Yüzyılın Felaketi AKP’giller’in 24 Yıllık İktidarında, 2025 Yılı Kadınlarımız İçin Yine Felaketler Getiren Bir Yıl Oldu

17.01.2026
3.303
A+
A-

Prof. Dr. Özler Çakır

 

Halk düşmanı, işçi-emekçi düşmanı, kadın-çocuk düşmanı, insanlarımızı Allah ile kandıran yolsuzluklar, hırsızlıklar, kan emici vatan satıcılar imparatorluğunda başka türlüsü olabilir miydi?

Elbette olamazdı!

ABD Emperyalist Haydudunun hain BOP süreci doğrultusunda, ülkemizin AKP’giller iktidarı eliyle Yeni Sevr’e ve Ortaçağcı Faşist Din Devletine doğru sürüklendiği bu süreçte, çöken ekonominin, halkımızın işsizliğe ve pahalılığa mahkûm edilişinin acısını en çok yaşayanlar, 2025 yılında da Kadınlarımızdı.  Ocaklarda kaynatamadıkları aşın, çocuklarının kursaklarına bir lokma koyamamanın çaresizliğinde kıvrım kıvrım kıvranan, üstüne Ortaçağcı gericiliğin beslediği kadına yönelik şiddetin azgın ortamında acımasızca yaşamdan koparılan, katledilen yine kadınlarımızdı.

Gelin buraya kadar yazdıklarımızı 2025 yılına ait istatistikler ile somutlayalım. Okuyucuları yormamak adına çok temel verilerden hareket edelim:

 

* OECD verilerine göre, Türkiye’de ne eğitimde ne de istihdamda olan kadınların oranı, erkeklerin oranının neredeyse iki katıdır.

Türkiye’de 18-24 yaş aralığında ne eğitimde ne istihdamda olan kadınların oranı (%41,6) erkeklerin oranının (%22,1) neredeyse iki katıdır. OECD ortalamasında ise ne eğitimde ne istihdamda olan kadınların oranı %14,9, erkeklerin oranı ise %13,4’tür. Türkiye, OECD ülkeleri arasında ne eğitimde ne de istihdamda olan kadınlar ve erkekler arası farkın, kadınlar aleyhine en yüksek olduğu ülkedir.

 

* OECD 2025 verilerine göre Türkiye, tüm eğitim seviyelerinde kadınların istihdam oranının erkeklere oranla en düşük olduğu OECD ülkelerinin başında gelmektedir.

(https://tedmem.org/storage/writes/December2025/OoYkyGBs9MwxRabLIHec.pdf)

“Sahibinin Sesi” TÜİK’in verileri de yukarıdaki gerçekliğe ek kanıt sunmaktadır.  “İşgücü İstatistikleri, Ekim 2025” raporunda yer alan mevsim etkisinden arındırılmış istihdam oranlarına göre erkeklerin istihdam oranı %66,5 olurken, bu oranın kadınlarda %32,4 olduğu görülmektedir. (https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Isgucu-Istatistikleri-Ekim-2025-54067)

Yani TÜİK 2025 verilerine göre ülkemizde kadınlar, erkeklerin iki katından daha fazla işsizlik canavarının pençesinde kıvranmakta, üretim sürecinin dışında kalmaktadır.

Tabiî bunun en temel nedeni, içinde yaşadığımız Parababalarının sömürü düzeninde, kadınlarımızın çifte sömürüye uğramasıdır. Yani bir taraftan sınıfsal olarak sömürülürken, diğer taraftan da ezilen cinsiyet konumunda olmalarıdır. Çocuk bakımı, temizlik-yemek vb. bitmez tükenmez ev işleri, yaşlı bakımı hep kadınların sırtındadır.

