Site rengi

Tasarım

Yankee Go Home!

14.12.2022
686
A+
A-

Hüseyin Ali

Resim 1

Resim 1. Avrupa ve Türkiye’de Amerikan Üsleri ve nükleer silahları (Kaynak: Federation of American Scientists, https://fas.org/blogs/security/2019/10/nukes-out-of-turkey/, 16 Ekim 2019).

Evet, İkinci Emperyalist Savaş sonrasının bu sloganı, bugün çok daha güçlü haykırılmak zorunda. Amerikan Emperyalizmi dünyanın dört bir yanında ortalığı karıştırıp kendi çıkarlarını koruyor. Bu kan, gözyaşı, yoksulluk, açlık demek. Dünya halklarının başbelası!

Bugün Amerikan Emperyalizminin dünyanın 80 ülkesinde yer alan bilinen 750 askeri üssü var. Türkiye’de Amerikan Hava Kuvvetlerinin Ankara, İzmir, Balıkesir ve İncirlik (Adana) olmak üzere dört büyük üssü bulunuyor (bilinen).  İncirlik Üssü’nde 50 adet de taktik nükleer silah var, hidrojen bombası. Bu bölgedeki nükleer silahların üçte biri ülkemizde (Resim 1).

“Yankee Go Home!” sloganı ilk kez İkinci Emperyalist Savaş sonrasında Doğu Berlin’de Alman gençleri tarafından kullanıldı. Savaş bitmiş ama Amerikan Emperyalizmi hâlâ Avrupa’yı terk etmemişti. Sürekli savaş kışkırtıcılığı yapıyordu. Alman gençleri 28 Mayıs 1950’de Amerikan Emperyalizmini kınayan büyük bir yürüyüş yaptı. İşte bu yürüyüşte “Yankee Go Home!” sloganı ilk kez kullanıldı (Resim 2). Resimde bir emekçi Amerika’nın Marshall Planını elinin tersiyle iterek; “al planını evine dön”, diyor. (Marshall Planı, Amerikan Emperyalizminin hegemonyasını sürdürmek ve sosyalizmin etkisini kırmak için İkinci Emperyalist Savaş sonrasında uygulamaya koyduğu ve 16 ülkede yürüttüğü “ekonomik yardım” planı. Türkiye de bu “yardım”dan nasibini almıştı, malum.)

Resim 2. Sosyalist Alman gençlerinin Berlin’deki yürüyüşünden (28 Mayıs 1950).

Emperyalist savaştan yıpranmadan çıkan Amerikan Emperyalizmi, savaş sonrasında çok yönlü bir emperyalist saldırı başlatmıştı. Hem ekonomik (IMF ve Dünya Bankası gibi örgütleriyle, Marshall Planı, Truman Doktrini gibi uygulamalarıyla) hem askeri (başta CIA ve NATO gibi örgütleriyle) hem de kültürel (İngilizce eğitim veren Amerikan ekolünden üniversitelerin kurulumu, burslar, projeler, Hollywood filmleri, basın kuruluşları, sivil örümcek ağları ve dinci örgütleriyle)…

Türkiye de bu süreçte Demokrat Parti iktidarıyla Amerikan Emperyalizminin kucağına oturdu. NATO, Özel Harp Dairesi, Barış Gönüllüleri adı verilen CIA ajanları, ekonomik borçlanma ve IMF kıskacı, Hür Basın, dinci örgütlenme vb. aygıtlarla…

“Yankee Go Home!” sloganı ellili, atmışlı ve yetmişli yıllarda tuttu. Çünkü “Sosyalist Kamp” vardı ve İkinci Emperyalist Savaş’tan güçlenerek çıkmıştı, Küba Devrimi olmuştu, Vietnam’da ve Uzakdoğu’da emperyalizm bocalıyordu, Afrika’da ve Latin Amerika’da ulusal bağımsızlık mücadeleleri vardı; dolayısıyla genel olarak emperyalizm ama özel olarak Amerikan Emperyalizmi tam istediği gibi at oynatamıyordu, pislikleri dünya halklarının gözünde nispeten daha çok ortaya konulabiliyordu.

