Egemen Sınıfların Zihinsel Üretim ve Dağıtım Aracı Olarak Sosyal Medya ve Algoritma
Orhan Sur
Bilimsel Sosyalizmin ölümsüz kurucuları Karl Marks ve Friedrich Engels Ustalar, “Alman İdeolojisi” adlı anıt eserlerinde şu dâhiyane tespiti yaparlar:
“Egemen sınıfın düşünceleri, bütün çağlarda, egemen düşüncelerdir, başka bir deyişle, toplumun egemen maddi gücü olan sınıf, aynı zamanda egemen zihinsel güçtür. Maddi üretim araçlarını elinde bulunduran sınıf, aynı zamanda, zihinsel üretimin araçlarını da emrinde bulundurur, bunlar o kadar birbirinin içine girmiş durumdadırlar ki, kendilerine zihinsel üretim araçları verilmeyenlerin düşünceleri de aynı zamanda bu egemen sınıfa bağımlıdır. (…) Egemen sınıfı meydana getiren bireyler, başka şeyler yanında, bir bilince de sahiptirler ve sonuç olarak düşünürler; bu bireyler, bir sınıf olarak egemen oldukça ve tarihsel çağı bütün genişliğince belirledikçe, elbette ki, bu bireyler sınıflarının bütün genişliğince egemendirler ve öteki şeyler bakımından olduğu kadar, düşünürler, fikir üreticileri olarak da egemendirler ve kendi çağlarının düşüncelerinin üretimi ve dağıtımını düzenlerler; o halde onların düşünceleri, çağlarının egemen düşünceleridir.” (Karl Marks-Friedrich Engels, Alman İdeolojisi, Sol Yayınları, Seçme Yapıtlar, Birinci Cilt, Aralık 1976, s. 70)
Marks-Engels Ustaların bir zamanlar öğrencisi oldukları Hegel’den kopuş yaptıkları bu eserdeki dâhiyane tespitlerinde altını çizdikleri gibi, egemen sınıflar; sadece maddi üretim araçlarına sahip değillerdir, aynı zamanda zihinsel üretim araçlarına da sahiptirler. Dolayısıyla maddi üretimi ve dağıtımı düzenledikleri gibi zihinsel üretimi ve dağıtımı da organize ederler.
Daha somut bir şekilde anlatmaya çalışırsak; egemen sınıflar sadece fabrikalara, toprağa ya da mali sermayeye sahip değillerdir. Aynı zamanda düşüncelerin üretilmesini ve yayılmasını sağlayan araçlara da sahiptirler. Marks-Engels Ustalar, Alman İdeolojisi adlı eserlerini 1845-1846 yılları arası kaleme almışlardır. O dönemin egemenlerine ait olan, onların çıkarlarını yansıtan hâkim düşüncelerin geniş halk yığınları arasında yayılmasını sağlayan araçlar; matbaa, gazete, yayınevi gibi basın yayın araçlarının yanı sıra, egemen sınıfların emrindeki okul, kilise gibi devlet kurumlarıdır.
Zamanla teknolojinin gelişmesine paralel olarak bu araçlara; radyolar, televizyon kanalları, sonrasında internet siteleri, dijital platformlar vb. de eklenmiştir. “Sosyal medya çağı” olarak nitelendirdiğimiz günümüzde ise zihinsel üretim ve dağıtımın en etkin aracı, kuşkusuz sosyal medya platformları olmuştur. Üstelik bir araç olarak düşünüldüğünde bu platformlar, eski dönemlerdeki araçlar gibi kullanan kişilerin sadece edilgen bir şekilde, tek taraflı olarak etkilenmeye maruz kaldığı kaynaklar değildir. Sosyal medya platformlarını kendisinden önceki araçlardan ayıran en önemli özellik, kullanıcıların aynı zamanda tepkilerini herkese açık bir şekilde yansıtabilmeleri, düşünce ve kanaatlerini paylaşabilmeleridir.
Peki, sosyal medyanın bu niteliği kullanıcıya bir özgürlük alanı sağlar mı?
Bu sorunun cevabı, “kullanıcı”dan kimleri kast ettiğimize bağlıdır. Devrimci bir ideolojiye sahip olan, o ideolojinin öngördüğü toplumsal düzeni kurmak için savaşan biz komünistler için sosyal medya platformları elbette bir özgürlük alanı sağlar. Bu mecraların kullanılması gerekir. Hatta ABD uşağı AKP’giller’in tahakkümündeki 2026 Türkiye’sinde sosyal medya platformları, Gerçek Devrimci Nurullah Efe’nin sıkça belirttiği gibi “nefes alabildiğimiz tek alan”dır. İşte bu yüzden Nurullah Efe’nin kişisel X hesabı, onun sesini, nefesini kesebilmek yönündeki beyhude çabalar sonucu, tam 6 kez kapatılmıştır.