Nitekim “OECD Ekonomik Araştırmaları: Türkiye 2025 Raporu”nda, ücret ödenmeyen bakım ve ev içi sorumlulukların orantısız derecede yüksek olmasının, kadınların işgücü piyasasına katılımının önündeki en büyük engellerden biri olduğuna vurgu yapılırken, Türkiye’de özellikle anneliğin, kadınların işgücüne katılımını olumsuz etkilediği; annelerin %96’sı birincil bakım veren konumundayken, babaların sadece %2’sinin bu rolü üstlendiği verileri yer almaktadır.

Yine TÜİK’in “İstatistiklerle Kadın, 2024” raporunda da konuyla ilgili bir diğer kanıt yer almaktadır: 2023 yılında hanesinde 3 yaşın altında çocuğu olan 25-49 yaş grubundaki kadınların istihdam oranı %27,1 olurken, erkeklerin istihdam oranı %90,1 olmuştur (https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Istatistiklerle-Kadin-2024-54076).

Ne kadar çarpıcı bir istatistik değil mi?

Ülkemizde annelik neden doğrudan kadını vurmaktadır?

Çünkü bırakalım özel işvereni, kamu kurumlarında bile ebeveynlerin en temel hakkı olan ve çocuklarına erken çocukluk bakımı ve eğitimi verecek kreşler yoktur. Yukarıda değindiğimiz raporda, erken çocukluk eğitimi ve bakımına ayrılan kamu fonunun, GSYİH’nin %0,3’ü ile OECD ortalaması olan %0,8’in oldukça altında olduğu, özel işveren tarafından sağlanan çocuk bakımının ise çok nadir olduğu belirtilmektedir.

(https://www.oecd.org/en/publications/2025/04/oecd-economic-surveys-turkiye-2025_fa62886d.html)

Peki ya istihdam fırsatı yakalayabilen kadınlarımızın ekonomik durumu nedir?

 

* Ülkemizde kadınlar, aynı eğitim düzeyindeki erkeklerden daha az gelir elde etmektedir.

 

Türkiye’de ortaöğretim mezunu olmayan bir kadın, ortaöğretim mezunu olmayan bir erkekten %26,7 daha az, ortaöğretim mezunu bir kadın ortaöğretim mezunu bir erkekten %21,5, yükseköğretim mezunu bir kadın ise yükseköğretim mezunu bir erkekten %19 oranında daha az gelir elde etmektedir (https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Istatistiklerle-Kadin-2024-54076).

İşte tüm engelleri aşıp çalışma yaşamına katılabilen kadınlarımızın durumu da budur.

Genel Başkan’ımız Nurullah Efe’nin Kadın Sorunu’nu sınıf biliminin ışığında, Diyalektik ve Tarihsel Materyalizm metoduyla, insanlığın evrimsel süreci içerinde irdeleyip çözüme kavuşturduğu “Kadın İnsanlığa Geçiş Sosyalizm” anıt eserinde de belirttiği gibi;

“Toplumsal üretime katılma, kadını özgürleştiren en önemli etkenlerden biridir. Dediğim gibi, bugün yaşadığımız sınıflı toplumda kadın emeği daha ucuz emektir. Ve kadın işçilere işyerinde patron tarafından yapılan baskılar, aşağılamalar, zulümler, tacizler çok daha fazladır.

“Neden?

Sosyal statülerinden dolayı.”

“(…)

“Demek ki, maddi hayata katılmak kadını özgürleştirmenin en önemli yollarındandır. Ama bu toplumda o da yok. Onun da önü kesilmiş durumda. Çünkü kadın devamlı aşağılanıyor zaten.” (age, s. 146-147)

 

Ya kadına yönelik şiddet?

