DSF Genel Sekreteri George Mavrikos’un 7 Nisan Dünya Sağlık Günü dolasıyla yazdığı makale: Kral Çıplak

09.04.2020
A+
A-

Tüm gezegenimiz derin bir şekilde Koronavirüs salgınına batmış durumda. Bugüne kadar resmi verilere göre 921.002 kişi enfekte olmuş ve 46.153 kişi ölmüştür.

Durum tüm kıtalarda acı verici. Binlerce aile ölülerinin yasını tutuyor, yüz binlercesi bu hastalıktan mustarip ve milyonlarca insan korku ve kaygı ile yaşıyor.  Tüm bu insanlara dayanışma duygularımızı ifade ediyoruz.

Tekelci ve uluslararası gruplar bu salgından-pandemiden işçileri işten çıkararak ya da onların haklarını sınırlayarak faydalanmaktadır. Çoğu hükümetler Koronavirüsü fırsata çevirerek sendikal ve demokratik hakları yasaklamıştır. Amaçları elektronik vasıtalarla-araçlarla vatandaşlarının hareket ve eylemlerini takip etmektir. Küresel düzeyde özgürlüklerin, pandeminin ortaya çıkmasından hemen sonra tehlikeye girdiği ispatlanmıştır.

Bu durum bir kez daha içinde yaşadığımız sömürücü sosyal sistemin acımasızlığını ve karşılaşılan krizleri halkların lehine olacak şekilde göğüslemek konusundaki beceriksizliğini göstermiştir. Kapitalist hükümetler, burjuvazi ve sarı sendika liderleri gerçeği ne kadar örtbas edip, kapitalist sistemin sorumluluklarını gizlemeye çalışsalar da bunu başaramayacaklardır.

İnsanların akıllarını karantinaya alamayacaklarıdır. İnsanların akıllarını düşünmekten ve yargılamaktan-bir hükme varmaktan, kendi deneyimlerinden-yaşadıklarından sonuçlar çıkarmaktan alıkoyamayacaklardır.

İçinde bulunduğumuz bu durum bizlere şunları göstermiştir:

BİR: İşçi Sınıfının asalak egemen sınıf karşısındaki ahlâki üstünlüğü bir kez daha doğrulanmıştır. Asalaklar vurgunculuk yaparken; işçiler yaşamın tüm gereksinimlerini üreterek pandemi yangınının ön saflarında yaşamlarını riske etmektedirler. Güçlü sanayiciler, krallar, kardinaller saraylarında saklanırken beden ve zihin işçileri ön saflarda yiyecek, ilaç, taşıma, temizlik, iletişim, enerji ve yaşamı mümkün kılan gerekli her şeyi üretmek için canla başla çalışmışlar ve hâlâ da çalışmaktadırlar. Halk kesimleri ile birlikte yoksul köylülük de malların üretiminin devamını sağlamak çabasına katkıda bulunmaktadır.

Öte yandan vurgunlar yapan egemen sınıfı da görüyoruz. İnsanlık dışı ve canavarca bir şekilde pandemiyi fırsata çevirmektedirler. Bunu da fiyatları yükselterek, sade vatandaşın ceplerinden çalarak, yapay kıtlık oluşturmak için ürünleri saklayarak yapmaktadırlar. Savaşlarda olduğu gibi krizlerde de bunlar sadece bir tanrıya inanır: Kâr.

O halde bir yanda tüm müttefikleri ile İşçi Sınıfını, diğer yanda da tüm enstrümanlarıyla burjuvaziyi görebilirsiniz. İki farklı dünya. İki farklı ahlâk anlayışı.

İKİ: Tedavi ve iyileştirmenin tüm yükünü kim çekmektedir? Özel sektör mü, Kamu sektörü mü?

Çoğu Avrupa ülkesinde sıradan vatandaşlar umutsuzluk içinde balkonlarına çıkıp halk sağlığı, kamu hastanelerinin kahramanlarını ve halk sağlığı kurumlarının bilim insanlarını alkışlamaktadır. Bu karalanan, hakarete uğrayan kamu sistemi, doktorlar, hemşireler ve tüm sağlık personeli eşitsiz bir mücadele yürütmektedir. Çünkü “daha az devletçilik, [daha çok] özelleştirme” talepleriyle yıllardır havlayan hem sosyal demokrat hem de yeni muhafazakâr hükümetler, uyguladıkları politikalarla kamu sektörünü insan kaynakları ve araçlarından mahrum bırakmışlardır.

