa ile zeytinimizi, meralarımızı, ormanlarımızı, derelerimizi, madenlerimizi, kıyılarımızı, doğamızı, tarumar edecek Katliam Yasasını 2025 Haziran ayında Meclise getirdiler. Bu hain teklif ile birlikte, 23 yıllık iktidarları süresince tam 11. kez zeytinlik alanları madenciliğe, imara, sanayiye yani Parababalarının vurgun düzenine kurban edecek hainliği yapmaya çalışıyorlar.

Yıllardır Çanakkale, İkizköy, İkizdere halkı, vatansever köylüler, Kazdağları’nı, Akbelen Ormanlarını, İkizdere dağlarını, derelerini, zeytinliklerini, ormanlarını, üretim yaptıkları topraklarını, yaşam kaynakları olan doğalarını bu vatan düşmanlarına, halk düşmanlarına, onların beşli çetelerinden olan LİMAK ve Cengiz Holding’e karşı savunmak için eylemler yapıyor, direniyorlar. Bu ülkenin en Vatansever, Antiemperyalist tek partisi Halkın Kurtuluş Partisi olarak bu direnişlerde bizler de yöre halkının, köylülerimizin mücadelesinin yanında hep yer aldık. Ama tabiî bizler biliyoruz ki bu mücadele ülkemizin, halkımızın yeniden Tam Bağımsızlığa kavuşacağı bir iktidar mücadelesi, Demokratik Halk İktidarı Mücadelesi olmak durumundadır.

Yürürlüğe girdiği takdirde büyük bir doğa katliamına yol açacak olan Torba Yasa hain planına yeniden dönecek olursak; bu yasa ile yapılmak istenenleri özetleyelim:

– Zeytinliklerin üstüne maden sahası kurulabilecek.

– Kamulaştırma adı altında halkın malı şirketlere aktarılabilecek.

– Şirketlerin “ÇED olumlu kararı” alma zorunluluğu kaldırılacak.

– Zeytinliklerin yanı sıra özel çevre koruma bölgeleri, Milli Parklar Yasası’na göre korunan alanlar, sulak alanlar, yaban hayatı koruma ve geliştirme sahaları ile kültür ve SİT alanları gibi bölgelerde yürütülecek maden ve enerji projeleriyle ilgili Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğünü (MAPEG) yetkili kılıyor. Tarım arazileri, ormanlar, meralar bir kalemde maden sahası ilan edilebilecek.

– Madencilik faaliyetlerinin tapuda zeytinlik olarak kayıtlı alana denk gelmesi durumunda zeytin ağaçları, başka bir alana taşınacak.

– Maden şirketi kazı sırasında tarihi eser bulursa, üstüne bir de Kültür Bakanlığından tazminat alacak! Yani çifte soygun düzeni yasalaşacak.

– Halk bölgeden çıkarılıp başka yerde kiracıya dönüştürülecek.

– Stratejik ve kritik madenler için acele kamulaştırma yapılabilecek. Bu kamulaştırmalar, “tapu” sayılacak. Ayrıca yasa tasarısıyla birlikte, bugüne kadar kaçak faaliyet gösteren madenler affedilerek yasal hale getirilecek.

– Maden şirketi ruhsat için devlete başvurduğunda 4 ay içerisinde yanıt verilmezse ruhsat onaylanmış sayılacak.

Tabiî iş yalnızca Limak, Cengiz gibi yerli vurgun çeteleriyle sınırlı değil. Bakın Bahadır Özgür işin emperyalizm boyutunu nasıl dile getiriyor [4]:

“Zeytin katliamı ‘milli güvenlik’ sorunudur! Zeytinlikleri katledecek yasayı savunurken yine “milli güvenlik, enerji politikası, nadir metaller” masallarını üfürmeye başladılar. Alın size iki adet ‘milli güvenlik’ sorunu: Kazdağları’nı boğazlayan Cengiz Holding çıkardığı cevheri, garantili otoyollardan kazandığı para ile İngiltere’de satın aldığı Iconichem’e gönderiyor. Onlar da majestelerine kobalt üretiyor. Kirini pisliğini ise Kazdağları’ndaki Türkmen köylerine bırakıyor.  Zeytini kesip kömür çıkaracağım diyen Limak özelleştirme ihalesinden aldığı Çanakkale, Bursa, Yalova, Balıkesir’e elektrik dağıtım imtiyazını (UEDAŞ) İngilizlere sattı. Onlar da geçen yıl ABD’li fon General Atlantic’e sattı. 5.5 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı faturasını ABD’lilere ödüyor yani. Mesele milli güvenlik ise bundan alası var mı?”

Değerli okurlar, ABD Emperyalist Haydudunun ülkemiz için Yeni Sevr demek olan BOP’unun tıkır tıkır işlediği kara günlerden geçiyoruz. Ve bu haydut, şimdilerde İsrail eliyle İran’a saldırmakta. Ama ülkemizde bu plan Genel Başkan’ımız Nurullah Efe’nin de vurguladığı gibi henüz silahlı saldırı aşamasına geçmiş durumda değil. Çünkü reislerinin BOP eşbaşkanıyım diye höykürdüğü, böylesine vatan satıcı hain uygulamalarla işi yürüten, 23 yıl önce bu amaçla iktidara oturtulmuş olan Amerikancı AKP’giller var. Ve tabiî gerek Mecliste gerekse de Meclis dışında Amerikancılık ortak paydasında onlarla buluşan, 23 yıldır onlara payandalık yapan en sağından en soluna üretilmiş bir muhalefet. Şimdilik süreç bunlarla yürüyor.

Terörsüz Türkiye, yeni Kürt açılımı-saçılımı süreçleri adı altında AKP’giller ile kimler el sıkışıyorsa, bu el sıkışanlarla kimler, ne türden işbirlikleri yapıyorlarsa, Amerikancı Burjuva Kürt Hareketinin şemsiyesi altında kimler siyaset yapıyorsa, kimler “Katil ABD, ülkemizden ve Ortadoğu’dan defol!” diyemiyorsa, BOP sürecinin işlemesi demek olan, ülkemizin tüm yerüstü ve yeraltı zenginliklerinin iyiden iyiye talanı, doğamızın kıyımı demek olan bu Emperyalist Sömürü Yasasında onların da rolü vardır.

Ceylan derili koltuklu Meclisin kürsülerinden yapılan ateşli ahkâm kesme konuşmaları da topraklarına çökülen, yaşam alanlarına, üretim alanlarına saldırılan namuslu halkımızın mücadelelerinde destekçi pozları vermek de; bunların hiçbiri kurtaramaz onları. Çünkü bu yasaya karşı olmak gerçek Vatanseverliği, gerçek Vatanseverlik ise Antiemperyalist Gerçek Devrimciler olmayı gerektirir.

Bu ülkenin Gerçek Devrimcileri, kadim atalarımızın Umay Ana’sının onlara verdiği kutla yaşamı her şeyden değerli kılarak, korkmadan, cesurca mücadele ettikleri ve zaferler kazandıkları gibi, Tam Bağımsızlık aşkıyla harlanan Antiemperyalist İkinci Kurtuluş Savaşı’nı zafere kadar sürdürmeye devam edecek. Ve o mücadeleyi yürütenler, özgür bir vatanda yeniden yeşeren ölmez ağaçlarının bereketinde. ölümsüzleşecekler.

25 Haziran 2025

 

Kaynaklar

[1] https://www.youtube.com/live/5N11KVlAe5g?si=geM25XKZ9MzwZhTM

[2] TEKİN, Talât (2010). Orhon Yazıtları, (4. Baskı).  Ankara: Türk Dil Kurumu.

[3] https://www.sozcu.com.tr/cumhuriyetin-zeytin-politikasi-wp6993560

[4] https://x.com/bahadir_ozgr/status/1935694751577088221

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.