Bu konuda OECD ülkeleri içinde 2025 yılına yönelik karşılaştırma yapabilmek için bu yıla ait bir veri elde edemedik. Ancak 2024 yılı raporundaki veriler durumu görmemize, kestirim yapmamıza yardımcı olacaktır. Raporda, hayatları boyunca en az bir kez yakın partnerleri tarafından fiziksel ve/veya cinsel şiddete maruz kaldığını bildiren kadınların yüzdesi bakımından Türkiye, OECD ülkeleri arasında %30’u hayli geçen oranla ilk sırayı alıyor. Türkiye’yi yakın bir oranla Kolombiya izliyor. OECD ortalaması ise %22 (https://www.oecd.org/en/publications/society-at-a-glance-2024_918d8db3-en/full-report/violence-against-women_fbbd1878.html#figure-d1e13383-2341bcc230).

Halkı Allah ile kandırmada usta bu din maskesi takan sahtekârların iktidarında, maskeler biter mi? Her türlü maskeyi takarlar. Kadınların bu kadar düşmanlaştırıldığı, yatak odası ile mutfak arasına hapsedilmek istenen köleler olmalarının hedeflendiği, yaratılan ekonomik şiddet yüzünden ailelerin dağıldığı bu kahrolası ortamda, 2025 yılını hiç utanmadan, arlanmadan “Aile Yılı” ilan ettiler. O aile yılı ki, kadın katliamları had safhaya ulaştı!

İşte Cumhuriyet Gazetesi’nde yer alan bir haber:

2025’te kadın cinayetleri ve şüpheli kadın ölümleri artarken, yılın 11 ayında 266 kadın katledildi, 269 kadın ise şüpheli şekilde yaşamını yitirdi.

“Kadınlar en çok aileleri tarafından öldürüyorlardı, bütün yıllarda veriler bu yöndeydi. ‘Aile yılı’ ilan edildiğinde de bu böyle oldu ama şöyle de bir şey oldu: ilk defa şüpheli kadın ölümleri, kadın cinayetlerini geçti. Türkiye tarihinde ilk defa böyle bir şey oldu. Kadınlar sürekli camlardan düşüyor, sanki bir denge sorunları var gibi.” (https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/2025-te-ilk-kez-supheli-kadin-olumleri-kadin-cinayetlerini-gecti-iktidar-seyirci-kaldi-etkin-mucadele-cagrisi-2466662)

Ülkemizde, 2025 yılı kadın cinayetleri konusunda önemli bir veri de Online PR Platformu B2Press tarafından hazırlanan “2025 Dijital Basın Raporu”nda yer aldı. Raporda, 2025 yılında dijital basında en çok kullanılan ifadenin, 2.539.298 haberle “kadın cinayeti” olduğu vurgulandı (https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/2025-yili-dijital-basin-raporu-aciklandi-en-cok-orman-yanginlari-ile-kadin-cinayetleri-konusuldu-2467191).

Tabiî dur durak bilmeyecek bu düzende ne yazık ki kadınlarımızın gördüğü şiddet, kadın katliamları… Kadınlarımızın katline ferman yazmaya devam edecek yine Amerikan Uşağı, Laik Cumhuriyet düşmanı Muaviye-Yezid dincilerinin iktidarı.

Örnek mi?

Bildiğimiz gibi hazırladıkları ve 24 Aralık 2025’te Meclisten geçirdikleri 11. Yargı Paketi kapsamında, içlerinde her türlü suçu işlemiş ve işleme potansiyeli de olanlar dahil olmak üzere yaklaşık 50 bin hükümlü salıverilmişti. İşte o kapsamda salıverilenlerden, ‘uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama’ suçundan tutuklu bulunduğu cezaevinden bu kapsamda tahliye edilen Okay Gür, dini nikâhla birlikte yaşadığı Rojda Yakışıklı’yı daha hapisten çıkar çıkmaz katletti (https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/diyarbakir-da-kadin-cinayeti-3-gun-once-tahliye-oldu-imam-nikahli-esini-katletti-2465269).

Kim bilir bu yargı paketi ile daha kaç kadınımız yaşamdan koparılacak?