Zihinsel üretim ve dağıtım araçları olarak sosyal medya platformları, ideolojisizleştirilmiş, Kıvılcımlı Usta’nın deyişiyle “kafadan gayrimüsellah” hale getirilmiş insanlarımız içinse bırakalım özgürlük alanı yaratmayı, tam tersine, kişinin özgürce düşünmesini imkânsız hale getirme araçlarına dönüşmüş durumdadır. Üstelik bu araca erişim, örneğin Alman İdeolojisi eserinin kaleme alındığı yıllarla kıyaslandığında, hiç de güç değildir. Artık neredeyse her toplumsal sınıf ve katmana mensup insanımızın elinde mutlaka bir cep telefonu, o telefonda da her ne kadar faturasını ödemekte güçlük çekse de internet bağlantısı bulunmaktadır.
Egemen sınıflar ise bu gerçeği çok iyi bilince çıkararak doğaları gereği sınıf çıkarları için kullanmaktadır. İdeolojisiz insanlarımız evde, işyerinde, toplu taşımada, hatta yürürken bile cep telefonlarının ekranlarını kaydırarak gün içinde yüzlerce, belki de binlerce uyarıcıya maruz kalmaktadır.
İşte bu noktada, önceki dönemlerle kıyaslanmayacak denli güçlü bir manipülasyon aracı devreye girmektedir: Algoritma…
Sosyal medya algoritması kavramı, aşağı yukarı şu şekilde tanımlanmaktadır:
“Sosyal medya algoritması, kullanıcının beğeni, izleme süresi, tıklama, paylaşım ve takip gibi davranışlarından yararlanarak hangi içeriklerin gösterileceğini ve bunların hangi sırayla öne çıkarılacağını belirleyen otomatik sistemdir.
“Avrupa Birliği’nin Dijital Hizmetler Yasası bunu, çevrimiçi platformların belirli bilgileri kullanıcıya önermek, önceliklendirmek veya görünürlük sırasını belirlemek için kullandığı tamamen ya da kısmen otomatik sistem olarak tanımlar.” (https://eur-lex.europa.eu/legal-content/DE/TXT/?uri=CELEX%3A52025SC0368&utm)
Bu tanımdan tüm sosyal medya kullanıcılarının izlediği, takip ettiği, beğendiği, olumlu ya da olumsuz tepki verdiği içeriklerin kayıt altına alındığı sonucu rahatlıkla çıkarılabilir. Ve bu kayıt işi hiç de masumane bir şey değildir. Bu işlem, insan zihninde belirli düşünce ve kanaatler yaratma ya da körü körüne bağlandığı temelsiz inanç ve düşüncelerini daha da güçlendirme zincirinin ilk halkasıdır.
Örneğin, günümüz Türkiye’sinde kendisini “muhafazakâr” olarak tanımlayan, ancak militan düzeyde Ortaçağcı olmayan emekçi bir insanımızı ele alalım. Bu insanımızın belli konulara karşı aşırı hassasiyeti, zihninde ise özellikle din afyonundan kaynaklanan kalıp dogmaları olsun. Farz edelim ki bu emekçimiz, aynı zamanda içinde bulunduğu pahalılık cehenneminden dolayı bunalmakta olsun, kafasında birtakım sorgulamalar meydana gelsin.
“Kullanıcı” olarak anacağımız bu emekçi insanımıza yönelik manipülasyon süreci aşağı yukarı şöyle işler:
1- Kullanıcının sosyal medyadaki bütün davranışları kaydedilir. Neyi beğendiği, hangi içeriği ne kadar izlediği, neyi paylaştığı ve neye hiç ilgi göstermediği takip edilir.
2- Böylece kullanıcının ilgi profili çıkarılır. Bu çok kritik bir aşamadır çünkü algoritma artık kullanıcının siyasi eğilimlerini, korkularını, öfkelerini ve meraklarını otomatik olarak haritalandırmıştır.
3- Kullanıcının ilgi profili çıkarıldıktan sonra sıra, tepki vereceği içeriklerin seçilmesine gelmiştir. Bu içeriklerin seçilmesindeki kriter, tabiî ki içeriğin gerçeği yansıtıp yansıtmaması değildir. Kullanıcının dikkatini en uzun süre çekecek ve genel düşüncesiyle uyumlu olacak, karşıt olarak gördüğü düşüncelerle ve kişilerle arasındaki mesafeyi daha da derinleştirecek içerikler ön plana çıkarılır.
4- Duyguların harekete geçirilmesine özellikle dikkat edilir. Öfke, korku, şaşkınlık ve düşmanlık yaratan paylaşımlar daha fazla etkileşim ürettiği için öne çıkarılır.
5- Benzer görüşler sürekli tekrarlanır. Burada kullanıcı, kanaatinin birçok kişi tarafından paylaşıldığını görür ve yanlış da olsa kanaatini güçlendirir.
