Aşı Karşıtlarının Martavalları ve Gerçekler

06.07.2019
A+
A-
Aşı Karşıtlarının Martavalları ve Gerçekler

Emperyalizm acımasızdır. Tekel kârları dışında hiçbir değerin önemi yoktur. İnsan yaşamının da… İşte hemen ülkemizde ve komşularımızda oynanan emperyalist oyunlarını görüyoruz, yaşıyoruz. ABD’nin “Büyük Ortadoğu Projesi” denilen emperyalist oyununun ve bu oyuna çanak tutan vatan hainlerinin ne kadar acımasız olduğuna şahit oluyoruz. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Afganistan, Irak, Suriye, Yemen ve diğer Arap ülkelerinde emperyalizmin nasıl acımasızca milyonları katlettiğini veya uşaklarına katlettirdiğini görüyoruz.

Emperyalizm, Malthusçu veya Sosyal Darvinci’dir. Emperyalizm için insan yaşamının hiçbir önemi yoktur. Zaten dünyada “fazla nüfus” ya da “aşırı nüfus artışı” vardır. Dolayısıyla emperyalizmin gözünde savaşlarda geri dünya halklarının katledilmesi dünya nüfusunun ayarlanması bakımından yararlıdır. Ayrıca, bu halklar zaten geridir, yok olsalar yeridir. Çok çok, emperyalizmin kölesi olarak ölmeyip sürünecek kadar bir yaşam hakları olabilir. Böyle tümüyle yok olmayıp iç çelişkilerle, yoksullukla, hastalıkla ayakta kalmalarına izin verilir ancak.

Geçen yazımızda ülkemizde ve dünyada aşı sorununa değinmiş, aşının halk sağlığı açısından ne kadar önemli, yararlı ve ekonomik olduğunu vurgulamıştık.

Ama biliyoruz, dünyada bazı odaklar aşı karşıtlığı yapıyor. Sözde “bilimsel” gerekçelerle halkları aşıya karşı yönlendiriyor. Aslında dibini deşelesek kesinlikle emperyalist örgütler çıkacaktır. Emperyalizm, tekel kârlarının bir bölümünü “sivil” örümcek ağları halinde örgütlediği vakıflar, yardım ve “hayır” kuruluşları, dernekler, birlikler, sendikalar, meslek dernekleri vb. “sivil toplum kuruluşları”na (STK) döker. Bunları kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirir. Öylesine ki, bazen bu STK’lerde “görev” yapan iyi niyetli kişiler bile ne yaptığının farkına varmayabilir. Böylesine kendisini gizleyebilir emperyalizm.

İşte bizce aşı karşıtlığı da böyle… Emperyalizm, örgütlediği sözde “sivil” örgüt ağlarıyla dünya halklarının sağlığıyla oynamaktan da geri durmaz. Kendi metropolünü (ana vatanını) sağlama alır, tekel kârlarının bir bölümünü kendi çalışanlarının kaymak tabakasına “sus payı” olarak sunar. Bu kapsamda kendi halklarının sağlığını nispeten “düşünür”. Böylece kendi ülkesinde çatlak ses çıkmasını önler, dünyayı daha pürüzsüz, gürültüsüz sömürür.

İşte aşı karşıtları, bizde olsun, dünyada olsun, bizce emperyalist tekel kârlarından nasiplenen odaklar. Böylece emperyalizmin Malthusçu veya Sosyal Darvinci insanlık dışı ideolojisine hizmet ediyorlar. İnternet sayesinde etkililer de… Geniş kitlelere ulaşabiliyorlar.

Aşı karşıtlığı aslında yeni değil. İngiltere’de 1800’lerin başında çiçek hastalığına karşı aşılama programı başlatıldıktan ve 1800’lerin ikinci yarısında zorunlu kılındıktan sonra, 19. Yüzyıl’ın sonu ve 20. Yüzyıl’ın başlarında güçlü karşı çıkışlar oldu. O dönemde aşı karşıtlığına “masum” denilebilir. Çünkü yararlı etkileri henüz tüm boyutlarıyla ortaya konulamamış olabilir. Ama bugün aşı karşıtlığı aynı “masumiyete” sahip değil.

Aşı karşıtlığı yukarıda belirttiğimiz nedenlerden dolayı günümüzde de güçleniyor. Bu bakımdan, bilimsel olarak geçerli tezleri olmasa da, halk sağlığı için önemli.

Aşı karşıtlarının neden aşıya karşı olduklarını, karşıtlık gerekçelerini tek tek görelim ve cevaplayalım:

1- Aşıların yararı kanıtlanmış değil.