 

Değerli okurlar,

Bu yazımızda, Dünya Halklarının Başdüşmanı ABD Emperyalist Haydudunun iktidara getirdiği ve uşaklıkta kusur etmemek kaydıyla iktidarda tuttuğu, Laik Cumhuriyet düşmanı Ortaçağcı gerici AKP’giller iktidarının 24’üncü yılı olan 2025 yılını, kadınlarımızın içine düşürüldüğü içler acısı durum, uğradıkları zulüm bakımından belli verileri dikkate alarak değerlendirmeye çalıştık. Bu verilerin önemli bir bölümünü de kapsamlı bir kaynak olarak, uluslararası karşılaştırmaları da yansıtması bakımından OECD raporlarından aldık. Ancak, OECD ile ilgili olarak kısa bir açıklama ile bu yapının ne olduğunu göze batırmayı da gerekli gördük. OECD’nin kendi Web sayfasında, tarihçesi ve amaçları ile ilgili olarak şu açıklamalar yer almaktadır:

1960’tan Beri Daha İyi Yaşamlar İçin Daha İyi Politikalar

“OECD’nin öncüsü, II. Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’nın yeniden inşası için Marshall Planı kapsamında Amerikan ve Kanada yardımlarını yönetmek üzere kurulan Avrupa Ekonomik İşbirliği Örgütü (OEEC) idi. OEEC’yi OECD’ye dönüştüren Sözleşme, 14 Aralık 1960’ta Paris’te, Chateau de la Muette’de imzalandı ve 30 Eylül 1961’de yürürlüğe girdi.

“O zamandan beri OECD’nin misyonu, hükümetlere dayanıklı, kapsayıcı ve sürdürülebilir büyümeyi destekleyen politikalar konusunda tavsiyelerde bulunarak dünya çapında daha büyük bir refah sağlamaktır. Kanıta dayalı politika analizi ve tavsiyeleri, standartlar ve küresel politika ağları aracılığıyla, G7 ve G20 ile yakın işbirliği de dahil olmak üzere, OECD küresel zorluklara yönelik reformların ve çok taraflı çözümlerin geliştirilmesine yardımcı olmuştur. Bunlar, OECD’nin 1970’lerde geliştirdiği kirleten öder ilkesinden, eğitimde PISA’ya, vergi şeffaflığına ve yapay zekâya kadar kamu politikasının tüm alanlarını kapsamaktadır. OECD, tarihi boyunca daha küresel, daha kapsayıcı ve daha ilgili hale gelmek için çaba göstermiştir.” (https://www.oecd.org/en/about/history.html)

OECD’nin, içlerinde Türkiye’nin de yer aldığı 38 üyesi bulunmaktadır. Metinden de anlaşılacağı üzere, OECD ABD Emperyalizminin güttüğü, onun çıkarlarına hizmet eden bir yapılanmadır. Genel Başkan’ımız Nurullah Efe’nin de hep vurguladığı gibi, İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı ile birlikte ABD Emperyalizmi, İngiliz Emperyalizminin misyonunu devralmıştır. Ülkemiz de 1940’lı yılların sonlarından başlayarak Birinci Antiemperyalist Kurtuluş Savaşı’mız ile elde ettiğimiz bağımsızlığımızı kaybetmeye başlamış, 1950 DP İktidarı ile bu durum perçinlenmiştir. Yukarıda sözü edilen ve mazlum halkları tahakküm altına almanın bir aracı olan Truman Doktrini, Marshall Yardımı ile ülkemiz yeniden ABD Emperyalizminin yörüngesine girmiştir. G7’lerin, G20’lerin ne olduğunu, dünya Finans-Kapitaline nasıl hizmet ettiğini biliyoruz.

