“Bu kanunsuz emri veren vatana ihanetten ceza yer”

08.11.2020
A+
A-

AKP’giller’in tüm yasaklama, engelleme girişimlerine rağmen

Kurtuluş Partililer Cumhuriyet’imizin kuruluşunun 97’nci yıldönümünde alanlardaydı

 

Ankara:

Laik Cumhuriyet’in kuruluş Yıldönümünde Kalpaklı Mustafa Kemal’e ve en özlü sözü “Bağımsızlık Benim Karakterimdir”e yine tahammülsüzlük, yine yasak!

Çünkü o söz de, o resim de AB-D Emperyalistlerinin ve yerli işbirlikçilerinin böğrüne böğrüne batıyor, ciğerlerini acıtıyor. O kalpaklı resim ve o özlü söz, Emperyalist Yedi Düvel’e karşı savaşı, kararlılığı, inancı, sarsılmaz iradeyi simgeliyor. O yüzden Mustafa Kemal’in Kalpaklı fotoğrafını görünce ve özlü sözünü okuyunca, akıllarına atalarının Emperyalist Yedi Düvelin gemilerine bindirilişleri akıllarına geliyor, ellerinden gelen sadece iktidar gücüyle yasak koymaya kalkışmak. O da İkinci Kurtuluş Savaşçılarına tutmuyor, çıldırıyorlar.

Ve gittikçe yasağın kapsama alanını genişletiyorlar. Geçen bayramlarda Anıtkabir önüne kadar yürüyüş yapılıyorken bu sefer Tandoğan Meydanı’nda kurdular barikatı. Yine geldik ellerimizde Kalpaklı Mustafa Kemal ve “Bağımsızlık Benim Karakterimdir” bayraklarımız, ağızlarımızda hançeremizden çıkan “Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye”, “Mustafa Kemal Ölümsüzdür”, “Bağımsızlık Benim Karakterimdir”, “Emperyalistler, İşbirlikçiler Geldikleri Gibi Gidecekler”, “Yaşasın 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı” sloganlarıyla.

Yine kurdular barikatı, varsın kursunlar, yine almadılar Anıtkabir’e, varsın almasınlar, ama yine engel olamadılar Laik Cumhuriyet’in kuruluşunu özüne uygun olarak kutlamamamıza.

Mustafa Kemal Bursa Nutku’nda ortaya koymuştu nasıl mücadele edilmesi gerektiğini. İşte biz İkinci Kuvayimilliyeciler, Kuvayimilliye Komutanlarından Hikmet Kıvılcımlı’nın öğrencileri, Mustafa Kemal’in gerçek devamcıları, biz HKP’liler bıkmadan, yılmadan, korkmadan, bizi hiçbir zaman yanıltmayan yol göstericimiz İşçi Sınıfı Biliminin rehberliğinde, sarsılmaz inancımızla, bükülmez bilincimizle, esnemez kararlılığımızla mücadele ediyoruz. Ve o yüzden başaracak olan, Antiemperyalist Birinci Kurtuluş Savaşı’mızı nihai sonucuna ulaştıracak olan biz İkinci Kurtuluş Savaşçılarıyız.

Partimiz adına HKP Genel Sekreter Yardımcısı ve Ankara İl Başkanı Av. Sait Kıran Yoldaş ile Genel Merkez Disiplin Kurulu Başkanı Av. Ayça Okur yoldaş yürüttü Polis Amirleriyle olan tartışmaları.

Bu yapılan dediler; kanunsuzdur, doğru değildir. Bu yasak Mustafa Kemal’edir. Ama emir yukarıdan, Kaçak Saray’dan olunca sanki duvara konuştular. Aslında farkındalar yapılan uygulamanın saçmalığının ama ne yapsınlar, AKP’giller’in emirlerine uymazlarsa polisler için sürgün var, FETÖ’cü suçlamasıyla işsiz kalmak var.