Bugün ilaç sanayisi yasalarına göre bir aşının yararlı olduğu, zararlı etkilerinin olmadığı kanıtlanmadan piyasaya sürülmesi mümkün değil. Ayrıca, on yıllardan beri kullanılmakta olan aşıların (örneğin kızamık gibi) yararı konusunda pek çok bilimsel kanıt var. Bugüne kadar milyonlarca insan aşılanmış durumda ve aşılama programları sonrasında hastalıkların ve ölümlerin çok azaldığı görülüyor.

2- Hastalığa neden olduğu düşünülen etkenlerin hiçbirisi sağlam bir şekilde kanıtlanmış değil.

Bu tez de geçerli değildir. Çünkü aşının üretilmesi için hastalık etkeninin saptanmış olması gerekir. Aşılar zayıflatılmış ya da öldürülmüş hastalık etkenleri ile hazırlanır. Dolayısıyla hastalık etkeninin belirlenmiş olması gereklidir ki kendisine karşı aşı geliştirebilsin.

3- Aşıların etkisi uzun süreli değildir, bu yüzden sürekli yeniden aşılanmak gerekir.

Aşının tekrarlanıp tekrarlanmayacağı aşıya göre değişir. Örneğin çocuğa iki doz kızamık, kabakulak, kızamıkçık aşısı vurulursa bu kızamık ve kızamıkçık için ömür boyu yeterli olmaktadır. Ama bu durum çocuk felci, difteri ve tetanoz için geçerli değildir. Bu hastalıklara karşı aşı etkisi 5-10 yıla kadar uzayabilir, sonra tekrarlanması gerekir. Grip aşısınınsa her yıl yenilenmesi gerekir, çünkü hastalık etkeni çok sık değişim göstermektedir.

Aşının tekrarlanması etkisiz olduğu anlamına gelmez.

 4- Aşılansanız bile hastalığı kapabilirsiniz.

Aslında hiçbir aşı yüzde yüz garanti anlamına gelmez. Ancak aşılamanın hastalanma oranını çok düşürdüğü aşikârdır. Örneğin bir kızamık salgınının olduğunu ve bir ilkokuldaki 200 çocuktan yarısının aşılandığını varsayalım. Aşılanmamış çocukların 97-98’i kızamığa yakalanacak, buna karşılık aşılanan çocukların sadece 2-3’ü hastalanacaktır.

Tabiî, bu durum aşıdan aşıya değişmektedir. Örneğin grip aşısının koruyuculuğu % 40-% 75 kadardır.

5- Çocuklukta hastalığa yakalanma çocuğun normal gelişimi için daha iyidir, çocuğun bağışıklık sistemi aşıya göre çok daha iyi gelişir.

Aşılanmamış çocukların aşılanmış olanlara göre daha iyi geliştiğine dair bilimsel bir kanıt yoktur. Aşılama programlarında yer alan aşı sayısı yaklaşık 10-12 adettir. Ama çocuğun bağışıklık sistemi her gün yüzlerce başka hastalık etkeniyle mücadele etmektedir. Dolayısıyla öne sürülen bu tez de geçerli değildir. Tersine, aşılama bağışıklık sistemini uyarmaktadır. Hastalığa göre değişmekle birlikte, hasta olan çocukların gelişiminin yavaşlayabileceği ise açıktır (örneğin verem gibi).

6- Ana babalar bugün aşı ile korunan hastalıklara yakalanmış ve atlatmışlardır, o halde aşı gerekli değildir.

Bazı hastalıkların tamamen iyileştiği doğrudur. Ama hastalığın pek çok istenmeyen sonuçları da doğabilir. Örneğin aşılama programları başlamadan önce pek çok çocuk difteri, boğmaca ve çocuk felcinden ölmekteydi. Kızamık bile beyni tutarak çocukta önemli beyin hasarına veya ölüme yol açabilmektedir. Eğer aşılanma olmadıysa hastalık sadece çocukta değil, yetişkinlerde de hasar verebilmektedir. Örneğin kabakulak genç erkeklerde kısırlığa yol açmakta, kızamıkçık hamile kadınlarda anne karnındaki bebeğe zarar verebilmektedir.

7- Bebek anneden antikorlarla korunmaktadır, bu koruma yeterlidir.

Bebeğin anne karnındayken anne kanındaki antikorlarla, doğduktan sonra ise anne sütündeki antikorlarla korunduğu doğrudur. Ama bu koruma bebeğin ilk ayları için geçerlidir. Daha sonra bu koruma azalır, bebeğin kendi bağışıklık sistemi güçlenir. Ayrıca eğer anne hastalığa daha önce yakalanmış veya aşılanmışsa bebeği o hastalığa karşı koruyabilir. Ancak bu koruma süresi kısadır. Örneğin anne, kızamığa karşı bebeği doğumdan sonra ancak altı ay koruyabilir.