Bütün bunlara rağmen, bu kaderine terk edilmiş kamu sağlığı sektörü bugün yenilmez bir ordu gibi savaşmaktadır. Hem de kişisel korumaları olmadan, çoğu defa silahsız ama sadece cesaretle savaşan bir ordu olarak. Bugüne kadar İtalya’da 61 doktor enfekte oldu ve yaşamını kaybetti. Onlar bu eşitsiz, adil olmayan savaşın ön cephelerinde öldüler. Aynı şey İspanya, Fransa, Yunanistan ve ABD’de olmuştur ve olmaya devam etmektedir. Diğer yandan kamu sektöründen çalan, kendi hastane yataklarını ve virüs testlerini fahiş fiyatlarla satan tekelci gruplardan vurguncuları da görebilirsiniz. Ki, bu vurguncular hükümetlerle, devletlerle işbirliği içinde, sıradan insanların acılarını sömürüp kârlarını kanla lekelemişlerdir.

ÜÇ: Bu kriz bir kez daha şu gerçeğin altını çizmiştir: Sadece işçiler ve halklar arasında gerçekçi, içten, samimi bir dayanışma ve destek gelişebilir. Kahraman Küba’nın savaşın tam kızıştığı anda İtalya’nın kuzeyine 60 doktor göndermesi örneği halklar açısından ciddi şekilde üzerinde düşünülüp değerlendirme yapmak için bir fırsattır. İtalya’ya Kübalı doktorların vardığı gün Almanya İtalya’ya tıbbi makineler göndermeyi reddetmiş, İtalya ve İspanya Yunanistan’a ihracatı yasaklamış; Birleşik Devletler’in Kaliforniya eyaleti New York’a maske satmayı reddetmiş ve diğer Birleşik Devletler eyaletleri de tıbbi solunum cihazları ve benzeri aletleri saklamıştır.

26 Mart 2020’de Avrupa Birliği Liderler Zirvesinde bir grup ülke (Almanya, Hollanda) ölüm oranlarının yüksek olduğu İspanya, İtalya ve Fransa gibi ülkeler tarafından talep edilen önlemlere hayır demiştir.

Kapitalizm it dalaşlarıyla, yağmacı çapulcu ittifaklarla dolu bir cangıldır…

Kurtlar sofrasıdır.

Öte yandan sadece işçilerin ve sosyalist toplumun gösterebileceği insanlık ve dayanışmayı görebilmek de mümkündür.

DÖRT: Şimdiye kadarki verilerle pandemi ABD’nin(ki emperyalist piramidin en tepesindeki ülkedir) politikasını tüm çıplaklığıyla ortaya çıkarmıştır. Dünya çapındaki Amerikan hayranları şimdi hayranlıklarının hayal kırıklığına dönüştüğünü görebilmektedir.

Bu ülkenin sonsuz füzeleri, savaş jetleri, denizaltıları ve paralı askerleri vardır.

Peki söz konusu maskeler, tıbbi solumun cihazları, kamu hastaneleri, sosyal güvenlik, yoksul insanların erişebileceği hastane yatakları olunca durum nedir?

Bu saydıklarımızın hepsinde büyük eksiklikler vardır. Şimdi kendileri Çin Halk Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu’ndan tıbbi malzemeler talep etmektedirler.

Birleşik Devletler fakirler, işsizler ve ekonomik yönden zayıf olanlar için en kötü sağlık hizmetinin olduğu ülkedir. Dünyanın en kötüsü!

– Hastanelerinde hiçbir şey ücretsiz değildir. Bir kimsenin her şey için para ödemesi gerekir ve bu aslında istisnasız herkes için yüksek fiyatlar anlamına gelmektedir.

– 28 milyon sigortasız-güvencesiz insan bulunmaktadır.

– 33 milyon kişinin sigortası eksik yatmaktadır.

– Vergilerini ödemelerine rağmen yasal-resmi evrakları olmayan 8 milyon insan vardır.

– İşsiz, yaşlı ve düşük gelirli insanlar ancak yapmaları gereken başvuru kabul edilirse temel yardım alabilmektedir.

