Sınıf Savaşımını ve İşçi Sınıfının Tarihsel Misyonunu Bulanıklaştırma Çabasındaki En Sinsi Emperyalist Tezler (3): Yeni Orta Sınıf Kandırmacası  

17.01.2026
3.233
A+
A-

Orhan Sur

Modern Toplumda
Sosyal Tabakalar Gerçekliği

Bilimsel Sosyalizmin ölümsüz kurucuları Marks-Engels Ustalar, Modern Toplumun, durumları ve çıkarları birbirine zıt iki temel sosyal sınıftan oluştuğunu 1848 yılında kaleme aldıkları anıt eserleri “Komünist Manifesto”da net bir şekilde ortaya koymuşlardır. Bilindiği gibi aralarında uzlaşmaz bir çelişki bulunan bu iki temel sınıf Burjuvazi ve Proletaryadır.

Peki, Modern Toplumda bu iki temel sınıf dışında ara katmanlar yok mudur?

Elbette vardır. Marks-Engels-Lenin Ustalar, Burjuvazi ve Proletarya arasındaki ara katmanların topuna birden “Küçükburjuvazi” adını vermişlerdir. Türkiye Devrimi’nin Önderi Hikmet Kıvılcımlı, Proletarya ile Burjuvazi arasında kalan bu katmanları; “Genel Olarak Sosyal Sınıflar ve Partiler” başlıklı eserinde çok doğru bir şekilde “Sosyal Tabakalar” olarak tanımlamaktır. Usta’mız, bu tabakaların niteliğini ve Kapitalist Üretim Yordamının gelişim süreci içindeki rolünü şöyle ortaya koyar:

“Sosyal tabakaların hepsi de ilkin Modern Üretim Yordamı ile Doğrudan Doğruya ilişkili olmayan kümelerdir. Normal sayılabilecek fakat yalnızca soyut kavram olarak anlaşılan, sırf (İşveren-İşçi) sınıflarından ibaret, tam verimli bir kapitalizm için sosyal tabakaların Ekonomik gerekleri ve zaruretleri yoktur.

“İyi organize edilmiş, mantık sonuçlu, akılcıl (rasyonel) veya fikircil (ideal) diyebileceğimiz bir Kapitalizm için Sosyal Tabakalar kaçınılmaz bir gerçeklik olmayabilirlerdi. Daha doğrusu, kapitalist toplumda bir an için Sosyal Tabakalar yok oluverseydiler, kapitalist üretim yordamı durmazdı ve aksamazdı. Tam tersine sosyal tabakalar olmasa, kapitalist toplumun genel ve soyut Ekonomik düzeni daha verimli ve ilerici olarak büsbütün rahatlıkla işleyebilir ve çok çabuk gelişebilirdi.

“Ne var ki her kapitalist toplumun Ekonomik zorunlulukları dışında, Tarihçil ve Politik birçok kaçınılmazlıkları daha vardır. Kapitalist üretim yordamı için ikincil sayılabilecek o Tarih ve Siyaset zorunlulukları her ülkede bir sürü sosyal tabakaların basamak basamak açılıp saçılmasını gerektirmiştir.” (Hikmet Kıvılcımlı, Genel Olarak Sosyal Sınıflar ve Partiler, Derleniş Yayınları, 2. Baskı, s.20)

Marksizm ve Orta Sınıf Kavramı

Kıvılcımlı Usta’nın gelişim aşamasını ve Kapitalist Üretim Yordamı içindeki rolünü bu şekilde özetlediği Sosyal Tabakalar, Marks-Engels Ustaların kimi eserlerinde “Küçükburjuvazi” (Kleinbürgertum) teriminin yanı sıra nadiren de olsa, burjuva biliminin terminolojisine yönelik eleştirel bir kullanım biçiminde de olsa  “Orta Sınıflar” (Mittelstand) terimiyle de ifade edilmektedir. Ancak Marksist-Leninist sınıf tahlilinin konumuza ilişkin en kritik noktalarından biri; bu Orta Sınıfların durağan olmadığı, varlığını sonsuza dek sürdürebilmesinin mümkün olmadığı tespitidir. Kapitalizmin Serbest Rekabetçi Döneminde bu “Orta Sınıflar”ın nasıl yutulduğunu Marks-Engels Ustalar “Komünist Manifesto”da şu şekilde ifade ederler:

“Yavaş yavaş, gerçek manüfaktürlere ek olarak zanaatlar da, aynı şekilde, giderek daha çok fabrika sisteminin egemenliği altına girdiler, çünkü burada da, maliyetlerden birçok tasarrufların yapılabildiği ve çok yüksek bir işbölümünün olabildiği büyük atölyelerin kurulmasıyla, büyük kapitalistler, küçük zanaatçıyı giderek daha çok yerinden etti. Böylece şimdi, uygar ülkelerde hemen hemen bütün çalışma dallarının fabrika sistemi altında yürütüldüğü ve hemen hemen bütün dallarda zanaatın ve manüfaktürün büyük sanayi tarafından safdışı edildiği noktaya ulaşmış bulunuyoruz. Bunun sonucu olarak, eski orta sınıflar, özellikle küçük zanaat ustaları, giderek daha çok yıkıldılar, işçilerin eski konumları tamamıyla değişti ve bütün öteki sınıfları yavaş yavaş yutan iki yeni sınıf çıktı ortaya:

“I. Bütün uygar ülkelerde, daha şimdiden, bütün geçim araçlarına ve bu geçim araçlarının üretimi için gerekli hammaddelere ve aletlere (makineler, fabrikalar, vb.) hemen hemen tamamıyla sahip büyük kapitalistler sınıfı. Bu sınıf, burjuvalar sınıfı, ya da burjuvazidir.

“II. Tamamıyla mülksüz olan ve bu yüzden, karşılığında zorunlu geçim araçları edinmek için emeklerini burjuvalara satmak zorunda kalanlar sınıfı. Bu sınıfa proleterler sınıfı, ya da proletarya denir.” (Karl Marks-Friedrich Engels, Komünist Manifesto ve Komünizmin İlkeleri, Sol Yayınları, 9. Baskı, s. 170)

Metafizik Sosyolojilerde
Orta Sınıf Körlüğü

Bilindiği gibi, toplumsal yapıya ilişkin çözümleme yapma iddiasındaki tüm burjuva teorisyenlerinin ortak özelliği, olayları ve durumları Metafizik bir bakış açısıyla değerlendirmeleridir. Dolayısıyla Marksizmin yukarıda dinamik yapısına vurgu yaparak tanımladığı Orta Sınıf kavramı, Metafizik Sosyolojilerde statik, durağan, değişmez bir toplumsal olgu olarak ele alınmaktadır. Örneğin Orta Sınıf kavramını ilk kullananlardan biri olan Fransız düşünür, tarihçi ve devlet adamı Alexis de Tocqueville (1805-1859) en bilinen eserlerinden biri olan “Amerika’da Demokrasi” başlıklı kitabında Orta Sınıfı “Aristokrasi ile yoksullar arasında, modern demokrasinin toplumsal dayanağı” olarak ele alır. Yani Tocqueville’ye göre toplumda bir aristokratlar sınıfı, bir yoksullar sınıfı, bir de Orta Sınıf vardır ve bu Orta Sınıf (nasıl oluyorsa) “modern demokrasinin toplumsal dayanağı”dır. Hal böyle olunca Orta Sınıfın yok olması demek, “modern demokrasi”nin de yok olması demektir.

O halde Tocqueville’ye göre ne olması gerekir?

Aristokrasinin ve yoksulların iki ayrı toplumsal sınıf olarak varlığını sonsuza kadar sürdürmesi, bu ne idüğü belirsiz Orta Sınıfın ise bu ikisi arasında (yine nasıl oluyorsa) denge kurarak “modern demokrasi”yi koruması gerekir.

Orta Sınıf kavramına ilişkin metafizik, bilim dışı benzer safsataları, çeşitli nüanslar olmakla birlikte İskoç iktisatçı Adam Smith, Fransız iktisatçı Jean-Baptiste Say, İngiliz iktisatçı David Ricardo, Fransız tarihçi François Guizot ve Fransız filozof Auguste Comte gibi burjuva bilim insanlarında da görmek mümkündür.

