Bir Destana Dokunan Kadın Eli: Mimar Mualla Eyüboğlu

04.12.2020
A+
A-

Malatya’dan bir yoldaş…

Arifiye!
Şoför durdu, Enstitü Mektebi, dedi.
Süleyman Edip Bey müdürün adı.
Bir yol da burada duralım;
Ellerinde nasır, yüzlerinde nur,
Yarına ümitle yürüyenlere
Bir selam uçuralım.

                                                         (Orhan Veli)

 

Evet, ellerinde nasır yarına umutla yürüdüler. Köy Enstitüleri, İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın ülkemizi en olumsuz yönde etkilediği bir dönemde kuruldu. Ülkede yokluk, kıtlık hâkimdi.

Köy Enstitüleri’nin kurucularından Hasan Ali Yücel, o günün şartlarını ve taşıdıkları umudu şöyle dile getiriyordu:

“II. Dünya Harbi hemen bütün küreyi sarmıştı, devlette para yok, vasıta yok. Tam bir çaresizlik. Yılmadık, ümitsizliğe düşmedik, köyde yaşayan nesilleri dalga, dalga arka, arkaya cehaletin karanlığına bırakmama azmimiz ve inancımız bize çare olmuştu.” (https://www.halkcimmsp.org/sehir-planlama-ve-mimari-acidan-koy-enstituleri/).

O yıllarda okuryazarlık oranı yok denecek kadar azdır. Köylerde yaşayan halk ziraat, sağlık gibi temel konularda çok geridedir. Köye hizmet götürmek de o yıllar için oldukça zordur. O zaman, köylüyü kalkındıracak kişiler köylünün içinden çıkmak zorundadır. Kendisi de bir köylü çocuğu olan eğitimci İsmail Hakkı Tonguç, Köy Enstitüsü sisteminin kurucusu olacaktır.

Laik Cumhuriyet’in mucize kuruluşları olan Köy Enstitülerinin fikir, uygulayıcı mimarları olduğu gibi binalarının da mimarları vardı tabiî ki. İşte bunlardan biridir Mualla Eyüboğlu.

Köy Enstitüleri, sosyal ve ekonomik kalkınmayı sağlayacak yeni bir eğitim modeliydi. Enstitülerde köy okulları için öğretmen yetiştirmek temel hedefti. Yetiştirilen öğretmenler köyün kalkınması için köylüye liderlik edecekti. Öğretmenler, atandığı köylerde halkı bilinçlendirecek; eğitimi, tarımı, geliştirerek köylerdeki kalkınmayı gerçekleştirecekti. Bu nedenle enstitünün eğitim programı içinde teorik derslerin yanında uygulamalı eğitim de verilmeli, binalar da ona göre inşa edilmeliydi. Enstitülerin sadece bir okul binasından ibaret olmayan, öğrenci yatakhaneleri, öğretmen evleri, atölyeleri, yemekhaneleri de kapsayan yapılar olması sağlanmalıydı. Oluşturulacak bu yapılar için mimari yarışmalar açıldı. Dönemin pek çok etkin mimarları bu yarışmalara katıldı ve seçilen projelerin uygulamalarını ise Yüksek Köy Enstitüsü Yapı Kolu yürüttü.

Şair ve ressam Bedri Rahmi Eyüboğlu ile yazar Sabahattin Eyüboğlu’nun kardeşi Mualla Eyüboğlu 1942’de Devlet Güzel Sanatlar Akademisinden mimar olarak mezun olduğu yıl Talim ve Terbiye Dairesi üyesi ve Tonguç’un yakın bir danışmanı olarak Köy Enstitüleri kanunlarının, yönetmelik ve programlarının çıkışında büyük yardımları, katkıları olan ağabeyi Sabahattin Eyüboğlu’nun cesaretlendirmesi ile 1942’de enstitülerin yapı kolu başkanlığına tayin oldu. Bu tarihten sonra Mualla Eyüboğlu, Hasanoğlan Köy Enstitüsünde Yapı Kolu Başkanı ve Enstitü Yüksek Bölümü inşaat öğretmeni olarak çalışmaya başladı (http://earsiv.sehir.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11498/42728/001641498010.pdf?sequence=1&isAllowed=y.).