Türkiye de bu rüzgârdan etkilenmişti. Tabiî 27 Mayıs Devrimi’nin payını da göz ardı etmemek gerek. Bu ortamda “Yankee Go Home!” sloganı, belki de en çok tutan slogan oldu. Özellikle de aydın gençlik içinde…

Türkiye’de yaşanan 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 Faşist darbeleri kaçınılmaz olarak halk hareketini geriletti. Her iki faşist darbe de Amerikan güdümünde yapılmış, açıktan Amerikancı, kanlı, faşist darbelerdi. Bu yüzden, “Yankee Go Home!” sloganı belki unutulmasa bile, zayıfladı.

Oysa Amerikan Emperyalizmi, “Sosyalist Kamp”ın yıkılmasından sonra dünya halklarına daha da fütursuzca saldırıyordu. Saldırının adını da “Küreselleşme” (Globalisation) ve “Yeni Dünya Düzeni” (New World Order) koydular. Bu düzende bir ülke yönetimi, ya emperyalizmin dümen suyunda gidecek ya da ölümlerden ölüm beğenecek, yani emperyalizm tarafından cezalandırılacaktı. Yani, emperyalizm dünya halklarına “kırk katır mı, kırk satır mı” gibi bir ikilem dayatıyordu.

Küreselleşme budur: Emperyalizmin dünyayı pürüzsüz sömürüsü.

Amaç, gümrük duvarları olmayan sınırsız emperyalist-kapitalist sömürü ve bağımsızlık düşünmeyen ülke yönetimleri yaratmaktı.

Emperyalizm bu oyunda çok da başarılı oldu. Kendi güdümünde yapılan “11 Eylül saldırısı”nı, “Arap Baharı”nı değerlendirerek “Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)”u uygulamaya koydu. Milyonlarca Müslümanın kanı döküldü, milyonlarcası yerinden yurdundan edildi. Aynı zamanda bu toprakların doğal zenginliklerinin üzerine oturuldu.

“Yeni Dünya Düzeni” = “Amerikan Sargısı” (“Amerikan Sargısı”, Fakir Baykurt’un bir romanından).

Bu coğrafyada Afganistan zengin demir, bakır, altın, kobalt ve lityum (özellikle pil üretiminde değerli) yataklarına sahipti. Diğer ülkeler ise zengin petrol ve doğal gaz yataklarının üzerine oturmuştu. Emperyalizm tabiî ki bu doğal zenginlikleri yağmaladı. Bu süreç devam ediyor. (Bu sömürüde, katliamda ve yağmada Tayyip Diktatörlüğü’nün de günahı çok büyük. Zaten Malum Kişi, “ben Büyük Ortadoğu Peojesi’nin Eş Başkanıyım” dememiş miydi?)

İşin boyutu öylesine büyük ki… Daha yeni Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Cao Licien, ABD Emperyalizminin, sadece Suriye’de yaptığı petrol ve tahıl kaçakçılığının boyutunun 100 milyar doların üzerinde olduğunu vurguladı. Haber şöyle:

“Suriye rejiminin resmi verilerine göre, ABD’nin kaçakçılık faaliyetinin ülkede iç savaşın başladığı 2011’den 2022’nin ilk yarısına kadar 100 milyar dolardan fazla kayba yol açtığını söyleyen Cao, ‘ABD’nin Suriye’de asker bulundurması yasa dışıdır, ABD’nin Suriye’den petrol ve tahıl kaçırması yasa dışıdır, ABD’nin Suriye’ye füze saldırısı düzenlemesi de yasa dışıdır’ dedi.” (Cumhuriyet, 2 Aralık 2022)

Amerikan Emperyalizminin Amerikancı Kürt Hareketi “Suriye Demokratik Güçleri (SDG)” ile işgal ettiği Kuzey Suriye toprakları, Suriye’nin tahıl ambarı.

Öte yandan, toplam petrol rezervi 2.5 milyar varil olan ve Suriye’nin ihracatının %68’ini oluşturan petrol gelirinin önemli bir kısmına el koymuş durumda emperyalizm. Sadece Deyrizor’da, büyük 11 petrol kuyusunun (başlıcaları El Ömer, Tanak, Vard, Afra, Kevari, Cafra, Carnuf, Azrak, Kahar, Şueytat, Galban) gelirleri emperyalistlerce sömürülüyor. Buradan elde edilen petrol Suriye’nin sahip olduğu toplam enerji kaynaklarının yüzde otuzunu oluşturuyor. Rakka ve Rumeylan’daki kuyulardan ise günde 90 bin varil petrol çıkarılıyor. Ayrıca, doğal gaz kaynaklarının da üzerine konmuş durumda. Örneğin, sadece Conoco adlı alandan günde 13 milyon metreküp üretim yapılıyor. Bu yağmadan Amerikancı SDG de nasipleniyor.

