Çarşambayı Sel Değil, Rant Aldı…

04.10.2017
A+
A-

İçişleri Bakanlığının “Afet ve Acil Durum Yönetim Merkezi”nin resmi internet sitesindeki açıklamaya göre;

“En geniş anlamı ile insanlara zarar veren olaylara Doğal Afet denir. Başka bir ifade ile can ve mal kaybına yol açan doğal olaylardır. Afetin ilk özelliği doğal olması, ikincisi can ve mal kaybına neden olması bir diğeri ise çok kısa zamanda meydana gelmesi ve son olarak da başladıktan sonra insanlar tarafından engellenememesidir.”

Yukarıdaki üst düzey bilimsel(!) açıklamaları dikkate alarak; doğa olayları başlamadan önce yapılan planlamalar ve başladıktan sonra alınan tedbirleri bilimsel olarak değerlendirip, yöntemlerimizi belirleyebilirsek, can ve mal kaybını ortadan kaldırabilirsek doğa olaylarının afet olma niteliğini de ortadan kaldırmış oluruz.

Başlıca doğa olayları;

1- Deprem

2- Heyelan

3- Yanardağ Patlamaları

4- Sel

5- Çığ

6- Tufan

7- Kuraklık

8- Orman Yangını

9- Hortum’dur.

Ülkemizde, Coğrafi Konumuna göre, volkanik patlamalar ve tufan dışında kalan tüm doğa olayları görülebilir. Şu andaki bilimsel gelişmelere göre, deprem dışındaki tüm doğa olayları önceden bilinebilir (depremin de bir bölgede belirli bir zaman aralığında meydana gelme olasılığı ve olası şiddeti hesaplanabilir), bir kısmı önlenemez ama hepsi için tedbir alınabilir.

Şehirleşmenin en önemli şartı; İmar Planlarının halkın ihtiyaçları doğrultusunda, bilimsel verilere dayalı olarak oluşturulmasıdır. İmar planlarında nüfus yoğunluğu ve planlanan nüfus artış miktarına göre; konut, sanayi, eğitim, sağlık, ibadet alanları, parklar bahçeler, yollar, spor tesislerinin konumu, sayısı ve büyüklükleri stratejik olarak planlanabilir.

Nüfus yoğunluğu dağılımına göre; yerleşim alanlarından yollarının şerit sayısına, halkın dinlenebileceği park bahçelerin büyüklüğünden sağlık tesislerinin konumuna, çöp arıtma alanlarından kente su, gıda enerji sağlayacak arterlere kadar tüm kent planlanabilir. Hatta kent içi göç (işyeri alanlarından konut alanlarına günlük göç) yoğunluğu azaltılarak ulaşım, enerji ve zamandan tasarruf edilebilir ve trafik yoğunluğu düşürülebilir.

Yüzyıllardır gelişen mühendislik bilimi, insanların rahat ve güvende yaşaması için büyük bir birikime sahiptir. Örneğin dünyadaki fay hatları bilinebilmekte ve her an hareketleri incelenebilmekte ve hangi aralıklarla deprem olma olasılığı taşıdıkları bilinmekte; sönmüş ve aktif tüm yanardağlar bilinmekte; yanardağların kabuklarının hareketleri anlık ölçülmekte; tüm heyelan riski taşıyan bölgeler; tüm dere yatakları ve maksimum su taşıma miktarı hesap edilebilmekte olup, meteoroloji bilimi de; fırtına, hortum, yağış rejimini önceden tespit edebilmektedir. İnsanlığın doğa ile iç içe yaşaması için bilim birçok bilinmezliği çözmüş ve çözmeye devam etmektedir. Mevcut planlama bilgimiz ise bu bilimsel gelişmelerin ışığında doğal yaşama, ekolojik dengeye en az zarar vererek ve insanlığın can ve mal kaybını en aza indirerek yaşam alanları kurmamızı sağlar.