CIA Ajanı Daniel Bell’in
“Yeni Orta Sınıf” Kandırmacası

Yazı dizimizin bir önceki bölümünde ayrıntılıca üzerinde durduğumuz CIA Ajanı Daniel Bell ise, ABD Emperyalistlerinin ısmarlamasıyla ve kesenin ağzını açmasıyla yumurtladığı “Post-Endüstriyel Toplum Teorisi” çerçevesinde “Yeni Orta Sınıf” kavramını ortaya atar. Geçen bölümde de altını çizdiğimiz gibi, Bell’e göre sanayi toplumu artık ortadan kalkmıştır. Yeni toplum biçimi “Sanayi Sonrası Toplum”dur. Emperyalizmin aylıklı askeri Bell’e göre; sanayi toplumunun çözülmesiyle birlikte yeni bir toplumsal sınıf da ortaya çıkmıştır. İşte bu sınıf “Yeni Orta Sınıf”tır.

CIA ajanı Bell’e göre Yeni Orta Sınıfın mensupları;

– Bilgi, uzmanlık ve eğitim temelli işlerde çalışır.

– Üniversiteler, AR-GE merkezleri, devlet bürokrasisi, planlama kurumları, medya, danışmanlık ve büyük şirketlerin yönetim katlarında yoğunlaşır.

– Elde ettikleri gelirden çok bilgiye erişim ve karar süreçlerine katılımları ile tanımlanır.

Marksizm-Leninizmi tahrif ederek başta entelektüeller olmak üzere tüm dünya halklarının bu Gerçek Bilime ulaşmasını, onu kavramasını ve devrimci mücadelede silah olarak kullanmasını engellemeyi biricik görev kabul eden Bell, “The Cultural Contradictions of Capitalism” (Kapitalizmin Kültürel Çelişkileri) başlıklı kitabında, hayalhanesinde yarattığı “Yeni Orta Sınıf” hakkında şu ifadeleri kullanır:

“Yeni sınıf mülkiyetle değil, bilgiyle, diplomayla ve teknik yetkinlikle tanımlanır.” (Daniel Bell, “The Cultural Contradictions of Capitalism, Basic Books, 1976, s. 45)

Gördüğümüz gibi, Bell’e göre insanlar arasında sınıf farklılığı yaratan kriter, toplumsal üretim araçlarına sahip olup olmama ya da artıdeğer sömürüsüne uğrayıp uğramama değildir. Bilgi, diploma, teknik yeterlilik gibi unsurlar, sizin hangi sınıfa ait olduğunuzu belirleyen unsurlardır. Hal böyle olunca da sınıf savaşımı otomatikman gereksiz hale gelmiştir. CIA ajanı Bell’in de derdi budur zaten: Emperyalist efendilerinden aldığı emir ve cukkalarla Marksizm-Leninizmin temel dayanağı olan sınıflar savaşımı gerçekliğini gözlerden ırak tutmak.

İşte Bell’in yukarıda zikrettiğimiz kitabından gerici ve halk düşmanı yüzünü en net biçimde ortaya serdiği bir cümle daha:

“Siyaset, artan bir oranda sınıf savaşımından ziyade bir teknik yönetim meselesi haline gelmektedir.” (age, s. 296)

Marksizm-Leninizmin
“Yeni Orta Sınıf” Zırvasını Çürütüşü

Görüldüğü gibi Bell, “Yeni Orta Sınıf” zırvasıyla iradi olarak toplumsal sınıfların gerçek tanımını, niteliğini ve içeriğini tahrif etmektedir. Toplumsal sınıflar, Bell’in iddia ettiği gibi bilgi düzeyi, eğitim, statü ya da meslek gibi kriterlere göre şekillenmez. Yukarıda da altını çizdiğimiz gibi sosyal sınıflar arasındaki farkın biricik kriteri, toplumsal üretim araçlarının özel mülkiyetine kimlerin sahip olduğudur. Ve bununla bağlantılı olarak kimlerin emekçilerin ürettiği artıdeğere el koyduğudur. Oysa Bell, sınıf tanımını üretim ilişkilerinden tamamen koparır.