“Suriye İnsan Hakları Ağı’nın (SNHR) (muhtemelen emperyalist sivil örümcek ağı elemanlarından bir örgüt – HA) 19 Eylül 2019’da yayımladığı rapora göre Suriye’nin petrol ve doğal gaz üretiminin yüzde 80’ini Suriye Demokratik Güçleri (SDG) kontrol ediyor. Üretilen petrolün gelirini SDG elde etmesine rağmen bunun mali kayıtları bulunmuyor. Rapora göre SDG, Suriye’nin kuzeydoğusunda ülkenin en zengin petrol yataklarının bulunduğu Deyrizor, Haseke ve Rakka’da hâkimiyetini sürdürüyor. Buradaki 20 petrol kuyusunda 11’i SDG tarafından kontrol ediliyor. Buradaki üretim kapasitesi Esad rejiminin kontrol ettiği üretim sahalarından daha fazla.

“Suriye İnsan Hakları Ağı’nın daha önce petrol işlerinde çalışmış bölge sakinlerinden aldığı bilgiye göre SDG ham petrolün varilini 30 Amerikan dolarına satıyor. SNHR’nin tahminlerine göre SDG günlük 420 bin dolar, aylık 12,6 milyon dolar ve yıllık da 378 milyon dolar kazanıyor. Bu miktara doğal gaz gelirleri dahil değil.” (https://www.ngazete.com/suriyede-petrol-savaslari-18604h.htm) (Resim 3).

Resim 3. Suriye petrollerinin durumu. (Kaynak Energy Consulting Group, 25 Ekim 2019).

Bu veriler, yukarıda belirttiğimiz gibi, Esad Rejimi karşıtı, emperyalist sivil toplum kuruluşlarından biri tarafından veriliyor. Bu kaynakların önemli bir kısmı, emperyalizmin BOP kapsamında kuruvereceği, hatta kurduğu diyebiliriz, Amerikancı Kürt Devletinin finansmanında kullanılıyor.

Dünya halklarının başbelası Amerikan Emperyalizmi aynı zamanda terör uygulayıcısıdır. Geçen ay Taksim İstiklal Caddesi’nde yapılan terör saldırısında da kesinlikle parmağı vardır. Henüz saldırının kaynağı net değil. Büyük olasılıkla dinci terör örgütlerinden biri yapan. Tayyip Diktatörlüğünün dediği gibi PYD/YPG kaynaklı da olabilir tabiî. Ama fark etmez. Al birini, vur ötekine. İkisi de Amerikan işi!

Şurası önemli: Saldırı sonrasında hâlâ İstiklal Caddesi’nde bulunan turistlerle yapılan kısa röportaj olayı özetliyor aslında.

Gazeteci bir turist çifte soruyor; “Neden buradasınız?”, “Burada olmaktan korkmuyor musunuz?”, diyerek.

Cevap çok güzel: “Tatil için buradayız, korkmuyoruz. İstiklal Caddesi’ndeki bombalı saldırıyı duydum, bundan korkmuyorum. Bence herhangi bir yerde herhangi bir zamanda gerçekleşebilir. Bu çok üzücü fakat Amerika ve silahları daha tehlikeli. Bu yüzden burayı tekrar ziyarete geldik.” (https://www.odatv4.com/guncel/new-york-times-a-istiklal-deki-turistler-yanit-verdi-abd-ve-silahlari-cok-daha-tehlikeli-258858)

Evet, Amerika ve silahları dünya halkları için çok daha büyük tehlike!

Resim 4. Antifaşist – Antiemperyalist Bonafini Ana (2015).

Geçen ayın sonlarına doğru, Arjantin’deki faşist darbe sırasında iki oğlunu ve gelinini yitiren ve imha edilen gençlerin annelerini “Plaza de Mayo Anneleri” adıyla örgütleyen Hebe María Pastor de Bonafini Anne (Resim 4) yaşamını yitirdi.

