Yemezler Tayyip, yemezler!

08.07.2022
A+
A-

M. Gürdal Çıngı

Rakamlarla Türkiye ekonomisinin hal-i pürmelali

Yahu Tayyip, sık sık “Ben ekonomistim.” diyorsan ya, çok komik oluyorsun, farkında mısın?

Sen ekonomist falan değilsin! Sadece İmam Hatip mezunu birisin.

Haa, ekonomiyi seviyor olabilirsin, ekonomi okuyamadığın için içinde ukde de kalmış olabilir ama okumadan “Ben ekonomistim” dediğin anda, en azından komik oluyorsun.

Bir de tabiî yalan söylemiş oluyorsun.

Ki, onun senin açından hiçbir önemi yoktur, biliyoruz. Çünkü senin sermayen yalan. Yemek yer, su içer gibi yalan söylüyorsun çünkü. Durup dinlenmeden hem de…

“Ekonominin de sorumlusu benim, ben”, diye höykürüyorsun ya, işte o gerçek.

Ne yazık ki, Türkiye’nin başına gelmiş felaketlerin en büyüklerinden birisi olarak, şu anda ekonomiyi sen yönetiyorsun. Tabiî sonuç felaket oluyor ekonomi açısından ve dolayısıyla ülkemiz, halkımız açısından…

Rakamlar da olaylar da gerçeklikler de bunu gösteriyor hep.

Bak, sana birkaç rakam, birkaç örnek göstereceğiz ekonominin felaket durumu hakkında.

Hani, senin yalanlarından birisi de nedir?

“Türkiye’nin, dünyanın 10’uncu büyük ekonomisi olacağı.”

Şu anda Türkiye, dünyanın kaçıncı büyük ekonomisidir?

Uluslararası Para Fonu (IMF)’nin Nisan 2022 tarihli “Dünya Ekonomik Görünüm Raporu”na göre Türkiye gayrisafi yurtiçi hasıla (GSYH) dikkate alındığında 2021’de dünyanın en büyük 21’inci ekonomisidir.

Peki, önceki yıllarda kaçıncı büyük ekonomiydi Türkiye?

2011-2015 yıllarında 16’ncı büyük ekonomiydi. O yıllardan bu yana da sürekli olarak geriliyor. Önce 17’nci sonra 2018-2019 yıllarında 19’uncu ve 2020’de 20’inci 2021’de de 21’inci sıraya düşmüştür. Yani 2016’dan bu yana Türkiye ekonomisi küçülmektedir.

Sıralama dışında Milli Gelir Seviyesine bakıldığında ise Türkiye’nin Gayri Safi Milli Hasılası (GSYH’si) 2021’de 806,8 milyar Amerikan doları oldu. 1980’den bu yana en yüksek GSYH, 2013’te 957,5 milyar dolar ile görülmüştü. Yani burada da düşüş görülmektedir.

Türkiye’nin dünya ekonomisinden aldığı pay 1980’de yüzde 0,86 iken bu oran 2021’de yüzde 0,84’e geriledi. Bu pay IMF’nin tahminine göre 2022’de yüzde 0,67’ye kadar düşecek.

Türkiye’nin dünya ekonomisinden aldığı pay 2002’de yüzde 0,69; 2003’te ise yüzde 0,80’di. Bu oran 2013’te yüzde 1,24’e kadar çıkarak 1980’den bu yana en yüksek seviyeyi görmüştü. Yani dünya ekonomisinden aldığımız pay da (2013 yılına göre) neredeyse yüzde yüze yakın küçülmüştür.

Büyük ekonomi deyince de rakamlar önemli burada. Yani neye göre büyük, neye göre küçük?

Şimdi bunu görelim:

2021 yılında dünyanın en büyük ekonomisi, 22 trilyon 998 milyar dolar ile ABD’dir. İkinci sırada 17 trilyon 458 milyar dolar ile Çin var.