Bu yaşam alanlarının kurulabilmesi için bilimsel verilere ve tecrübelere dayalı imar planlarının hayata geçirilmesi ve insan odaklı sürdürülebilir kentsel politikalar üretilmesi gerekmektedir. Ancak ülkemizdeki imar planlama metodu ve kentsel politikalarımız, bilim dünyasında yeni çığırlar açtı(!) Bilim dünyasının halen anlamakta zorlandığı metodumuzun adı Rant Metodudur

Rant Metodunun genel özelliklerini inceleyelim:

 

1) Üstün ve Hızlıdır

İmar planları öncelikle kalkınma ve bölge planlarına uygun olarak 5-10-25 yıllık master planlar üzerinde uzun vadeli yapılırlar. Rant Metodu o kadar “üstün” ve “hızlıdır” ki, imar planları en güncel bilimsel gelişmelerin dahi yetişemeyeceği bir çabuklukla, bir günde bir ilçe meclisi kararı ile değiştirilebilir. Doğa bile bu hıza şaşakalır. Dere yatağı dere yatağı olmaktan çıkartılabilir, su havzaları bir gün kendilerini havalanı arsası olarak buluverir. Egemen sınıfın ihtiyacına göre anlık değişim gösteren Rant Metodunda bir günde Parklar, AVM olabilir, ya da imara açılmaması gereken yerlere Rezidans kondurulabilir.

 

2) Çözüm Odaklıdır

İmara açılması yasak olan ormanlık alanlar, SİT alanları vb. alanlar var ise bu sorunların çözümü tam Rant Metodunun dişine göredir. Şehir içinde ormanlık alanı imara mı açmak istiyorsunuz? Trafik sıkışıklığını bahane ederek “Yol Yapacağız Yol” diye yüksek sesle bağırarak, önce duble yollar, sonra onlara bağlantılı imar parselleri yapabilirsiniz (Ankara Şehir Hastanesine yol yapacağız diye, ODTÜ ormanlarının katledilmesi en güncel örneklerden biridir).

Tabiî yol yaparken bir anda imara açamazsınız. Onların da çözümleri metodumuzun içinde saklıdır. 50 metrelik yol yapacaksanız, 250 metre şeritvari kamulaştırma yaparsınız, sadece yolun sağına soluna yüksek katlı bloklar dikersiniz bu kadar dersiniz, 5 yıllık imar planlaması içine katarak Parsel Parsel satarsınız.

Rant Metodunun hizmetleri bunlarla da sınırlı değil tabiî ki; şehir dışındaki ormanlık alanları da imara açmak, otel zincirleri kurmak isterseniz hemen başka bir doğal afetten yardım ister, Orman Yangınları başlatabilirsiniz. Yangın olan ormanda bir daha ağaç yetişmeyeceğini öngören metodumuza göre artık beton bloklar dikebilirsiniz.

SİT alanlarına ise genel çözüm bulan metodumuz; tüm arkeolojik verileri “çanak çömlek” statüsüne sokarak ya da geçici ahşap yapı ya da ağaç ev adı altında turizmden gelecek rantı da üzerine ekleyerek, inşaat sektörünün önünü açabilirsiniz.

Bu denli çözüm odaklı olan Rant Metodu, ülke ekonomisine büyük katkı sağlayan inşaat sektörünün gelişmesinde büyük rol oynamaktadır. Ülkemizde Rant Metodunun çözemediği hiçbir konu kalmamıştır.

 

3) Gelişime ve Değişime İnanır

20 sene önce imara açılmış müstakil 2 kata imarlı Kupon-Kelepir yerler var ise “Kentsel Dönüşüm” kapsamında buraların imar planları eskisinden tamamen farklı, 20 kata kadar imarlı planlar olarak değiştirilebilir. Bu yeni imar planı, çevresindeki diğer imar planları içinde eğreti kalabilir. 4 ailenin yaşadığı alana 120 aileyi sıkıştırabilirsiniz; bir aileyi 5 kişi hesap edersek (anne-baba+3 çocuk (zorunlu(!)), 20 kişinin yaşadığı alanda 600 kişi yaşayacak olup; trafik sıkışıklığı, yaşama alanı çevresindeki sağlık, eğitim, park ve bahçelerin yetersizliği gündeme gelecektir. Hiç sorun değil; Rant Metodu yine imdada koşar, ilgili belediyeler o bölgelere yeni dolmuş hatları ihale eder, ortaya çıkan park sorunu ise hiç dert değildir. Ufak bir ücret karşılığında otopark mafyasına ya da belediyenin ihale ettiği otoparkçı “beyefendilere”, arabanızı gönül rahatlığı ile teslim edebilirsiniz.

