Leninizm Nedir?
Hikmet Kıvılcımlı
Marks ve Engels’in en güçlü yanları şudur: Sınıflı toplum sömürücülerinin uydurdukları “üstün insan”, “insanüstü” kavramına bir daha geri getirilemezcesine son vermiş olmalarıdır. Tarihte her gerçek devrimci o gerçek için çarpıştı.
İslam ve İnsan
Antika çağların en son ve en büyük devrimcisi Muhammed Mustafa da o gerçeği ortaya koydu.
1- Kur’an diliyle: “Ma ene, illa beşerun misliküm” (Ben tıpkı sizin gibi insandan başka hiçbir şey değilim) demekten korkmadı. Çünkü safkan devrimci olması Muhammed’e yetip artıyordu. Kâbe’de putları kaldırırken, her şeyi insanüstü, üstün insan gibi görmeye ve göstermeye yatkınlaştırılmış bulunan çağdaşlarına bir uyarıda bulunuyordu. Hiç kimseyi insandan başka bir şey saymamalarını, Allahlaştırılmış insanların, gene insan oyuncağı birer put olduklarını öğretiyordu. Sezgiyle buluşu buydu.
2- “Hâtem-ül Enbiya” (Yalvaçların, Peygamberlerin sonuncusu) olduğunu söylerken de, aynı Muhammed aynı sezgi gücüne dayandı. Gelecek sınıflı toplumlarda, egemen sömürücü ve soyguncuların insanı kafadan silahsızlandırmak için uydurmaya girişebilecekleri yeni yeni “üst-insan” kukla putlarını şimdiden ve ebediyen kırmak istedi.
Her soyguncu sınıf, kendi imtiyazlarını büyük çalışkan yığınlara olağan ve önüne geçilmez şeymiş gibi yutturmak ve kusturmamak için, kalkar; Muhammed’den başka yeni yeni “Peygamberler” düzerdi; kendi dalaveresini haklı çıkaracak başka “Allahlar” uydurabilirlerdi.
Muhammed, o alçakça gerici zalimlikleri köklerinden kazımış olmak için; “Artık, benden sonra Peygamber yok!” diyordu. “Sakın, insanlar Allahlaştırılmasın! İşte görün: Ben de sizin gibi insandan başka bir şey değilim.”
İnsanlığın insanlığa getirdiği en büyük ve en som gerçek bu oldu.
Muhammed anlaşıldı mı?
Ne gezer. İslamlığın, ilk dört “Hülefâ-yı Raşidîn” (Uçmakla Muştulanmış Halifeler) çağı henüz sonuna ermemişti. Parayla Müslüman olmuş “Müellefet-ül Kulub” (Gönülleri uzlaştırılmış) eski kodamanlar, subaşlarını kestiler. Bunlar eskiden Muhammed’i öldürmek istemişlerdi. Müslümanlara türlü işkenceler yapmışlardı. Ettikleri tutmayınca, pişman göründüler. Kaleyi içinden fethetmek üzere, herkesten çok Müslüman göründüler. Şimdi Müslümanlığın alınyazısını çizecek iktidar Kureyş kodamanlarının entrikacı ellerine geçmişti.
Neden?
Çünkü, Kur’an’ın “Mülk Tanrınındır” ilkesi yerine, “mülkiyet egemen Tefeci-Bezirgân efendi + eşraf + ayan + hacıağalarındır” ilkesi geçirilecekti. Çünkü Sınıflı Toplum baskın çıkmıştı. Müslümanlık gibi devrimci demokratik bir atılış, derebeyleştirilmiş saltanat kılığında soysuzlaştırılacaktı. Tarih, henüz “tekerrür” etmekten kurtulamamıştı.
O yüzden, Muhammed’in tezeği bile olamayacak sürü sürü Halifeler, dejenere Sultanlar türedi. Bunlar İslamlığın ve Kur’an’ın bütün devrimci yanlarını baskı altında soysuzlaştırdılar. Böylece Allah’a karşı çıktılar. Ama sözde 3 koyu Müslüman kaldılar. Kendilerini; “Allah’ın yeryüzündeki gölgesi” ilan ettiler.