Şimdi bu tabloyu görelim:

(https://tr.euronews.com/2022/05/16/turkiye-dunyan-n-kac-nc-buyuk-ekonomisi-dunya-ekonomisindeki-pay-ne-kadar)

Tabloda da gördüğümüz gibi, dünyanın en büyük ekonomisi olan ABD’yle aramızda neredeyse 28 kattan fazla fark var. 2’nci Çin’le neredeyse 22 kat, 13’üncü Brezilya ile ise 2 kat fark var… Bir üstümüzde yani 20’nci sırada yer alan İsviçre’nin nüfusu 8.6 milyon, yüzölçümü 41.285 (Konya’nın 38.873) km²’dir…

Yani Türkiye ekonomisi, dünyanın ilk 20 ekonomisi karşısında ne kadar büyük?

İşte bu kadarcık!

Üstelik işin bir başka yönü de ekonominin büyüklüğünden kimin, hangi sınıfın, hangi kesimin ne kadar pay aldığıdır. Buna az sonra gireceğiz.

Peki Milli Gelir Dağılımı ne durumdadır?

Kaçınılmaz olarak o da düşüyor. Hem de büyük oranda. Rakamlar şöyle:

Resmi verilere göre Kişi Başı Milli Gelir 9 bin 539 dolardan 9 bin 374 dolara geriledi. Ve bu gerileme 2018 yılından bu yana devam ediyor.

IMF’nin yukarıda aktardığımız Nisan 2022 Raporu’na göre, Türkiye, kişi başına gelir açısından da 2015 yılında 66’ıncı sıradayken 2021 yılında 78’inci sıraya indi.

Tayyipgiller’in “Orta Vadeli Program”larında bu yıl için yapılan hesaplamalar kur ortalamasının 9,27 olacağı varsayımına dayanıyordu. Ancak kur artışıyla bu varsayımlar bütün gerçekliğini yitirdi. Dolar kuru, geçtiğimiz günlerde 17,60’ları gördükten sonra şu günlerde 16,76’larda. Dolayısıyla bu yıl içinde gerçekleşen ortalama kura göre hesaplandığında, sadece kur farkından dolayı Türkiye’nin milli geliri büyük oranda düşecek. Bu düşmenin, gerilemenin sonucu olarak da Kişi Başına Milli Gelir 6 bin 354 dolarlara kadar gerileyecek..

Üstelik Raporda, bu yıl Türkiye’nin 692,4 milyar dolarlık milli gelirle 23. sıraya gerileyeceği öngörülüyor. Ama kurdaki bu yükselişin sonucu olarak daha da gerileyebilir sıramız…

Bu rakamlar, somut gerçekliği gösteren rakamlardır.

Şimdi konuyu bir başka açıdan inceleyelim.

Türkiye’nin markalarının değeri

Bir ülkeyi ekonomide temsil eden markalar vardır. Dünyanın neresinde olursanız olun, bu markayı gördüğünüzde, o markanın sahibi ülke akla gelir.

Örneğin Coca-Cola, McDonald’s, Apple, Google, Microsoft deyince ABD; Samsung deyince Güney Kore; HUAWEI deyince Çin akla gelir.

Ya Türkiye hangi markasıyla akla gelir?

Hiçbir markasıyla akla gelmez. Çünkü Türkiye’nin, Tayippgiller’in pek sevdikleri söylemle “Yerli ve Milli” dünya çapında hiçbir markası yoktur. Dünya markalar sıralamasında esamisi bile okunmaz Türk markalarının. Bu gerçeklik de rakamlarla sabittir.

Türkiye’nin en değerli 100 markasının (havayollarından bankalarına, sanayi şirketlerinden gıda şirketlerine vb.lerine) toplam değeri şu anda 16 milyar dolar civarında. Bu 100 markanın son 13 yıldır ortalama değeri 20 ila 30 milyar dolar civarında seyrederken, son 3 yıldır bu rakamlar sürekli olarak düşüyor. Ve gördüğümüz gibi, 16 milyar dolara kadar gerilemiş durumda. Daha da gerileyecek yine kaçınılmaz olarak kurun bu denli yükselmesi karşısında.

Türkiye’nin 100 markasının değeri 16 milyar dolarken, sadece Apple’ın marka değeri 355,1 milyar dolar. Amazon’un 350,3 milyar dolar, Google’ın 263,4 milyar dolar. Listeyi uzatmaya gerek yok, sanırız.