Rant Metodu ile oluşturulmuş imar değişikliklerini her yerde görebiliriz; örneğin Ankara’da Anadolu Bulvarının bir tarafı Karşıyaka Mezarlığı diğer tarafı ise OSTİM Sanayisidir. Bu bölge Macun Deresi güzergâhı olup dere yatağına paralel tarım arazileri bulunmaktaydı. Tek tük kalan tarım arazilerinin yerini, İstanbul Yolu-Çevre Yolu arasında yapılan 20-30 ve 40 katlı rezidanslar aldı.  5000 konutluk dev projeleri reklam panolarından görüyoruz. Gözünü kâr hırsı bürümüş inşaat firmaları, kepçeyle alıp kaşıkla veriyor. Ama o kaşıktakini öyle bir afişe ediyor ki, kârdan bağımsız, sadece bizim için “Doğal” yaşam alanları oluşturuyor mübarekler.

 

4) Güçlüdür-Mafyatiktir

Rant Metodu yeni ortaklıklar doğurur ve insanları kendi ekseninde bir araya getirir. Mesela Ankara ve/veya İstanbul’daki bir tarafı 3 katlı, bir tarafı 50 katlı bölgeleri ya canlı canlı ya da en azından televizyonlardan görmüşüzdür. İşte bu Rant Metodunun bir mucizesidir. Öncelikle, imar planı değişikliği yapmak isteyen bir sermaye gelir. Bu sermaye bazen öyle büyüktür ki, “Katar Katar” akarak gelir. İster ki 3 katlı “çirkin” binalar gitsin, 30 katlı “modern” bloklar gelsin… Sonuç olarak ağ örülmeye başlanır; ilçe belediyesine bu zor imar planı değişikliği için büyük bir yem verilir, tabiî verilen bu ihsan, rantı küçültmemelidir. 30 kat, oldu mu size 40 kat.  Ama durun, sırada Büyükşehir belediyesi vardır. Oradaki çeşitli partilerden derleşik kamu malı aşırıcı hainler topluluğu da kendi payını isteyecektir… 40 kat, çıktı mı 50 kata… Ve Rant Metodunun sihirli değneği ilgili parsellere dokunarak; 3 katı, 30 kat, 30’u 40, 40’ı 50 katlı gökdelenlere çeviriverir.

Rant Metodu ne kadar güçlü ve paylaşımcı olursa olsun “keskin sirke küpüne zarardır” misali, bazen sevenlerin arasını açabilir.  Örneğin Ankara Büyükşehir Belediyesi ile Pursaklar İlçe Belediyesi arasındaki imar planlarındaki Rant eksenli çatışma, artık çok da özgün sayılamayacak bir sonuç doğurmuştur…

İmar planlarımız bilimsellikten ne kadar uzak olursa olsun, en azından tek bir imar planı olması gerekir öyle değil mi?..

Ama Rant odaklarının çıkar çatışmaları, bu beklentiyi bile boşa çıkartıyor. Çığır açan Rant Metodu, örneğin Ankara’nın Pursaklar ilçesinde iki farklı imar planı ile karşımıza çıkıyor. Pursaklar ilçesinin hazırladığı imar planına göre parseller sahiplerine dağıtılmış ve yeni imar yolları açılmıştı. Ancak Büyükşehirin Rant Metoduna ters düşen bu plan, İl (Büyükşehir) Meclisi kararı ile iptal edilip tekrar yapılmıştır. Pursaklar belediyesinden aldığınız imar planında arsanız konut alanı olabilir ama Büyükşehirin imar planında aynı parsel; yol, sağlık veya eğitim tesisi olabilir.