Bilimcil Sosyalizmin
Dev Gücü
Marks-Engels adlı ülkücüler, Modern İşçi Sınıfını, Proletaryayı keşfettiler. İşçi Sınıfı, önüne geçilmez Devrimci bir yığındır. Antika Tarihi de, Modern Tarihi de yığınlar yaratmıştır. Öyleyse proletarya yığın hareketi, kişi kerametlerine kapılamaz. İnsan insandan başka bir şey değildir. Üst-insan yahut insanüstü gösterişleri, hep çalışan namuslu insanları kandırıp kul etmek için uydurulmuştur. En sinsi ve namussuzca yalan dolan; Yığın’ın yaptığını kişi kuklalarına mal etmektir. Bu gerçeği, Marks-Engels yıkılamaz maddecil temelleri üzerine oturttular.
Bu işi yapmak ne demektir?
7 bin yıllık Tarihi “ayakları üstüne” getirmektir. O zamana dek düzülmüş bütün masallar ve uydurulmuş bütün büyüler çözülmüştür. Kütüphaneler dolusu düşünce anıtları temellerinden yıkılacaktır. Elde edilecek sağlam taşlarla yeni baştan kurulacaktır.
Bunun için en ilk yapılacak iş nedir?
Alışılmış Skolastik (Medreseci) ve Metafizik (Madde ötesi) Mantık ve Metot sapıklıklarını köklerinden kazımaktır.
Varlığın en şaşmaz biricik devrimci Mantığı ve Metodu: Maddecil Diyalektik’tir. Bilinen ve bilinmeyen bütün insan Kavramları, Bilimleri, Düşünceleri, Davranışları alanında; Maddeci Diyalektik doğru dürüstçe uygulanırsa, başarıya ulaşabilecektir.
Marks-Engels, o devcil işe giriştiler. Gerçekten, görülmedik anıt-eserler yarattılar.
Tek vücut ve tek ruh olmuş o iki proletarya devrimcisi nasıl çalıştılar?
Bütün bilinenleri çağdaş devrimci savaşlar ile denetlediler. Teori, Pratikle sımsıkı denetlenerek doğduğu için, çoğu yanılmaz şahikalar gibi yükseldi.
Marks-Engels teorisini ele alanlar büyülenmiş gibiydiler. Daha Marks-Engels yaşarken bile, çarçabuk, Bilimcil Sosyalist metinleri ezberlemekten başka yapılacak teorik iş kalmadığı eğilimine düştüler.
Marksist Cücelerin
Softalığı ve Yobazlığı
Bu eğilimle ele alınan en değerli eser, ne hale geldi?
İster istemez Müslüman sarıklıların Kur’an surelerini ve ayetlerini kullanışlarına çevrildi. Doktrin, derinliğine anlaşılmaksızın, gözü kapalı tekerlemeler kılığına sokuldu. Marksizm, o Skolastik ve Metafizik kafayla, hayattan ve savaştan koparıldı. Teorik incelemeler, Dogm (Nass) denilen ölü formülleri soyutça kıyaslamalara çevrildi.
Böylece, insanlığın en yaman diyalektik Evren-kavrayışı olan Bilimcil Sosyalizm donduruldu. Kendilerine “Marksist” diyen bir sürü Dogmatizm (Nassçılık) çömezliklerine meydan boş kaldı. Teori alanında sivrilenler, ezberci Softalığa düştüler. Pratik alanda davrananlar, sözde “devrimci” Yobazlığa kalkıştılar.
Kur’an’ı softaca, Müslümanlığı yobazca ele alanları gören Muhammed; “Ben Arabım, ama Arap benden değildir.”, demek zorunda kalmıştı. Tıpkı onun gibi, Bilimcil Sosyalizmi Teori Softalığı ve Pratik Yobazlığı biçimine sokan dogmatikler önünde Marks-Engels; “Allah bizi şu Marksistlerden kurtarsın.”, anlamında yaka silker oldular.
Marksizm Softaları ve Yobazları, dillerinden Marks’ın, Engels’in bir formülü düşmeksizin ağız açmıyorlardı.