CIA ajanı Bell’in “Yeni Orta Sınıf” kategorisine yerleştirdiği kesimler; akademisyenler, mühendisler, yazılımcılar, beyaz yakalı profesyoneller, kamu bürokratları, uzmanlar vb. kesimlerdir. Bu meslek grubuna mensup kişiler toplumsal üretim araçlarının mülkiyetine sahip değildirler. Çevremizde bol miktarda gördüğümüz bu kişiler, ücretli emekçilerdir. Onlar da tıpkı fabrika işçileri gibi artıdeğer sömürüsüne tabi tutulurlar. Evet, maaşları Asgari Ücretten ya da Ortalama İşçi Ücretinden daha fazladır. Ancak bu gerçeklik, onları İşçi Sınıfından tamamen koparıp bambaşka bir sınıfın mensubu yapmaz.

Dikkat edersek CIA ajanı Bell’in yeni bir sınıf oluşturduğunu iddia ettiği kesim, esasında Aydın Kesimdir. Peki, Aydın Kesim gerçekten kendi başına bir sosyal sınıf mıdır? Aydın Kesimin gerçek niteliği nedir?

Bu soruların cevaplarını Devrimci Mücadele Dergisi’nin 1994 yılında yayımlanan 13’üncü sayısındaki “Aydınlar Üzerine” başlıklı mükemmel makaleden okuyalım:

“Aydın nedir?

“Ansiklopediklerde ‘Düşünsel etkinliği ağır basan, düşünsel etkinliklere yönelmiş, bilgili, okumuş değerlendirme yetisi gelişkin kimse’ olarak tanımlanmaktadır’ (Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi). Ansiklopedide daha sonra ‘Fransa’da aydın kavramının toplumbilimsel bir bütün ya da grup anlamında kullanılması oldukça yenidir’ denilerek şöyle devam edilmektedir; ‘Böylece aydın, yalnızca yaptığı işin niteliğine, yani kol emeği yerine kafa emeği harcamasına göre değil, aynı zamanda karşı çıktığı egemen durum ya da ideoloji, hatta bağlı olduğu toplumsal sınıf üstüne eleştirel bir görüşün taşıyıcısı olarak da tanımlanır.’ Buna göre, aydın kafa emeği ile mücadele eden kişidir.

“Aydınlar, Lenin Usta’nın belirttiği gibi ‘bir kesim’ oluşturur. Bir sosyal sınıf değildir. Modern kapitalist toplumda iki modern sınıf vardır: İşçi Sınıfı ve burjuvazi. Aydınlar bu iki modern sınıf arasında yer alan küçükburjuva tabakalara girer. Küçükburjuva tabakalar iki gruptur: Bir kapitalizm öncesi toplumsal düzenlerin yadigarı olan küçükburjuva tabakalar ki başlıca köylü ve esnaf tabakalarından oluşur ve bir de modern toplumun yarattığı küçükburjuva tabakalar vardır. İşte aydınlar bu sonraki küçükburjuvazi içine girer. Yani aydınlar modern kapitalist toplumun yarattığı bir küçükburjuva tabakasıdır.” (agy, s. 35)

Yukarıda net bir şekilde ortaya konduğu gibi Aydın Kesim, kendi başına bir sosyal sınıf oluşturmaz. Bu kesim, İşçi Sınıfı ve Burjuvazi arasında konumlanan Kafa Emekçilerinden oluşmaktadır. Sınıfsal konumu bu olduğu için de ideolojik olarak sürekli gelgitler yaşar. Yukarıda alıntı yaptığımız kapsamlı makaleden görelim:

“Yani aydınlar kafa emeğini işverene satarken İşçi Sınıfının yanındadır, İşçi Sınıfı gibidir, ama sömürünün devam etmesinde görevi gereği işverenin yanındadır. Bu haliyle aydınlar ne işçi, ne işverendir. İşverenin kapıkulluğunu yapan uzmanlardır. Çağımızın devrimci sınıfını oluşturan işçilere hem yakın hem uzakta, Arafattadırlar. Aydınların çağımız toplumundaki en büyük çelişkisi budur.” (agy, s. 36)

Türkiye Devrimi’nin Önderi Hikmet Kıvılcımlı, işte bu çelişkiyi bilince çıkararak İşçi Sınıfından yana düşünüp davranan aydınları “Proletarya Aydınları”, Burjuvaziden ya da günümüzde Finans-Kapital zümresinden yana düşünüp davranan aydınları ise “Burjuva Aydınları” olarak tanımlar.