Rant Metodu güçlü olduğu gibi, bu metodu kullanacak kişilerin de en güçlü kişiler olması gerekmektedir. Sıradan bir ilçe belediye başkanı, büyükşehir belediye başkanına danışmadan Rant Metodunu kullanamaz. Büyükşehir belediye başkanı da daha yukarılara sormadan kullanamaz. Bu yüzden de metodumuz Mafyatiktir. Mutluluk paylaştıkça artar ilkesiyle bütünleşen metodumuz, paylaştıkça Rant ekseni genişler. Metodumuzun kullanım kılavuzunda, hiyerarşinin ne kadar önemli olduğu belirtilmektedir.

 

5) Felsefesi; “Her Yeri İmara Açın”

Yukarıda da bahsettiğimiz gibi, Çok Güçlü olan bu metot, gücünü değişim ve gelişimden alarak hızlı bir şekilde çözüm odaklı çalışır. Rant Metodunu durmadan çalışan bir makineye benzetebiliriz. Durmak dinlenmek onun doğasına aykırıdır. Durduğu anda, bu metodun içinde yaşamını sürdüren Rant yöneticileri ve taşeronları, domino taşları gibi devrilirler. Çünkü tüm sistem; yeni imar planları, yeni inşaat planları, yeni har(a)ç politikaları üzerine kurulmuştur. Ne kadar büyük imar planları, o kadar çok inşaat ve o kadar çok rüşvet.

Birbirine bağlantılı bu üç bilinenli denklemin sistemi şöyle işler; öncelikle yeni imar yerlerinin nereye açılacağını Rant yöneticileri bilir. Tüm kadastro parselleri önceden gidip alınır. Alım işlemi tamamlandıktan sonra, Rant Metodunun hızlı olma özelliğini kullanarak hemen imar planları hazırlanır, ya da daha önceden hazır olanlar ortaya çıkarılır… İmar yolları açılır, altyapılar kısmen döşenir. Bir anda şapkadan, şehrin merkezinde ama doğa ile iç içe, metroya yürüme mesafesinde, emlak piyasasının kalbinin attığı 5 yatırıp 100 kazanacağınız yaşam alanları oluşur.

Bu yeni alanları oluşturmanın koşulu vardır. Sanmayın ki koşulsuz, şartsız şurtsuz olur bu işler. Yöntemimiz pratik olduğu için, her konuda olduğu gibi, bu konuda da sahiplerini yormaz. Metodun tek bir koşulu vardır. O koşul da; Ülke üzerinde herhangi bir toprak parçası olma koşuludur. 783.562 km²  alana sahip ülkemizde daha uzun yıllar bu metodun devamını sağlayacak alan bulunmaktadır.

Bu alanların ormanlık alan olması, SİT alanı olması, birinci sınıf tarım arazisi olması, özellikle de bugünlerde yaşadığımız sel baskınlarına neden olan dere yatakları olması hiç önemli değildir. Edirne’den Kars’a, Adana’dan Samsun’a kadar ayrım göstermeden selam gönderen TV programları gibi, Rant Metodumuz Ormanlık alanlardan SİT alanlarına, dere yataklarından tarım arazilerine kadar hiçbir ayrım yapmaz, yapamaz. Yerküre üzerinde ayrım yapmadan çalışan Rant Metodumuz bu denli çağdaş ve ayrım yapmaktan uzaktır.

Gün geçtikçe değişen ve gelişen ülkemizde, Rant Metodumuzun da kendini geliştirip daha farklı özellikleri bünyesine katacağından hiçbir şüphemiz yoktur. Bu kadar üstün özellikleri olan Rant Metodunun her güzel şeyde olduğu gibi; sağlığımıza kavuşmamızı sağlayan ilaçlar da bile olan bazı yan etkileri olacaktır. Yanlış anlamaya mahal vermek istemeyiz, bu yan etkiler kesinlikle ve kesinlikle Rant musluğunun başını tutanlar için değildir. Kısa vadede egemen sınıfın tüm sorunlarını çözen metodun yan etkilerine de ezilen halkımız katlanmak zorunda kalır.