8- Eğer anne hastaysa çocuğu daha iyi korur.

Anne aşılanmamışsa ama hastalığı kapmışsa bebeğe aşılı annelere oranla daha çok koruyucu antikor verir. Ancak bu sürekli değildir. Örneğin anne boğmaca ise bebeği çok kısa bir süre koruyabilir. Ama aynı zamanda bebeğe boğmaca bulaştırma olasılığı da vardır.

9- Erken aşılama çocukları tehlikeye atar.

Bazı hastalıklar bebekleri çocuklara göre daha fazla etkiler. Bu yüzden bazı hastalıklara karşı erken yaşta, doğumdan sekiz hafta sonra aşılama gereklidir. Örneğin boğmaca… Altı aydan önce boğmaca etkeni ile karşılaşan bebeklerin dörtte birinde zatürree ve solunum durması görülebilmektedir. Bu yaşın üzerinde bu oran % 5’e inmektedir. Bebeklerin büyük çocuklara göre aşılamaya karşı daha dayanıksız olduğuna dair bir kanıt yoktur.

10- Aşı tekrarı veya karma aşılar çocuğun bağışıklık sistemini zorlar.

Günümüzde üretilen aşılar eski aşılara göre daha saftır. Örneğin eski boğmaca aşısında 3000 farklı antijen varken, yeni aşılarda sadece 150 antijen vardır. Dolayısıyla bağışıklık sistemini fazla yormaz. Karma aşıların bağışıklık sistemini bozduğuna dair de bir kanıt henüz yoktur.

11- Aşılama, önlediği sanılan hastalığa yakalanmaya yol açar.

Az sayıda aşıda zayıflatılmış hastalık etkeni bulunur. Bu aşılar vurulduktan sonra kişide sanki hastalığa yakalanmış gibi belirtiler oluşabilir. Ama bu geçicidir, kişi hastalığa yakalandı anlamına gelmez. Örneğin kızamık aşısı böyledir. Aşı zayıflatılmış kızamık virüsü içerir. Aşılananların % 5’inde aşılamadan 1 hafta sonra kızamık gibi döküntü ve ateş görülebilir. Bu durum bağışıklık sisteminin güçlü tepki vermesinden kaynaklanır. Ancak, çocuk felci aşısı sonrasında çocuk felcine yakalanan çocuklar da olmuştur. Bu yüzden canlı hastalık etkeni içeren aşılardan uzaklaşılmaktadır.

12- Aşılama, alerjiye yol açar.

Günümüzde aşı sayısının da, alerji riskinin de arttığı bir gerçektir. Ama aşılanma ile alerji riski arasında bir bağ kurulamamıştır. Elde kanıt olmasa da aşılanmamış çocuklarda daha az astım ve saman nezlesi olaylarının görüldüğü belirtilmektedir.

13- Aşıya bağlı risk ve yan etkiler sayılamaz, belirlenemez.

Aşı karşıtları otizm, şeker hastalığı ve multiple skleroz adlı hastalığın aşılamayla tetiklendiğini öne sürmektedir. Ama bu konuda hiçbir kanıt yoktur. Bu ilişkiyi öne sürenlerin hasta çocukların avukatları tarafından “görüldüğü” belirtilmektedir. Başka deyişle, aşıların bu hastalıkları tetiklediği iddiası “duygusal”dır. Aşıların yan etkileriyle ilgili iddialar da geçersizdir.

14- Aşılar zararlı kimyasal maddeler içerirler ve çocukları zehirlerler.

Bazı aşıların formaldehit, alüminyum, fenol gibi zehirli maddeler içerdiği gerçektir ancak bu maddelerin miktarları son derece düşüktür, çocuğa zarar vermekten uzaktır. Bu maddeler hastalık etkeni virüsü öldürmek (formaldehit), bağışıklık sisteminin cevabını güçlendirmek (alüminyum hidroksit), aşıyı korumak (fenol) amacıyla kullanılır.

15- Üretim sürecinde aşılara deli dana hastalığı, AIDS ve kanser gibi hastalık etkenleri bulaşmaktadır.

Bazı aşıların üretiminde sığır serumunun kullanıldığı doğrudur. Ama bu serumlar deli dana hastalığının hiç görülmediği Yeni Zelanda gibi ülkelerden sağlanmaktadır. Aşıların aynı şekilde AIDS bulaştırma ve kansere neden olma olasılığı sıfırdır. Ancak geçmişte 1950’lerde çocuk felci aşısına aktif çocuk felci virüsünün bulaşması nedeniyle ABD’de yüz binlerce çocuğun etkilendiği, bunlardan 50’sinde sürekli felç geliştiği, 5’inin ise öldüğü bildirilmektedir.