6- Bu duruma paralel olarak karşıt bilgiler ve görüşler sürekli geri plana itilir. Sonuçta kullanıcı, farkında olmadan sadece kendi düşüncesinin dillendirildiği dar bir çevre içine hapsolur.
7- Bilginin doğruluğu, popülerlik karşısında hükmünü yitirir. Kullanıcı, çok beğenilen ve paylaşılan görüşün toplumun ortak kanaati olduğu yanılsamasına kapılır.
8- Düşünce, kimliğe dönüşür. Kullanıcı artık herhangi bir bilginin doğruluğunu özgür düşüncesiyle sorgulamak yerine “Benim tarafım ne düşünüyor?” sorusunun cevabını aramaya başlar.
9- Karşı taraf iyice düşmanlaştırılır. Algoritma, kullanıcının kendisini karşıt olarak konumlandırdığı taraftan, çoğu zaman gerçekle ilgisi bulunmayan, kullanıcının değer yargılarıyla çelişen, sert, aşırı, bazen tüyler ürpertici içerikleri ön plana çıkarır. Böylece kullanıcının “kendi mahallesi”ne daha çok bağlanması sağlanır.
10- Döngü sürekli kendisini yenileyerek güçlendirir. Kullanıcının her yeni tepkisi algoritmaya yeni veri sağlar; algoritma da aynı yöndeki içerikleri daha fazla gösterir.
Ve böylece doğruluk değeri bulunmayan bilgiler ve kanaatler, kullanıcının zihninde asla sorgulanmayacak tabular haline gelir. Kullanıcı aslında kendisini özgür zihniyle düşünüp davranıyormuş zannederken, bu manipülasyon süreci sonunda algoritmanın basit, pasif bir nesnesi haline gelir.
İşin en korkunç tarafı ise kullanıcı; siyasi tercihler gibi can alıcı bir konuda bile sosyal medya algoritmasının şekillendirdiği, daha doğrusu bir anlamda iğfal ettiği zihnindeki gerçekle ilgili olmayan dogmalarla hareket eder. Nitekim halk düşmanı AKP’giller’in çilekeş halkımızın sırtından 200 bin kişilik trol ordusu beslemesi boşuna değildir. Yukarıdaki manipülasyon sürecini çok iyi bilen bu beslemeler, zahmetsiz bir şekilde AKP’giller’in zulüm iktidarının devamı için kafadan silahsızlandırılmış kitlelerin neye inanmaları gerekiyorsa, o yönde içerikler üretirler, bunları ezici çoğunluğu sahte olan hesaplar kanalıyla yayarlar, popüler hale getirirler.
Belki abarttığımız düşünülebilir ama Tayyipgiller’in bunca zulmüne rağmen hâlâ taraftar buluyor olabilmelerinin önemli nedenlerinden biri de budur işte. Sokaktaki yoksul insanlarımızın; “zamları muhalefet yapıyor”, gibi akıldışı sözler söyleyebilmelerinin bir nedeni de budur. Sokak röportajlarında kahrolarak izlediğimiz gibi insanlarımızın Amerikan devşirmesi Tayyip’e Tanrısal özellikler yüklemelerinin bir nedeni de budur. Tarikatlarda, cemaatlerde, Kur’an Kurslarında, İmam Hatip Okullarında, yine Nurullah Efe’nin deyişiyle “kafayı yakmış” insanlarımıza aynı zehir, bu kez sosyal medya şırıngasıyla, hem de aralıksız bir şekilde enjekte edilmektedir.
Peki, bunu ortadan kaldırmanın yolu sosyal medya gerçekliğini bütünüyle yok saymak, ondan bütünüyle vazgeçmek ya da halk düşmanı AKP’giller’in yaptığı gibi sansürcülük olabilir mi?
Elbette ki olamaz.
Sosyal medya gerçekliği konusunda halkımızı bilinçlendirmek çok önemlidir fakat bu da nihai çözüm değildir.
Peki, nedir gerçek çözüm?
Gerçek çözüm, maddi üretim araçlarının mülkiyetini egemen sınıfların elinden alarak toplumsallaştırmak yani İşçi Sınıfı iktidarını kurmaktır. Bu başarıldığı takdirde doğal olarak zihinsel üretim ve dağıtım araçları da bir avuç azınlığın elinden çıkacak, bu alanda başat rolü İşçi Sınıfı önderliğindeki geniş halk yığınları oynamaya başlayacaktır. İşte bu toplum biçimi Sosyalist Toplum biçimidir.
Halkın Kurtuluş Partisi, ülkemiz özelinde bu toplum biçiminin öncülü olan Devrimci Demokratik Halk İktidarını kurmak için savaşmaktadır ve savaşımız er ya da geç zaferle sonuçlanacaktır.
19 Temmuz 2026