Son zamanlarda basit bir doğa olayının Sel felaketine dönüşmesi de bu Rant Metodunun yan etkilerinden biridir.

Şehir merkezlerinin içinde bulunan küçük şantiyelerin yerini, şantiyelerin içindeki büyük şehirler aldı. Maddenin korunumu yasasına da inanan Rant Metodu, inşaat artığı hafriyat topraklarını okus pokus ile yok edemeyeceğini bildiği için, bu malzemeleri en uygun yerlere bırakıverdi: Dere Yatakları ve Ormanlık alanlar seçildi. “Her yeri imara açın” ilkesi ile tüm dere yataklarının imar alanı olarak belirlenmesinin yanı sıra, hafriyat döküm alanı olarak da kullanılan dere yatakları; yoğun yağışlarda toplama görevi işlevinden uzaklaşmış görünüyordu ya da öyle zannediliyordu. Kendini kandıran Egemen Sınıf, Doğa Anayı da kandıracağını düşünüp her şey de olduğu gibi, bu konuda da yanılgıya düştüğünü son günlerde yaşadığımız örnekleri ile görmüş durumda. Bu imar cinayetlerinin ne denli büyük bir sorun olduğunu anlamak için en yakın DSİ Bölge Müdürlüğüne gidip yaşadığımız bölgedeki havza planlarına bakarak, 500 yıllık yağış eğrilerini inceleyerek, nasıl bir tehlike ile karşı karşıya olduğumuzu anlayabiliriz. Aslında Rant Metodu da biliyor bunların başına geleceğini, kendini kandırmıyor, doğası gereği; devamlılığını sağlamak için görmezden geliyor.

Rant Metoduna göre canınızın ve malınızın sular altında kalmış olması; takdir-i ilahidir.

Siz doğduğunuzda şehrin ortasında boğulacağınız alnınıza yazılmıştır. Sabah yürüyerek veya otobüs ile gittiğiniz işinize akşam kayık ile dönebilir, 5. bodrum katta olan eviniz sel suları ve kanalizasyon hatlarının taşıyamadığı sular ile dolmuş olabilir. Tabiî eğer kaderinize razı olmak istemiyorsanız, bu Rant Metodunu kullanan Parababalarının bankalarına gidip evlerinizi ücreti mukabilinde sigortalatabilirsiniz. Yani Rant Metoduna bir kere bulaştıysanız, onun vaatlerine mecbur kalırsınız; selden korunmak için paranız varsa sigorta şirketlerine, paranız yoksa da Yaradan’a sığınabilirsiniz.

Rant Metodu; aktif çalışan dere yataklarının imar parsellerine yer açılması için daraltılması, aktif çalışmayan, sadece yoğun yağışlarda toplama görevi gören dere yataklarının tamamen kapatılması ile; SelDoğal” Afetine neden olur.

Kızılırmak, Yeşilırmak gibi nehirlerde bir gün su akışı olmasa aynı gün egemen sınıf bu nehir yataklarını imara açıp yapılaşmaya girebilir.

Yapıların zarar görmesi sorun değildir. Rant Metodu dedik ya; hiç durmaz, daha sağlam yapılar yaptığını iddia eden yeni sermayedarlar türeyiverir. Altyapı ile ilgili yeni ihaleler açılır, zarar gören ya da yıkılan binalar yeniden yapılır

 Tüm bu süreç boyunca, tüm can mal kayıpları her zaman olduğu gibi yine ezilen halkımıza fatura edilir, egemenler ise aynı yıkım yapımdan keselerini her defasında daha da şişirerek çıkarlar.

Her seferinde Doğa Ananın şamarının faturasını ödeyen ezilen sınıflar, örgütlenerek egemen sınıflara şamar atmadıkça, ne AKP, ne belediyelerin başını tutmuş tüm diğer burjuva partiler, Rant Metodundan vazgeçmeyecektir.

Şehirlerimizi sele teslim etmek istemiyorsak, örgütlenip; sokakları, caddeleri, alanları sel gibi doldurmalıyız.

 

Ankara’dan

Halkçı Mimar Mühendisler