Dünyanın en değerli 500 markası içinde hiçbir Türk markası yok. Çünkü listenin en altında yer alan markanın değeri 4,6 milyar dolar. Bu rakama ulaşan hiçbir Türk markası yok.

Üstelik, “Yerli ve Milli” denilenlerin de büyük çoğunluğu yabancı ortaklı, büyük bir kısmında yabancıların payının daha fazla olduğu markalardır.

Örneğin Ford Otosan yerli marka mıdır?

Hayır, değildir.

Turkcell yerli marka mıdır?

Hayır, değildir.

Garanti BBVA yerli midir?

Hayır, değildir…

Ama bu ve benzeri markalar “yerli” marka olarak adlandırılıyor.

Yani Tayyip; yemezler senin ekonomistliğini de, Türkiye’nin dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri olacağı yalanını da…

Bak yemiyor dünya insanlığı. Okuyalım mı sana bir araştırmanın sonuçlarını?

“2022 yılında yumuşak güç araştırması yaptıklarını ve Türkiye hakkında dünya genelinde yüz bin kişiye sorular yöneltildiğini kaydeden İlgüner, “Türkiye ile ilgili çarpıcı sonuçlar çıktı. Hukuk ve insan haklarına saygı konusunda Türkiye 10 üzerinden 2.4 puan alıyor. Bilimde önder midir diye soruluyor, 10 üzerinden 2.7 puan alıyor. Türkiye’nin çekici yaşam tarzı var mı diye soruluyor, 10 üzerinden 3.1 alınıyor.” (https://tr.sputniknews.com/20220616/marka-uzmani-ilguner-100-degerli-turk-markasinin-toplam-degeri-16-milyar-dolar-1057502559.html)

Bak, gerçekler bunlar Tayyip!

AKP’giller İşçiye-Emekçiye düşman, Parababalarına dosttur!

Yahu Tayyip, senin adamların açıkça itiraf ediyorlar ki, uyguladığımız ekonomi politikalar tümüyle işverenlerin yararına olan politikalardır, diye. Bak, Bakanın Nebati, üstelik de senin de katıldığın Kızılcahamam’daki kampta ne söylemişti, bir kez daha hatırlatalım mı sana?

“Dövizi düşürmek için yüksek faiz artışı yapabilirdik. Ama o zaman üretim bundan olumsuz etkilenirdi. Biz bir yol ayrımına gittik. Enflasyonla birlikte büyümeyi tercih ettik. Yoksa enflasyonu düşürmek için çok sert tedbirler alabilirdik. Yüksek faiz artışı yapardık. O zaman üretim dururdu. Kur korumalı TL’ye geçerek bir yandan doları frenledik. Diğer yandan üretimi ve büyümeyi tercih ettik. Bu sistemden dar gelirliler hariç üretici firmalar, ihracatçılar kâr ediyorlar. Çarklar dönüyor. Büyümeyi tercih ettiğimiz için büyüme rakamları iyi geliyor, büyüme istihdama da olumlu olarak yansıyor. Ama biz dar gelirli vatandaşlarımıza yönelik gelirlerini arttırıcı düzenlemeler yapıyoruz. Böylece onları enflasyonun karşısında korumaya çalışıyoruz.” (https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/abdulkadir-selvi/milletvekilleri-ne-sordu-erdogan-ne-yanit-verdi-42078196)

Yani bütün bu laf salatalarının sonucu neymiş?

“Bu sistemden dar gelirliler hariç üretici firmalar, ihracatçılar kâr ediyorlar”mış…

Alavere dalavere İşçi Memet-Halk Memet nöbete!

Gerçeklik de bu zaten.

Koç’undan Sabancı’sına, Alarko’sundan Yapı Kredi’sine, Doğan’ından Erdemir’ine hepsi kârlarını yüzde 218, 323, 370 vb. oranlarda arttırmışlar. Kârlarına kârlar katmışlar. (https://www.yenicaggazetesi.com.tr/2022nin-ilk-ceyreginin-en-cok-kazanan-sirketleri-belli-oldu-karlarina-kar-kattilar-552794h.htm)

Aynı dönemde işçilerin durumu ne olmuş?