Yeni Orta Sınıf Teorisinin
Türkiye’deki Taşeronları

CIA ajanı Bell’in Post-Endüstriyel Toplum Teorisi kapsamında saçtığı ideolojik zehirler, ne yazık ki CIA Solcuları-CIA Sosyalistleri tarafından Türkiye sol ortamına da zerk edilmiştir. Sovyetler Birliği ve Sosyalist Kamp’ın yıkıldığı 1990’ların başından itibaren meydanı boş bulan kimi satılmışlar, sınıf siyasetinin artık modasının geçtiği yönündeki halk düşmanı tezi işlemeye başlamışlardır.

Bu halk düşmanlarının kart babası, Belgeli MuratMurat Belge’dir desek, herhalde yanılmış olmayız. Bu satılmış, daha Sovyetler Birliği ayaktayken, 1989 yılında aynen şu ifadeleri kullanmıştır:

“Artık toplumsal dönüşümün motoru tek başına işçi sınıfı değildir.” (Murat Belge, Sosyalizm, Türkiye ve Gelecek, İletişim Yayınları, s. 72)

Bu Belgeli CIA Ajanının Birikim Dergisi, 1994 yılında yayımlanan 63’üncü ve 64’üncü sayılarında ısrarla “Sınıf siyaseti, günümüzün karmaşık yapısını açıklamakta yetersiz kalmaktadır” tezini işlemiştir.

Tıpkı Bell’in Batı’da yaptığı gibi sosyolog maskesi ardına gizlenerek ABD-AB Emperyalistlerinin antikomünist tezlerini Türkiye’ye ihraç eden Şerif Mardin ise 1990 yılında yazdığı bir kitabında aynen şöyle der:

“Sanayi sonrası toplumda kültürel kodlar, ekonomik belirleyicilerin önüne geçmiştir.” (Şerif Mardin, Türkiye’de Toplum ve Siyaset, İletişim Yayınları, s. 112)

“Yetmez Ama Evet”çi, siyaset bilimci geçinen halk düşmanlarından Ahmet İnsel ise; “Sınıf merkezli siyaset, çoğulcu demokratik talepleri kapsamakta yetersizdir”, ifadeleriyle bu satılmışlar korosuna katılmaktan geri kalmamıştır. (Ahmet İnsel, Sol ve Kimlik Siyaseti, Birikim Yayınları, 2007, s. 34)

ABD Emperyalist Haydudunun ülkemizdeki ve Ortadoğu’daki bir enstrümanından başka hiçbir şey olmayan Amerikancı Burjuva Kürt Hareketi’nin ve Abdullah Öcalan’ın sınıf savaşımı temelindeki siyasi mücadeleyi reddetme yönündeki aşağılık demagojileri ise başka bir yazının konusu olacak kadar geniş boyutludur. O bakımdan bu bölümde bu konuya girmemeyi tercih ediyoruz.

Özetlersek; CIA ajanı Daniel Bell’in “Post-Endüstriyel Toplum Teorisi” kapsamında ortaya attığı “Yeni Orta Sınıf” zırvası, sosyal sınıfların tanımıyla üretim ve mülkiyet ilişkileri arasındaki bağı bütünüyle koparır. Bu tez, işgücünü işverene satarak geçimini sağlayan geniş yığınların bir bölümünü, hiçbir bilimsel kritere dayanmadan farklılaştırarak “Yeni Orta Sınıf” gibi ucube bir kategoriye yerleştirir ve bu kategorinin de toplumsal ilerlemenin lokomotifi olduğunu iddia eder. Yani bu hilkat garibesi kategoriyi, tarihsel olarak devrim yapma görevi omuzlarında bulunan Proletaryanın yerine koymaya çalışır. Dolayısıyla İşçi Sınıfının toplumdaki başat rolünü perdeleme gayreti içindedir. Tüm bu nedenlerden dolayı gericidir, halk düşmanıdır, emperyalist haydutların çıkarlarına hizmet eder.

Ve dünyamızın her bakımdan bayır aşağı gittiği böylesine bir dönemde, sosyal sınıfları ve bu sınıflar arasındaki savaşımı yok sayan, bulanıklaştıran, kütleştiren, çarpıtan her gerici teoriyi teşhir etmek, bunlara karşı ideolojik olarak mücadele etmek, Gerçek Marksist-Leninistlerin önemli görevleri arasındadır.

11 Ocak 2026

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.