Sonrasında yaptık basın açıklamamızı. Sait Kıran Yoldaş’ımızın yaptığı basın açıklamasını aşağıda yayımlıyoruz:

“97 yıl önce Emperyalist Yedi Düvele karşı Dünyada ilk kez zaferle sonuçlanan Birinci Ulusal Kurtuluş Savaşı’mızın sonucunda 29 Ekim 1923’te ilan edilen Cumhuriyet’in 97’nci yılında bir kez daha Mustafa Kemal’e keyfi ve yasa dışı yasakla karşılaşıyoruz.  Mustafa Kemal, boynunda İstanbul’daki Emperyalistlerin işbirlikçisi İstanbul Hükümeti’nin ve Padişahının idam fermanıyla Ulusal Kurtuluş Mücadelemize önderlik etti. Mücadelesi zaferle sonuçlanmasa idam edilecekti.

“97 yıl sonra Mustafa Kemal’in mücadele ettiği anlayışa bugün bir kez daha yasak konuyor. Şu gördüğünüz flama Mustafa Kemal’in Kuvayimilliyeci kıyafeti ve aynı zamanda Mustafa Kemal’in Ulusal Kurtuluşçu, Bağımsızlıkçı karakterini en iyi ortaya koyan “Bağımsızlık Benim Karakterimdir” sözünü içeriyor. Biz bu bayraklarla, flamalarla yaklaşık 5 yıl Ulusal Bayramlarımızda Mustafa Kemal’in huzuruna çıktık. Birinci Ulusal Kurtuluş Savaşımızın Önderine saygımızı ve sevgimizi sunduk. 5 yıl sonra ne olduysa, nerden emir geldiyse onu da biliyoruz. Mevcut AKP’giller iktidarının keyfi ve yasadışı yasaklaması bu. Bize 5 yıl sonra yasak koyuyor.

“Gerekçe, Mustafa Kemal portresi ve Türk Bayrağı dışında bir şey taşınamazmış. Anıtkabir yönetmeliği açık ve net. Mustafa Kemal’in mücadelesine ve dünya görüşüne hakaret oluşturan söz ve flama taşınamaz.

Soruyoruz Anıtkabir Komutanı’na ve bu yasağı uygulayanlara:

Şu flamada ve şu sözde Mustafa Kemal’in hangi dünya görüşüne ve anısına hakaret var?

Buna inanıyorsanız, buna güveniyorsanız yazılı olarak verin bize. Görelim o zaman sizi. Şu mevcut yargıda bile, tümüyle AKP’giller’in hukuk bürosuna dönüştürülmüş yargıda bile ceza almaktan kurtulabilecek misiniz? Veremezler. Ancak keyfi yasaklar uygularlar. Bana bu emri yazılı olarak versin kabul edeyim. Veremez, onu verecek adam vatana ihanetten ceza yer.

“Halkın Kurtuluş Partisi olarak Birinci Ulusal Kurtuluş Savaşı’mızın Önderi Mustafa Kemal’in bütün devrimci, antiemperyalist, ilerici, demokratik mücadelesine ve anısına sahip çıkıyoruz, sahip çıkmaya devam edeceğiz. İkinci Kurtuluş Savaşçıları olarak er geç İkinci Kuvayimilliye Savaşı’nı da zaferle sonuçlandıracak ve bu ülkede gerçek Demokratik Halk İktidarını mutlaka kuracağız.

“O gün geldiğinde ülkemizi şu an yaklaşık 29 üssüyle fiilen işgal eden ABD Emperyalistleri ve Avrupa Birliği Emperyalistleri askerleriyle, ekonomik üsleriyle Mustafa Kemal’in dediği gibi “Geldikleri Gibi Defolup Gidecekler” ve Emperyalistlerle işbirliği yapanlar, Türkiye için Yeni Sevr demek olan BOP’a Eşbaşkanlık yapmakla övünenler o gün geldiğinde yasalarımızdan ve bağımsız vicdanlarından başka bir emir dinlemeyen bağımsız mahkemelerde mevcut yasalarımıza göre, şu an herhangi bir yasa değişikliği yapmadan mevcut yasalarımıza göre yargılanacaklar. Ve hak ettikleri cezayı mutlaka alacaklar.