16- Aşılamaya karşı olan tıp bilimcileri vardır.

Evet, çok az sayıda tıp bilimcisi aşıya karşı çıkmaktadır. Bunlar yukarıda da belirttiğimiz gibi olaya ya doğrudan “duygusal” yaklaşmakta ya da alternatif tıp gibi uygulamaları önererek dolaylı “duygusal” yaklaşım göstermektedirler.

17- Aşı programlarında yer alan aşıların önlemeye çalıştığı hastalıklar artık görülmemektedir.

Çocuk felci, difteri gibi hastalıklar artık görülmemektedir. Ama bu duruma aşılama programları sayesinde ulaşılmıştır. Ayrıca bu durum tehlikenin geçtiği anlamına gelmez. Örneğin yakın zamanda 1978’de ve 1992’de aşılama oranının azalması nedeniyle Hollanda’da çocuk felci salgını olmuştur. Başka ülkelerde de yakın zamanda çocuk felci (Tacikistan ve Rusya, 2010) ve difteri (Rusya, 1990’lar) patlamaları görülmüştür.

18- Aşılama gereksizdir, çünkü hastalığa yakalanılsa bile antibiyotiklerle veya başka ilaçlarla tedavi mümkündür.

Günümüzde tedavi imkânlarının eskiye göre daha iyi olduğu gerçektir. Ama aşılama yapılan hastalıklar genellikle virüslerle bulaşır ve antibiyotikler virüslere karşı etkisizdir. Bazı bakterilerle bulaşan hastalıkların ise tedavisi güçtür. Örneğin tetanoz, bakteriyel menenjit, boğmaca gibi… Ve bu hastalıklar ölümcül olabilir.

19- Aşılama yapılan hastalıklarda azalmanın nedeni aşılama değil temizlik ve beslenme şartlarının iyileşmesidir. Bu yüzden artık aşılama gereksizdir.

Temizlik (hijyen) şartlarında iyileşmenin bakterilere bağlı hastalıkları azalttığı doğrudur. İçme suyu temizliği ve el hijyeni sayesinde hepatit A, tifo ve kolera gibi hastalıkların daha az görüldüğü açıktır. İyi beslenmenin de bazı hastalıkları azalttığı kesindir. Ama buna rağmen kızamık, çocuk felci, hepatit B gibi hastalıklar kişiden kişiye bulaşabilmektedir. Kızamık hâlâ Sahra Altı Afrika, Hindistan, Güneydoğu Asya gibi bölgelerde ölümcüldür; bu bölgelerde 2014 yılında 115,000 çocuk kızamıktan ölmüştür. Dünya Sağlık Örgütü kızamığa karşı aşılama programı sayesinde dünya çapında 17 milyon çocuğun ölümünün önlendiğini belirtmektedir.

20- İlaç sanayisi aşılar üzerinden kar peşindedir.

İlaç tekellerinin kapitalist sistemde kâr peşinde koşacağı açıktır. Ama aşı üretimi bu bakımdan zurnanın son deliğidir. Örneğin 2014’te ilaca 33 milyar Euro harcanırken (toplam sağlık harcamasının % 17’si) aşıya harcanan sadece 1 milyar Eurodur (% 0.65). Bu bakımdan aşı üretimi ilaç tekelleri için çok cazip değildir. Aşı üretimi pahalı ve zordur, kâr oranı ise düşüktür. Bu yüzden aşı üreten firma sayısı ilaç üreticilerine göre çok daha azdır. Tersine aşılama yapılmaması durumunda doğan hastalıkların tedavisi ilaç sanayisine daha çok kâr getirecektir.

Elbette bu konuda uyanık olunmalıdır. Şirketlerin bilimi kötüye kullanma olasılığı da vardır. Örneğin 2009’daki domuz gribi salgınında grip tehlikesini abartarak aşırı aşılamaya yol açan Dünya Sağlık Örgütü yetkilisi Prof. Albert Osterhaus’un (nam-ı diğer Dr. Grip), aşı üreten firmadan nasiplendiği ortaya çıktı.

Sonuç olarak, aşı karşıtlarının iddiaları ve aşı karşıtlığındaki gerekçeleri yersizdir, kanıtlanamamaktadır. Oysa bilim objektiflik, tekrarlanabilirlik ve kanıt gerektirir. Bunlar yoksa, iddia sahipleri “bilimci” görünseler bile, özünde bilimsel davranmamaktadırlar. Yukarıda sayılan martavallarla doğrudan ya da dolayı olarak Malthusçu ya da Sosyal Darvinist emperyalist emellere hizmet etmektedirler.