Eğitim-İş 5. Olağan Genel Kurula Giderken Şube Genel Kurullarının Değerlendirilmesi

0
7

Eğitim-İş 5. Olağan Genel Kurula Giderken Şube Genel Kurullarının Değerlendirilmesi

Sendikamız Eğitim-İş’in 5. Olağan Genel Kurulu çerçevesinde Mayıs ayı içinde şube genel kurulları yapıldı. Bu genel kurullar; emperyalizmin kanlı BOP sürecinin ülkemiz açısından hızla yaşama geçirilmeye çalışıldığı, Birinci Antiemperyalist Kurtuluş Savaşımızın sonucu elde edilen tüm kazanımların yok edildiği, nefes almak kadar yaşamsal olan laikliğin izinin tozunun bırakılmadığı, iki Ortaçağcı gerici gücün kanlı çıkar kapışması demek olan 15 Temmuz sonrasında AKP’giller tarafından çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameler ile binlerce kamu çalışanının işsizliğe ve açlığa mahkûm edildiği, hukuki hiçbir gerekçe olmaksızın tutuklandığı, grevlerin yasaklandığı, işçi-köylü-kamu çalışanı tüm emekçilere yönelik baskı ve sömürü politikalarının fütursuzca uygulandığı, Faşist Din Devletine koşar adım gidildiği, bir ortamda yapıldı. Böylesi bir momentte yapılan Genel Kurulların değerlendirilmesi, kamu emekçilerinin sendikal mücadelesi bakımından ve Sendikamız Eğitim-İş’in geleceği açısından önem taşımaktadır. Bizler, Halkçı Eğitim Bilim Emekçileri olarak bu değerlendirmeyi devrimci dürüstlüğümüz gereği, Ustamız Hikmet Kıvılcımlı’nın da dile getirdiği gibi, kangreni iyileştirebilmek için neşteri en derine vurarak yapmak durumundayız.

Türkiye’de İşçi Sınıfı açısından (OHAL şartlarında bile devrimci sınıf sendikacılığı yapan DİSK Nakliyat-İş hariç) yıllardan beri nasıl bir “sendikalar faciası” yaşanıyorsa, bugün Kamu Emekçileri Cephesinde de bir “sendikalar faciası” yaşanmaktadır adeta.

Devrimci mücadele tarihi bize göstermiştir ki; birçok sendika, sınıf ideolojisinden uzak önderliklerin ekonomist politikalarıyla sınıf uzlaşmacılığı batağına sapmış, giderek sendikacılığı meslek edinen (çıkar kapısı olarak gören) bürokratik unsurların ihanetine uğramıştır.

Sendikal örgütlerin kendilerini devam ettirmesi ve yeni kazanımlar sağlayabilmesi, örgütlenme gücüne ve mücadelesine bağlıdır. Üyeleri ile sağlam ve güvenilir bağlar kuramamış örgütler sayıca büyük olsa da ne siyasi harekete ne de sendikal harekete yeterince katkıda bulunamazlar. Örgütlenmesini üyelerinin taleplerine ve sınıf mücadelesi perspektifine göre belirleyemeyen sendikalar hızla eriyerek güçlerini yitirirler.

Sürece sınıf yararına müdahale edici, somut, militan, doğru taktikler geliştiremeyen; üyeleri tarafından netçe anlaşılmış ve içselleştirilmiş açık, net, sürekliliği olan ve mutlaka sonuç alıcı mücadele stratejileri dolayısıyla da politikaları olmayan sendikaların başarı şansı yoktur.

Sınıf ve kitle sendikası olma iddiası ile kurulan Eğitim-İş Sendikamız bunun gereklerini yerine getirilebildi mi?

Ne yazık ki HAYIR!

Bu Hayır’ın en somut ve açık delili en son şube genel kurul süreçlerinde yaşanılanlardır.

Genel Kurul salonlarında nelerle karşılaştık?