“Hep söylüyoruz, bugün bu kişiler nerede olursa olsunlar, ne konumunda olursa olsunlar, o gün geldiğinde gerçek demokrasi bu ülkeye geldiğinde çelik bilezikle tanışacaklar ve yargılanmaktan kurtulamayacaklar. Halkın Kurtuluş Partisi olarak bu mücadelenin sürdürücüsü olmaya devam edeceğiz.

“Halkız, Haklıyız, Yeneceğiz!”

***

 

Adana

Adana’da çelenk törenine GBT Engeli!

HKP Adana İl Örgütü olarak, Atatürk Parkı Anıtı’na çelenk koyduğumuz sırada polisin engelleme girişimiyle karşılaştık.

İçişleri Bakanlığının, 81 ilin valiliklerine gönderdiği genelge ile 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nın 97. yıl dönümü kapsamında yurt genelinde yapılacak etkinlikleri kısıtladığını duyurmasının ardından, HKP Adana İl Örgütü olarak, Atatürk Parkı Anıt önünde olacağımızı açıklamıştık. Cumhuriyet Bayramı kutlamalarının yasaklanamayacağı bilinciyle Mustafa Kemal Atatürk Anıtı’na çelenk bıraktık. Bir üyemizin basın açıklaması yaptığı sırada polis engellemeye çalıştı. Polis eyleme katılanlara GBT kontrolü yaptı.

Bunun üzerine HKP Adana İl Örgütü olarak yaptığımız basın açıklamasında şu ifadelere yer verdik:

“Birinci Kuvayimilliyecilerin yadigârı olan Cumhuriyetimizin 97. yılı dolayısıyla Halkın Kurtuluş Partisi Adana İl Örgütü olarak gerçekleştirdiğimiz Adana’daki Atatürk Parkı’nda bulunan Anıtın önüne çelenk koyma etkinliğimiz ve basın açıklamamız kolluk güçleri tarafından engellenmeye çalışıldı.

“Basın bildirimiz okunduğu esnada polis etkinliğimizi sonlandırmaya çalıştı. Buna rağmen bildirimiz okunarak eyleme “Yaşasın Cumhuriyet”, “Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye” sloganları ile devam edildi.

Hiçbir güç Halkın Kurtuluş Partisi’nin Laik Cumhuriyet’imizi korumasına, onu yaşatmak için verdiği mücadeleye engel olamayacaktır!”

 

İstanbul

Cumhuriyet’in izini silmek isteyenlere karşı, gerçek vatansever Kurtuluş Partililer mücadele ediyor

AB-D Emperyalistleri ve onların ülkemizdeki yerli işbirlikçileri tarafından tüm kazanımları silinmek istenen Cumhuriyet’in kuruluşunun 97’nci yılında da AKP’giller, her yıl olduğu gibi bu yıl da bir bahane ile Cumhuriyet Bayramımızı kutlamaya kendilerince yasak koymak istediler. Ancak tüm yasaklarına rağmen 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımızı coşkulu bir şekilde kutladık. Cumhuriyet düşmanlarına karşı mücadele ettiğimizi bir kez daha gösterdik.

HKP İstanbul İl Örgütü olarak, “Emperyalistler, İşbirlikçiler, Geldikleri Gibi Gidecekler” pankartımız, “Bağımsızlık Benim Karakterimdir” bayraklarımız ve dövizlerimizle Yedi Düvele meydan okuyan, “Ya Bağımsızlık Ya Ölüm!” diyen Yürekli Yurtseverlerin eseri olan Cumhuriyet’i inatla ve coşkuyla İstanbul Halkıyla birlikte Kadıköy’de kutladık. Eylemimiz Kadıköy Mustafa Kemal Heykeli önünde sloganlar eşliğinde başladı.