Mualla Eyüboğlu, Köy Enstitülerinde göreve başlama öyküsünü şöyle dile getirir:

“Akademi’den yüksek mimar olarak yeni mezun olmuşum. Annemden izin alıp bir haftalığına Sabahattin ağabeyimi ziyarete Ankara’ya gidiyorum. Hiç unutmam bir cumartesi günüydü. Ağabeyim daha Ankara’ya varır varmaz, o gün İsmail Hakkı Tonguç’la tanıştırıyor beni. O da o an tayinimi yapıyor Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü’ne. Yapı Kolu başkanı olarak. Ailem şaşırdı bu duruma, böyle apar topar. Ama izin verdiler işte. Sonradan çok tenkit edilmişler akrabalar tarafından, ‘Nasıl yollarsınız bu gencecik kızı oralara!’ falan diye. Babam çok memnundu, köylerde çalışacağım, memlekete hizmet edeceğim diye. Eh annem de her zaman ‘Aman uşaklarım elinizden geldiği kadar köylücükleri okutun!’ diyerek büyütmüş bizleri. Eh Sabahattin Ağabeyim de Ankara’da bu projeye gönül vermişlerin başlarında geliyor. Babam da peki deyiveriyor işte.” (Sakarya, Z. (2010) Mualla Eyupoğlu ve Köy Enstitüleri. http://www.koyenstitulerivakfi.org.tr/FileUpload/ds12596/File/bulten22.pdf.)

Mualla Eyüboğlu, Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsünde eğitmenlik görevi de yaptı. Mimarlık Bilgisi, Zirai Yapıcılık, Teknik Resim, İç Süslemeciliği, Sanat ve Uygarlık Tarihi, İşlik ve Seminer Çalışmaları derslerini verdi. Bu derslerin bir kısmı teorik iken bir kısmı uygulamalı olarak gerçekleştiriliyordu. Öğrencilerin burada öğrendikleri bilgileri köylerine döndüklerinde uygulayabilmeleri hedefleniyordu.

Mualla Eyüboğlu, Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsünde öğrencileri ile birlikte müzik okulu, marangoz atölyesi, hamam, çocuk bahçesi ve kantin inşa etmiştir. Kantin binasında öğrencilerin köylerinde kendi çatılarını tamire mecbur oldukları zaman nelere dikkat etmeleri gerektiği ile ilgili teknik bilgilerin verilmesi amacıyla toprak dam kullanılmıştır. Bu örnek de gösteriyor ki köy enstitülerinde inşaat faaliyetleri bile eğitimin bir parçasıydı.

Mualla Eyüboğlu enstitüde öğretmenlik yaparken kendisinin de pek çok şey öğrendiğini şöyle dile getirir:

“Şimdi ben Mimarlık’tan mezun olduğumda kerpiç nedir, çimento nasıl karılır görmemiştim ki hiç. Orada uygulama sırasında öğrendim her şeyi. Yanımda iki Macar usta çalışırdı. Gerisi öğrenci.” (agy.)

“Bir yandan Hasanoğlan’da öğrencilere proje okuma ve uygulama dersi verirken, bir yandan da öğrencilerle kendi köylerinde içinde yaşadıkları binaların atölyelerini yaptırmaya çalışıyordum. Onlar benden çizim ve okuma teknikleri öğrenirken, ben de onlardan Anadolu’nun değişik yörelerindeki yaşam koşullarının belirlediği mimari hacimleri, malzemeleri öğreniyordum.” (Çokuğraş, I. ve  Gençer, C. İ. (2018), Çok Yönlü Bir Cumhuriyet Mimarı: Mualla Eyüboğlu Anhegger. http://www.mimarlikdergisi.com/index.cfm?sayfa=mimarlik&DergiSayi=417&RecID=4527)