Olaylara göz yumup destur çekmek stili; Marks’ı anlamak, Marksist olmak mıydı?
Hayır. Marks’a ya da Engels’e tapmak perde idi. O perdenin altında, Bilimcil Sosyalizm en tehlikeli dogmatizme (Nass-ı Şerifçiliğe) çevrilerek öldürülecekti.
Marksizm Softaları Teoride yanılıp Pratiğe geçtikleri zaman ne yapıyorlardı?
Kendi sapıklıkları uğrunda Marks’ı, Engels’i yalancı şahit etmek suçunu işliyorlardı. En sonunda, bu saçmalamalar İşçi Sınıfı düşmanlarına yarıyordu. Tahrif edilen Marksizm, sürü sürü aylıklı burjuva ve feodal bilginlerinin ağızlarında çürük sakıza çevriliyordu.
İleri Batı Allâmeleri Dışında,
Bilim Kimin Haddine!
Doktrin, tam “diyalektik” bir suikasta uğratılıyordu. Bilimcil Sosyalizm softaları ile yobazları düşünce ve davranış tekkesi kurmuşlardı. Görünüşte son derece koyu inanmışça Marksizmi savunuyorlardı; gerçekte, son derece aptalca vurdum duymazlıkla Marksizmi haksız saldırılara ve oportünist, revizyonist soysuzlaştırmalara hedef ediyorlardı.
Hayat durur mu?
İleri Batıda ideoloji gübreleşmesi nedensiz değildi. Üretici Güçlerin ekonomik gelişim dinamizmi gibi Devrimci sağanaklar da yerlerinde saymadılar. Devrime gebe bulutlar Modern Medeniyet beşiği Batı Avrupa’dan başka yerlere doğru uzaklaşıyordu. Devrim Batı’dan uzaklaştıkça, Marksizm softalıkları ve yobazlıkları da aynı Batı’da büsbütün soysuzlaştı. O zamana dek “üstün insanlar”, çalımlı Bilim üstinsanları, Devrim canlılığından büsbütün koptular. Teori’nin harman yeri sayılan Batı Avrupa atmosferini en boğucu Revizyonizm ve Oportünizm gazları kapladı.
Devrim Kasırgalarının en yıldırımlı bulutları Çarlık Rusyası üzerinde toplanmıştı. Devrimler Bilimi ve Metodu olan Bilimcil Sosyalizm de ister istemez orada canlandı. Bütün gücü ve gerçekliği ile Rönesansını yapabildi.
Gelin görün ki, Çarlık Rusyası yeryüzünün en karanlık, en geri, en karşıdevrimci düzenini yaşıyordu.
Şimdi ne olacaktı?
İkinci Enternasyonal’in Marksizm göklerine kanat germiş Zümrüt Anka kuşları, ulu “teorisyenler”i vardı.
Onlar dururken, “altı kaval” (ekonomisi sömürge), “üstü şişhane” (politikası emperyalist) Çarlık’ta kim adam yerine konabilirdi?
Gerinin gerisi bir ortamda Marksizmi, geliştirmek şöyle dursun, iyice “ezberleyecek” kimse, ne haddine, çıkabilir miydi?
Devrimin Demirden Yörüngesi Rusya’da
Kazın ayağı öyle çıkmadı. Muazzam “kültürlü” Batı Uygarlığının, ünlü ve şanlı yüce üstatları eskidikçe küflendiler. Topuğuna varılmaz derin “Marksistler, İkinci Enternasyonal -Lenin’in deyimiyle- “Paladin’leri (Saraylıları) koktukça kokuştular. Üzerine oturdukları sözde “Marksizm” yumurtalarının hepsini birer birer cılk çıkardılar.
Sosyalizme fersah fersah uzak ve yad saydıkları Rusya’da ne oldu?
Devrim kasırgası azıttıkça, onu bilime ve bilince çıkarmanın sosyal determinizmi kendini kafalara zorla dayattı. Çıkar yolu, Marksizmden başka hiçbir yerde bulamayan insanlar belirdi.