Eylemimizde, Antiemperyalist Kurtuluş Savaşı’mızın Mustafa Kemal önderliğinde zafere ulaştığını, Saltanatın kaldırıldığını, emperyalistlerin ve yerli uşaklarının ülkemizden defedildiğini bir kez daha hatırlattık.

Partimiz adına basın açıklamasını Kurtuluş Partisi Gençliği’nden Çiğdem Yoldaş gerçekleştirdi. Yoldaşımız konuşmasında, Mustafa Kemal ve onun önderliğindeki Birinci Kuvayımilliyecilerin bağımsızlık düşüncelerini ilmek imlek işlediklerini, Yedi Düveli dize getirdiklerini, Ulusal Kurtuluş Savaşı verdiklerini, Cumhuriyet’i ilan ettiklerini, Hilafeti kaldırdıklarını aktardı.

Çiğdem Yoldaş konuşmasının devamında, bugünlerde ise Kurtuluş Savaşı’mızın, Cumhuriyet’in izini taşıyan tüm bayramlarımızın kutlanamaz hale geldiğini, bunun sebebinin ise Cumhuriyet’in ilanından sonra yok edilemeyen Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfı olduğunu söyledi ve şunları ekledi:

“İşte AKP’giller, Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfının siyasi plandaki temsilcisi, Hilafetin, Ortaçağ’ın özlemcisi olarak ABD Emperyalizminin icazeti, devşirmesi ve yönlendirmesi ile bugün iktidardalar. Cumhuriyet’in 100’üncü yılına yaklaştığımız bugünlerde bu gericiler cibilliyetleri iktizası Saltanat ve Hilafeti yeniden kurma planları yapıyorlar.”

Çiğdem Yoldaş; AKP’giller’in doğaları gereği Cumhuriyet düşmanlığı yaptığını ancak Cumhuriyet’in sahipsiz olmadığını, çünkü bu ülkede gerçek vatanseverler olduğunu ve o vatanseverlerin “Vatan aşkını söylemekten korkmaktansa ölmeyi yeğlerim.” diyen Köyceğiz Kuvayimilliye Komutanı Hikmet Kıvılcımlı’nın mücadelesini devam ettiren Kurtuluş Partililer olduğunu dişe getirdi.

Eylemimize gasp edilen hakları için, Parababalarına, sarı sendikacılara karşı Nakliyat-İş öncülüğünde 3 yılı aşkın süredir direnen Real Market işçileri de katıldı. Real Market işçileri adına konuşan direnişçi işçi arkadaşımız Özgür Balkese şunları söyledi:

“Bizler de 3 yıldır Metro Market’in, Media Markt’ın mağdur ettiği Real işçileri olarak, haklarımızı gasp etmek isteyenlere karşı, ekmeğimize, haklarımıza ve 97 yıl önce kurulan Cumhuriyetimize, Atatürk’ün izinde sahip çıkıyoruz. Buradan Direnişimize 3 yıldır sahip çıkan Nakliyat-İş Sendikası’na ve reklam yapmadan, isimlerini kullanmadan bizlere 3 yıldır destek olan Halkın Kurtuluş Partisi’ne teşekkür ediyoruz. Direne direne kazanacağız diyoruz.”

Eylemimiz, “Emperyalistler İşbirlikçiler Geldikleri Gibi Gidecekler”, “Yaşasın Sınıf Dayanışması”, “Kahrolsun Sarı Sendikacılık”, “Kahrolsun ABD- AB Emperyalizmi, Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye”, “Halkız Haklıyız Yeneceğiz” sloganları eşliğinde sona erdi.

Bizler Kurtuluş Partililer olarak Cumhuriyet’i yıktırmayacağımızı, aynı Birinci Antiemperyalist Kurtuluş Savaşı’mızda olduğu gibi emperyalistleri ülkemizden bir daha, bu kez geri gelmeksizin defedeceğimizi ve Demokratik Halk İktidarını kuracağımızı bir kez daha haykırdık.

