Gıda Tekellerinin Kâr Hırsları Bebekler İçin Ürettikleri Mamalarda Bile Hız Kesmiyor

17.01.2026
3.212
A+
A-

Sema Kıvılcım

Eskiler büyük başın derdi büyük olur, derler. Uluslararası gıda tekeli Nestlé’nin de bebek mamaları yüzünden başı derde girmiş. Hoş onların derdi bugün var, yarın yok. Dert olup da sanki büyük bedeller mi ödeyecekler? Yok canım, özür diler, biraz tazminat öder, olur biter…

Yakın zamanda basına yansıyan haberlere göre, uluslararası gıda ve içecek devi Nestlé, bazı bebek maması ürünlerinde gıda zehirlenmesine neden olabilen bir toksin bulunabileceği endişesiyle küresel çapta geri çağırma kararı aldığını açıkladı.

BBC’de yer alan habere göre Nestlé, SMA markasına ait bazı bebek maması ve devam sütü partilerinin bebekler için güvenli olmadığını açıklıyor. Nestlé, söz konusu partilerin dünya genelinde satışta olduğunu ve “cereulide” adlı toksini içerebileceğini bildiriyor. Bu toksinin tüketilmesi durumunda bulantı ve kusmaya yol açabileceği belirtiliyor.

Nestlé, bu açıklamayı yaparken şu ana kadar ürünlerle bağlantılı doğrulanmış herhangi bir hastalık vakası bildirilmediğini de ekliyor. “Tamamen ihtiyati bir önlem olarak” geri çağırma kararı alındığını vurguluyor.

Şirketten yapılan açıklamada şu ifadelere yer veriliyor:

“Bebeklerin güvenliği ve sağlığı bizim mutlak önceliğimizdir. Ebeveynler, bakıcılar ve müşterilerde yarattığımız her türlü endişe veya rahatsızlık için içtenlikle özür dileriz.”

Özür dilemek ne kolay; Bebeklerin sağlığını riske attık, ama üzgünüz…

BBC’nin haberine göre şirket, etkilenen müşterilere para iadesi yapılacağını açıklıyor. Paranızı geri vereceğiz endişe etmeyin, diyor yani. Sorunun, Nestlé’ye hammadde sağlayan tedarikçilerden birinden gelen bir bileşenden kaynaklandığını belirtiyor.

Şimdi bu cereulide adlı toksin neymiş, ona bakalım. Emetik toksin, diğer adıyla cereulide, Bacillus cereus bakterisinin bazı türleri tarafından üretilen bir toksin olarak biliniyor. Genellikle bu bakteriyle kontamine olmuş pirinç ve süt ürünlerinden insana bulaşıyor. Gıda zehirlenmesine yol açabiliyor. Kusma ve mide krampları gibi belirtiler oluşturuyor. Üstelik ısıya dirençli bir toksin olduğu için kaynar su, pişirme veya mama hazırlanması sırasında etkisiz hale getirilemiyor. Bu da toksinin bulaştıktan sonra elimine edilmesinin neredeyse imkânsız hale geldiğini gösteriyor.

Yani yapılması gereken; toksinle kirlenmiş ürünlerin bebek mamasında kullanılmaması. Bunun için mamada kullanılan tüm girdilerin hammadde analizlerinin doğru ve etkin bir şekilde yapılması gerekiyor.

Bebek mamaları, vücut bağışıklık sistemi henüz gelişmediği için en savunmasız durumda olan bebekler tarafından tüketileceği için bu ürünlerin üretiminde özel şartlar vardır. Yapılması gereken özel analizler ve kontroller vardır. Bunlar yapılmadığında, eksik yapıldığında, en ufak bir konu bile gözden kaçtığında, Nestlé’de olduğu gibi bir anda yüz binlerce hatta milyonlarca bebek yediği mamadan zehirlenebilir.

Bu tabiî Nestlé’nin ilk ve tek vukuatı değil. Dedik ya büyük başın derdi büyük olur. Uluslararası bir gıda tekeli olunca, bizim çarşıda midye satan vatandaşımız gibi on kişi-yüz kişi yemiyor ki yaptığını. Dünya çapında yüz binlerce, hatta belki de milyonlarca insan tüketiyor.

2022 yılında Fransa’da Nestlé’nin bir markası olan Buitoni pizzalarında E.coli bakterisi tespit edildi. 48’i çocuk 56 kişi bu bakterinin bulaşmasıyla zehirlendi. 2 çocuk hayatını kaybetti.  Yukarıda da bahsettiğimiz gibi, gıda zehirlenmeleri, gıdanın içerdiği zararlı bakterinin miktarına, zehirlenen kişinin yaşına, sağlık durumuna göre daha ciddi boyutlarda olabiliyor. Zehirlenmelerde çocuklar her zaman en fazla etkilenir.

Nestlé’ye ait pizza fabrikasının eski bir çalışanının Mart 2022’de medyayla paylaştığı fotoğraflarda, pizza üretim hattında kurtçuklar, duvarlarda mantarlar, yerlerde yiyecek parçaları, ağzı açık çöplerin olduğu görülüyor. Fabrikanın kurulu olduğu Nord bölgesi Valiliği, paylaşımlar üzerine 2 farklı denetim yapıyor ve pizzaların üretildiği fabrikada hijyen koşullarının yetersiz olduğunun tespit edildiğini, bu nedenle fabrikada pizza üretiminin yasaklandığını duyuruyor.