Çünkü Toplum, metafiziğin düz mantığıyla yürümüyordu. “İleri” Emperyalist ülkeler Devrim açısından durmuşlardı. Toplum, diyalektiğin çelişkiler yoluyla ilerliyordu. Avrupa’nın, hatta Asya’nın en “kültürsüz” “yarı barbar” ülkesine adımını atmıştı. Çarlık Rusyası’nda Modern Devrim, demirden yörüngesine girmişti.
Sosyal Devrim kasırgasının uzun süren ilk yıldırımlı serpintileri kesilmiyordu. O serpintiler ortasında, çekik Moğol gözlü bir çocuk okulda okuyordu. Çar’a suikast yapmak suçuyla öldürülen ağabeyinin sunduğu Kapital adlı kitapla dünyaya gözlerini açtı.
Marks-Engels’ten beri ilk defa Marksizmi o anladı. En müthiş devrimci Teori; en korkunç devrimci Pratik ile birlikte onun başına gelmişti. Öldürülen Anarşist ağabeyinin anısı, ona, ömrü boyunca Marksizmin ana kitabını uzatacaktı. Viladimir İliç Ulyanof, ağzı süt kokan çocuk yaşında: Eylemi kitaba, Kitabı eyleme vurmayı öğrendi.
Gene Sol Softalık ve Yobazlık
Bugün hangi milletin hangi sınıfından olursa olsun, azıcık düşünmeyi bilen her kişi; Marks-Engels’ten sonra, Lenin’i okumak zorundadır. Hatta, kestirme yoldan duru kavrayışa ulaşmak isteyen kişi, Marks-Engels’i Lenin’den okur. Çünkü, Marks-Engels’te az çok soyut olan perspektifler, Lenin’de; somut pratiğin mihenk taşına vurularak uygulanmış ve geliştirilmiştir. Tohumu güç tanıyanlar, ağacını daha kolay tanıyabilirler.
Doktrinin gelişimi ve uygulanışı, Lenin kişinin bir mucizesi midir?
Antika Çağlarda olsa, büyük yığınların gözünde olağanüstü her şey bir Üstüninsan’ın insanüstü büyüsü olarak tanınırdı. Modern Çağda Türkiye denli geri ülke insanları için hâlâ dünya görüşü öyle mistik bulutlar ötesinde kalır. Lenin, onu yüzeyde benimseyenler için bir Yarım Tanrı’dır, başka Tanrı’ya tapanlar için bir Sihirbaz Şeytan’dır.
Neden?
Çünkü, her ülkenin Tarihçil madde temelleri, Antika Çağ gibi, o çağdan kurtulup çıkamamış kafalar için tek sözle yoktur.
Yüzyıllar boyu sürüp giden bütün Eğitim, Öğretim, Kültür, Mantık işleyişimize bakalım; “Türkiye falan zamanda niçin yenik düşmüştür?
O zamanki Padişah, kişi olarak yetersiz bulunduğu için.
Eğer o Padişahın yerinde öteki Padişah veya Paşa bulunsaydı; Türkiye şan ve zafere boğulurdu.
En “devrimci” geçinenlerin düşünce ve davranışları, o dağ başında bunalmış köylününkinden ayırt edilemez:
1917 Devrimi neden başarı kazandı?
Lenin kişinin bulunmasından.
Bugün Lenin ölmüş. Ulu Devrim için kim gerek?
Canlı mucize Mao. Mao’yu Türkiye’ye bir getirebilsek; her gerilikten o saat kurtuluruz!
Oysa, Lenin Türkiye’de dirilse, Mao kılık değiştirip içimize gelse, onları ilk sarakaya alıp taşa tutacaklar, gene o Leninizm ve Maoizm Softaları ile Yobazları olacaktır. Çünkü Softalar ve Yobazlar yalnız gericilikte bulunmazlar, sözde ilericilikte de çoğunluktadırlar. Mademki Mao veya Lenin; ceplerinde bize hazır birer “Sosyalizm zaferi”ni getirmemişlerdir, demek ne Mao’durlar, ne Lenin’dirler! Marksizm softaları ve yobazları için Rusya Lenin’i değil, Lenin Rusya’yı yaratmıştır. Çin Mao’yu değil, Mao Çin’i yaratmıştır… Böyle açık koymazlar konuyu. Koysalar, kendi kendilerini kepaze edeceklerini bilirler. Ancak peruklarının altında gizledikleri eğilim budur, sol softaların.