Ustalarımız “insan nasıl yaşıyor ise öyle düşünür-davranır” tespitinde bulunuyorlar. Yani kişiler içinden çıkageldikleri sosyal sınıfın, zümrenin eğilimlerini, inanışlarını ve zaaflarını taşırlar. Genel kurul salonlarında bunların somut, nesnel örneklerini bol bol gördük, yaşadık. Oldukça sönük, heyecansız, iddiasız ve katılımın son derece düşük olduğu süreçlere içimiz acıyarak şahit olduk.

Aynı dünya görüşüne sahip (küçükburjuva-burjuva) olan, aynı siyasi örgütlenme içerisinde yer alanlarınkendi aralarında ikiye üçe bölünüp, ilkesiz ittifaklarla ayrı listelerde güya “mücadele” ettiklerine, düne kadar birbirleri hakkında söylemediklerini bırakmayan kişi ve yapıların,  listede yer kapma uğruna olmadık pazarlıklarına, mavi boncuk dağıtmalarına tanık olduk.

Eğitim-İş’i kendi kişisel ikballeri için bir atlama tahtası olarak kullanmak isteyen bu kişiler sendika organlarını ele geçirmek için her türden ahlaksızlığı yapmaktan, iftirayı atmaktan, yalanı söylemekten geri kalmıyorlar. TÜRK-İŞ’te vücut bulan Amerikan tipi sarı gangster sendikacılığa rahmet okutan davranışları ile Eğitim-İş’i hızla sarı gangster sendikacılığa teslim etmekte epeyce yol almış durumdalar ne yazık ki! Eğitim-İş’i özünden uzaklaştıran bu anlayışın temsilcileri, Ülkemizin yangın yerine çevrilip BOP kıskacına sıkıştırılıp parçalanmaya çalışıldığı bir dönemde sendikal mücadeleyle, toplumsal mücadeleyle ilgili doğal olarak tek söz söylemediler, söyleyemediler.

Çoğu delege, oy verme işleminin bitim saati olan saat17:00’ye doğru salona geldi ve adeta bürokratik bir işlemi gerçekleştirircesine kurşun asker biçiminde oy kullanıp gittiler. Sınıf ve Kitle sendikacılığıyla uzaktan yakından ilgisi olmayan anlayışlar, üyelerin tartışma süreçlerine katılmasını istemezler, o süreçlerden uzak tutarlar üyeleri. İşte bu durum da Eğitim-İş’e hakim olan anlayış tarafından özellikle ayarlandı, Genel Kurullarda.

Eğitim-İş’e hakim olan anlayışın, kendi küçükburjuva-burjuva ideolojileri dışında kalan siyasi yapılarla ilgili olarak ciddi ciddi söz alıp, siyasi yasak getirme söylem ve çağrı yapma eylemleri, Eğitim-İş’in kendi tüzüğünün bile inkar edildiği geri bir noktaya götürülmek istenmesinin en büyük kanıtıdır.

Ağızlarını açtıklarında “EN” Atatürkçü, demokrat, bağımsızlıkçı kesilenlerin; genel kurul salonlarına davet ettikleri ve meclisteki muhalif!!? duruşları nedeniyle gururlandıkları milletvekillerinin“Bu AKP bize yıllardır birlikte olduğumuz NATO, ABD ve AB ülkelerini bile düşman etti” söylemini alkışladılar elleri patlarcasına. TÖS’ü gururla anarız ve devamcısı olduğumuzu söyleriz. İşte TÖS’ün kurulmasına olanak tanıyan 27 Mayıs Politik Devrimi’ne ilişkin olarak aynı milletvekilinin “Bu 15 Temmuz, 27 Mayıs’tan da, 12 Mart’tan da, 12 Eylül’den de beter!” mealindeki, geleneğimizi oluşturan devrimci sendikacılığın önünü açan politik bir devrimle, gerici-faşist darbeleri ve iki Ortaçağcı gücün kanlı iktidar kapışmasını bir tutan söylemi de bu sarı sendikacılık tarafından alkışlandı, alkışlatıldı.