Nestlé’nin basına yansıyan bir başka vukuatı da Afrika’dan. Nestlé, Afrika‘da satılan bebek tahıllarının büyük bölümüne hâlâ şeker eklemekle suçlanıyor. İsviçre merkezli, kamu yararını savunan ve bu doğrultuda araştırmalar yapan Public Eye’ın araştırması, şirketin “Afrikalı bebeklerin sağlığını kâr için riske attığını” ifade ediyor.

The Guardian tarafından haberleştirilen araştırmada, 20’den fazla Afrika ülkesinde satın alınan Nestlé’ye ait 94 Cerelac marka bebek tahıl örneğinin laboratuvar analizleri yapılıyor. Sonuçlara göre porsiyon başına ortalama 6 gram, yani yaklaşık bir buçuk çay kaşığı ilave şeker tespit ediliyor. En düşük şeker oranı 5 gram (Mısır, Madagaskar, Güney Afrika, Malawi ve Nijerya), en yüksek oran ise 7,5 gram (Kenya) olarak belirleniyor. Şekersiz ürünlerin büyük kısmının Avrupa’ya yönelik ithal ürünler olduğu belirtiliyor. Sizi gidi vicdansızlar… Bebeklerde bile Avrupalı-Afrikalı diye ayrım yapıyorsunuz demek. Rafine şeker, onun yerini tutacak doğal şeker kaynaklarına göre daha ucuz bir girdi tabiî. Kâr hırsınız yüzünden el kadar bebeklere bile kıyıyorsunuz.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Codex Alimentarius Standartları, 3 yaş altı çocukların gıdalarında ilave şeker bulunmamasını öneriyor.

Public Eye, daha önce, 2024’te yayımladığı bir raporda, Nestlé’nin Asya, Afrika ve Latin Amerika’da satılan süt ve tahıl ürünlerine şeker ve bal eklediğini, buna karşın zengin ülkelerdeki eşdeğer ürünlerde şeker bulunmadığını açıklamış.

Bildiğimiz gibi, gıda zehirlenmeleri, gıdalarda taklit, tağşiş, ihraç edilen ürünlerde pestisit, ağır metal, aflatoksin vb. tespit edilmesinden kaynaklı ürün iadeleri ile ülkemizin sicili kötü. Gelişmiş ülkelerde bu tür durumlarda, ürünlerin geri çağrılması ile ilgili gerek ürünlerin piyasaya sürüldüğü ülkelerin resmi internet sitelerinde, gerekse firmanın kendi sitesinde bununla ilgili bilgiler oluyor. Ancak ülkemizde neredeyse her gün bir gıda zehirlenmesi oluyor, taklit tağşiş listeleri açıklanıyor. Zaman zaman Tarım Bakanlığı denetçileri tarafından market raflarından rastgele ürünler alınarak analiz ediliyor, bunların bir kısmının analiz sonuçları uygunsuz çıkabiliyor. İhraç edilen ürünlerin bir kısmı gümrüklerden dönüyor. Ama biz bunlarla ilgili ne Tarım Bakanlığının internet sitesinde ne basında ne de bu ürünleri üreten firmaların internet sitelerinde, “şu üretim tarihli ve şu parti numaralı ürünlerde sorun vardır, tüketicilerin bunları tüketmeden ivedilikle bize ulaştırmasını rica ederiz”, gibi bir bilgilendirme görmüyoruz.

O ürünlere ne oluyor, ne kadarı gerçek anlamda geri çağrılıyor, tüketicilere ne kadar yaygın bilgilendirme yapılıyor, belli değil. Tüketiciyi bilgilendirmeyene bir ceza, bir yaptırım var mı, yok. Çünkü üretici firmanın beyanı esas alınıyor. Yani üretici firma ben toplattım, şu kadar ürünü geri çağırdım, dediği anda olay bitiyor. Firmaya çerez parası kabilinden bir ceza kesiliyor, tüketicinin yediği bozuk ürün yanına kalıyor. Aflatoksinli, pestisitli ürünleri yiyen tüketiciler bir anda bir zehirlenme de geçirmedikleri için farklı bir yansıması olmuyor. Bu ürünlerin tüketiminin faturası, gelecekte ortaya çıkabilecek kanser gibi hastalıklarla yine tüketicilere çıkıyor.

Ülkemizde taklit ve tağşiş gıda pazarı, içinde yaşadığımız ekonomik krizin de etkisiyle dağ gibi büyüdü. Bu tür durumlarda, tüketicilere genelde güvenilir markaların ürünlerini almaları önerilir, ki biz de çoğu zaman böyle yapıyoruz. Ancak güvendiğiniz dağlara da kar yağabilir. Çünkü işin ucunda kâr var. İşte Nestlé… Bu kadar para veriyoruz, Nestlé’de yanlış olmaz, dersiniz, bir de bakarsınız ki, bebek mamalarında toksin, pizzasında dışkı kaynaklı E.coli bakterisi çıkmış. Afrika’daki bebekler için üretilen mamalara rafine şeker eklemiş. Bunlar basına yansıdığı için bilebildiklerimiz. Kim bilir daha neler var…

Sonuç olarak, ülkemizdeki gıda teröründen dolayı, ne yapacağız,  hangi ürünleri tüketeceğiz, sorusu üzerine,  bilindik markaları tüketin,  önerisi de her zaman işlemiyor ne yazık ki. Parababalarının kâr düzeninde, her şey kâr için olunca, en “güvenilen” markaların ürünlerinde bile halk sağlığını tehdit eden sorunlar olabiliyor.

Çünkü yerli yabancı Parababaları için kâr hırsı her şeyin önünde ve her şeyden önce gelir…

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.