Bonafini Anne, hem faşist diktatörlüğe karşı direnmiş, hem de dünya halklarının uğradığı haksızlıklara karşı çıkmış, aynı zamanda Che Guevara, Fidel Castro, Augusto Sandino, Yasser Arafat, Hugo Chávez, Evo Morales gibi önderleri desteklemiş bir anne. Amerikan Emperyalizminin gaddarlığını yaşamış ve görmüş, kavramış bir anne. Şöyle diyor:

“Çocuklarım kaçırılmadan önce sıradan bir kadındım, sıradan ev hanımıydım. Birçok şeyi bilmiyordum. Beni ilgilendirmediler. Ülkemin ekonomik sorunu, siyasi durumu bana tamamen yabancıydı, kayıtsızdı. Ama çocuklarım kaybolduğundan beri onlara duyduğum sevgi, bulana kadar onları arama, yalvarma, rica etme, bana teslim edilmelerini sağlama talebim hiç bitmedi. Benimle aynı özlemi hisseden diğer annelerle tanışmak beni yeni bir dünyaya soktu…

“ABD’nin ne olduğunu, ordumuzu işkence yapmak için nasıl eğittiğini anladık. Yugoslavya’da huzurevlerini, sığınakları bombaladığını gördük. Irak’ta insan parçalarını gördük, ABD çocukların olduğu sığınakları bile bombaladı. Irak’ta öldürülen yaklaşık bir milyon çocuğu gördük, hissettik, acı çektik. Bunlar da bizim çocuğumuz tabiî ki canımız yanıyor. NATO’nun bombalamaları, ablukaları ve bu dünyada açlıktan ölen milyonlarca çocuk bu gücün suçudur…” (Aktaran Soner Yalçın, Sözcü Gazetesi, 25 Kasım 2022)

Bonafini Anne, dünya halklarının başbelasını anne duyarlılığı ile tespit etmiş. Ne güzel ifade etmiş! Canı yanmış çünkü… Bu kötülükleri görüp de duyarsız kalmak insanlıkla bağdaşır mı?

Ne var ki, bugün kendisine solcu, hatta komünist diyen nice “aydın” bu basit gerçekliği göremiyor veya görmezden geliyor.

Bunun nedeni emperyalizmin mali ve kültürel gücü…

1960’larda, 70’lerde “Yankee Go Home!” diyen Türkiye Solu, maalesef bu gerçeğe gözlerini kapıyor.

Çünkü Amerikancı Kürt Hareketinin kuyruğuna takılmış durumda.

O Amerikancı Kürt Hareketi ki, 2014’te Kuzey Iraklı Peşmergeler Türkiye üzerinden Kobani’ye geçerken, çocukların yüzüne Amerikan Bayrağı işleyerek “Biji Serok Obama” diye bağırttı.

O Amerikancı Kürt Hareketi ki, liderlerinden biri, Murat Karayılan, 2018’de Trump; Suriye’den çekileceğiz” deyince, “Aman bizi bırakma” diye yalvaran bir kişiliksiz.

Öyle ya, Amerikan Emperyalizmi onlara bir devletçik kuruverecek.

Bu ne büyük körlük! Veya halkımıza ve Ortadoğu halklarına karşı ne büyük ihanet!

Türk Solu’nun 55 yılda geldiği nokta bu maalesef. Emperyalizm kuyrukçuluğu… İçler acısı!

“Yankee Go Home!”dan “Yankee Viva!”ya geçiş, diyebiliriz.

Bunun hesabı da Türkiye ve Ortadoğu Halklarının önünde sorulacaktır.

Amerikan Emperyalizminin nükleer bombaları bir an önce gönderilmelidir. Hem halkımız, hem Ortadoğu halkları için büyük tehlikedir. Özellikle de türlü emperyalist oyunlarının oynandığı bu coğrafyada…

Yanı sıra, ülkemizdeki Amerikan üsleri hemen kapatılmalıdır. Amerikan Emperyalizmine hizmet eden radarlar hızla sökülmelidir.

Biz, en çok da bu sıra gerekli eski sloganı, hep olduğu gibi tekrarlamaktan usanmayacağız: Yankee Go Home!