 

İzmir

Halkın Kurtuluş Partisi İzmir İl Örgütü olarak, Cumhuriyet’in 97’nci yıldönümünde yasaklamalara rağmen coşkulu bir şekilde kutlama yaptık.

29 Ekim günü saat 17.30’da Karşıyaka Çarşı’da toplanan Kurtuluş Partililer, İzmir Marşı eşliğinde kortej oluşturarak yürüyüşe geçti. Yürüyüş sırasında sık sık “Emperyalistler, İşbirlikçiler, Geldikleri Gibi Gidecekler”, “Yeni Sevr’e Karşı Yaşasın İkinci Kurtuluş Savaşı’mız”, “Mustafa Kemal Ölümsüzdür” sloganları atıldı.

Anıtkabir’e alınmayan Mustafa Kemal’in “Bağımsızlık Benim Karakterimdir”, “Emperyalistler İşbirlikçiler Geldikleri Gibi Gidecekler” sözlerinin yer aldığı pankartların yanı sıra Mustafa Kemal ve Lenin’in portrelerinin yan yana yer aldığı pankart, Türkiye Devrimi’nin Önderi Usta’mız Hikmet Kıvılcımlı’nın “Vatan Aşkını Söylemekten Korkar Hale Gelmektense Ölmek Yeğdir” sözünün yer aldığı pankartlar da yürüyüş boyunca taşındı.

Sloganlar ve marşlar eşliğinde Karşıyaka Çarşı girişine kadar yürüyüş yapıldı.

Halkın yoğun ilgi gösterdiği ve Karşıyaka Çarşı girişinde tamamlanan yürüyüşten sonra HKP İzmir İl Başkanı ve Genel Sekreter Yardımcısı Av. Tacettin Çolak bir konuşma yaptı.

Çolak, konuşmasında şunları söyledi:

 

***

Saygıdeğer İzmir Halkı,

Osmanlı Hanedanlığına, Hilafete son veren ülkede laik bir yönetim tesis eden Cumhuriyet’imizin 97’nci yılındayız.

Evet 97 yıl içerisinde Cumhuriyet’imiz Mustafa Kemal’in Nutuk’ta belirttiği gibi Batı gericiliğine yani Emperyalizme karşı, Doğu gericiliğine yani Ortaçağcılığa, Şeriata karşı beklenen başarıyı gösteremedi. Cumhuriyet’in ilanından hemen sonra Batılı Emperyalistler 4 yıl Yunan askeriyle girdikleri ülkemizin vatan topraklarında bu sefer uluslararası Finans-Kapitalistler eliyle sermaye ihraç ederek ülkemizi ekonomik anlamda işgal ettiler.

Buna karşı yeterli sanayi geliştirememe nedeniyle Emperyalizmin, Batılı Finans-Kapitalistlerin uydusu haline geldi ülkemiz. Kâğıt üstünde laik bir Cumhuriyet ilan edildi. Anayasaya göre laiklik, Anayasanın değiştirilemez ilkelerindendir. Ama ülkede devlet eliyle, devletten maaş alan Diyanet İşlerinin Başkanının ve vekillerinin olduğu bir yerde gerçek anlamda laiklik de olamazdı.

Tarikatlar, cemaatler kapatıldı. Ama onlar ilk Genel Başkan’ımız Hikmet Kıvılcımlı’nın çok doğru tespitiyle ayrık otuna benzerdi bu Tefeci-Bezirgânlar. Toprağın üstünde kafasını sürersen yeraltında köklerini başka yerlere salardı. Ve onlar öylesine hinoğluhinlerdi ki vakti zamanı geldiğinde başlarını kaldırmak üzere sinsi bir şekilde yeraltına gizlenmişlerdi.

Nitekim öyle de oldu. Dolayısı ile Diyanet İşleri eliyle Ortaçağcılar kamufle olup ülkedeki Şeriatçı gidişi hızlandırdılar. Tabiî 12 Mart ve 12 Eylül Faşizmleri ile birlikte din bezirgânlığı, din tüccarlığı yapılması ve devrimci hareketin de boğulması, yaşam alanlarının ortadan kaldırılması sonucunda bu Ortaçağcılara gün doğdu.