Ve ABD’de halk kesimleri pandemi ve devletlerinin politikalarıyla canhıraş şekilde uğraşırken, Başkan Trump tekelci grupları desteklemek, güçlendirmek için 500 milyar dolarlık bir önlem paketi duyurmuştur. Ayrıca havayolları için 29 milyar dolar, güvenlik şirketleri için de 17 milyar dolarlık paketler açıklamıştır. Aynı zamanda ABD’deki silah lobisi, silah satış mağazaları işlerine devam edebilsin diye mahkemede dava açmışlardır. Hem de bunu, resmi verilere göre 2019’da 24.100’ü silahla intihar etmek suretiyle 40.100 kişinin silah dolayısıyla yaşamını kaybettiği bir ülkede yapmaktadırlar.

Bu bakımdan ABD, Brezilya, Birleşik Krallık ve Kuzey Avrupa’nın diğer ülkelerindeki kapitalistler tüm şirketleri çalışır halde tutmak için baskılarını artırmıştır. Hem de güvenlik-koruma önlemlerinin gerekli olmadığını iddia ederek. Ekonomi her şeydir. İşçilerin sağlığı ve yaşamı hiçbir şeydir. İşte, birkaç gün içinde pandemiden kurtulacaklarını iddia eden ve bunun garantisini veren Trump, Bolsonaro ve Boris Johnson’ın sözleri bu stratejiye hizmet etmektedir.

BEŞ: Koronavirüse karşı aşı ve etkili ilaçların üretimi konusunda emperyalistler arası uzlaşmazçelişkiler, uluslararası şirketlerin gerçek yüzünü göstermektedir. Söz konusu emekçi karşıtı önlemler, işçi karşıtı politikalar olduğunda ortak bir şekilde ortak düşmana, yani işçilere ve onların mücadelelerine karşı birleşip kararlar alabilmektedirler. Ama söz konusu vurgunculuk olduğunda birbirlerini öldürebilmektedirler. Her biri diğerinin sırlarını çalmaya çalışmaktadır. Aşıyı kim bulursa onun kârını birdenbire artıracağını bilmektedirler. Bu kamu sağlığının korunması için yapılan bir şey değil; kâr için yapılan bir it dalaşıdır.

İşte yukarıdakiler göz önünde bulundurulduğunda, pandemi karşısında hiçbirimizin eşit olmadığı ve“krizden kurtulmak için hepimiz birleşmeliyiz” sloganının işçiler lehine bir içeriğe sahip olmadığı ortaya çıkmaktadır.

Zenginler hastalıkla enfekte olduklarında, işsizlerin tedavisinden farklı bir tedavi alma olanaklarına sahiptir. Dahası krizin iş gücü, ücretler ve ekonomik düzey bakımından yaratacağı sonuçlardan sade vatandaşlar acı şekilde mustarip olacaktır.

Dolaysıyla şurası kesindir ki burjuvazi ve onun mekanizmaları işçilerin ve halkların özgürlüklerini ve demokratik haklarını büyük ölçüde kısıtlamak için bu salgından çokça yararlanacaklardır.

Bu şartlar altında işçilerin, kapitalizmin kendileri için sadece hastalık, işkence ve sömürü yarattığını ve tekrar tekrar yaratacağını anlaması önemlidir. Kapitalizm acımasızdır, çağdışıdır. İnsancıllaştırılamaz. Bu sömürü sistemini çözüm olarak sunan reformistler sosyal sömürünün hizmetkârları olmuşlardır. Kapitalizmi insancıllaştırmak için ne mevcut bir aşı vardır, ne de böyle bir şey bulunabilecektir. Onun “döl yatağında” sosyal eşitsizlik vardır.

Pandemi kapitalizmin maskesini ve süslü elbiselerini çıkarıp onu tüm çıplaklığıyla ortaya sermiştir.

Dolayısıyla bugün tüm militanları görevi daha gerekli ve acil hale gelmiştir. Kapitalistlerin ve kapitalist sömürünün olmadığı bir toplum için işçileri ve halkları birleştirmeliyiz. Tüm işçiler olarak, birlikte bunu yapabiliriz. Günlük sorunlara karşı mücadelemiz haklıdır. Ama İşçi Sınıfının sosyal kurtuluşu için mücadelemiz zaruridir.

6 Nisan 2020

George Mavrikos

Dünya Sendikalar Federasyonu
Genel Sekreteri