Mualla Eyüboğlu’nun köy enstitülerindeki görevi sadece Hasanoğlan’dan ibaret değildi.Mualla Eyüboğlu, diğer köy enstitülerindeki faaliyetlerini şöyle belirtir:

“Kurulu olanların eksik binalarının projelerini çizer, çocuklara verip ayrılırdım oradan. Planların tatbikatında güçlük çekiliyorsa, o zaman biraz daha uzun kalıp nasıl tatbik edileceğini de gösterirdim. Birkaç gece bu enstitülerin misafirhanesinde kaldıktan sonra, yine Hasanoğlan’a dönerdim” (agy.)

Böylelikle Mualla Eyüboğlu, ülkenin pek çok yerinde köy enstitülerine bağlı köy okullarının inşaatlarını kontrol etmiş ve bu sayede Anadolu’yu tanımıştır.

Eyüboğlu, Ortaklar Köy Ensitüsünde görevli iken geçirdiği zehirli sıtma dolayısıyla köy enstitülerindeki görevini bırakır ve Devlet Güzel Sanatlar Akademisinde asistan olarak çalışmaya başlar.  Ayrıca ülkenin pek çok mimari çalışmasına da imza atar.

Köy Enstitüleri kapatıldığında ise duygularını şu şekilde anlatır:

“50.000 köye ilkokul yapıldı 10 sene içinde. Hakiki bir eğitim seferberliği yaşadı Türkiye. Devlete hiç yük olmadan. Eşraf malzeme verdi, öğrenci ve öğretmen emeğini koydu. Çok yazık oldu. Çok kötülükler yaptılar bu memlekete. İnsan hakikatleri bilince kırılıyor ister istemez.” (Sakarya, Z. (2010) Mualla Eyupoğlu ve Köy Enstitüleri. http://www.koyenstitulerivakfi.org.tr/FileUpload/ds12596/File/bulten22.pdf.)

Büyük umutlarla, çabalarla kurulan Köy Enstitülerinin Ortaçağcı güçler tarafından kabullenilmesi mümkün olmadı tabiî ki.  Ortaçağ artığı Tefeci-Bezirgân Sınıf tarafından “Köy Enstitüsünde komünist yetiştiriliyor” kara propagandası yapıldı. Köy enstitülülerin kendi imkân ve emekleriyle kurulan Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsünün müzik binasının çatısı orak-çekice benzetildi. Köy enstitülü öğretmenler komünistlikle suçlanarak tutuklandı. Üstelik Köy Enstitüleri gözden ırak “fuhuş yuvaları” olarak nitelendirildi ve bir süre sonra kapatıldı.

Cumhuriyet’in en önemli kazanımı olan Köy Enstitülerini kapatan Babil artığı Tefeci-Bezirgan Sınıf, günümüzde varlığını hâlâ sürdürüyor ülkemizde. Siyasi temsilcisi olan AKP’giller eliyle halkımızın üzerine çöreklenmiş ve pençelerini etlerimize geçirmiş durumdalar. Bu durumdan en çok zarar gören kadınlarımız oluyor. Nereden nereye geldi ülkemiz. Köy köy dolaşan, eğitimin, kalkınmanın destanlarına dize yazan kadınlarımızdan; evlerine kapatılan, şiddete uğrayan hatta öldürülen kadınlarımıza… Kadınlarımızın kaderi Ortaçağcı derneklere, tarikatlara bırakılmış durumda.

Peki pes mi edeceğiz, göz mü yumacağız bu duruma?

Elbette hayır!

Bizler, devrimci kadın önderlerden Clara Zetkin’in sözleriyle haykırıyoruz ve haykırmaya da devam edeceğiz:

“Uyanın, harekete geçin, savaşın! Bugünkü büyük tarihi durum sizleri cesaretsiz bulmasın. Dünün bilinmeyen milyonlarca köle kadınları, bugünün savaşçıları meydana çıkın ve ileri yürüyün!” (https://www.hkp.org.tr/5409-2/).