İşte bugün iktidarda olanlar, 12 Eylül öncesinde bizim gençliğimizde liselerde, üniversitelerde sinsi bir şekilde hiçbir toplumsal olaya tepki vermeden ve halkın hiçbir sorunuyla ilgilenmeden şeriatçı örgütlenmelerini yaptılar.

Ama kiminle?

Batılı Emperyalistlerle…

Çünkü Hikmet Kıvılcımlı’nın çok değerli bir tespiti vardı: Finans-Kapitalistler, egemen sınıf ve üstte güden sınıf ama ülkenin Anadolu topraklarının bütün ağlarını ele geçirmiş olan Tefeci-Bezirgân Sermaye ile bu sömürüsünü yapıyordu. Ve onlara insanlarımızı Türkiye Halkını Ortaçağ’ın karanlığına hapsedecek olan şeriat ideolojisini serbest bırakıyordu. Ve bu şeriat ideolojisi ki toplumda özellikle kadınımızı toplumsal yaşamın dışına iten ve bir tane dincinin, bezirgânın 4 karısından biri haline getiren alçakça bir düzen amaçlamaktadır. Ve bu şeriat ideolojisidir, insanlarımızı bilimsel düşüncelerle, bilimsel davranışla uzaktan yakından ilgili tutmayıp tamamen Ortaçağ’ın karanlıklarına götürecek olan; toplumu hurafelerle düşünemez, sorgulayamaz eleştiremez duruma getiren.

Bakın Osmanlı ne haldeymiş, Mustafa Kemal Nutuk’ta ne güzel betimliyor:

Osmanlı halkı açık düşman işgaline rağmen Hilafetin, Saltanatın kurtarılmasını öncelikli olarak görüyormuş.100 yıl önce kendi kurtuluşundan önce kendisinin sahibi bildiği o korkak, hain, ihanetçi Padişahın kurtarılmasını bekliyormuş. Osmanlı Ordusu da zaten o günlere gelene kadar savaş yorgunu haline getirilmiş ve gerçek anlamda bir savaş verecek bir mecali kalmamış. İşte o dönemde çıkıyor Mustafa Kemal ve biliyorsunuz, hakkında idam kararları veriliyor. Mustafa Kemal başarısız olsa vatan hainliğinden idam edilecek.

Bakın, ne diyor: “Böyle bir ulus, tutsak yaşamaktansa yok olsun, daha iyidir.”

“Öyleyse ya bağımsızlık ya ölüm!”, diyor.

Dolayısı ile Mustafa Kemal bugünkü bazı hainlerin yaptığı gibi bu Cumhuriyet’e kast edenlerle ya da o zaman Emperyalistlerle işbirliği yapan Saltanatla işbirliğine girmiyor.

Devam ediyor Mustafa Kemal:

“Bağımsızlığı için ölümü göze alan ulus, insanlık onur ve şerefinin gereği olan her özveriye başvurduğunu düşünerek avunur ve kuşkusuz, tutsaklık zincirini kendi eliyle boynuna geçiren uyuşuk, onursuz bir ulusla karşılaştırılınca, dost ve düşman gözündeki yeri çok başka olur”, diyor.

Evet, 100 yıl önce bu ulusun dost ve düşman karşısındaki yeri çok bambaşkaydı. Bütün mazlum ulusların, Afrika’nın, Asya’nın mazlum uluslarının örnek aldığı bir mücadele vermiştir bu ulus.

Küba’da 60 yıldır ABD Emperyalizminin işgaline meydan okuyan devrimciler örnek aldı bu ulusun önderi Mustafa Kemal’i, onun anıtını yaptı alanlarına. Ama bugün bu ulus Avrupa’da dünyada paspasa çekilmiş durumda. Yönetenler o Ortaçağcı ideoloji ile donananlar, şu anda o Kuvayimilliye kahramanlarının koltuklarını işgal edenler kendi bozgunlarına zafer havası çalarak bu halkı, bu ulusu yıkmak istemektedirler. Maalesef bu insanlarımızın bir kısmı, aynen 100 yıl önceki Osmanlı Halkının Saltanattan beklediği boş beklentiler içerisinde.