Uzun sözün kısası, bu genel kurullarda sendikada çoğunluk olan ve genel olarak da yönetimlerde olan ve olmaya devam edecek olan bir “Onlar” vardı! Görüldüğü üzere Onlar’ın anlayışı sendikanın bir “sınıf okulu” olmasına hizmet etmekten çok ama çok uzaktır. Ve Onların bakış açısıyla koltuk mücadelesi kazanılır, ama ne yazık ki sınıf mücadelesi asla kazanılamaz!

Ve bir de bu Genel Kurullarda Halkçı Eğitim-Bilim Emekçileri olarak “Biz” vardık!

Kamu Emekçileri cephesinde de yaşanan “sendikalar faciası”nın biricik ilacının “Devrimci Sınıf Sendikacılığı” olduğunu ve bunun yolunun da Emperyalizme, Feodalizme, Şovenizme karşı savaşımı temel ilkeler olarak savunmaktan geçtiğini dile getiren deklarasyonumuz, adaylık konuşmalarımızla!

Şube yönetimlerine ve genel merkez delegasyonluklarına adaylıklarımızı ve samimi, dürüst, ilkeli ittifak çağrılarımızı;

ABD ve AB Emperyalistlerine, Yerli Satılmışlara karşıyız. İnsanlığı Ortaçağ Karanlığına götürmeye yeminli Ortaçağcı Şeriatçılara karşıyız. Ve inanıyoruz ki mücadele örgütlenmeden, mücadele yükseltilmeden kaybettiğimiz Laik Cumhuriyet’in hiçbir kazanımını geri alamayız ve yine inanıyoruz ki mücadele için sonunu düşünmeyen KAHRAMANLAR olmak gerekir. Kongreler, benim ne kadar adamım olacak hesaplarının yapıldığı bir alana dönüşmüşken, biz bu mücadelede Kahramanlığa adayız.” diyerek yaptık.

“Biz Parababalarının sömürü ve soygun düzeninin bekçiliğini yapanlara karşı savaşan, Türkiye’nin İkinci Kurtuluş Savaşçılarıyız.” diyerek bir kez daha yansıtmaya çalıştık yüreğimizdeki devrimci ateşi bizi tanıyan- tanımayan samimi, içtenlikli genel kurul delegasyonuna.

Genel kurul sonrası, bizi tanıyan, saygı duyan bazı delege arkadaşlarımız, “delegeleri tek tek arayıp antipropagandanızı yaptılar” bilgisini bize ulaştırdılar. Muhataplarının karşısında mertçe, dürüstçe konuşma erdeminden yoksun olan bu yüreksiz dedikoducuların aynı zamanda bizimle ilgili söyledikleri yalanları yüzümüze söyleme cesaretinden de yoksun olduklarını gayet iyi bilmekteyiz.

Tüm bu olumsuzluklara karşın bizler, genel kurul salonlarını layıkıyla kullanmayı bildik. Halkçı Eğitim-Bilim Emekçileri olmanın sorumluluğu ile davrandık.

Eksiğimiz, hatamız yok mudur? Mutlaka vardır. Kendimizi anlatmak, anlaşılmak ve örgütlenmekte eksikliklerimiz olmuştur. Çözüm ise bundan sonra daha fazla çalışmak, daha fazla örgütlenmek!

ABD-AB Emperyalistleri ve yerli satılmışlar cephesine karşı,

Laiklik ve Mustafa Kemal düşmanı Ortaçağcı gericiliğe, Feodalizme, Irkçılığa, Faşizme, Finans Kapital ve Tefeci- Bezirgân Sermayenin diktatörlüğüne karşı,

Laik, Bilimsel, Demokratik, Parasız Eğitim İçin;

Örgütleneceğiz, Devrimci İlkelerimizle Sınıf Sendikacılığı Yapacağız, Direneceğiz, Mücadele Edeceğiz ve And Olsun ki Kazanacağız. Başka Yolu Yok!

Yaşasın Devrimci Sendikal Mücadelemiz!

 

Kurtuluş Partili

Eğitim ve Bilim Emekçileri

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here