2022 yılına TL cinsinden yüzde 50 artışla 4253 lira ile başlayan asgari ücretin o günkü kurla dolar karşılığı 316 dolar seviyesindeydi. Ancak kurda yaşanan yükselme, 4253 liralık asgari ücreti 30 Haziran itibarıyla 254 dolara kadar düşürdü.

Ya Kamu Çalışanları açısından durum ne olmuş?

Aşağı yukarı aynı kayıplara uğradılar.

Ya Köylümüz, Esnafımız?

Temel girdileri olan gübrenin, mazotun, elektriğin, doğalgazın yüzde 200-300-400 arttığı bir dönemde onu da ne siz sorun, ne biz söyleyelim…

Demek ki biz size, Türkiye düşmanısınız, Vatan ve Halk sizin için hiçbir değer ifade etmiyor, derken doğruları söylüyorduk. Bak, bu gerçekliği Genel Başkanvekilin Numan Kurtulmuş nasıl itiraf ediyor.

Önce demagoji yaparak şunları söylüyor: “Bizim kendi para birimimize itibar etmemiz lazım. Bunun üzerinden alışverişlerimizi yapmamız, bunun üzerinden uluslararası ticarette Türk lirasının değerini bir şekilde değerli para haline getirmemizin doğru olduğu kanaatindeyim.”

Vay be, adamlar Türk Lirasının değerini arttırmak istiyorlarmış, TL’yi değerli para haline getirerek alışverişleri TL üzerinden yapmak istiyorlarmış, diyorsunuz okuyunca.

Ancak, Vehbi’nin kerrakesi sonradan geliyor:

“Bu anlamda paramızın belirli bir seviyede olmasının şöyle bir artısı var; ihracatı artırmış oluyoruz. Buradaki dengeyi korumamız lazım. Eski dönemde maalesef Türk parası çok değerliydi.

“1 dolar 1.20 seviyelerindeydi. Bu ortaya ne çıkarıyordu? Olağanüstü yüksek miktarda ithalat. Yani ne varsa kalem dahil her şeyi daha ucuza dışarıdan ithal eder durumdaydık. Çok şükür 2013’ten sonraki dönemlerde yavaş yavaş Türkiye bundan uzaklaştı.” (https://tr.sputniknews.com/20220616/kurtulmus-eskiden-turk-lirasi-degerliydi-ithalat-cikariyordu-cok-sukur-turkiye-bundan-uzaklasti-1057491749.html)

Yani ne yapılmış?

TL’nin değeri bilinçli olarak düşürülmüş!

TL, değersiz para haline getirilmiş.

1,20’lerden 17,60’lara kadar düşürülmüş!

Daha da ne kadar düşürülecek? Allah (yok yok; ekonomist ve ekonominin hakimi Tayyip) bilecek(!)

Ve bu böyle devam edecekmiş…

Vay babam vay! Van anam vay!

Kimlerin eline düşmüşsün, ne hallere düşürülmüşsün güzel ülkem. Cennet ülkem…

Siz projesiniz. ABD’nin, İngiltere’nin ve İsrail’in projesisiniz. Ve bu projeyle size bir görev verildi, iktidara getirildiğinizde uygulamak şartıyla. Siz şimdi, o görevinizi yerine getiriyorsunuz; “adeta vatanı pazarlıyorsunuz”, göreviniz gereği. Ve ülkemizi en az üçe bölmek istiyorsunuz.

Ancak başaramayacaksınız. Projeleri yırtıp atacağız. ABD ve AB Emperyalistlerini bir kez daha yeneceğiz ve siz yerli işbirlikçileri de Tarihin çöplüğüne göndereceğiz, verdiğimiz İkinci Kurtuluş Savaşı sonucu.

Biz, kazanacağımızdan adımız gibi eminiz! Ve siz kaybedeceğinizi biliyorsunuz!

Çünkü Tarih, hükmünü böyle verdi!

Gelecek o güzel günler. Gelecek!