Başta söylediğim gibi, ilk Genel Başkan’ımız Hikmet Kıvılcımlı’nın teorik tespitleri ışığında bu ülkedeki gericilik tehlikesine, Ortaçağcılık tehlikesine hep dikkat çektik. Ama kendilerine “ilericiyim, sosyalistim” diyenler de aynı aymazlık içerisine girdiler ve böylece tehlikeyi yeni yeni itiraf eder hale geldiler.

Bugün de duyduk, birileri, kendisine komünist diyen birileri, artık laiklik savunusu yapan yürüyüşler yapacakmış. Ne diyelim, ancak seviniriz yanlışlarını görmüş, doğru yolu kavramışlarsa.

Fakat bu ülkede gerçek anlamda laikliği, gerçek anlamda Demokratik Halk Cumhuriyeti’ni savunan biricik parti Halkın Kurtuluş Partisi’dir.

Bu Cumhuriyet’i kuran partinin yani CHP’nin bugün gelip koltuklarını işgal edenler de aynı ihanet içindedirler. Onlar da cemaatlerden, tarikatlardan oy beklemek için onlara göz kırpmaktadırlar.

O nedenle her bayramda, her ulusal bayramda Anıtkabir’e, Mustafa Kemal’in huzuruna gidiyoruz. Fakat son 3 yıldır Mustafa Kemal’in bu sözünü, “Bağımsızlık Benim Karakterimdir” sözünü ve kalpaklı Mustafa Kemal’i yasaklıyorlar Anıtkabir’e. Bunu yasaklayanlar ya da yasaklatanlar, o emri uygulayanlar da sözde Mustafa Kemal’in askeri olduklarını iddia ediyorlar. Bu yıl da, bugün de aynı engeli çıkarttılar.

Neden?

Çünkü biz birilerinin yaptığı gibi Mustafa Kemal simsarlığı yapmıyoruz. Mustafa Kemal’in savaşçı yönünü, emperyalizmi dize getiren, ülkedeki Ortaçağcıları yeraltına iten yönünü savunuyoruz. Bugün Adana’da il örgütümüzün, partili yoldaşlarımızın çelenk bırakmasına dahi tahammül edemiyorlar.

Peki neden?

Orada da yoldaşlarımız bu metni okudu. Orada da amaçları Cumhuriyet’i kutlamaktı. Neden rahatsız oluyorlar?

Çünkü gerçek anlamda tehlikeyi gören, gerçek anlamda çözümü gösteren partiden korkuyorlar. Çünkü biz onların gerçek yüzünü teşhir ediyoruz.

 

Değerli İzmir Halkı,

Evet iddia ediyoruz. Bugün bu ülkede, gerçek vatanseverler Kurtuluş Partililerdir. Halkın Kurtuluş Partilileridir.

Halkımızın belli bir çoğunluğu, aynı Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkmadan önce vatanı değerlendirdiği durumda söylediği gibi AKP’giller’in; “hainliğinden haberli olmadığı gibi o makama ve o makamda bulunana karşı yüzyılların kökleştirdiği din ve gelenek bağlarıyla içten bağlı ve uysal.”

Yani bugün de Allah’la adam kandırıyorlar. Bugün de virüs bahanesiyle bir sürü sosyal etkinlik yasaklanıyor. Genel kurul yasaklanıyor. Ama bizim Reis her Cuma siyaset yapıyor camide…

Yine aynen o günlerde olduğu gibi, bu güruh, gerçek yurtseverleri “dinsiz, vatansız, hain, istenmez” demekte, yerli ve milli olmamakla suçlamaktadırlar.