Yani değerli okurlar, emperyalistler böyledir işte. Sömürgeleştirmek, yeraltı-yerüstü kaynaklarını tahakkümü altına almak istedikleri ülkeleri ıcığına cıcığına, en ince ayrıntısına kadar, en bilimsel yöntemleri kullanarak incelerler. Eğitim alanında da PISA yoluyla kendi çıkarları için önemli bilgiler, veriler elde ediyor emperyalistler. Bunları da dünya ekonomisine, kendi örtülü kavramsallaştırmalarıyla “gelişmekte olan ülkelere” projeksiyon tutmak, kaynakların verimli kullanılmasını sağlamak, eğitim süreçlerini geliştirmek, istihdamı arttırmak söylemleriyle incelterek, gerçek amaçlarını perdelerler. İşte kendi çıkarları için yaptıkları faaliyetlerin, araştırmaların kendi hedefleri bakımından açıklamakta bir sakınca görmedikleri, hatta olumlu etkileri olacağına karar verdikleri süreç ve sonuçlarını da yayınlarlar.

Oysa, konumuza dönersek, ülkemizde işçi-emekçi kadınlarımızı yoksulluğun, açlığın, işsizliğin, şiddetin, her türlü sömürünün pençesinde kıvrandıran onların hayâsız emperyalist düzeni değil midir?

Sınıf karakterleri gereği kadın düşmanı olan Ortaçağcı, gerici AKP’giller iktidarını, kendi çıkarları için Ülkemizin başına musallat eden başta ABD olmak üzere AB Emperyalistleri değil midir?

Onlardan ve onların yerli uşaklarından kurtulmadıkça da kadınlarımızın yüzünün gülebilmesi olası değildir. Çok derdin tek ilacı Devrimci Demokratik Halk İktidarıdır. Halkın Kurtuluş Partisi bunun için mücadele ediyor.

HKP Programı’ndan:

“Kadının sosyal açıdan ezilmişliğini fırsat bilen, sömürücü, vurguncu, yani alınteriyle para kazanmayan, her türden ahlâk anlayışından uzak sermaye sınıfına mensup erkekler, kadını cinsel zevklerini doyuracak obje olarak görmekte ve kullanmaktadırlar.

“Yani kadın toplumda iki türlü sömürüye tabi tutulmaktadır.

“Bu insanlık dışı duruma son vermenin ilk adımı; Kadının sosyal hayatın her alanında en aktif biçimde rol almasını sağlamaktır. Kadın, ekonomik hayatta da, siyasi ve entelektüel hayatta da erkeğe eşdeğer bir görev alacaktır. Yani ekonomik hayatta erkeğin hâkimiyetine son verilecektir. Kadınla erkek eşitlenecektir. Böylece de kadının aşağılanmasına yol açan (onu aşağılayan şartları devamlı üreten) mekanizma kırılmış-ortadan kaldırılmış olacaktır. Erkek egemen düzen, temeli ortadan kaldırılmış olduğu için yıkılmaya; kadın da hakkı olan saygınlığı yeniden kazanmaya başlayacaktır.

“Kafaları en çağdaş bilimle, demokratik ve laik kültürle donatılan Kadınlarımız, elbette sosyal hayatın her alanında aktif bir biçimde çalışmak isteyecek ve toplumda hak ettikleri yeri alacaklardır. Tabiî bu iş siyaset yapmayı da kendiliğinden içerir. Doğaldır ki bu alanda da erkeklerle yarışacaklardır. Böylelikle kurtarılmayı, yardım edilmeyi bekleyen ve uman; zayıf, güvensiz insanlar olmaktan çıkacaklar, en insancıl ideoloji sahibi kurtarıcılar, topluma yön vericiler de olacaklardır.

“Kadının Kurtuluşunun ikinci ve son aşaması da; toplumda on bin yıldan beri kökleşmiş olan, kadını aşağılayan geleneklerin, kültürün ve alışkanlıkların bütünüyle ortadan kaldırılması-silinmesiyle gerçekleşecektir.

“Kurtuluş Partisi ve Kadın Örgütleri; Kadınlarımızın bu duruma yükseltilmesi için ne gerekiyorsa duraksamadan, kararlıca yapacaktır.”

06.01.2026

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.