Prensipte Bükülmezlik-Taktikte Kıvraklık
Devrimin de, Devrimcinin de Toplum yapısından ister istemez çıktığına en iyi bilinen örnek Lenin’dir. Yeryüzünde Devrim şartları Çarlık Rusya’sı üzerine yığılmasaydı, Lenin Rusya’da değil, başka yerde olurdu. Dünya ölçüsünde en kritik Devrim şartlarının yalnız Rusya’da son kerteye dek dinamikleşmesi, Marksizmin her yerden çok orada kesinlikle anlaşılmasına ve geliştirilmesine yol açtı.
“İleri” Batı ülkelerinin sunturlu “Marksistleri”, evrenin en saçma demagojileriyle Marksizmi tırtıklarlarken, Oportünizm, Revizyonizm, Ministeryalizm vb. sapıtmalarıyla bocalarken, dünyanın en “Geri” Çarlık ülkesinde o hastalık karantina altına alınıyordu. Bu Revizyonizmi karantinaya alanların başında, uzun yıllar Lenin değil, Plehanof geliyordu. Bu gerçeği bize en iyi anlatan Lenin’in kendisidir. Der ki:
“Ve bu Marks’ı “Rektifiye etmelerin” (düzeltmelerin) hakiki sınıf anlamı üzerinde durmak yararsızdır, iş kendiliğinden anlaşılıyor. Yalnız şunu gözden kaçırmayalım: Uluslararası Sosyal-Demokrasi içinde, mantık sonuçlu Diyalektik Maddecilik bakımından, burada Revizyonistlerin döküp saçtıkları inanılmaz yave[1] yavanlıkların eleştirisini yapan bir tek Marksist Plehanof’tur.” (Lenin, Marksizm ve Revizyonizm, 1908.)
Bu tesadüf müdür? Yahut Plehanof’un dehasından mı ileri gelir?
Ne o, ne bu. Toplumun devrimci gidişi, Revizyonizmi eleştirecek insanları dünyanın en “geri” ülkesinde buluyor, ortaya çıkarıyor, yetiştiriyordu. Bu gerçekliği Lenin anlıyordu.
Hem de ne zaman?
1905 Devrimi’nden 3 yıl sonra. O 1905 yılı ki, Plehanof, ayaklananlar için “Silaha sarılmamalıydılar” kanısını açıklamıştı da Lenin’in sert eleştirisine uğramıştı.
1908 yılı, Plehanof, makineler için söylendiği gibi: “miadını doldurmuş” idi. Leninizm en canalıcı noktalarda bütün çizileri ve boyu posu ile doğmuş büyüyordu. İlkel Köy Komünasını Modern Sosyalizmin manivelası ve kişisel küçükburjuva zılgıtçılığını (terörizmini) başlıca “Devrimcilik” sayan Narodnik’lerin ipliğini pazara çıkarmıştı. Terörcü “Halk Dostları”nı teorik güçle yenmişti. “Hangi Mirası Tavında Dövüyoruz?” (1897), “Ne Yapmalı?” (1902), “Bir Adım İleri, İki Adım Geri” (1904) vb… İdeolojik ve pratik bütün problemleri çözmüştü. Ayrıca Sosyal Devrimin ilk provası da yapılmıştı. “Rusya’da Devrimin Başlangıcı” (Ocak 1905), “Demokratik Devrimde Sosyal-Demokrasinin İki Taktiği” (1905), “Moskova Ayaklanmasının Dersleri” (1906) vb… bütün açıklığı ile aydınlanmıştı.