Asıl vatansız olanlar, kendi halklarını ve yurtlarını emperyalizme peşkeş çekenlerdir, emperyalizmin işbirlikçileridir.

Asıl vatansız, Dünyayı “Bin Devletli” hale getirmeye ve gönüllerince sömürmeye çalışan, bunun için işgaller gerçekleştiren, milyonlarca insanı aç bırakan, kan döken emperyalizme uşaklık edenlerdir.

Asıl hain, burnumuzun dibinde olan Ege’deki 18 Ada’mızı Yunanistan’a peşkeş çekenlerdir. Madenlerimizi, tarım alanlarımızı, ormanlarımızı emperyalist şirketlere pazarlayan, dereleri kurutanlardır.

Asıl dinsiz, her türlü Kamu Malını iç eden, hiçbir ahlâka ve vicdana sahip olmayan ama yatıp kalkıp din alıp din satanlardır.

Asıl dinsiz, içindeki tüm canlılarla birlikte ormanlarımızı rant uğruna acımasızca yakanlardır.

Asıl dinsizler, merhametsiz, şefkatsiz, insanlık, hayvan, bitki, doğa düşmanı olanlardır.

İşte bütün bunlardan dolayı AKP’giller, Cumhuriyet Düşmanlarıdır.

 

Değerli İzmir Halkı;

Bu ülke, bu Cumhuriyet sahipsiz değildir.

Bu ülkenin gerçek sahipleri, bu ülkede gerçek vatanseverler, Birinci Kuvayimilliye şehitlerine, onun önderine, önderlerine sahip çıkıp, “Ya İstiklal Ya Ölüm!” diye yola çıkıp o yola baş koyanlardır,

Bu ülkede gerçek vatanseverler, Yörük Ali Efe Çetesi’nde elde silah Köyceğiz Kuvayimilliye Komutanı olan Partimizin Kurucu Genel Başkanı Hikmet Kıvılcımlı’nın mücadelesini devralıp yürüten, devamcısı olan Gerçek Devrimcilerdir.

Çünkü o devrimciler, önderlerinden öğrendikleri gibi “vatan aşkını söylemekten korkmaktansa ölmeyi yeğleyenlerdir.”

O vatanseverler Kurtuluş Partililerdir.

Bir karış vatan toprağı için, bir çocuğun gözyaşı için, köylünün tohumu, gençliğin geleceği, kadınların kurtuluşu, emekçinin alınteri için, Laik Cumhuriyet için, Halk için, Halkla birlikte, İkinci Kurtuluş Savaşı’nı başarıya ulaştıracaklardır.

Bu mücadelede çelenk koymaları yasaklamakla, Anıtkabir’e yasak koymalarla bu konuşmalarımız nedeniyle hakkımızda açılan davalarla bizi yıldıramazlar, yıldıramazsınız!

Kubilay Anması’nda, Ortaçağcıların katlettikleri Kubilay Anması’ndaki konuşmamız da bunlara batıyor. Hakkımızda davalar açıyorlar. Ama niye Kubilay’a gittik, onu iddianamelerde yazamıyorlar. Demişiz ki biz “Kaçak Saraylı Reis”…

Kardeşim, oranın kaçak olduğunu Danıştay da belgeledi, elimizde kararlar var. Biz ondan dolayı yıkın burayı, burası kaçak, dedik. Mustafa Kemal’in vasiyeti Atatürk Orman Çiftliği’nin halkın kullanımına, kamunun kullanımına sunulmasıdır. Sen Fatih’in vasiyetinden hareketle Ayasofya hakkında mahkeme kararı aldırırsın ısmarlama bir şekilde, gerçek anlamda hukuka bağlı karar veren mahkemelere de uyacaksın, uymak zorundasın. Yargılasınlar her zaman, göreceğiz kim kimi yargılayacak.

 

Yaşasın Mustafa Kemal, Yaşasın Cumhuriyet!

Davamız Halkların Kurtuluş Davasıdır!

Halkız, Haklıyız, Yeneceğiz!

 

29 Ekim 2020