Ona rağmen, Devrimci içgüdüsü Devrimci bilinciyle yarışan ve kişi yırtınmalarının, kişi böbürlenmelerinin yaratabildiği kargaşalıkları ve dağınıklıkları eliyle tutan Lenin; en yaman eleştirilerini sakınmadığı sırada bile hareketin belirli dönemecine dek yararlanılacak güçleri kolluyordu. 1908 yılı bile, Plehanof’u: “Uluslararası… Revizyonistlerin… eleştirisini yapan TEK MARKSİST” sayıyordu. Prensip savaşında ne denli amansız vurucu ise Taktik ve Pratik alanlarda o denli bölünme, parçalanma, dağılma eğilimlerini durdurmaya, düzeltmeye çalışıyordu.
Prensip Pazarlığı ve İkircikliği yok
Prensip neydi?
Marks-Engels’in yarım yüzyıl Teorik ve Pratik alanlarda dinmeksizin savaşarak kurdukları Bilimcil Sosyalizm doktriniydi. Onu kim “revizyon”a tabi tutmak isterse, affedilemezdi. Çünkü, Marksizm’in temel ekonomik ve sınıf prensiplerini kimi Küçükburjuva allameciklerinin yüzeyde kalmış yakıştırmalarıyla sözde düzeltmecikler, masum yanılmalar olamaz. Bu hevesler, basit bir anlayışsızlıktan doğma Teori ve Taktik fikir ayrılıkları sayılamaz. 1908 gibi, hareketin durgun yıllarında, o çeşit hevesler aydın bireycinin “Düşünce Özgürlüğü” kılığında görünebilir:
“Bugün çoğu kez yalnız fikirler düzeninde, yani Marks’ın Teorik düzeltmelerini öne sürüşler başımızdan geçiyor; şu anda Pratik olarak işçi hareketinin yalnız Revizyonistlerle taktik fikir ayrılıkları ve bu taban 12 üzerinde görülen bölünmeler gibi birkaç özel meseleler başımızdan geçiyor.” (Lenin, age)
Bu teorik düzeltmecikler ve taktik meselecikler yalnız ve ancak “Bugün” fazla zararlı görünmeyebilirler. Halk dilinde; “Rakı, şişede durduğu gibi vücutta da uslu durmaz”, denir. O “anodin” (enti-püften) gibi görünen meselecikler de; Devrim Hareketinin alevlendiği günlerde ansızın en büyük problemlere dönüşebilirler. Şimdi göz yumulacak ufak tefek şeyler, o zaman İşçi Sınıfının başına olağanüstü dertler açabilir. Bunun vebalini Devrim çeker:
“Yarın Proletarya Devrimi bütün çekişmeli meseleleri vahimleştirdiği zaman, yığınları yönetmenin belirlendirilmesi için dolaysız bir değer taşıyan noktalar üzerinde Proletarya Devrimi bütün fikir ayrılıklarını yoğunlaştırdığı zaman, dövüşün ateşi içinde düşmanları dostlardan ayırmaya, düşmana kesin darbeler indirmek üzere kötü çıkarları söküp atmaya Proletarya Devrimi bizi zorladığı zaman, o vakit bu şimdi uğradıklarımızdan, şimdi başımıza gelenlerden İşçi Sınıfı çok çekecektir.” (Lenin, age)
Meselelerin böyle zaman zaman kendi zıtlarına dönüş Diyalektiği, Marksizmin ana prensibidir. O prensipte hiç kimseyle pazarlığa girişilip ikirciklik gösterilemez. Bir ABA’cı bayanın toylara yutturmak istediği gibi; Teoride “Yumurtanın kapıya gelmesi” de beklenemez. Teori öngörü içindir. Artçılık, Kuyrukçuluk, Gericilik gerekçesi Teori olamaz. Yeter ki Problem yakıştırma olmasın. O zaman Marksizm prensipleri üzerinde en ufak düzeltme veya ikirciklik hevesleriyle dövüş, gelecek büyük Meydan Muharebesinin ilk hazırlık çarpışması olur:
“19’uncu Yüzyıl sonunda Devrimci Marksizmin Revziyonizme karşı İdeolojik dövüşü, küçükburjuva elemanlarının her türlü tereddütlerine ve zaaflarına rağmen, davasının topyekûn zaferine doğru yürüyen Proletaryanın büyük devrimci savaşlarının Prelüd’ünden (ön habercisinden, provasından) başka bir şey değildir.” (Lenin, age)
Devam edecek….
